Jennifer Toth
New York Metrosu'nun altındaki tünellerde binlerce insanın yaşadığını biliyor muydunuz? New York'un göz kamaştırıcı yaşamının bir yüzünün de bu olmadığı pek bilinmiyor. Bu Köstebek İnsanların büyük çoğunluğu tabii ki evsiz olduğu için, zorunlu kaldığından metronun yedi kat altına kadar iniyor. Ama bir kısmı da yukarıdaki "soğuk ve acımasız dünyaya" karşı yeraltında "alternatif bir dünya" oluşturmak üzere metro tünellerine geliyor ve her şeyi ortaklaşa yaptıkları bir takım komünler kuruyorlar. Haftalarca, aylarca yukarı çıkmadan yeraltında yaşayanlar olduğu gibi, her gün yukarıdaki işine gidip, akşama yeraltına dönenler de var.
(Arka kapaktan)
Seville'in Hikâyesi
Seville Williams, bütün metro ve dışlanmış insanları gibi kendine özgü bir kişi, ama kişisel hikâyesi metronun altındaki bir çok insanın yaşantısını anlatıyor.
Otuz bir yaşındaki Seville'in hikâyesi kolay kolay bir sona ulaşacağına benzemiyor. Sokaklarda yaşayan bir adamın ortalama yaşam süresi kırk beşi aşmasa da, bitmek tükenmek bilmeyen iyimserliği ile hayatının daha yeni başladığına inanıyor. Geçmişinin onu belirlemesine ya da geleceğe yönelik umutlarını kısıtlamasına izin vermiyor.
Uyuşturucu kaçakçılığından dolayı iki yıl yattığı hapishanede öğrendiği kaynakçılık mesleğinde tamgün çalışmak istediğini, kimyadan kaldıktan sonra doktor olmak istediğini söyleyip duran bir lise son öğrencisinin heyecanı ve inancıyla belirtiyor. İçindeki hüznün parlak gözlerini kapladığı anlarda, eski bir alışkanlık gibi geçmişinin, hayatını hâlâ etkilediğini anlar gibi oluyor. Sonra, diğer insanlara kol kanat germesine yol açan o muhteşem dirençle gülümsemesi yeniden eski parlaklığına kavuşuyor. Her gün Seville için yeni bir gün.
"İnanamayacağın kadar çok sayıda ölümle burun buruna geldiğim bu yerde benim için hâlâ bir amacın olduğuna inanıyorum" diyor gülümseyerek ve başını hafifçe sallayarak. "İnanmak güç. Arkadaşlarımdan çoğu –Shorty, Teather, Flacko, Büyük D- yaşamıyor artık. Bazısı, kendi istedi bunu. Bazısı ise istemedi, ama ne yaparlarsa yapsınlar öleceklerdi zaten" diyor ve sonra dişlerinin arasından tükürüğünü yutuyor. "Neden buradayım bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Yaptıkları her şeyi hatta daha da kötüsünü ben de yaptım. Kendimi öldürmeye çalıştığım anlar oldu, yani, intihar ya da onun gibi bir şey değil, ama öleceğimden emin olduğum ortamlara attım kendimi. İşe yaramadı."
Mutlu bir şekilde gülüyor, inanmıyormuş gibi ellerini kaldırarak, "Hâlâ buradayım. Neden bilmiyorum, ama bir nedeni olmalı."
Birçok metro sakini gibi Seville de uyuşturucu ve şiddetin egemen olduğu bozuk bir aile ortamından geliyor. Üzerinde yılların birikimi olan duygusal ve fiziksel yaraları taşıyor, ama bunlar berrak ve tatlı mizacını nasırlaştırmamış. Zor durumdaki herkese, özellikle de metrodakilere karşı cömertliğini sürdürüyor. Yardıma muhtaç yeraltında yaşayan bir evsizin yanından geçtiğinde durup, yardım ediyor.
"Aşağıda kendimize bakmak zorundayız, çünkü bize bakacak kimse yok" diyerek omuz silkiyor.
Seville ketum bir insan olmasına rağmen, bir o kadar da nüktedan. Yeraltı dünyasında nüktedan olabilmek bir ayrıcalık, hatta ötesinde bir şey. Metrolarda akıl sağlığını korumak açısından bir ihtiyaç. Seville'nin dediğine göre de bir sağ kalabilme tekniği.
"Gülmek zorundasın. Eğer gülmezsen kaybedersin. Bazen gülmek içinden gelmese de gülmek zorundasın, kimsenin gülmeye cesaret edemediği korkunç şeylere gülersin, sanki zihnin komik bir şey bulmak zorundaymış gibidir, yoksa kafayı yersin." Sonra ciddi biçimde konuşmaktan bıkarak gevrek bir şekilde gülüyor yeniden. "Bunu da biliyorum. Her şeyin farkındayım, başımdan neler geçmedi ki." Mutlu bir şekilde ve yaşamaktan gurur duyarak, kollarını iyice yana açıyor.
Seville nüktedanlığı ile metrolara hayat veriyor. Bir gün Büyük İstasyon'da dilenirken vatandaşın biri içinde bir dilim ekmekle yarım kilo kadar salam bulunan bir torba vermiş. Seville adama teşekkür etmiş ve torbanın içine baktıktan sonra adamın arkasından seslenmiş, "Özür dilerim bayım, biraz mayoneziniz var mı?"
Çevrede bulunanlar, torbayı veren dahil, gülmekten kırılmışlar. "Adam kendini kaybetti" diye hatırlıyor Seville. "İstasyondan çıkıncaya kadar katıldı gülmekten. Bunu yapmak hoşuma gitmişti. Hayat dediğin bu zaten."
Jennifer Toth, Köstebek İnsanlar – New York Metrosunun Altında Yaşam (The Mole People, Chicago ReviewPress), (sayfa 17, 18, 19) Çeviri: Can Polat, Aykırı Yayıncılık, Araştırma Dizisi- 7, İstanbul, 2001
Gönderen: Ahmet Büke
Kitap Kurdu
Ali'lerin Sessizliği
Ali Türkan
Yusuf'u seven kadınları da merak ediyorum. Hangisi işsiz, sokaklarda eski kitap satarak üç beş kuruş kazanmaya çalışan bir insana aşık olur acaba? Ya da şöyle sorayım: O kadınlardan kaçı, Yusuf gibilerini "gelecek vaadetmiyor" diye sepetlediler gençliklerinde? Devam
Ufaktan 'Kadirizm' durumları
Necdet Şen
Patlayan flaşları görünce, birdenbire kendini çok mühim bir kişi zannetmeye başlamış olabilirsin. O an sanırsın ki, bu memlekette bir tek sen ünlüsün, her saniye yayında olan onlarca ulusal ve yüzlerce yerel kanaldan birinde arada sırada birkaç dakikalığına görünüyorsun diye adın tarihe altın harflerle kazındı sanırsın. Devam
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Semboller ve Dil
Vahap Demir
Ve sembolleri kaybettiğimizden beri dilimizi kaybettik aslında. Ne yapsak kendimizi ifade edemiyoruz. Söylediklerimiz hep kastımızdan çok ya da az kalıyor. Bir türlü ayarı tutturamıyoruz. Bu yüzden "sözlerin maksadını aştığına" dair özrümüz bile var. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »