Jack London
Martin, sürekli olarak savaşı yitiriyordu. Elinden geldiğince tutumlu olmaya çalışıyor, yine de ucuz yapıtları, harcamalarını karşılamıyordu. Şükran gününde, siyah giysisi rehinde olduğu için Morselar'ın yemek çağrısını kabul edemedi. Gelmeyişinin nedeni Ruth'u pek memnun etmemiş, Martin de umutsuzluğa düşmüştü. Bunun üstüne, bir şeyler yapıp yemeğe geleceğine söz vermişti. San Francisco'da, Transcontinantal'e gider, beş dolar alacağını alır ve giysisini rehinden kurtarırdı.
Sabahleyin Maria'dan on sent borç aldı. Bu parayı Brissen'den almayı yeğlerdi ama o garip yaratık ortadan yok olmuştu. Martin'in onu son görüşünden sonra iki hafta geçmiş ve Martin onu gücendirecek bir davranışta bulunup bulunmadığını boşuna düşünüp durmuştu. On sent, feribotla Martin'i San Francisco'ya geçirmeye yetmişti ve Market Sokağı'nda yürürken, parayı alamadığı takdirde ne yapacağını düşünüyordu. Oakland'a dönmesi olanaksızdı ve San Francisco'da tanıdığı hiç kimse yoktu.
Transcontinental'ın bürosunun kapısı aralıktı. Kapıyı açarken Martin içerden birinin bağırdığını işitti:
"Ama sorun bu değil Bay Ford" (Yazışmalarından Martin, Ford'un yayımcı adı olduğunu biliyordu.) "Sorun parayı vermeye niyetiniz olup olmadığı. Nakit ve peşin olarak demek istiyorum. Beni Transcontinental'ın ne geleceği, ne de gelecek yıl size kaç para kazandıracağı ilgilendirir. Benim istediğim, yaptığım işin karşılığını almak. Şunu da hemen belirteyim, para benim elime geçmedikçe Transcontinental'ın Noel sayısı baskıya girmeyecek, iyi günler. Paranız olunca gelip beni görün."
Kapıyı çarparak dışarı çıktı, sinirle Martin'in yanından geçti ve yumruklarını sıkıp, küfürler yağdırarak merdivenlerden aşağıya indi. Martin, içeriye hemen girmemeye karar verdi ve onbeş dakika kadar koridorda dolandı. Sonra kapıyı açtı ve içeri girdi. Bu onun için yepyeni bir deneydi; ilk kez bir yayımcının bürosundan içeri giriyordu. Anlaşılan bu büroda kartvizitlere hiç gerek yoktu. Bir çocuk içerdeki odaya bir adamın Bay Ford'u görmek istediğini bildirdi. Sonra geri döndü ve odanın ucundan, Martin'i çağırarak içerdeki özel odaya, yayımcının olduğu yere götürdü.
Martin'in ilk izlenimleri, odanın düzensizliği ve karışıklığı oldu. Sonra kendisine merakla bakan genç görünüşlü, sakallı, döner bir iskemleye oturmuş bir adam gözüne çarptı. Martin bu yüzün sakinliğine hayran kaldı. Baskıcının tehditlerinin onu etkilemediği belliydi.
"Ben... Ben Martin Eden'im," diye başladı söze. ('Ve beş dolarımı istiyorum, diye devam etmek isterdi.)
Ama bu karşılaştığı ilk yayımcıydı ve bu koşullar altında onu hemen korkutmak istemiyordu. Bay Ford'un "Sahi mi?" diyerek ayağa fırlamasını şaşkınlıkla izledi. Bir an sonra Martin'in elini ateşli ateşli sıkıyordu.
"Sizi gördüğüme ne kadar sevindiğimi anlatamam Bay Eden. Sık sık nasıl bir insan olduğunuzu merak ederdim."
Martin'i kendisinden biraz uzaklaştırıp, Martin'in ikinci iyi, ama aynı zamanda en kötü, yırtık pırtık, yamanamayacak durumda olan giysisine ve Maria'nın düz ütüleriyle dikkatle ütülediği pantolonuna uzun uzun baktı.
"Doğrusu, sizi olduğunuzdan daha yaşlı sandığımı itiraf edeyim. Öykünüzde öyle bir derinlik ve canlılık, öylesine bir olgunluk vardı ki. Bir şaheserdi o öykü. Daha bir iki cümle okur okumaz anlamıştım. Durun size onu ilk nasıl okuduğumu anlatayım. Ama hayır, sizi önce arkadaşlara tanıştırayım."
Konuşmasına ara vermeden Bay Ford, Martin'i daha büyükçe bir odaya götürüp, yardımcısı Bay White'le tanıştırdı. Sanki üşüyormuş gibi, eli garip bir biçimde soğuk olan, seyrek sakallı, ince ve çelimsiz bir adamdı Bay White.
"Ve Bay Ends; Bay Eden. Bay Ends bizim yönetim müdürümüzdür."
Martin, dökük saçlı, boncuk gözlü, karısı tarafından Pazar günleri düzeltilen, dikkatle taranmış beyaz sakalının yüzünün çoğunu kaplamış, genç görünüşlü biriyle el sıkıştığını fark etti.
Üçü de Martin'in çevresini sarıp, ona olan hayranlıklarından söz etmeye başladılar. Martin, onların sorunun ne olacağını bilmedikleri bir durumu geçiştirmeye çalıştıklarını fark etti.
"Bizi niye aramadığınızı merak eder dururduk," diyordu Bay White.
"Vapur bileti alacak param olmadığı için. Körfez'in karşısında oturuyorum da." Martin onlara paraya ne kadar çok ihtiyacı olduğunu anlatmak istiyordu.
"Hiç kuşkusuz," diye düşündü, "İçinde bulunduğum bu paçavralar parasızlığımı yeterince açıklıyor." Eline geçirdiği her fırsatta ziyaretinin nedenine ilişkin imalarda bulundu. Ama hayranları sanki sağırdılar. Durmadan onu övüyor, ilk gördükleri anda öyküsü için ne düşündüklerini, daha sonraki fikirlerini anlatıyor, karılarının ve ailelerinin neler düşündüklerini belirtiyorlardı ama bu hayranlıkları karşısında ona bir şey ödeyeceklerine ilişkin hiçbir imada bulunmuyorlardı.
"Öykünüzü ilk nasıl okuduğumu size anlattım mı?" dedi Bay Ford. "Elbette ki anlatmadım. New York'tan batıya geliyordum. Tren Ogden'de durdu ve bir gazeteci çocuk Transcontinental'ın son sayısını getirdi."
"Aman Tanrım," diye düşündü Martin. "Sen Pulman'la yolculuk yaparken, ben, bana olan beş dolarlık borcunuz için aç kalıyorum."
Birden öfkelendi. Transcontinental'ın kendisine yaptığı haksızlık korkunçtu. Bir anda aklına umutsuzluk içinde geçirdiği aylar, açlığı ve yoksulluğu geldi. Ve o anda duyduğu açlık, kendisine iki gündür hiçbir şey yemediğini, zaten uzun bir süredir karnının doğru dürüst doymadığını anımsattı. Bu yaratıklar soyguncu değil, iğrenç hırsızlardı. Yalanlar ve yerine getirilmeyen sözlerle elinden öyküsünü almışlardı. Öyleyse, onlara gösterecekti. Parasını almadan bürodan ayrılmayacağına kendi kendine karar verdi. Parayı alamazsa, Oakland'a dönmesinin olanaksızlığını anımsadı. Büyük bir çabayla kendini tutmaya çalıştı ama yüzündeki sinirli havayı ve karşısındakileri korkutan kızgınlığını gizleyemedi.
Eskisinden daha fazla yağcılığa başladılar. Bay Ford 'Çanların Sesi'ni ilk nasıl okuduğunu, Bay Ends ise, Alameda'da bir öğretmen olan kuzeninin 'Çanların Sesi'ni nasıl beğendiğini anlatmaya çalışıyordu.
"Neden geldiğimi size söyleyeyim," dedi Martin sonunda. "Hepinizin bu denli beğendiğiniz öykünün parasını almaya. Sanırım yayınlandığında ödemeyi vaat ettiğiniz miktar beş dolardı."
Bay Ford, her yanı durmadan kımıldayan yüzünde mutlu bir ifadeyle elini cebine atarmış gibi yaptı, sonra Bay End'e dönüp parasını evde bıraktığını söyledi. Bay Ends'in bundan hoşlanmadığı açıktı. Martin onun, pantolonunun cebine elini sokacakmış gibi kolunu büktüğünü gördü. Para'nın orada olduğu kesindi.
"Özür dilerim," dedi Bay Ends. "Ama yarım saat önce baskıcıya para verdim. Bütün bozukluğumu alıp götürdü. Bu yaptığım belki de dikkatsizce bir şeydi. Senedin tarihi henüz dolmamıştı. Ve baskıcının benden şimdiden para isteyeceğini hiç beklemiyordum."
İki adam da umutla Bay White'a baktı ama o da gülüp, omuzlarını silkti. Ne olursa olsun onun vicdanı temizdi. Transcontinental'e dergi edebiyatı öğrenmeye gelmiş ama bunun yerine sadece muhasebe öğrenmişti. Transcontinental'ın kendisine dört aylık maaş borcu vardı ve baskıcının da müdür yardımcısınca atlatıldığını biliyordu.
"Bizi bu durumda yakalamış olmanız çok kötü Bay Eden," dedi Bay Ford kendisine bir hava vermeye çalışarak. "Dikkatsizlikten başka bir şey olmadığına sizi temin ederim. Ama bakın şöyle yapabiliriz. Sabahleyin ilk iş olarak size bir çek postalarız. Bay Eden'in adresi sizde var değil mi Bay Ends?"
Evet, adres Bay Ends'de vardı ve yarın sabah ilk iş olarak çeki postalayacaklardı. Martin bankalar ve çekler konusunda pek bir şey bilmiyordu ama parayı bugün kendisine vermemeleri için hiç bir neden göremedi.
"Öyleyse anlaşıldı değil mi, Bay Martin? Yarın size çeki postalayacağız."
"Benim bugün paraya ihtiyacım var," dedi Martin inatla.
"Bu kötü koşullar altında... Keşke bize başka bir gün gelseydiniz," diye kekeledi Bay Ford, ama sabrı tükenmeye başlayan Bay Ends onun sözünü kesti.
"Bay Ford size durumu anlattı," dedi sert bir sesle. "Ben de anlattım. Çeki yarın..."
"Ben de size anlatmaya çalıştım ki," diye onun sözünü kesti Martin, "Paraya bugün ihtiyacım var."
Yönetim müdürünün sertliği onu öfkelendirmişti; gözlerini ondan ayırmadı. Çünkü Transcontinental'ın kendisine ödeyeceği paranın onun cebinde olduğunu biliyordu.
"Ne yazık ki..." diye konuşmaya başladı Bay Ford.
Ama o anda, sabırsız bir hareketle Bay Ends, dışarı çıkmak istiyormuşcasına arkasını döndü. Aynı anda Martin onun üstüne atladı, ve tek eliyle Bay Ensd'in boynunu öyle bir sıktı ki şekli hala bozulmamış olan sakalı, kırk beş derecelik bir açıyla tavana doğru çevrildi. Bay White ile Bay Ford, yönetim müdürlerinin bir astragan halısı gibi silkildiğini dehşetle gördüler.
"Sökül bakalım paraları, seni genç yeteneklerin saygıdeğer heves kırıcısı!" diye kükredi Martin. "Sökül paraları yoksa hepsi onluk bile olsa senden çıkartmasını bilirim." Sonra dehşet içindeki iki seyirciye döndü. "Uzak durun. Karışacak olursanız, birinizin canı yanabilir."
Bay Ensd yutkunuyordu. Martin elini çekmeden, paraları çıkarmaya başlayamadı. Sayısız tehditlerden sonra pantolonunun cebinden dört dolar, onbeş sent çıktı.
"Hepsini," diye emretti Martin.
Bir on sentlik daha düştü. Martin emin olmak için paraları ikinci kez saydı. "Sıra sende!" diye bağırdı Bay Ford'a "Yetmişbeş sent daha istiyorum."
Bay Ford beklemedi, bütün ceplerini tersine çevirdi ve içlerinden toplam altmış sent çıktı.
"Hepsinin bu kadar olduğundan emin misin?" diye sordu tehdit edercesine. "Yeleğinin cebinde ne var?"
Dürüstlüğünü göstermek için Bay Ford yeleğinin ceplerini de dışarı çıkardı. Bir tanesinden aşağı bir kâğıt düştü. Bay Ford eğilip kağıdı yerden aldı ve tam cebine koyacaktı ki Martin bağırdı:
"Nedir o? Vapur bileti mi? Ver onu buraya. On sent eder. Borcunuza sayarım. Bilet de dahil şimdi dört dolar doksanbeş sentim var. Bana hâlâ beş sent borçlusunuz."
Öfkeyle Bay White'e baktığında onun kendisine bir beş sentlik uzatmakta olduğunu gördü.
"Teşekkür ederim ederim," dedi Martin hepsine birden. "İyi günler dilerim."
"Soyguncu," diye hırladı Bay Ends arkasından. "Adi hırsız," diye karşılık verdi Martin kapıyı çarparak.
Martin gururlanmıştı. Öylesine gururlanmıştı ki, "Peri ile İnci" için The Hornet'in kendisine onbeş dolar borcu olduğunu anımsayarak onu da almaya karar verdi. Ama The Hornet, birbirleri de dahil herkesi ve her şeyi soyan, traşlı, güçlü kuvvetli genç adamlarca yönetiliyordu. Bürodaki eşyaların bir kısmı kırılıp döküldükten sonra, yayımcı (eski bir üniversiteli atlet), müdürün, reklam memurunun ve odacının yardımıyla Martin'i bürodan çıkartıp merdivenlerden aşağıya fırlatmayı başardı.
"Yine gelin Bay Eden; sizi görmekten memnun olacağız," diye güldüler üst kattan.
Martin ayağa kalkarken homurdandı.
"Of be!" diye mırıldandı. "Transcontinental'dakiler süt kuzularıydı ama siz profesyonel boksörsünüz."
Bunu yine kahkalar izledi.
"Bir şair olarak Bay Eden," diye bağırdı The Hornet'in yayımcısı, "sizin de bizden aşağı kalmadığınızı söylemeliyim. Bu sağ kroşeyi nerde öğrendiğinizi sorabilir miyim?"
"Sizin şu yarı Nelson vuruşunu öğrendiğiniz yerden," diye karşılık verdi Martin. "Gözünüzün moraracağından eminim."
"Umarım boynunuz tutulmaz," dedi yayımcı. "Gidip hep birlikte bir içki içmemize ne dersiniz? Boynunuzun değil, şu ufak dövüşün şerefine tabii."
"Gözünüz morarmazsa, paralar benden," diye kabul etti Martin.
Böylece soyguncularla soyulanlar bir arada içki içtiler. Dövüşü güçlü olanın kazandığına, 'Peri ile İnci'nin onbeş dolarının The Hornet'ın yazı işleri kuruluna ait olduğuna karar verdiler.
Jack LONDON / Martin Eden/ Karınca Yayınları 33. bölüm Sayfa 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, Çeviren: Karınca Yayın Kurulu
Martin Eden'ı orta okuldayken halk kütüphanesinden edinip okumuştum. Geçenlerde yolum üstündeki bi kitapçının %50 indirimle sattığı kitapların arasında görünce fiyatı aklımı çeldi ve satın alıp yeniden okumak istedim. İyi ki öyle yapmışım. Çocuk okumamda esas oğlan kızı ne zaman öpecek merakıyla sayfaları hızlı hızlı devirmişliğimi böylece anlamış oldum.
Kalabalık ve yoksul bir aile olmamıza rağmen o zamanlar Martin'in yaşadığı geçim sıkıntısını hiç anlayamamışım. Pek çok şeyi anlamadığım gibi. Yeni okumamda altı çizilecek çok satır vardı. Yazıldığı yıl olan 1909'dan bu yana değişmeyen ne çok şey olduğunu da hayretle farkettim.
Kitaptan seçtiğim bir bölümü Derkenar okuyucularıyla paylaşmak istedim.
İlknur Karakuş
Düşünenlerin düşünceleri
Jack London'ın Martin Eden'i tıpkı Demir Ökçe gibi materyalist anlayışa dayanıyor. Jack London, Gorki gibi bir tarza sahip, fakat onları ayıran özellik London'un daha açık ifadeler kullanması. Martin'in yaşadıkları toplumsal evrime bir ölçüt olabilir.
ddiskra - 17 Mayıs 2007
Sevgili okurlar; ben bir Jack London hayranıyım ve onun yaratmış olduğu buck kahramanını da kendime benzetiyorum. Sevgi dolu ama hırslı, gözü kara ama vicdanlı bir yapıya sahiplik... Fırtına öncesi sessizlik gibidir onun kitaplarındaki konular... Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş ve en sevdiğim bir diğer kitabı ise Sevginin Katıksızı'dır okumanızı tavsiye ederim... Sevgiyle kalın...
Ecem Eraslan - 2 Kasım 2007 (12:09)
Jack London'a ait kitaplardan bende en derin iz bırakanları Martin Eden ve Vahşetin Çağrısı'ydı. Özellikle Martin'in kitabın sonundaki intiharı beni her zaman büyülemiştir. İşin ilginç yanı Jack London'unkendisinin de intihar etmiş olması. Jack belki de kendi romanında kendi ölümünü kurgulamıştı. Son olarak, London'un kitapları okumaya değer, öneririm.
Ömer Yıldırım - 25 Kasım 2007 (10:50)
Ben de ilkokul 8. Sınıf öğrencisiyim. Kitabı şu anda okuyorum. Türkçe oğretmenimiz tavsiye etti. 65. sayfaya kadar geldim. Herkes kitabın sonunun çok güzel olduğunu söylüyor, ama bence ilk 7-8 bölüm oldukça sıkıcı. Ordaki betimlemeler filan kalemin gücünden kaynaklanıyor ama ağır bi dille yazılmış.
İrem - 27 Aralık 2007 (21:31)
Benim de şu an okumakta olduğum bir kitap Martin Eden. Okumakta biraz geç kalmışım gibi hissediyorum. Kitabın en güzel yanı bu denli hayal gücü yüksek olan insanların düşüncelerine ve hedeflerine rehberlik etmesi. Daha sonuna gelemediğim için bilemiyorum ama Martin dediğiniz gibi intihar ederse üzülürüm. Gerçekten. Belki de her intihar olayı gibi onun intiharı da ruhun çığlığının artık dışarıya ulaşmasından kaynaklanacaktır, kim bilir belki de artık hafızasında hayale yer kalmadığından...
Gülçin Çalışır - 28 Ocak 2008 (12:34)
Bu kitabı bir düşünüş veya akımların etkisinden sıyırıp bir insan gibi görmediyseniz ve kitabı okurken içinizdeki dürtülerle birşeyleri savunup yazar hakında yorumlar mı? Sorgulama anahtar kelime bu daha başka nasıl anlatılabilir hayatı bir aşk ideallerini bile onun gölgesinde oluşturmuş bir adamın görüşleri değildi beni ona yakınlaştıran nasıl bu kadar evrensel birşeyi kutsallaştırıp taparcasına onun uğruna feda edip, ardında sadece değeri gününde anlaşılmayan tozlu ve bol pullu sayfalar zarflar belki de kitaplar bırakıp. Peki ondaki boşluk yaptığı şeyleri bir hiç uğruna yaptığını öğrendiğindeki ruhsal çöküntünün ödülü o müthiş aşkın, o haykırış tırmanışların, o fedakarlığın, o emeğin çalışmanın ve kendini dile getirecekken ki kimsenin onu algılamadığı müthiş düşünceler teoriler ödülü evet ödülü koca bir yalan. Ölüm...
Bilge - 26 Şubat 2008 (01:47)
Yukarıdaki yorumun sahibi olan Bilge kişiye hayran kaldığımı belirtmek isterim. Ancak, ne kadar ıkındıysam da yazdıklarının tek kelimesini bile anlamayı başaramadım. Bilge olmak demek öyle bir şey. Formülünü bize de verir mi acaba bu tarz cümlelerin nasıl kurulacağının? Ya da hangi maddenin böyle güzel kafa yaptığının?
Dumurcan - 26 Şubat 2008 (09:42)
Bende Martin Eden'i okuyanlardanım. Üstelik iki defa okudum. Okuduğum en iyi kitaplardan biridir diyebilirim. Aşkın ne kadar güçlü olduğunu ve neler yaptırabileceğine şahit oldum. Ama sonunun intiharla bitmesi üzücüydü. Ama başka çare görünmüyordu
Ali Sönmez - 11 Mart 2008 (14:02)
Martin, zengin, şaşalı eve girerken, yürüdüğü alan çok geniş olmasına rağmen eşyalara çarpmamaya çalışarak yürür. Ve her şeyin boş olduğunu anlayıp çıkılan deniz yolculuğu... Suyu hissediş, ona alışma, vazgeçme olasılığına rağmen nefesini daha da tutma... Müthiş bir başlangıç ve son. Ruth'a inanmıştı Martin, ama kadın işte...
Savaş - 21 Şubat 2009 (22:29)
Kitap Kurdu
Yazı nasıl yazılır?
Ali Türkan
Karnımız kaşınsın diye kaşıyor, ısınmak için sokuluyoruz. Daha iyi kaşıyan, daha iyi ısıtan birine yamanınca da, yallaaaah! Şimdi buradan don lastiği gibi çeker de çekerim bu konuyu ama bugün oralı değilim. Devam
Reklamsız bir dünyada yaşamak istiyorum
Necdet Şen
Bana göre reklamcı, yeteneğini, zekâsını, bilgisini piyasa düzeninin emrine sunmuş olan zararlı bir kişidir. Dünyanın sonunu getirecek olan şeyin sorumsuzca kaynak israfı olduğunu bal gibi bilir. Ama gene de meslek icabı müsrifliği telkin eder. Devam
Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!
Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
İtina ile fişleme yapılır
Ahmet Faruk Yağcı
Şu sıralarda yaşananlar işte bu vicdan sahibi subayların eseri. Kimisi bilgi fişlerini sakıt etti. Kimisi gözü dönmüş adamların kıyım yapacağını farkedip ayaklarına çelme taktı. Devam
Görünmez Adam
Alper Uzun
Belki de görünmez adam olmak sanıldığı kadar güzel bir şey değil. Tıpkı hayallerimizde yaşattığımız şeylerin gerçek versiyonlarının o kadar da tatlı olmaması gibi bir şey bu. Devam
Cevapsız sorular soran biri
Deniz Türkoğlu
Ben kaçıp gittiğim yerlerden her geri dönüşümde, onu hep aynı adreste buldum. Alışmıştım zaten. Gelir gelmez ilk önce onu arıyordum. Daha birbirimizin sesini duyar duymaz, gözünün içine bakar bakmaz, başlıyorduk gülmeye. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »