Serge Latouche
Dünyanın Batılılaşması hareketi öncelikle bir haçlı seferidir. (s. 19)
Batılı şu ya da bu gücün pek çok fethi ömürsüz olacaktır ama Batı'nın gezegene el koyması kesindir. (..) Sömürgecilik aynı zamanda doğaya tümüyle egemen olma tasarısıyla da benzerlikler gösterir. (...) Zenginlikleri ve ruhları ele geçirmenin ardından evrenin ansiklopedik bir envanterini çıkarmak gelecektir.
Yolculuk felsefe haline gelir; gözlemleri ve bilgileri üst üste yığmak, her şeyle ilgili her şeyi bilmek söz konusudur. Seferler birbirini izler. (...) Doğaya egemen olma bütünlüklü, hatta totaliter bir projedir. Kesin haritalar çıkarmak, doğal kaynakların sayımını yapmak, yerli halkların gelenek ve göreneklerini saptamak gerekmektedir. Etnografya bulunur ve genel başarıya katkısı olur, Napoleon Mısır seferine çıkarken yanında bir araba dolusu bilgin ve bilimsel araç gereç götürecektir.
Keşif yolculukları geleneğinin (...) XIX. yüzyılda bir saplantı biçiminde sürdürüldüğünü belirtelim. Yerkürenin bilinmeyen bölgelerinin fethi bir spor haline gelir. Okyanusların derinliklerini araştırmak, "çiğnenmemiş" doruklara ulaşmak, aya küçük bayraklar dikmek söz konusudur. Rekor kırma hevesi, tanıma açlığına ve zafer arayışına karışır. Hiç bir karşılık beklemeden yapılanından, en çıkar gözetilerek yapılanına kadar bu keşif saplantısı sadece Batılılara özgü bir şeydir. Everest'e tırmanmak hiç bir zaman Tibetlilerin tutkusu olmamıştır. Eski Mısırlıların ya da Çinlilerin tanıma merakı, hiç bir zaman toplu bir yarışa dönüşmemiştir.
XX. yüzyılda yapılacak keşifler stoku tükenmeye yüz tuttuğundan, rekor kitabında ancak şaşırtıcı ya da gülünç başarılara yer verilir oldu. Ama eski keşiflerin yinelenmesi inanılmaz bir biçimde kitlesel olarak satılmakta ve turistik gezi ve sportif etkinlik biçiminde programlanmaktadır. Böylece her Batılı, en azından tatillerinde bir dünya fatihi olmuştur. (s.20-21)
Gelişen iletişim araçlarının da yardımıyla, Avrupa'nın güçlü devletleri gittikçe kızışan bir rekabet içinde gezegenin "denetlenmeyen" son topraklarının üstüne üşüşür. (...) Değişik devletlerin misyonerleri, tacirleri ve askerleri yeni bölgeleri denetlemek için sert, hatta kimi zaman kanlı bir biçimde birbirleriyle rekabet ederler. Her yerde kuvvet kullanarak ya da karizma kazanarak kral olmak isteyen kâşifler, maceracılar, gurbete düşmüş askerler ortaya çıkar: Sahra imparatoru, Patagonya kralı, Kâfiristan padişahı, Moroni hükümdarı, Paskalya Adaları hükümdarı vb. Birkaç onyıl içinde dünya haritasında bilinmedik bölge kalmaz ve Beyazların habersiz olduğu topraklar ulusal-devletsel düzene ilhak edilir.
Paralı askerler silahlarını, tacirler yöntemlerini, peygamberler verdikleri mesajı değiştirmişlerdir, ama düşler hep aynıdır. Napoleon, Mısır'da İskender'in izinden yürümeyi hayal eder. X. Charles Cezayir'i alırken aklında haçlı seferleri vardır. (...) Şövalye romanları yeniden okunursa, orada sömürge efsanesinin tüm hayalleri bulunabilir. Gezgin şövalyelerin kahramanlıkları denizaşırı ülkelere kadar açılır. Açık deniz çağrısı hep vardır ve akla yatkın bahaneleri hep bulunmuştur. (s.22)
Sömürgeleştirme biçimindeki Batılılaşma, Birinci Dünya Savaşı arefesinde son bulmuştur. (...) Dünyanın Avrupa sömürge yönetimi biçiminde Batılılaşması, görünüşe göre 1914'de tamamlanır. Gerçekte tüm gezegen Beyaz adamın denetimi altındadır... (...) Karikatürize edersek, bu ekonomik örgütlenme, Avrupa'nın evrenin fabrikası, dünyanın geriye kalan ülkelerinin de hammadde ve basit ürünler levazımcısı olduğu bir örgütlenmedir. (s.25)
Dünyanın Batılılaşmasının hoyrat ve beceriksiz bir biçimi olan emperyalizm, yaşlı Avrupa'nın iç çelişkilerini ihraç etme girişimidir. (s.27)
Sömürgelikten kurtuluşla birlikte Batı'nın tekmeyi yiyen misyonerleri sahnenin önünü terk ettiler ama "Beyaz, sahne gerisinde kaldı ve ipler onun elindeydi." (...) Bu egemenlikte yeni aracılar bilim, teknik, ekonomi ve bunların üstüne kurulu olduğu düşsellik, yani gelişme değerleridir.
Aslında çok ince olan, ama grup, aşiret, kast ortak bilinci üstüne kurulu uygarlıklar, Batılı insanla temas edince silinip gitmiştir. Bu, Batılının ateşli silahı ya da atı olduğundan değil, kendisini dış dünyadan koparıp dünyayı kendi iç alemine taşıyabilen farklı bir bilinç haline sahip olmasındandır. (..)
Her alanda saplantılı bir biçimde başarılı olma arayışı, örgütlenme tarzlarında olsun, teknikler ya da ürünlerde olsun gücünü pekiştirebilecek her türlü yabancı unsuru anında bünyesine almasını sağlar. (...)
Bureau'nun dediği gibi, "On dakikada on kilometre yükseğe çıkan yüz tonluk makineler yapabilince, tekerleği icat etmemiş olanlar üzerinde hak sahibi olunabilir: İtiraf ediniz ki, biz buna inanırız." (...) "Daha da kötüsü, ben bunu Afrikalıların ağzından duydum." Günümüzde dünyanın Batılılaşmasının gerçek gizi işte buradadır. (...) Teknik, evrensel bir inanç konusu durumuna gelmiş, yeni bir tanrısal gücün, bilimin somut sonucu ve gözle görülür varlığı olmuştur. (...)
Emperyalizm yeni tanrılar getirmiştir. Sömürge boyunduruğundan kurtulmak ve Beyazların kölesi olmanın aşağılayıcı konumundan çıkmak için, dünya halkları bazı egemenlik araçlarını özümsemek, hasımla özdeşleşmek ve onun gücünü arzulamak zorunda kalmıştır. (...) Tüm dünyada tekniğe tapılması, ulusları ve insanları, sızıldanmadan onun buyruklarına uymaya hazırlamaktadır.
Sömürgeleştirme, dünyanın en ücra köşelerine kadar bütün bölgelerinin ekonomik yapılarını köklü bir biçimde altüst etti. Bütün halklar dünya pazarının işleyişinden etkilendiler ve uluslararası işbölümüne katıldılar. (...) Artık tek değişiklik "makine"nin dayattığı değişikliklerdir. Antillerin "rolü"nün sonsuza dek şeker üretmek olduğunu söyleyen hiç bir ilâhî yasa yoktur. (...)
Böylece kalkınma tutkusu evrenselleşir. Kalkınma, Batı tüketim modeline, Beyazların büyüsel gücüne ve bu yaşam biçimine bağlı bir statüye duyulan özlemdir (...) Gelişmeye özlem duymak, bilime inanmak ve tekniğe saygı göstermek demektir ama aynı zamanda, büsbütün Batılılaşmak amacıyla, daha da Batılılaşmış olmak için kendi hesabına Batılılaşmayı talep etmek demektir. (s.30-33)
Haber pazarı hemen hemen dört ajansın -Associated Press ve United Press (ABD), Reuter (İngiltere), France-Presse (Fransa)- tekelindedir Dünyanın bütün radyoları, bütün televizyon kanalları, bütün gazeteleri bu ajanslara abonedir. Dünya haberlerinin %65'i ABD kaynaklıdır. (...)
Bu haber akışının, alıcıların arzularını ve gereksinimlerini, davranış biçimlerini anlayışlarını, eğitim sistemlerini, yaşam tarzlarını "bilgilendirmemesi" olanaksızdır. Bu sinsi propaganda, aşırı gelişmiş toplumların kabına sığmaz canlılığına tanıklık eden, karşı koyulmaz bir "bağış"tır, ama bu iletilerin edilgen alıcılarında her türlü kültürel yaratıcılığı boğmaktadır.
Artık insanlık topyekün hıristiyanlık çağında ve Greenwich saatini temel alarak yaşamaktadır. Bunun ne anlama geldiği üzerinde hiç durulmaz. Elbette başka çağlar da vardır: İslâm için Hicret, Budistler çağı ve daha başka çağlar. (...) Ama bu gözalıcı ve folklorik kalıntıların, uçakların kalkış saati üstünde pek bir etkisi yoktur. "Teknik" zorlamalardan dolayı, örgütlenme tek bir sisteme göre işler. (...)
Bunun sonucu, yaşam ve düşünce tarzlarının olağanüstü birörnekleşmesi ve genel bir benzeşmedir. "Ülkeler arasındaki sınırları kaldıran" uçaklar ve havalimanları dünyasında, her renkten ve ülkeden, aynı biçimde giyinmiş, aynı uluslararası oteller zincirine inen, uluslararası dil İngilizce'yi konuşan, uluslararası mutfaktan yiyen insanlara rastlanmaktadır. Bu uluslarötesi Jet Sosyete'nin gezegenin en ücra köşelerinde bile bazı uzantıları bulunur. Yeni Gine'nin yüksek yaylalarında bir transistörlü radyodan New York'da moda olan son şarkı işitilebilir. Güneydoğu Asya cangılının derinliklerinde Coca Cola içen bir köylüye, Afrika'nın çalılardan yapılmış bir köyünde yerli bir zatın kullandığı Toyota'ya rastlayabilirsiniz. (...)
Onlar, kerpiç yerine bağtaşları, saman çatı yerine ondüle levhalar, petrol lambası yerine elektrik, fetişler yerine elektrikli ev eşyaları ve bilginler getirmeyi hayal etmezler mi? Bunu isteseler de, en güçlü uyduların gözü en küçük hareketlerini gözlerken ve kulakları en mahrem konuşmaları kaydederken evrenin birleşmesinden kurtulabilirler mi?
Bitmiş dünya çağı pekalâ başladı, hem de dünyaların çoğulluğunun sonu gibi başladı. Tek bir dünya birörnek bir dünya olma eğilimindedir. Kişiler arasındaki farklılıkların gezegen düzeyinde gittikçe azalması, düpedüz Batı'nın eski düşünün gerçekleşmesidir. Kendilerini American way of life'a uyduran insanlar Thodore Roosewelt'in Dünyanın Amerikanlaşması düşünü, aynı zamanda bütün emperyalistlerin hayalini gerçekleştirmişlerdir. (s.35-37)
Bugün Batı, coğrafi olmaktan çok ideolojik bir kavramdır. Çağdaş jeopolitikada Batı dünyası, Batı Avrupa, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri ile gezegenin kuzey yarıküresini içeren bir üçgeni belirtir.
(...) emperyalizm çağı Batılılaşmanın Beyaz biçimi olmuştur.
(...) Bununla birlikte, dünyanın Batılılaşması, Batılı olmayanların Beyazlaşması olamaz. Uygarlaştırma
projesinin karşısına, hem efendi hem eşit olunamayacağı gibi çözümsüz bir çelişki çıkmaktadır. Batı'nın
Beyaz ırkla tanımlanması, dünyanın Batılılaşmasını, onu sömürgeci projede köleleştirmeye indirger. Kuşkusuz,
çağdaş Batılılaşmanın daha kurnazca biçimleri içinde unutulmaması gereken derin bir Batılılaşma gerçeği
vardır. Yine de gezegenin üstün bir ırka boyun eğmesi, teşhis ettiğimiz asimilasyon ve birörnekleşme
sürecine aykırı bir projedir. (s.41-42)
Haçın gölgesinde
... Hıristiyanlık her türlü kültürel kökenden uzaklaşmıştır. Bütün insanları (kültürlerinden kopmuş olmaları koşuluyla) bilkuvvet kabul edebilecek yetenektedir.
(...) Dünyanın Batılılaşması çok uzun süre bir Hıristiyanlaşma biçiminde gelişmiştir ve bu durum bugün de sona ermiş değildir. (...)
Protestanlığın dindışı biçimi ekonomi politiktir. Batı'nın bu dinsel zatiyetle özdeşleşmesi, sonuç olarak bir ekonomik zatiyetle benzeşmesiyle aynı kapıya çıkar. (s.43-44)
Batı, belirgin çizgisi evrensellik olan bir değerler bütünü olacaktır. (..) Kuşkusuz ekonomi politik, dinler dışında bir dindir, ama yararcılığa indirgenmiş Protestan akılcılık, etik bir ileti olmaktan çok "iş çevirmenin" görünüşte evrensel bir reçetesidir. (s.47)
Serge Latouche, Dünyanın Batılılaşması, Ayrıntı Yayınevi, (1984/1987)
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Berlin'de epey tanınan bir Yunan tavernasından bir müşteri almıştım birkaç yıl önce. Atinalı'ymış adam... Biraz muhabbetten sonra, Yunan köylülerini kastedip "bıktım bu ayılardan" demişti bana. Nedense, bir İstanbullu olarak, kendi köylüsünden daha yakın görüyordu beni kendisine. Yazar
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.