Karen Horney
Kazancının elverdiğince yaşamının tadını çıkarmaya çalışan, zamanının çoğunu kadınlarla geçiren ya da hobilerine ayıran bir sanatçıyı nevrotik olarak görme eğilimindeyizdir.
Böyle kimseleri nevrotik olarak nitelememizin nedeni, toplum içinde en ön sırada yer almak, başkalarını geçmek ve yaşamak için gerekli olan paradan daha çoğunu kazanmak istemeyi gerektiren bir davranış biçiminin çoğumuz tarafından başka bir davranış biçimine yer vermeyecek biçimde benimsenmiş olmasıdır. (sf.14)
Saatler boyu ölmüş dedesiyle konuşan birisi bize göre nevrotik ya da psikotik tir, diğer yandan ise bazı Kızılderili kabilelerinde atalarla böyle iletişimler kurmak, benimsenmiş bir davranış kalıbıdır. Ölmüş bir akrabasının adı geçtiğinde son derece alınan birisi bize göre gerçekten nevrotiktir, ama aynı kişi Jicarilla Apache kültüründe kesinlikle normal olarak kabul edilecektir. Adet gören bir kadının kendisine yaklaşmasından dehşete düşen bir erkek bize göre nevrotikken, bir çok ilkel kabilede adet görmeyle ilgili korkular sıradan olaylardır. (sf.15)
Eskimolar katillerin cezalandırılması gerektiğini düşünmemektedirler. (...) Bazı kültürlerde oğlu öldürülen bir annenin acısı, öldürülen oğlun yerine katilin evlât edinilmesiyle dindirilebilir. (sf.18)
İnsanlar bir nevroza sahip olmadan da genel davranış kalıplarından sapabilirler. Yukarıda bahsettiğimiz, gereksiniminden fazla para kazanmak için zaman harcamak istemeyen sanatçı nevrotik olabilir ya da yalnızca çekişmeli bir rekabet ortamına kendini kaptırmak istemeyecek kadar akıllı olabilir. (sf.21)
Tüm nevrozlarda göze çarpan iki ayırt edici özellik vardır: Tepkilerde belirli bir katılık ve yetenekler ile beceriler arasındaki tutarsızlık.
Tepkilerde katılık ile, değişik durumlarda duruma uygun tepki gösterebilmemizi sağlayan esnekliğin bulunmamasını anlatmak istiyorum. (...)
Kişi belirli yeteneklere ve uygun koşullara karşın yine de verimli olamıyorsa, bu nevroz belirtisidir; (...) nevrotik kendisini, kendi yolunda bir engel olarak görür. (sf.22-23)
Normal insan, kendi kültürünün gerektirdiğinden daha fazla acı çekmez. Diğer yanda, nevrotik kişi, değişmez bir şekilde normal insandan fazla acı çeker. Yine değişmez bir şekilde, savunma mekânizmaları için aşırı bir bedel öder, ki bu da canlılığın ve gelişme gücünün bozulmasıdır. (...) Aslında, nevrotik değişmez bir şekilde acı çeken bir insandır. (...) Nevrotiğin kendisi bile acı çektiğinin bilincinde olmayabilir. (sf.25)
Bir nevroz, korkular ve korkulara karşı oluşturulan savunma mekânizmaları ile çatışmalı eğilimleri uzlaştırma çabalarının ortaya çıkarttığı bir psikolojik düzensizliktir. (sf.27)
İlk olarak, çatışmalarla dolu dış ortama bir tepki olarak doğan, böyle bir ortamla karşılaşılmadığında ise bireyin kişiliğini etkilemeyen nevrozlar vardır. (...) Ortam nevrozları ilgi alanımız içine girmemektedir, çünkü bunlar nevrotik kişilik yapıları değildirler ve yalnızca belirli zor bir duruma uyum eksikliği olarak ortaya çıkarlar. (...) Sıradan sağlıklı bir insan için hiç bir çatışma yaratmayan bir ortama nevrotik kişinin tepki gösterdiği görülür. (sf.28-29)
... günümüz nevrotiklerinin en belirgin eğilimlerinden birisinin başkalarınca sevilmeye ve beğenilmeye olan aşırı bağımlılıkları olduğunu görürüz. (...) ilgili kişiye önem verip vermemelerinin ya da o kişinin yargılarının kendileri için bir anlamı olup olmamasının önemi yoktur. (...) Örneğin, birisi davetlerini kabul etmediğinde, bir süre kendisini aramadığında, hatta bir konuda aynı görüşte olmadığında kırılabilirler. Bu duyarlılık, bir "aldırmama" tutumuyla gözlenebilir. (sf.33)
Aşağılık ve yetersizlik duyguları hiç eksik olmayan özelliklerdir. (...) Bu aşağılık duyguları yakınmalar ya da kaygılar biçiminde yüzeyde görülebilirler (...) Diğer yanda, kendine olduğundan fazla değer vererek aşağılık duygularını telâfî edebilecek gereksinimlerle, dikkatleri herhangi bir şekilde üstünde toplamakla ya da kültürümüzde saygınlık ölçütleri olan paraya, eski tablolara, antika mobilyalara, kadınlara sahip olmakla, seyahat etmekle ya da üstün bilgi sahibi olmakla başkalarını ve kendini etkilemeye duyulan zorlu bir eğilimle gözlenmiş olabilirler. (sf.34)
Korku, kişinin karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir tepkiyken, endişe tehlikesiyle orantısızdır, hatta düşsel tehlikelere karşı gösterilen tepkidir. (sf.38)
(...) bazı kişiler, sürekli olarak ölüm endişesi içindedirler; diğer yanda bu endişeden kurtulmak için gizli gizli ölmek isterler.
(...) korku durumunda tehlike nesnel, görünen bir şeydir, endişe durumunda ise tehlike öznel ve gizlidir. (...)
Korku ile endişeyi birbirinden ayırmak için pratik yol, nevrotik kişiyle konuşarak endişesini uzaklaştırmaya çalışmanın -kandırma yöntemi- yararsız olmasıdır. Nevrotik kişi olayları olduğu gibi değil, kendi bakış açısıyla görür. (sf.39)
Hepimizin, bilinç düzeyine çıkmayacak derecede hafif ve hemen unutacak kadar kısa süreli sevgi, öfke ve kuşku duygularımız vardır. Bu duygular bizimle ilişkisiz ve geçici olabilir, ama aynı zamanda artlarında büyük bir dinamik güç saklayabilirler. Bir duygunun bilincimizde uyandırdığı etkinin şiddetinin onun gücü ya da önemiyle bir ilgisi yoktur.
Bu, yalnızca haberimiz olmadan endişelerimiz olabileceği anlamına değil, aynı zamanda bilincinde olmamıza karşın bu endişelerin hayatımızı yönlendiren en önemli etken olduğu anlamına da gelir.
Kişi büyük bir tehlike karşısında etkin ve yürekli olabilir. Ama endişe karşısında kişi çaresizdir. (...)
Endişenin bir diğer yönü, bariz mantıksızlığıdır. Bazı insanlar için mantıksız etkenlerin onları kontrolleri altına almaları kadar dayanılmaz bir şey yoktur. (sf.40-41)
(...) Kendi içindeki bir şeyi değiştirmesi gerektiğini görecek ve kabullenecek yerde, sorumluluğu dış dünyaya atar ve böylece tutumunu belirleyen gerçek nedenlerle yüzyüze gelmekten kurtulur. (sf.43)
Endişeden kurtulmanın üçüncü yolu onu uyuşturmaktır. (...) Aşırı derecede bir uyuma gereksinimi de aynı gerçeğe hizmet edebilir; burada ayırıcı tanı uyanınca kişinin kendini dinlenmiş hissetmemesidir. (sf.46)
Ket vurma, bazı belirli şeyleri yapma, hissetme ve düşünme yetersizliğidir, işlevi de kişinin bu şeyleri yapması, hissetmesi ya da düşünmesi halinde ortaya çıkabilecek olan endişeden kaçınmasıdır. (sf.47)
(...) özellikle önemli olan ket vurma, ister bir gezi konusunda, isterse yaşamın tümü konusunda, plan yapmamaktır. Nevrotikler evlilik ya da meslek seçimi gibi yaşamsal önemi olan konularda bile, ne istediklerini açıkça ortaya koymaktansa kendilerini akıntıya bırakırlar. (sf.35)
Nevroz ne kadar şiddetliyse, ket vurmaların sayısı da o derece çoktur. (sf.52)
Çeşitli biçimlerdeki düşmanca dürtüler nevrotik endişenin ana kaynağını oluştururlar. (sf.55)
Düşmanlığı bastırmak, her şeyin yolunda olduğunu, bu nedenle dövüşmemiz gerektiğinde ya da en azından dövüşmek istediğimizde, dövüşmekten kaçındığımızı "taslamaktan" başka bir şey değildir. Bu yüzden böyle bir bastırmanın kaçınılmaz ilk sonucu savunmasız kalma duygusunun ortaya çıkması, daha doğrusu zaten var olan savunmasızlık duygusunun güçlenmesidir. Kişinin çıkarları tehdit altındayken düşmanlık baskılanacak olursa, başkalarının bu durumdan yararlanma olanağı doğar. (sf.56)
Kişinin düşmanlık duygularının farkına varmasının dayanılmaz olmasının ana nedenleri kişinin düşmanlık beslediği insanı sevmesi ya da ona gereksinim duyması, düşmanlığı ortaya çıkaran kıskançlık ya da sahiplenme gibi nedenleri görmek istememesi ya da herhangi birine karşı duyulan düşmanlığın farkına varmaktan korkması olabilir. (sf.58)
Birey düşmanca dürtülerini dış dünyaya "yansıtır". İlk "kandırma" yani bastırma, bir ikincisini gerektirir: Kişi yıkıcı dürtülerin kendisinden değil, dışarıdan ya da başka birisinden geldiğine "kendisini inandırır" (sf.61)
Düşmanlık duygularını bastırarak kişi kendi tarafında düşmanlık olduğunu inkâr eder, bastırılmış düşmanlığını fırtınalara yansıtarak da başkalarının tarafındaki herhangi bir düşmanlığı inkâr eder. (sf.63)
Ne zaman endişe ya da endişe belirtileriyle karşılaşşam, aklıma gelen soru hangi duyarlı noktanın incindiği ve sonuçta düşmanlık doğurduğu ile bu düşmanlık duygularının bastırılmasını gerektiren koşulların neler olduğudur. (sf.67)
Temel kötülük, değişmez bir şekilde, gerçek sevgi ve sıcaklığın eksikliğidir. Bir çocuk, birdenbire memeden kesme, arasıra dayak atma, cinsel deneyimler gibi çoğu kez yaralayıcı (travmatik - derin izler bırakan) diye nitelenen olaylara, istendiğini ve sevildiğini bildiği sürece kolaylıkla katlanabilir. (...) Bir çocuğun yeterli sevgi ve sıcaklık görememesinin gerçek nedeni, ana-babasının kendi nevrozları nedeniyle ona bunları verememesidir. (sf.70)
Ancak düş kırıklığı isyankâr bir düşmanlığın kuşkusuz tek kaynağı değildir. Gözlemler, yetişkinlerin olduğu gibi, çocukların da bir çok yoksunluğa, eğer bunların haklı bir nedeni olduğuna, gerekli ve amaçlı olduklarına inanırlarsa, katlanabildiklerini göstermiştir. (...)
Kuşkusuz kıskançlık da, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da korkunç bir kine neden olabilir. (sf.71)
Söz ettiğimiz ortamı yaratan nevrotik ana-babalar genellikle kendi yaşamlarından hoşnut değillerdir: Ne duygusal ne de cinsel yönden doyurucu ilişkileri vardır ve bu nedenle de çocuklarını bir sevgi nesnesi haline getirmeye eğilimlidirler. (sf.73)
Çocuk ne denli korkutulursa, düşmanlığını o derece az gösterecek, hatta o derece az düşmanlık duyacaktır. Burada altta yatan duygu "düşmanlığımı bastırmalıyım, çünkü senden korkuyorum"şeklini almıştır. (sf.75)
Yasaklamalar ister bariz bir sessizlikle ister açık açık tehditler ve cezalarla ifade edilsin, bu yasaklamaların sonucunda çocuk yalnızca cinsellikle ilgili konuları merak etmenin ve cinsel faaliyetlerin yasak olduğunu düşünmekle kalmayacak, bu konularla ilgilenirse kendisinin pis ve iğrenç olduğuna inanacaktır. (sf.76)
Ama ailesindeki deneyimleri ne denli kötüyse, çocuk yalnızca ana-babasına ve kardeşlerine karşı bir kin geliştirmekle kalmayacak, diğer tüm insanlara karşı da o denli güvensiz ve öfkeli bir tutum takınacaktır.
Dünya ile ilgili genel endişe de yavaş yavaş gelişebilir ya da artabilir. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk, diğer insanlarla olan ilişkilerinde onlar kadar girgin ya da atak olmaya cesaret edemeyecektir. İsteniyor, seviliyor olmanın verdiği tatlı duyguyu yitirmiş olacak ve zararsız bir takılmayı bile zalim bir kabul edilmeme belirtisi olarak görecektir. Başkalarından daha kolay incinecek ve kendini korumada daha beceriksiz olacaktır.
(...) bu durum, düşman bir dünyada sinsice artan ve her şeyi kapsayan bir yalnızlık ve çaresizlik duygusudur. Bireysel kışkırtmalara gösterilen ani bireysel tepkiler bir kişilik tutumuna dönüşür. (sf.78)
Basit ortam nevrozlarında temel endişe bulunmaz. Bu nevrozlar, kişisel ilişkileri bozulmuş olan bireylerin gerçek çatışmalı durumlara gösterdikleri nevrotik tepkilerden kaynaklanırlar. (sf.79)
Nevrozların yapı taşı olarak tanımlanan insanlara yönelik temel endişe ve düşmanlık tutumu, daha az şiddetle de olsa, hepimizde gizlice bulunan "normal" bir tutum değil midir? (sf.82)
Bizim kültürümüzde insanların kendilerini temel endişeden korumak için başvurdukları dört ana yol vardır: Sevilmek, itaat etmek, güç, insanlardan uzaklaşmak.
(...) kişinin herhangi bir yolla kendisini başkalarına sevdirmesi endişeye karşı güçlü bir savunma aracı olarak işe yarar. Düşünce, "beni severseniz, bana kötülük yapmazsınız" olmuştur.
İtaat etme tutumu bir kuruluş ya da kişiyle ilgili değilse, herkesin her türlü isteğine uyma ve hoşnutsuzluk yaratacak her şeyden kaçınma şekline dönüşebilir. Böyle durumlarda birey kendi isteklerinin tümünü bastırır, eleştirme isteklerini bastırır, başkalarının kendisini kötüye kullanmasına hiç bir savunma yapmadan ses çıkarmaz ve hiç bir ayrım yapmadan herkese yardımcı olmaya hazır bekler.
(...) davranış şekillerini bencil olmamalarına ya da kendi isteklerinden bütünüyle vazgeçmeye kadar her türlü fedakârlığa hazır olduklarına inanmalarına bağlarlar. İtaat etmenin hem özel hem de genel şekillerinde temel ilke, "itaat edersem, kötülük görmem" olmuştur.
Burada kişi güvenliğe gerçek güç, başarı, para, beğenilme ya da düşünsel üstünlük yollarıyla ulaşmaya çalışır. (sf.84-85)
Başkalarına karşı maddi yönden bağımsız olabilmenin bir yolu da kişinin gereksinimlerini en aza indirmesidir.
Duygusal bağımsızlık ise tüm insanlardan duygusal olarak uzaklaşmakla sağlanabilir. (...) Böyle bir duygusal soyutlanmanın belirtileri kişinin kendisi de içinde olmak üzere hiç bir şeye önem vermemesi ciddiye almamasıdır ki bu duruma entellektüel çevrelerde sıklıkla rastlanır.
Bu dünyadan uzaklaşma mekânizması, her ikisinde de insanın, kendi isteklerinden vazgeçmesi söz konusu olduğundan, itaat etme ya da boyun eğme mekânizmasıyla benzerlikler gösterir. Ama itaat etme tutumunda özveri, "iyi" olma ya da diğer insanların isteklerine boyun eğerek kendini güvenlikte hissetme amacını taşırken, dünyadan uzaklaşma tutumunda "iyi" olma düşüncesinin hiç bir önemi yoktur ve özveride bulunmanın amacı başkalarına karşı bağımsızlık kazanmaktır. Burada ilke "Eğer her şeyden uzaklaşırsam, bana hiç bir şey zarar veremez" şeklini almıştır.
Temel endişeye karşı korunma amacını taşıyan bu girişimlerin nevrozlarda oynadığı rolün önemini değerlendirebilmek için bunların şiddetini anlamak gereklidir.
Ancak çoğu zaman, güvenliğe ulaşma çabaları tek bir yolla sınırlı kalmaz, birden fazla yola aynı anda başvurulur, bu ise bu yolların birbirlerine karşıt yönde işlemeleri nedeniyle işleri daha da kötüleştirir. Sonuçta nevrotik insan aynı anda hem herkese egemen olmaya hem de herkes tarafından sevilmeye çabalar, aynı anda hem herkese uyum göstermeye hem de kendi isteklerini onlara kabul ettirmeye çalışır, hem insanlardan uzaklaşmak ister hem de onların ilgisi, sevgisi için kıvranır. Nevrozların devimsel çekirdekleri genellikle işte bu çözümsüz çatışmalardır.
Kişisel isteklerle toplumsal gereklerin çatışması mutlaka her zaman nevrozlara yol açmaz ama bunlar yaşamda gerçek kısıtlamalara neden olabilirler, yani isteklerin frenlenmesine ya da bastırılmasına, daha genel bir terimle, gerçek acılara neden olurlar. Bir nevroz, ancak böyle bir çatışma endişeye yol açarsa ve endişeyi yatıştırma girişimleri de bunun karşılığında, aynı derecede zorunlu olmakla birlikte birbirleriyle uyuşmayan, savunma eğilimlerine yol açarsa ortaya çıkar. (sf.86-87-88)
Karen Horney, Günümüzün Nevrotik İnsanı
Derkenar için derleyen: Fersan B
Bu bilgiler için teşekkür ederim. Daha düne kadar nevroz belirtileri gösterdiğimin farkında değildim.
Gizem - 18 Ekim 2007 (18:33)
Hatırı sayılır biçimde nevrotikmişim meğerse. İnzivaya çekilme fikri hep bendede var mesela. Yazı için teşekkürler.
Selçuk - 13 Ocak 2008 (01:59)
18 yaşındayım. Nevrozlarımın farkındayım ama kurtulamıyorum. Doktora gitmek istiyorum ama hiç birine güvenmiyorum.
Asdf - 19 Mart 2008 (00:32)
Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin lütfen. Çünkü nevroz insana hiç hissettirmeden, ağır ve alışkanlık yaparak ilerler. Hayatınızı bir hastalıkla geçirdiğinizi çok geç fark edersiniz. Ama bu arada da karşınıza çıkan bir çok fırsatı kaçırmış olursunuz. En acısı da, kaçırdığınız şeyleri çoğu zaman farketmemenizdir. Bu yüzden en kısa zamanda bir psikiyatristle görüşün, bütün sıkıntılarınızı sansürlemeden, doğrudan anlatın ve terapi görün. Nevrozun kesin çözümü uzun süreli terapidir. Özellere gidemiyorsanız tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine gidin.
Devrim - 12 Mayıs 2008 (14:15)
Bu kitabı almayı düşünüyorum ama birçok kişi çevirmiş kitabı. Yukarda alıntılar kimin çevirdiği kitapdan acaba.
Süleyman Topcu - 22 Şubat 2010 (21:57)
Sayın Süleyman Topçu, Öteki Yayınevinden çıkan Karen Horney kitaplarını çeviren sayın Selçuk Budak bu konuda son derece başarılıdır. Tavsiye ederim. İyi okumalar.
Nevrozla Saadet - 5 Mart 2010 (09:20)
Özgüven eksikliği ile nevrotik bozukluklar arasındaki fark nedir? Teşekkür ederim şimdiden…
Güzel - 7 Eylül 2011 (14:49)
Kitap Kurdu
Bu adamlar stüdyoda mı yatıp kalkıyor?
Necdet Şen
Burada bir kez daha seyircinin (yani bizim) ahmaklığımız devreye giriyor ve beğensek de beğenmesek de ilgisiz kalamadığımız bu tulûat kıvamındaki tartışma programlarının hep aynı sıkıcı ve boş konuşan orta yaşlı adamlara mahkûm olmamıza yol açan kısır döngüyü besliyoruz.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 286 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart