Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Geleceğimi çalan tarih: 12 Eylül 1980!

Cihan Demirci ~ 2006


Dam üstünde gözüm dalıyor... Daha doğrusu biraz buğulanıyor... Hafiften göz nezlesi mi oldum ne? Yooo... Epey eskilere gidiyorum da ondanmış... Gözlerimizin biraz nemleneceği o günlere...

1970'li yıllar. Yaşanan karambolün pek farkında olmayan, henüz o kelimeye dili bile dönmeyen bir halkın söyleşiyle; "Anarşit" durumlar yaşanıyor ülkede. Siyasi ve karanlık cinayetler, katliamlar, bombalamalar, eylemler, grevler, lokavtlar. Sokaklarda bitmek bilmeyen çatışmalar. Kardeş kardeşi vuruyor ama silah satıcısı hep aynı adam!

Adam kurnaz hem sağa, hem sola silahını satıyor ve o silahlarla sağ-sol birbirini vuruyor. Ülke karanlık bir kıskacın içinde ama bir yandan da bugünle kıyaslanmayacak kadar dinamik, cesur ve en önemlisi her şeye rağmen ülkesinden hâlâ umutlu. Eğer Bir darbe olmasa o karanlığın içinden yolunu belki çok sağlıklı bir şekilde bulacak. Evet, biraz daha acı çekecek ama sonrasında yırtacak o karanlığı. Neden derseniz, çünkü insanlarımız bugünkü kadar "kirli" değil o zamanlar...

Ama bu karanlığı halkın kendi gücüyle aşmasına bir kez daha izin vermediler... 12 Eylül 1980 sabahı insanlar, sabah 05'te sokağa çıkma yasağıyla uyandı. Bedelini koskoca bir halkın ödeyeceği karanlık bir "darbe" daha olmuştu... 13 Eylül günü devlet başkanlığı görevini üstlenen Orgeneral Kenan Evren ülkeyi "kurtarmıştı!"

Nasıl olduysa sağ-sol çatışması bir gecede bıçak gibi kesilmişti! Demek ki bu çatışmaları pompalayanların asıl amacı bu darbenin gerçekleşmesiydi. Darbeyle birlikte içine kapanan bir ülke resmi çıktı karşımıza. 5 generalin elindeydi artık koca bir ülke... O vakitler 18'e yeni adım atmış, üniversiteye tam darbe günlerinde girmiş taze bir üniversiteli olarak karşımıza 1982'de "YÖK" denilen ucube çıkarıldı. Ortalık sahte "Atatürkçü" ve sahte olmayan "gerici" kaynamaya başladı. İşte böyle bir zamanda 1981 yılının Ocak ayında İstanbul Kadıköy'de bir çizer meslektaşla açtığım karikatür sergisi ortalığı kaplayan bu "sahte Atatürkçü ve gericilerle" ağır şekilde dalga geçen karikatürlerden oluşuyordu...

8 Kasım 1982 tarihi de gene bu toplumun yakın tarihindeki karanlık günlerden biridir. Çünkü Türk halkı o gün, bu darbenin, özgürlükleri tamamen yok edip, 25 yıllık karanlık süreci başlatacak olan bir "Anayasa"ya tam yüzde 90 oyla "evet" demişti...

Bir kez daha "asker" tarafından kurtarıldığını zanneden bu asker toplum, bu Anayasaya yüzde 90'lık bir oranda evet derken kendini bitirmişti aslında. "Asmayıp da besleyelim mi" günlerinin ve postal endişesinin içinde kendine has güzellikleri bir bir yitiren bir toplum tam çeyrek asrı geride bıraktı.

Darbelenmişti gençliğimiz... Postacı değildi gelen, postalcıydı ve son yirmi yılda kapıyı üçüncü kez çalmıştı o postalcı! Birdenbire sipsivri kalakaldık o zamanlar henüz globalleşmemiş dünyanın ortasında... Moğolların o güzelim ezgisi; ıssızlığın ortasında gibiydik. Paşa paşa içip çaylarımızı bir güzel de konseylendik! Bol konseyli günlerden geçtik.Konseptimiz konseydi!

Sonra o darbenin ekmeğini bir tontona ihale ettiler. O tonton ki, belleği zayıf olanlar için bir kez daha anımsatılır; ya da hiç bilmeyen bir kuşak için ilk kez vizyona sokulur; tıpkı şimdilerdeki bir muhterem gibi İMF'nin önünde taklalar atarak, parendeler çevirerek para dilenirken aradan üç yıl geçmedi ki, tez vakitte iktidarda buluverdi kendini... 12 Eylül'ün omuzları kalabalık o yıkıcı rüzgarını da arkasına alarak yıkıp da geçiverdi ne kadar ilke ve ne kadar değer varsa... Usame Bin Ladin halt etmişti yanında...Onun memuru işini bilirdi artık, rüşvetini yer, en paşasından köşesini dönerdi... Dört eğilim dediler o vakitler, bu belleği gaydırı guppak topluma en bolundan bir elbiseyi dört bir tarafından bir güzel giydirdiler! O elbise ki, o topluma bol geldi, içinde kaybetti insandan yana olan tüm değerlerini. O toplum ki o bol elbisenin içinde yitip gitti. Kumdan kulelerimizi, kumdan kalelerimizi yıktılar bizim...

Ülkeye el koyup ülkeyi kurtardığını söyleyen zat-ı muhterem bir süre sonra sadece ve sadece kendini kurtarıp güneye palet açtı... Ülkenin robot resmini yapacak zannettik önce ama o insanları robot yapacak bir düzeni tercih etti sadece... Postal darbesinin üzerine fırça darbeleri çekerek kapatmaya çalıştı bir beyaz tuvalin üzerindeki o yırtık resmi. Ama resim o kadar resmiydi ki, onun fırça darbeleri asla kapatamadı o karanlık ve yırtık resmi. Beyaz boyaları boca etse de üstüne nafileydi, o emrindeki beyazları sürdükçe tuval daha da kirlendi. Ülke daha da yağlı bir boya kokar oldu! Kurtarmaya çalıştığı bir tuval onca fazla boyayı kaldıramayıp tam orta yerinden delindi! Adam gibi bir ülkede olsaydı o tuvali ortasından delen kişi, bu yaptıklarının karşılığını elbette "ressam" olarak almayacaktı... Ama bizler onun resmindeki yüzlerce yanlışı bırakıp, gazete bulmacalarındaki resimlerin dokuz yanlışını bulmakla avunduk her Pazar günü...

Oysa "postal" konmasaydı ülkenin gelecek günlerine, bu ülke bulacaktı kendi yolunu. Oysa aynı silah tüccarıydı sağına da, soluna da aynı silahı satan, aynı kişiyi zengin ederek birbirini vuran genç yürekler elbet farkına varacaktı o pis kumpasın. O tüccar ki, 12'den vurup Eylül'ü silahtan uyuşturucuya terfi etti 12 Eylül sonrasına düşen bir karanlık gecede... Peki ne oldu? Aranan kan bulundu mu? Kan durdu mu? Şehirdeki kanı, şehirden alıp da güneydoğuya yığmak mıydı bu 12 Eylül'ün harcı...

Aradan çeyrek asırdan fazla zaman geçti... Bu toplum başlangıçta kendisi kurtardığını sandığı bu darbenin aslında onu çok daha "gerilere" fırlattığını çok geç anladı... Ya da kaçta kaçı anlayabildi? Her zamanki gibi geç şarj oldu beyinlerimiz! Aradan geçen onca yılda neredeyse bize ait olan her türlü "güzelliği" bir bir yitirdik. Geçmiş darbelerden alınan derslerle, 12 Eylül darbesi çok daha sistemli ve planlı bir şekilde yok etti bir koca toplumu... Oysa özgürlüğünün bilincinde olan, birey olmanın anlamını kavramış toplumlarda, halk darbeye her daim karşıdır ve karşı olmak zorundadır. Darbe dediğin domates değildir seçerek iyisini bulamazsınız... Ama siz ümmet toplumu olmaktan kurtulamamışsanız, hala aşiret düzeniyle yaşıyorsa halkınızın çoğunluğu, hala feodal ağanın eline bakıyorsanız ve dinsel nedenler yüzünden fazlasıyla muhafazakarsanız darbeye karşı olmak gibi bir bilinç size göre değildir... Çünkü birey olamamış bir sürüsünüzdür tıpkı bizim durumumuz gibi. Çeyrek asrı deviren bir süreçte; kendinden hatta gölgesinden korkan, ürkek, tırsak, muhbir vatandaşlar ürettik bu topraklarda. Şimdilerde etnik bir kaşımayla çok daha tehlikeli günler bekliyor kendi benliğini yitirmiş bu ülkeyi...

Kendine yabancılaşmış, ülkesinin sorunlarına yabancılaşmış savruk ve kayık bir gençliğe sahip olmasına rağmen genç nüfusuyla övünen bir ülke burası... 12 eylül öncesinin sabahlara dek okuyan, tartışan, kafa yoran gençliğinden iz bile yok... Gerici güçlerin "Alaturka" bir şeriat düzenine sürüklediği, ırkçı bir milliyetçiliğin her kesimde patladığı bu ülke aslında isteksizce yapılan, sadece göstermelik olan sahte bir AB yolculuğundan da kopma noktasında. O kopuş, bu ülkeyi daha da gerici, daha da kişiliksiz bir uydu yapacak...

Çeyrek asrı geçen bir süre önce geleceğimiz çalındı bu ülkede beyler, bayanlar! Ve bu darbe yargılanamadı! Bu darbenin acıları, yarattıkları sorgulanamadı. Oysa darbesiyle hesaplaşamayan toplumlar döner döner malum yerini avuçlar!

Ülkeyi çeyrek asır önce fena halde "kurtaran" paşamız bakın geçenlerde çıktığı bir televizyon kanalında şöyle diyordu:"Artık askerden medet ummasınlar, askere gelmesinler. Sokaklara dökülsünler, sivil toplum örgütleri var, çözüm artık onlarda."

Paşamız Bodrum'daki villasından bunca yıl sonra bizimle dalgasını mı geçiyordu dersiniz? Bu coğrafyada sivil toplumu yok eden kimdi diye sormazlar mı adama? Sokaklara dökülsünler diyen bu muhteremin yarattığı düzen değil miydi, sokağa dökülen gencin, memurun, işçinin ensesinde biber gazıyla ve copuyla biten... (Şeriatçılar hariç tabii, onlara gül suyu sıkacaklar ellerinden gelse!)

Beyler, bayanlar! Benim bu ülkede çeyrek asır önce geleceğim çalındı, hükümsüz bir hayat yaşıyorum o günden beri, üstelik o vakitler bu ülkenin sokaklarında kapkaççı filan da yoktu anımsadığım kadar...

Dam üstünde dönüyorum yeniden bugüne... Aşağıda çoğunluğu 70'li yılların sonrasında, 80'li yılların ortasında doğmuş gençlerimiz... Sam Amcalarına açık bıraktıkları göbeklerinden bağlı bir miladın çok çıtır genç kızları, pek parlak delikanlıları... Kendi miladlarını 11 Eylül 2001 sanan USA tişörtlü 'gnc' insanlar. Global yurttan fizik ve beden sesleri korosu!

Seslenmek istiyorum onlara; Arkadaşlar, heeeey meeen, heeeey girls, hiiiii boys! Çocuklar sizi birileri fena halde kandırıyor yaaaa! Bu ülkenin medyasında artık pek bulamazsınız benim gibi farklı günde çıkan sesleri ama şunu bilin ki; çeyrek asır bile geçse bizim buralarda milad hala; "12 EYLÜL" arkadaşlar!

Arkadaşlar; içinizde hiç duymamış olanlar olabilir, mümkündür ama en azından şu tarihi bir kenara, bir köşeye yazın, eğer belleği olan hala kaldıysa onun belleğinin derin dondurucusunda bir süre de olsa saklayın. O tarih ki: 12 Eylül 1980'di... Bu ülkede artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, olmadı da...

Cihan Demirci, Türkün Türkten başka Düşmanı Yoktur, Bulut Yayınevi, 2006
~ 1 Şubat 2007 tarihinde Bulut Yayınevi tarafından siteye eklendi ~

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

 

Kitap Kurdu

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Pink Floyd ve İbo

Ali Türkan

Zaten, güzellik-çirkinlik gibi dünyanın en görece kavramları üzerinde durmayı da abesle iştigal sayıyorum ama bu halkın da (her halk gibi) iyi şeylere, güzel şeylere lâyık olduğunu biliyorum. Onca yıl halkın ödediği vergilerle okumuş birine, buncağız şeyi de ben öğretecek değilim zaten. O mutlaka, halkına borcunu nasıl ödeyeceğini düşünüyordur kara kara. En azından işsiz kalıp, işsizliğin, öyle pek de utanılacak bir şey olmadığını görünce düşünür belki de. Bilmem şeyttirebildim mi artık? Yazar

Son Yorumlar

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

Babamıza da mı güvenmeyelim?

Seyit Balkuv

Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °