Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

 çetin kent

Sarıldım minik teknemin halatına

Çetin Kent


Kasabayı iskelemizde bırakıp, kıyıya paralel olarak kuzeye doğru çıkıyoruz. Pupa seyire dönünce biraz daha rahatlıyoruz, az bir yolumuz kaldı Kaynarpınar'a. Tam günbatımında, arkasını güneşe vermiş bir şehri aramak ne zor. Gideceğiniz yer orada, bilirsiniz, ama ışıklarını aynadan gözünüze muzipçe yansıtan bir çocuk olan güneş, inatla göstermez şehri size.

Gözler kamaşır, kıyıya daha da yaklaşırsınız ve, aniden bir cami kubbesi, birkaç kavak ağacı, üçbeş sandal çıkıverir karşınıza. Gözünüze ayna tutan ufaklık sizi sabırlı olmaya zorlar, son ana kadar göstermez bunları.

Kaynarpınar. Çok uzak değildi ama yakın da değildi. Arabaya atlasan gitsen şuracıkta ama denizden gitmeye kalksan "lodoslazım" bir uzaklıktaydı. Düşlerdeydi. İşi düş olanın mesaisindeydi ve işte onu da gerçeğe yamadık. İdeal düş-gerçek karışımının içine iki tutam Kaynarpınar kattık ve simyacılara nanik yaptık; düşü gerçeğe çevirme formülünü arayan, yolun başındaki bir tür simyacı olarak.

Kasabanın ufacık barınağında yer yok. Hava sertledi iyice, teknelerin arasında sığınacak yer arıyoruz. Önce rahat girilecek yerlere bakıyoruz, yok; sonra B planını uygulamaya karar veriyoruz Tweety'yle. "1,5 metrelik boşluklara bakacaksın." Bu yerlere girebilecek tekne az, yer bulamamışsak bizim için ideal aralar bunlar.

Bol usturmaça takviyesiyle, safları sıklaştıralım aziz cemaat aralıkları. Girmeden önce ilerideki teknede yazlıkçı/balıkçı oldukları belli 4-5 kişilik gruba soruyoruz, şuranın yeri varmı acaba diye. Bir yandan da hava bizi, barınak içinde devamlı tur atmaya zorluyor. Bize 3 tur attırdıktan sonra lütfedip, biz bilmeyiz türünden cevap veriyorlar. Daracık barınak içinde, lodos bizi teknelere sürüklemeden, baş tarafa gidip, demir atıp, bu dar yere girme manevrası; buyrun burdan yakın anları.

Hava kararmak üzere. Birkaç tur daha atıp, bu işi en seri biçimde nasıl yapacağıma dair plan yapıyorum. Önce motoru sabitleyen mandalı açıyorum, yeke böyle ani manevra gerektiren durumlarda çabuk cevap vermiyor, yekeyi ve motoru aynı yöne basmak neredeyse durduğum yerde dönmeyi sağlayabiliyor. (Aman aman tecrübe de edinmişim aman!) İki kişi olsak çocuk oyuncağı ama, oyuncaksız tek "çocuk" başıma biraz zor olacak sanırım.

Ne kadar usturmaçam varsa bağlamış durumda barınağın ortasına kadar gidip, lodos bizi sürüklemeye fırsat bulamadan demiri atıyorum. Dibi bulur bulmaz zincir serilsin diye lodosun kısa süre sürüklemesine izin veriyorum, ardından demir halatı elimde çabucak kıç tarafa geliyorum; motor iskele tornistan, gireceğimiz yerden biraz rüzgaraltına düşmüşüz ama bu iyi bir şey, zincir dipte kavis çizerek serilecek demektir, ağır yolla iki tekne arasına giriyorum. Aralığa girince rüzgarın etkisinden kurtuluyoruz.

Bu arada demir halatına hiç yük bindirmiyorum, zincirlikten gelen halat kamaranın üzerinden, direğin dibinden havuzluğa kadar geliyor, yol aldıkça halatı boşluyorum. Özetle akıllara zarar bir "yalnızlık" hakim demirleme işleminde.

Bizim "bizbilmeyizci" dostlar da işi gücü bıraktı 20 metre öteden izlemedeler, sağolsunlar. Dost dediğim lodos da dalga geçiyor, aşk olsun diyorum ama çok şükür sınav iyi gidiyor. Kıç taraf karaya iyice yaklaşınca motoru durduruyorum. Beton rıhtıma uzanıp kendi koltuğumu kendim alıyorum. (göbeğini kendi kesme hikâyesi) Ve bitirici vuruşu yapmak için başa gidip denizden gelen halatın boşunu alıyorum, oh misler gibi tutmuş canım demirim. Bitti.

Sarılı cenoaya kolumu atıp, bir süre zincirliğin başında çömelmiş vaziyette durum değerlendirmesi yapıyorum. Toplam 2 dakika içinde neler yaptığıma inanamıyorum. Yola çıkmadan söyleseler, saatlerce uğraşırım kesin derdim, ama 2 dakikada ve bu havada ve yardımsız ve bizbilmeyizciler grubunun Orwell'in Big Brothervari bakışları altında, vaybeee! "Düş"ün güzelliğiyle, gerçeğin zorluğu iyi kaynaştı yahu.

"Yandaki teknenin sahibi generaldir" diyor bizbilmeyizcilerin arasından biri, "Sinirli bir adamdır, teknesi çizilirse filan topuğundan vurur". Bu "akıl dolu" espriye hepsi gülüyor keyifle. Bütün ülkede bir negatif elektrik, üzülüyorum yahu hepimizin haline. "Nedir yani" diyorum, "ben de 'düşişlerinde' müsteşarım, n'olmuş yani generalse?"

Gülmeleri kesiliyor, şimdi biz sessiz kahkahalar atıyoruz içimizden; ben, Tweety ve yalnızlık, üçümüz yani. Bu demirleme işleminin bana verdiği "gazla" gol atamayacağım takım yok bu akşam, gelmeyin üstüme, denizcilik egom şişti de koca usturmaça oldu. Onu koyarım generalle benim tekne arasına hayatta çizilmez. Açıl Kaynarpınar, biz geldik ! 1-0 öndeyiz.

* * *

ÇETİN KENT, SARILDIM MİNİK TEKNEMİN HALATINA, (2004) KROPİ YAYINLARI, s.55-57

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

 

Kitap Kurdu

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Oyopsu Tozuu!

Ali Türkan

"Sağlam kafa sağlam vücutta olur" şiarıyla büyüyor, söyleyene güvenip bunun doğru olduğunu sanıyorduk.), yani yığınla eşekliğin bir araya gelmesinden dolayı, Memo'yu görmemezlikten gelip geçip gittim önünden. Tam benim evin kapısından giriyorduk ki, avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum Memo'nun: - Oyopsu tozuğuuuuuu! Bi daha, ne yaptıysam barışmadı benimle. Yazar

Son Yorumlar

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °