E.F.Schumacher
Bugün üretimimize yardımcı olan sermayenin bir kısmını oluşturmak için gerçekten emek harcamışızdır; ortaya bilimsel, teknolojik ve başka bilgilerden oluşan geniş bir fon, karmaşık bir fiziksel altyapı, sayılamayacak kadar çok emtia vs. çıkmıştır.
Ne var ki bütün bunlar kullanmakta olduğumuz toplam sermayenin ancak küçük bir bölümüdür. İnsanın değil, doğanın sağladığı sermaye çok daha büyüktür; oysa biz bunu sermayeden bile saymamaktayız.
İşte sermayemizin büyük bir bölümü şimdi kaygı verici bir hızla tüketilmekte; ve bu nedenle üretim sorununun çözülmüş olduğuna inanıp, böyle bir inançla davranmak intihar anlamına gelen bir yanılgı olmaktadır. (...)
Bir gelir sorunuyla değil, bir sermaye tüketimi sorunuyla karşı karşıya bulunduğumuzun farkına vardığımız an, bütün bu soruların ve yanıtların saçmalığı ortaya çıkmaktadır: Fosil yakıtları insan yaratmamıştır; yeniden devreye sokulamazlar. Bir kez tükendiler mi sonsuza dek tükenmiş demektirler. (sayfa 16-17)
Gelecekten konuşmak, ancak hemen şimdi bir eyleme yol açarsa işe yarar. Ama biz hâlâ "hiç bu kadar iyi yaşamamıştık" havası içindeyken, şu anda ne yapabiliriz ki? (sayfa 23)
Açıkça görülmektedir ki "varlıklı"lar dünyanın bir daha geri gelmeyecek olan görece ucuz ve yalın yakıt kaynaklarını soymaktadırlar. (sayfa 31)
Gandi'nin söylemiş olduğu gibi, "yeryüzünün her insanın gereksinimini doyuracak kadar verdiği, fakat her insanın açgözlülüğünü doyuracak kadar veremeyeceği" doğru olsa gerektir. Süreklilik kavramı "atalarımız için lüks olanın bizim için günlük gereksinim haline gelmesi"nden sevinç payı çıkaran yağmacı bir tutumla bağdaşmaz.
Gereksinimlerin genişletilmesi, bilgeliğin karşı-savıdır. Gereksinimlerin artması kişinin kendi dışındaki güçlere bağımlılığını artırdığından varoluşsal korkularını da büyütür. Ancak gereksinimlerin azaltılmasıyla çatışmaların ve savaşların son nedenleri olan gerginliklerde bir azalma oluşturulabilir. (...) Bilim ve teknoloji, kapılarını sağduyuya açmak, hatta sağduyuyu yapılarının bir parçası haline getirmek zorundadırlar. (sayfa 38)
Açgözlülük ve kıskançlığı etkisizleştirmeye başlamak bile zor olacaktır. Belki önce kendimiz daha az açgözlü ve kıskanç olarak; belki lüksün bir gereksinim halini almasına karşı koyarak; belki de tüm gereksinimlerimizi inceden inceye gözden geçirip basitleştirmeye ve azaltmaya çalışarak yapabiliriz bunu.
Bunların herhangi birini yapacak gücü kendimizde bulamazsak da, hiç olmazsa süreklilik temelinden yoksun olduğu gözle görülen ekonomik "ilerleme" türlerini alkışlamaktan vazgeçip, gariban damgasını yemekten korkmadan şiddete, yıkımcılığa karşı çalışanları elimizden geldiği kadar desteklesek? (sayfa 45)
Ekonomik düşünce pazara dayalı olduğu ölçüde, hayatın kutsallığını silip atar, çünkü fiyatı olan bir şeyde kutsallık olamaz. Bu bakımdan ekonomik düşünme tarzının toplumun tümüne egemen olması şaşırtıcı değildir; güzellik, sağlık, ya da temizlik gibi basit değerler bile ancak "ekonomik" oldukları kanıtlandığı sürece yaşayabilirler. (sayfa 54)
alışmak, insanın boş zamanından ve rahatından özveride bulunması demektir ki, ücretler de bu özverinin karşılığında ödenen bir tazminat niteliğindedir. (...)
İşi anlamsız, sıkıcı, bönleştirici ya da sinir bozucu duruma getirecek biçimde örgütlemek, insana karşı suç işlemek sayılır; insanlardan çok mallara değer verildiğini, sevecenlikten yoksun olunduğunu ve bu dünyadaki yaşamın en ilkel yanına ruhu yok edecek ölçüde bağlı kalındığını gösterir. (sayfa 64-65)
Özgürlüğün yolunu kapatan, servet değil, servet tutkunluğudur; zevkli şeylerin tadını çıkarmak değil, bunun için kıvranmaktır. (...)
Modern iktisatçı içinse bunu anlamak çok güçtür. O "yaşam düzeyi"ni yıllık tüketim miktarlarıyla ölçmeye alışkındır; daha çok tüketen insanın daha az tüketenden "daha iyi" durumda olduğunu varsayar. (...)
Kesilmemiş kumaşı ustaca kıvırmakla çok daha güzel bir etki yaratılabilecekken, bugün Batı'da yapıldığı gibi karmaşık terzilik işlerine girişmek çok gayrı-iktisadî olurdu. Çabucak yıpranacak türden malzeme yapmak aptallığın âlâsı olacağı gibi, bir işi çirkin, biçimsiz ya da bayağı biçimde çıkarmak da barbarlık olacaktır. (sayfa 68-69)
Yenilenemez maddeler ancak başka seçenek olmadığı takdirde kullanılmalı, kullanıldığı zaman da azami dikkat ve tutumlulukla harcanmalıdır. Rasgele veya bol keseden harcamak bir zorbalık eylemidir. (sayfa 72)
Her şeyden önce dil gelir. Her kelime bir fikirdir. Karanlık çağımız sırasında zihnimize sızan dil İngilizce ise, zihnimiz Çince, Rusça, Almanca, hatta Amerikan İngilizcesi'nin temsil ettiğinden hayli değişik birtakım fikirlerle donanmış olur. Kelimelerden sonra onları bir araya getirmenin kuralları gelir. (sayfa 98)
"Size bilginin anlamını öğreteyim mi?" der Konfiçyüs; "bir şeyi biliyorsanız bildiğinizi bilmek, bilmiyorsanız da bilmediğinizi bilmek; işte bilgi budur." (sayfa 112)
Eğitim ne işe yarar?
Sanırım Çinliler olacak, 2.Dünya Savaşı'ndan önce, bir erkek veya kadını bir yıl üniversitede okutmanın otuz köylünün bir yıllık emeğine mal olduğunu hesaplamışlardır. Yani bir üniversiteli beş yıllık eğitim görse, mezun olduğunda 150 köylü iş yılı tüketmiş olacaktır demektir. Bunu nasıl haklı gösterebiliriz?
Eğitim, bir "ayrıcalıklı yaşam için pasaport" mu olacaktır, yoksa manastıra giren rahibin yemini gibi, kişinin halka hizmet etmek için yüklendiği kutsal bir borç mu?
Bu iki yoldan birincisi, eğitim görmüş genci Bombay'ın gözde semtlerinden birine götürmekte, kendisi gibi daha bir sürü yüksek eğitim görmüş kişilerle birlikte karşılıklı övgüler düzülen bir "ayrıcalıklılar" sendikasına katılarak, ayrıcalıklıların eğitim görmemiş olan çağdaşı kitleler içinde eriyip gitmemesini sağlamaktadır...
Bu bir yoldur.
Öteki yola ise, bambaşka bir ruh içinde girilir ve bambaşka bir ereğe götürür. Bu yol kişiyi dolaylı veya dolaysız olarak kendini 150 yıllık köylü emeğiyle beslemiş olan halkın arasına götürür; onların emeğinin meyvasını yemiş olarak, o da karşılığında bir şey vermekle yükümlü duyar kendini, bunu bir onur sorunu sayar.
Sorun yeni değildir. Leo Tolstoy'un şunları yazarken değindiği, aynı şeydir: "Adamın sırtına oturmuşum, boğarcasına kendimi taşıtıyorum, ama ben hem kendimi hem de başkalarını temin ediyorum ki, (onun bu) haline çok üzülüyorum ve yükünü hafifletmek için elimden geleni yapmak istiyorum, sırtından kalkmak hariç."
İşte yüzyüze gelmemiz gereken ilk soru budur derim ben. Bir ideoloji (veya ne isterseniz deyin) kurabilir miyiz ki, eğitim görmüş kişileri ödenmesi zorunlu bir borç yüklenmiş saysın, yalnızca bir "ayrıcalık pasaportu" almış değil?
Şimdi belki bunun olanaksız olduğunu söyleyeceksiniz, ama eğer gerçekten böyleyse, herhangi bir evrensel yasadan ötürü değil, almaya istekli oldukları halde vermeye hiç de hazırlıklı olmayan insanların karakterine yerleşmiş bünyesel bir bencillikten ötürüdür. (sayfa 244-247)
Tüm öteki erdemlerin "anası" olarak tanımlanan basiret günümüzde eşanlamlı olarak kullanılan kelimelerde tam anlamını verememektedir. Hemen kullanılabilecek ve maddi yarar getirecek bir şey vaad etmeyen her şeye sırt çeviren ve değersiz sayan, yaşam karşısında küçük hesaplı, bayağı bir tavır takınışın tam karşıtı bir anlam taşımaktadır aslında.
Basiret, hakikat bilgisinin, gerçekliğe uyan kararlara dönüşmesi anlamına gelir. Şu halde, bugün basiret erdemi üzerine düşünmek, bu erdemi geliştirmekten daha önemli ne olabilir; bu erdem ki, uygarlığımızın sürebilmesi için vazgeçilmez nitelikte olan öteki üç temel erdemin yolunu açacaktır mutlaka.
İnsanlar hep şunu sormaktadırlar: "Gerçekten ne yapabilirim?"
Yanıtı şaşırtıcı olduğu kadar basittir de: Her birimiz kendi içimize bir çekidüzen vermeye çalışabiliriz. Bu çabamızda elimizden tutup yol gösterecek olan, değeri tamamen hizmet ettiği amaca bağlı olan bilim ve teknoloji değildir; insanlığın geleneksel bilgeliğindedir aradığımız yol gösterici. (sayfa 356)
E.F.Schumacher, Küçük Güzeldir, Cep Kitapları, 1973
Düşünenlerin düşünceleri
E.F. Schumacher'in batılı ekonomik anlayışı eleştirdiği, dev şirketlerin ve ileri seviyede uzmanlaşmanın verimsizliğe, kaynakların kötü kullanımına ve insanlık dışı çalışma koşullarına yol açtığını öne sürdüğü, bunun yerine yerel organizasyonlar ve kooperatif şirketleri önerdiği, bütün dünyada 700, 000 kopya satan ve 20. Yüzyılın en önemli ekonomi kitaplarından biri kabul edilen eseri.
Mehmet Gencer - 29 Aralık 2007 (15:46)
Evet okunması elzem bir kitap, özellikle kapitalist değer yargılarıyla yoğurulan İktisat Bilimi ile uğraşan iktisatçıların okuması gerekmektedir. Ve ellerini vicanlarına koyarlarsa da (sanmıyorum) AB Ülkesi olmanın bizim gibi ülkelere hiç de hayır getirmeyeceğini göreceklerdir.
Fakat ne diyelim balık baştan kokmuş...
Meryem - 2 Ocak 2008 (14:26)
Gittikçe çığırından çıkmakta olan sermayeye verilebilecek engüzel cevapları bulabileceğiniz bir kitap, kesinlikle öneririm.
Şükriye Erol - 5 Mart 2010 (22:34)
Kitap Kurdu
Senaryo: Ali Türkan
Ali Türkan
Ne meyhane, ne sosyal hayat, ne de manitalar umurumda. Günde iki defa da yürüyüşe çıktım mı, benden kralı yoktur yani. Basriye ortalıktan kayboldu; onu merak ediyorum. Aramaya çıkacağım şimdi. Sayfaya, "lezbiyenlik", Bruce Lee ve Muhammed Ali'yle ilgili üç şey yazıyorum. Devam
Köy ve Cumhuriyet
Necdet Şen
Allah esirgesin, Ziverbey köşkünün arsasına yaptırılan apartmanın bodrum katında falan ağırlarsa paşalar? Emin misiniz sizin cuntanın bu kez spor totoda 13 tutturacağına? Ya 13 Mart 1971 günü attığınız "Devrimci Ordu" manşeti gibi, bu seferki kıymetli yayınlarınız da elinizde patlarsa? Devam
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim... Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Kitle ve Terörizm
Jean Baudrillard
Doğal felâketler de aynı yönde gitmektedirler. Çünkü ancak o zaman toplumsal felâketin mitleşen dışavurumuna dönüşebilmektedirler. Ya da doğal felâket anlamsızı ya da hiç bir şeyi temsil etmeyen bir serüvendir. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »