Marian Stamp Dawkins
Bizim için taşıdıkları herhangi bir değerden dolayı, bir taş parçası ya da pahalı bir keman gibi cansız bir nesnenin tahrip edilmesini yanlış bulabiliriz. Ama, eğer zarar verilen bir insansa ve eğer davranışımız bilinçli akla sahip bir vücutta acı ve üzüntüye yol açıyorsa, yapılan yanlış çok daha büyük olacaktır.
Taşlar ve kemanlar ne kadar güzel olsalar da duyguları yoktur. Oysa çirkin bile olsalar insanlar öyle değildir.
Dolayısıyla, insanlar dışındaki hayvanların bilinçli deneyime sahip olup olmadıkları sorusunun önem taşımasının bir nedeni şudur: Eğer gerçekten öyleyse, birçok kişinin insan türünün etrafında çizdiği dairenin içine onları da almak zorunda kalabiliriz. İçeri almak ya da dışarıda bırakmak konusunda değişik insanların farklı ölçütleri olacaktır.
Bazıları için, hayvanların acı duyabildiklerini gösteren bulgular, onlar adına ahlâki kaygı duymak açısından yeterli olabilir. Diğerleri içinse daha güçlü ölçütlere ihtiyaç vardır; hayvanların sadece acıyı hissetmeleri değil, bu acının ve sebeplerinin farkında olmaları gibi.
Bazı kişiler ise; sadece akıllı olan ve "düşünebilen" hayvanlardan etkilenecektir. Hatta, hayvanları dairenin içine kabul etmek için onların da insanlar gibi tamamen bilinçli olmaları gerektiğini düşünenler de çıkacaktır.
Ancak şurası kesin ki insanların ahlâk anlayışı ne kadar farklı olsa ve insan dışındaki türleri ne kadar isteksizce kapsasa da çoğu kişinin ahlâkla ilgili düşünceleri, bu türlerin "akılları"nın olmasına ya da olmamasına, yani düşünebilmelerine, hissedebilmelerine ya da ne yaptıklarının farkında olmalarına ilişkin kavrayışlarıyla belirlenir.
Böylece başka hayvanlara nasıl davranacağımıza karar verebilmek için çoğumuz öteki türlerin deneyimlerinin nasıl ve ne düzeyde olduğunu bilmek isteriz. Eğer öteki hayvanların bilinçli olmadığı sonucuna varırsak, o zaman etlerimizi yemeye devam edebilir, zararlı hayvanları yok edebilir ve bilinçli olduklarına inansaydık bizi tedirgin edebilecek ahlâki kaygılar duymadan onlara her şeyi yapabilirdik. Her ihtimalde yapmamız gereken gerçeği araştırmaktır.
Öteki hayvan türlerinin deneyimlerini bilmenin neden önemli olduğunu gösteren bir sebep daha var. Ancak, bu sebebin ahlâkla ya da öteki hayvan türlerine nasıl davranılacağına karar vermekle ilgisi yok. Bu, öncelikle insanların biyoloji bilimiyle ilgilenme sebeplerinden kaynaklanıyor. İnsanlar hayvanlar ve bitkileri incelerler; çünkü yaşamın çeşitliliğini ve yeryüzündeki canlıların evrimini anlamak isterler. Vücutlarının nasıl çalıştığını, nasıl ürediklerini ve tek bir hücrenin tam işlevli yetişkin bir organizmaya nasıl dönüştüğünü merak ederler. Ve biyolojide hâlâ cevap bekleyen sorulardan en derinlikli ve gizemli olanı "bilinç" konusudur.
Kendimizden başka herkese kapalı olan, ama her birimiz için büyük önem taşıyan ve farkında olduğumuz bu içsel yaşama niçin sahibiz? Bu olgu neden ve nasıl gelişti? (s.9-l0)
Walt Whitman aşağıdaki satırları yazarken bu kadar çok yanılmış olamazdı:
Düşünüyorum da hayvanlar alemine katılıp
onlarla birlikte yaşayabilirim;
ne kadar sakin ve suskunlar...
Hiç biri tatminsiz değil,
hiç biri sahip olma çılgınlığına kapılmamış,
Hiç biri diğerinin önünde eğilmiyor,
binlerce yıl önce ölmüş atası olsa da...
Whitman'ı böylesine etkileyen sükûnet, sadece tavuklarda değil, öteki hayvanlarda da toplumsal hiyerarşi içindeki konumların çoğunlukla kaba kuvvetle belirlendiği bir mücadele döneminin sonucunda oluşmuştur. Bu da Whitman'ın hayal ettiğinin zıddıdır. Gerçekte öteki hayvanlar gibi tavuklar da hayatlarının büyük bir bölümünü başkalarına boyun eğerek ve başkalarını kendilerine boyun eğmeye zorlayarak geçirirler. Dış görünüşteki uyum, ancak her hayvanın grup içindeki yerini, zor deneyimlerden geçerek öğrenmesiyle sağlanmıştır.
Hayvanlar, her gün kendilerini yenilgiye uğratabilecek bir başkasıyla kanlı dövüşleri sürdürmektense kendilerinden üstün olanlara boyun eğmenin uzun vadede daha yararlı olacağını öğrenmişlerdir. Barış, her tavuğun pragmatik olmayı öğrenmesi ve altta da olsa hiyerarşi içindeki yerini kabullenmesi pahasına sağlanmıştır. Tavuklar, kümes arkadaşlarının yüzlerini, özellikle ibikleri ve gerdanlarındaki farklılıklardan ayırt ederek birbirlerini tanırlar.
Eğer sosyal statü öyle gerektiriyorsa yiyecek ve tünek için başkalarına yer verirler. Öğrenme bu bağlamda toplumsal bir zorunluluk, günlük yaşamın her anının ayrılmaz bir parçasıdır. Hayvanların sahiplenme çılgınlığından uzak olmalarına gelince. Görünüşteki uyum ve hoşgörüye kapılarak, gelişkin bir öğrenme yeteneğinin yiyecek, yuva ve hepsinden çok savunulacak alan konusundaki, dipte yatan uyuşmazlıkları gizlediğini fark edememek kolaydır. (s.56-57)
Yaşamın rastlantılardan oluştuğunu düşünmek yerine bu bağlantıları kurabilmek ve neyle karşılaşacağını bilerek hareket etmek tabii ki el yordamıyla davranmak ve her yeni durumda şaşkınlığa düşüp zarar görmekten iyidir. Ancak bunun da şu tehlikesi vardır: Bağlantı kurmaya ve anlam aramaya çalışırken, bazen "sonuca çabuk varabilir" ve gerçekte bağlantılı olmayan olaylar arasında ilinti kurabiliriz. (s.122)
... düşünmek olarak adlandırdığımız olgunun iki temel özelliği vardır. Birincisi düşünen canlının, kafasında dünyanın bir çeşit içsel görüntüsüne sahip olmasıdır.
... Düşünmenin ikinci temel özelliği, içsel görüntüde bir değişiklik olması ve bunun da gerçek düşünen canlıya yeni durumda neler olabileceğini kestirme fırsatı vermesidir. (s.159)
Kafada çözümlemenin en basit şekillerinden biri bilinen verileri temel alarak sıradaki bilinmeyeni tahmin etmektir. (s.162)
İnsanlarda, benzerlik kurarak başkasını anlama, bilinmeyen bir yaratığın karanlık zihnine zıplayarak atlama şeklinde değil, bir dizi küçük adımla gerçekleşir. Bazı yönlerden birbirimize o kadar benzeriz ki, bu benzerlikten yola çıkarak başkasının "zihnine girebilmemiz" yolda yürürken bir döşeme taşından diğerine adım atmak gibidir. (s.246)
Felsefeci Daniel Dennett, bilinçle ilgili düşünce biçimimizin köklü bir değişikliğe ihtiyaç gösterdiğini savunmaktadır. Bilince bakışımızı gözden geçirirken onu bilimsel açıklama için uygun bir konu olarak görmemiz gerektiğine inanır.
Cesur bir biçimde Consciousness Explained (Bilinci Açıklamak) adını verdiği kitabında bilinci tek bir "akım" olarak gören ve daha da yaygın biçimde onu kafamızın içinden dışarıya bakarak anlamaya çalışan bir insan olarak canlandıran düşünceleri eleştirir. (Çünkü bu, dışarıya bakan kişinin kim olduğu ve onun kafasının içinden neler geçtiği sorusunu gündeme getirecektir.)
Dennett bunun yerine bilinci, beynin değişik bölgelerinin aynı anda değişik işler yaptığı ve olayları kendine göre yorumladığı bir çeşit yaratıcı kargaşa olarak görür. Ona göre ortada tek ve doğru bir yorum yoktur. Bir çok kanaldan sürekli gönderilen parçalar vardır. Merkezi ve bütünlüklü bir "ben" olduğu yanılsaması sadece bir yanılsamadır. (s.267)
Örneğin, eğer hayvanlar birbirleriyle düşünerek iletişim kuruyorlarsa, hayvanlar arası iletişimle ilgili araştırmaları, bunu dikkate alarak köklü biçimde gözden geçirmek gerekebilir. Eğer hayvanlar birbirlerinin, çeşitli niyetlere ve ilişkilere sahip toplumsal bireyler olduğunun farkındaysalar bu durumda toplumsal örgütlenmeyle ilgili çalışmaları da yeniden düzenlemek gereği doğabilir. Ve eğer karar alma sürecini yöneten kısmen de olsa en hoşa giden ya da en az acı veren yöntemlerle ilgili öznel duygularsa o zaman "güdü"yü açıklarken bu olguya da yer vermemiz gerekir.
Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da artacaktır. Hayvan bilincinin araştırılması 20 yıl öncesine göre çok daha fazla kabul görmektedir.
Hayvanların zihinlerinde neler olup bittiğini şimdi biraz biliyoruz ve gelecekte çok daha fazla şey bileceğimiz umudunu taşıyoruz. Umarım bu kitap hayvanlarda bilincin izini sürebileceğimizi ve bu yolculukta da bilimsel olabileceğimizi göstermiştir. Bu adımı atmak biyolojinin en heyecan verici girişimlerinden birini üstlenmek olacaktır. Görevin çok zor, hedefin ise hâlâ gizemli olması yüzünden çok dikkatli ve ihtiyatlı olmalıyız. Ama her şeye rağmen de yola koyulmalıyız. (s.276)
Marian Stamp Dawkins, Hayvanların Sessiz Dünyası, Tübitak Popüler Bilim Kitapları
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Böyle bir gerçek olsa, memleketimizde neler olurdu acaba? Herhalde aşağıdaki köylerde yaşayanlar, pazar yerlerinde falan, "sustu ibneler! sustu ibneler!" diye tezahürat yaparlardı dağlılar aleyhinde. Off! Sıkıldım yazmaktan. Ne anlamı var bunların? Aslında şimdi o dağlardan birinin en üst noktasına çıkıp yanık sesle türküler söylemeliyim. Nasıl olsa sesim bana yanık gelir ve kimse de "sus ulan!" diyemezdi. Yazar

Necdet Şen
Kendilerini eleştiren yazara "hele bir elimize düş de gör gününü" diye mektuplar yazan bir sağlık çalışanı, eline halihazırda düşmüş bulunan hastalara acaba nasıl davranır? Hastalığın bilimsel tanımı nedir? İnsanlar gibi, kurumların ve camiaların da hastalandığı olur mu? Necdet Şen
Şehit asteğmenin günlüğü:
"Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum.
Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, gidelim öldürelim diyoruz göndermiyorlar.
Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Seyit Balkuv
Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Yazar
İlker Tortop
Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum. Yazar
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Necdet Şen
Vahap Demir
Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı. Yazar
Alper Uzun
Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak. Yazar
Seyit Balkuv
Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.