Patronsuz Medya

İstanbul'un Bir Yüzü

Refik Halid Karay


Misafir hanımlar arasında benim, uzaktan, tanıdığım biri daha vardı: Nemika Hanım… Nemika Hanım meşhur Neriman Hanım'ın kızıdır. Neriman'ı bütün İstanbul tanır. Öbürlerinden farkı, daha asil, daha kibar bir aileden oluşu ve şimdi, artık büsbütün sakin ve haysiyetli bir tarzda yaşayışı…

Yoksa, daha beş, altı sene evvel diğerlerinden hiç de aşağı kalmazdı; rezalet içinde puyandı (dolanmak, yüzmek).

Kendisinden en çok bahsettirenlerden de biriydi; hiç beklenilmeyen bir günde ortadan çekildi, ahbaplarıyla selamı kesti, boş, meçhul bir adamla evlenip sükun ve inzivaya girdi. İstanbul'un en güzel, en şöhretli kadınlarından idi. Kızı da onun kadar güzeldir ve meşhurdur.

Lakin bu şöhretler arasındaki fark çok büyüktür. Nemika hafif meşrep bir kadın değildir, o, kocasına olan sadakat ve muhabbetiyle şöhret kazanmıştır. Belki başka bir kadında olsa bu meziyet şöhret verecek kadar büyütülmezdi, lakin Neriman Hanım'ın kızında bu hayretlere uygun bir fazilet teşkil edebiliyor sahibesine, san kazandırıyordu.

Nemika annesinin münasebetsiz hayatından vaktiyle öyle bizar (bıkkın), öyle meyus (umutsuz) idi ki birkaç defa evi bırakmış, ahbap akraba yanına kaçmıştı. Nihayet bir defasında tam iki ay izini kaybetmiş, bir türlü ele geçmemişti. Ne yapmıştı, nerelere başvurmuştu? Bütün halk aleyhinde söylemiş, anasının yoluna saptığını, kim bilir kiminle beraber kaçtığını iddia etmişti. Hatta Neriman'da öyle tahmin ediyordu.

Nemika zannettikleri gibi yapmamıştı. Vaktiyle dadılarından birisinin oturduğu uzak mahallelerden birine giderek kapı kapı dolaşmış hizmetçilik aramıştı, bereket hemen ilk günü orta halli bir aile, fazla izahat istemeden onu kabul edivermişti. Ne kadar iyi bakıyorlardı… Evin hanımı Nemika biraz fazla yorulup mecalsizleşti mi, hemen:

- Yavrum sen çelimsizsin, vücudun bu zahmete gelmez, hele işi bırak da şöyle sobanın yanına otur, biraz dinlen, ısın…

Der, hatırını alır, istirahatını temin ederdi. Bütün ev şüpheye düşmüştü; esrarengiz bir iş seziyorlardı ama bunu kıza hissettirmemeye çabalıyorlardı. Hanım bir gün Nemika'yı yanına çağırdı. Ondan hakikati olduğu gibi söylemesini rica etti. Hizmetçilikten yetiştiğine inanmamışlardı. Nemika evvela yalanında ısrar etmek istedi, fakat gözlerinden yaşlar döküldü hıçkıra hıçkıra bütün yüreğini açtı, dertlerini döktü, kimin nesi olduğunu anlattı.

Nihayet korktuğu başına geldi. Günün birinde evin hanımı komşulardan bir cerbezeli kadın takarak Neriman'a gitmiş iş anlatmıştı. O zamana kadar gayet kayıtsız, meraksız duran valide hanım birden muhabbet ve şefkatle coşmuş hemen hazırlanmış kızını almaya koşmuştu. Ne diller ne göz yaşları döküyordu; vaatlerin biri bin paraya

İstemeye istemeye döndü. Fakat ertesi günden anlaşmazlıklar gene başladı haftalar geçerdi, ana kız birbirlerinin yüzünü görmezler bir kelime lakırdı etmezlerdi. İşte bu esnalarda Nemika'nın yüreğine; yeni bir his girdi; gözlerinin önünde yeni bir dünya açıldı, aklı teferruattan uzaklaşarak yalnız bir noktaya toplandı: Seviyordu, tertemiz kalbinin olanca saflığı, birikmiş kuvveti, acemi şiddetiyle bir mecnun gibi seviyordu. Hem kimi? Başka kadınların yüzüne bakmayı hatırlamayacakları acayip bir genci… Kısacık boylu, buruşuk yüzlü şansız, şöhretsiz bir çocuk, ahlakının güzelliği herkesçe tasdik ediliyor; ama ne parası var, ne mevkii…

Çok ciddi bir tahsil gördüğünü, pek akıllı olduğunu gayet bilinen bir aileden yetiştiğini biliyorlar ama çirkinliğini bu faziletlerin hiç biri örtemiyor, halktan uzak yaşayan, ömrünü kitaplarını üzerine kapalı geçiren bu alelacayip genci nasıl sevdiğine alık erdirmiyorlardı.

Bu şimdi bir bilmece halinde dillerde destan olup söyleniyor… Neriman Hanım maceradan haber alınca küplere binmişti; o kızı için şatafatlı bir izdivaç tahayyül ederdi, ille damadının şahsına, şekil ve şemalına fevkalâde emniyet verirdi. Etrafında dönüp dolaşan ne kadar yakışıklı ve şık tavırlı gençler varsa gözden geçirir, kendine seçiyormuş gibi onlarda sırf kendi beğendiği yanları arar, kendi hoşuna giden yönleri tetkik ederdi.

Osman Bey ise bu delikanlılara hiç bir yönden benzemezdi; zavallı pek düşük pek silinti bir çocuktu; ne giyinmesini bilirdi ne konuşmasını… Dört kişinin içine çıkınca şaşkına dönerdi; somurtur bir kenarda otururdu. Bu nedenle Neriman'ın arzu ettiği tiplerden biriydi değildi. Görür görmez:

- İstemem ben bu hamam böceğini…

Diye haykırmış feryatlar koparmıştı. Fakat Nemika sevgisinde inatçıydı. Her türlü manialara rağmen Osman Bey'le evleneceğini söylüyor, dik, kat'i bir tavırla anasından muvafakat etmesini istiyordu. Bu münakaşa tam iki ay sürdü, iki tarafta yumuşamıyordu. Nihayet bir sabah Nemika tekrar kayboldu. Bu defa artık dönmedi; sevgilisiyle evlenmiş ve cüz'i bir maaşa razı olarak kocasıyla ta Konya'ya gitmişti.

Senelerce orada aza kani, yarı fakir ve muhtaç, fakat mes'ut yaşadılar. Birbirleri için çıldırıyorlardı. Sonra talih de yardım etti, Osman Bey birbiri arkasına terfiler gördü; geldi, İstanbul'a bol bir maaşla yerleşti.

Nemika, dünyayı hayret içinde bırakan o emsalsiz güzelliğini sade kocasına hasretmekten büyük bir saadet ve iftihar duyarak sadık ve vefakâr bir ömür sürmektedir. Osman Bey gün gittikçe çirkinleşiyor. Nemika yaşlandıkça güzelleşiyor, fakat aralarındaki muhabbet zerre kadar almıyor, değişmiyor… Anası hala inadında sebat ediyor:

- İstemem ben bu hamam böceğini…

diye hala haykırıyor, feryatlar koparıyor; kızı ile hâlâ yüz yüze gelmiyor.

* * *

Refik Halit Karay, İstanbul'un Bir Yüzü, İnkılap Kitabevi, 4. Baskı, Sayfa: 163-168
Gönderen: Osman Bolat

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 3978

Kitap Kurdu

Editörün Önerisi

Yaz ortası mektupları 1

Ali Türkan

Bak, babam deliydi. Kavgaya üçüncü kattan atlayarak katılırdı. Sanki evde su yokmuş, sanki namaz kılarmış gibi, birden yerinden kalkıp duvarda teyemmüm alırdı. Amcamın kızı, gece bir yerlerden dönerken, bir ayakkabıcı dükkanının vitrinindeki bir çift ayakkabıyı beğenmişti.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


Etiketler





Şu an 145 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
755 - 1575 - 1855  
©