Hüsnü Arkan
Yedi yıl sonra ilk kez İzmir'deydim. Teypte eski bir şarkı çalıyordu;"Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin."
Şaraphane yine dumanlar içindeydi. Bir zamanlar uykularımı bölen o ağır koku daha da yoğunlaşmıştı. Körfez'de kirli bir adam yıkanıyordu sanki. Kolay günlerim, altın çağım, meyhanem, sevgilim, yaşadığım her şey dumanlar içindeydi.
Direksiyonu sağa kırdım. Şaraphane'deki hayalet bina geride kaldı. Arkamdaki araba uzunlarını yakıp söndürdü. Uzakta, ışığın içinde, pençeleriyle İzmir'e tutunmuş, küçük, beyaz gecekondular göründü. Önümde palmiyeler ve yük vagonları.
Kordon'a girerken frene sertçe basmak zorunda kaldım. Cipin penceresinde beyaz şapkalı bir kadın yüzü; İzmir!
"Ehliyetiniz?" dedi.
Yedi yıl kaçmış bir adam olarak İzmir'e ehliyetimi uzattım. Heyecandan kalbim küt küt atıyordu ama hiç bir şey olmadı. Bileklerime kelepçe vurup tutuklamadı beni. Ehliyetimi geri verdi, iyi yolculuklar diledi.
Gaza bastım.
Tütün depolarının bulunduğu sokağa gelince sola döndüm.
Sokak kalabalıktı. Manavın karşısında ayakta duran bir grup genç gevezelik ediyordu.
Yeniden sola dönüp Vatan Caddesi'ne çıktım. Cipi dükkanın önüne park ettim.
Sokak lambaları yeni yanmış olmalıydı, alacakaranlığın hüzünle bakan gözleri gibiydiler.
Hamburger büfesi kaldırıma ışıklar saçıyordu. Bir genç tezgâhı siliyordu, içerde ondan başka kimse yoktu.
Cam kapıyı açıp içeri girdim, bir hamburger istedim.
"Kapatıyoruz!"dedi.
Görüntü tamamen değişmişti. Küçük, yüksek masaların üstü tertemiz, bomboştu.
Tüneğe benzeyen iskemlelerin tuhaf bir görüntüsü vardı. Duvarlarda geçmişe ait bir iz, bir yüz, bir söz aradım ama bulamadım.
"Biraz oturabilir miyim?" dedim.
"Kapatıyoruz ama!"
Gözümün önünde, Yakup'un orada duruşu, tezgâhı doğal gülüşüyle aydınlatışı canlandı. Böyle bir şeyi kesinlikle söylemezdi o. Söylemeden önce bir süre düşünür, daha uygun bir ifade biçimi bulana dek ya susar ya da başka şeylerden konuşurdu.
"Kapatıyoruz!"
Gecekondulu bir çocuğun becerikli ellerindeki garip, hüzünlü sıcaklığı, tezgâhın ceviz dokusunu yaran bıçakların işleyişini, akşamcıların yaradılışa meydan okuyan sevgili bakışlarını ve büyük sessizliklerini, Kaptan'ın acıklı kamburunu, farklılıklarını göstermekten çekinmeyen adamların ve kadınların soylu ruhlarını anımsadım.
Duvara baktım. Beyaz boya duvar kâğıtlarıyla kapatılmıştı. Tahta masalar cambazhaneden kaçırılmış tüneklerle kapatılmıştı, ceviz tezgâh sahte bir mermer blokla kapatılmıştı. Her şey kapatılırken de, biri gelip kapatma işleminin doğru dürüst yapılıp yapılmadığını kontrol etmişti.
"Aman ha!" demişti. "Dikkat edin, geçmişe ait hiç bir şey kalmasın!"
Her şey duvar kâğıtlarının arkasında kalmıştı. Hüseyin Avni'nin kâğıt beyazı yüzüne yapışmış, kuru dudakları yaşamın önemsizliğine ilişkin bir şeyler mırıldanıyordu.
"Ama yalnızca benim yaşamım, sizinki değil!" dediğini duyar gibiydim.
Siz dediği bendim. Herkesin çoğul olduğunu düşünürdü o.
İzmir radyosunun değerli dinleyenleri, radyolarının düğmelerini çevirirken son bir sözle uykuya uğurlanıyorlardı:
"Eski günler eski geceler programını burada kapatıyoruz efendim, sağlıcakla kalın!"
"Şekiller bozulur, renkler kararır, solar ümitlerin batan günle birlikte."
"İzmir'e niye geldin?"
Dönüp geriye baktığımda, karmakarışık bir zaman yığını, kısa iplerin üst üste sarıldığı bir yumak görüyorum şimdi. Bugüne dek o iplerden birinin ucunu çekip yumağı çözmeyi çok denedim; ama bu, yumağın daha da karışık hale gelmesinden başka bir işe yaramadı. Yumağımdaki iplerden hangisini çekersem çekeyim, geçmişimin lime lime olup elimde kaldığını görmeye artık alıştım. Yaşamım hayal kırıklıklarıyla parçalanmamış olsaydı, alışmakta bu denli zorlanmazdım belki.
Çocukluğumu, gençliğimi, başka birinin çocukluğu ve gençliğiymiş gibi anımsamazdım.
Çocukluğum orada geçti işte; bir kabartmanın içinde. Kabartma, kış bulutlarının altındaki dev bir buz kütlesine oyulmuştu. Her gün parça parça eriyordu. Çocukken, büyüdüğümde buzun tamamen eriyeceğini ve altından asıl dünyanın çıkacağını ummuştum.
Büyüdüm ama çıkmadı.
Okulda sıralara oturmuş çocuklar, kokulu silgilerle çocukluklarını silerlerdi. Ben de silerdim ama çoğu zaman kendimi yok etmeyi başaramazdım.
Herkes gibi, benim de anımsamaktan korktuğum şeyler var yaşamımda. Yolda yürürken, biriyle konuşurken, ansızın aklıma gelen geçmiş parçaları; yürüdüğümü, konuştuğumu, yaşadığımı unutturtan şeyler.
Geçmişi anımsadığımda, nedense hep kendime zarar vermiş olduğumu düşünürüm.
Ama bugün iyimserim. Daha önce hiç olmadığım kadar iyimserim. Bütün yanlışlarımı bağışlayabilir, kendimi aklayabilirim.
Orada yaşadığım günleri anımsadıkça, siyah beyaz bir fotoğrafta gülümseyen insan yüzleriyle karşılaşırım. Tekdüze bir mutluluğu, sonsuza dek sürecek bir rahatlığı anlatır bu fotoğraf.
Ama ne olursa olsun, o çılgın fotoğrafın içinde yaşarken, zamanı ve mekânı algılamakta zorlanıyorum. İçimden çıkıp gelen düşünce kırıntıları gerçek dünyayla ilişkisi olmayan şeylerdi.
Geri dönemiyordum, hangi yolu tutarsam tutayım kendime çıkamıyordum.
Sonsuza dek sürebilecek bir kısır döngüydü bu; kaybolan biri kaybolmayı açıklamak istiyorsa, önce kaybolmaktan kurtulmalıydı.
İlk gençliğimi düşle gerçek arasındaki çizgide geçirdim ben.
Yanılsamayla yüz yüze gelmeden yaşayanlar ve bu yüzden yaşamlarını kendilerine ait bir şeymiş gibi hissedenler bu çizginin varlığından habersizdir. Ama orada bir yaşam alanı olduğunu bilenler, gerçeğin hiç de göründüğü gibi olmadığını öğrenirler.
Çünkü bu çizgi düşle gerçeği birbirinden ayırmakla kalmaz, aynı zamanda onları birbirine bağlar. İnanılması güç bir durumdur bu.
Bir şey yaşarsınız ama aslında yaşadığınız başka bir şeydir. Hıçkırarak ağlarsınız ama aslında kahkahalar atmışsınızdır. Sevgi, mutluluk, zafer, hepsi birer yanılsamadır. Yaşam kurgudur, gerçek düştür. Yalnızca inancınızla biçimlenen bir avuç hamur.
Neye inanıyorsanız, gerçek odur.
HÜSNÜ ARKAN, Menekşeler Atlar Oburlar, Om Yayınevi, Mart 2001
Özetleyen: Birol Üzmez (sayfa: 7,8,15,41,51,107,177,178,179,180)
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Ve ben, sana tutmuş "webmasterlik işinden para kazansaydın" diyorum. Gene derim, keşke kazanabilseydin ama bunu düşünmem bile ne kadar ayıp aslında. (Şimdi mail'in geldi. O iki yazı olacaktı bir yerlerde, bunun ardından yollarım.) Bugün loto oynadım. Çıkarsa yırttık :-) Uzun zamandır oynamıyordum, öyle bir his var içimde. Ne güzel bir film çevirisin o parayla ama :-) Ben de reji asistanına falan yeşillenirim arkadaş kontenjanından (malûm tırmalıyorum gene). Eyvallah. Yazar
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.