Kemal Tahir
Kâmil Bey, birkaç gündür hatırlayıp hariciyecilere sormak istediği soruyu, ağzından kaçırdı.
- Önleyemez miydi İngiltere Yunanlıların İzmir'e çıkmasını. O zaman uzlaşılırdı kolayca. Yeniden davranmaya, belki de kan dökülmesine meydan kalmazdı!
- Sizin bir atasözünüz var. "Akacak kan damarda durmaz" dersiniz. (Şakanın kaba kaçtığını anlayarak hemen toplandı) Ben askerim ama kan dökmekten yana değilim. İsbatı da Kutul-Amare'de size teslim olmam. Sör Tavnshend de ben de, kan dökülmemesi için kolayca teslim olduk. Yiyeceğimiz, cephanemiz boldu. Yardım da umulabilirdi. Daha doğrusunu isterseniz Halil Paşa'nın birlikleri de bizi bunaltacak güçte değildi.
Size bir gerçeği daha açıklayayım. Gizlidir ama siz bizim dostumuzsunuz! (Kâmil bey irkilince gülümsedi) Oxford İngilizcesini bu kadar güzel konuşan bir insan İngiltere'ye düşman olamaz. İstese de olamaz! Açıklayacağım gizli şudur: Yunanistan'ın İzmir'e asker çıkarmasından önce, kan dökülmemesi için Kralımızın hükûmeti, bilhassa biz askerler, bütün tedbirleri aldık. Birinciye dövüşmesi umulan Nurettin Paşa'yı değiştirttik. Türk birliklerinin silahlarını topladık, toplarının kamalarını söktük!
- Saldırıyı önleseydiniz, Yunanlıların silahlarını alsaydınız da, işgal hiç olmasaydı.
- Dedim ya, her zaman akıl idare etmiyor memleketleri.
- Loyit Corc bu kadar akılsız mı? Akılsızsa nasıl oluyor da İngiltere gibi büyük bir memleketin başına getirilebiliyor?
- Bunu size anlatmak güç. İngiliz demokrasisinin oyunudur bu. Çoğu zaman akıllı İngilizler de, demokrasi denilen bu maskaralıktan memnun değil ama, çaresiz katlanılıyor. (Biraz daldı) Hayır! Loyit Corc'a aptal denilemez. Memleketimin yetiştirdiği ender devlet adamlarındandır, bunların da en büyüklerindendir. (Küçük bir çocuğu avutur gibi sesini yumuşattı) Düzelecek hepsi.
Göreceksiniz en umulmaz sırada düzelecek. Elverir ki bizler, yâni siz, biz, hepimiz, tarihin yüklediği ödevleri duraklamadan yerine getirelim! (Köşedekilere bakıp sesini biraz alçalttı) İlgilendiniz mi 'İngiliz Dostları Derneği'yle?
- İngiliz Dostları Derneği mi? (Enişte Beyden böyle bir şey duyduğunu hatırladı. Galiba Enişte Bey de kurucularından olmalıydı) Yok hayır! Kim kurmuş? Nerede?
- Burada. Türkler kurdu. Başında büyük din adamlarınızdan biri var: Sait Molla. Din bilginlerinizin büyüklerinden.
- İngilizler de kurdular mı bunun karşılığını? Onun başına din bilginlerinizin büyüklerinden biri geçti mi?
- Lâtife etmek istediniz ama yarısı gerçektir söylediklerinizin. İngiltere'de böyle bir dernek kurulmadı henüz. Buna karşılık buradaki derneğin güçlenip gelişmesi için memleketimizin ünlü rahiplerinden biri çalışıyor. Adı: Fruw'dur. Bu adı aklınızda tutun! Sık sık duyacağınıza eminim! Hattâ ilgilenirseniz tanışmanız bile mümkündür.
- Çok mu bizdeki İngiliz dostları. Ne kadar?
- Geçen ay derneğe kaydolanlar elli bini aşmıştı. O zamandan bu yana belki de altmış bini bulmuştur.
- Altmış bin. Ben başka türlü sanmıştım. Yalnız aydınlar arasında. Altmış bin sayısında biraz abartma olmasın! Ben İngiltere adasının haritada yerini bilen bu kadar vatandaşımız bulunduğunu sanmıyorum.
- Aydınlardan çok halka gitmeyi uygun gördüler.
- Nasıl anlatabiliyorlar halka bu işi? Zorluk çekmiyorlar mı?
- Hayır! Dernek üyelerine kimlik kartı bastırdılar. Sağında Osmanlı Sancağı, solunda İngiliz Bayrağı var. Aralarına tasdikli fotografı koyuluyor üyelerin. Bir çeşit lesapase. İşgal polisinden kolaylık görüyorlar. Anladınız mı?
- Hayır!
- Esnafın, gezgin satıcıların, hele geceleyin şurada burada gezenlerin. lâf aramızda, Türk polisiyle çatışmaktan çekinenlerin işine geliyor. (Kâmil Bey suratını asmıştı. İngiliz subayı, gene içini çekti) Karışık zamanların yolları da karışık olur. Bunu yadırgamamalı.
- Böyle bir dernekle nasıl bir ilgi kurabilmemi düşündünüz?
- Hiç. Aklıma geldi öyle. Haberiniz oldu mu, üstünde durdunuz mu öğrenmek istedim. Savaş yüzünden iktisadi durumunuzun bozulduğunu söylemişlerdi. Bir yardımımız dokunabilir mi diye araştırdık!
Kâmil Bey, Halanım ailesinin Nermin'i de alarak kendisini niçin İngilizle yalnız bıraktıklarını artık iyice anlamıştı. Kızacağına, ürkeceğine rahatlayıverdi. Gülümseyerek eni konu dostça sordu:
- Bulabildiniz mi bir çıkarını bâri?
- Her şeyin bir çıkarı bulunur hele İngiltere İmparatorluğu bunu isterse.
- Kişilerle de ayrı ayrı uğraşacak zaman bulabileceğine emin misiniz? Hem de dünkü düşman memleketlerden birinin vatandaşıyla.
- İngiliz kültürüyle yetiştiniz. İmparatorluk, kültürünü taşıyan herhangi bir kimseyi, sizin gibi soylu bir aileden gelmese bile, gücü yettiğince korumaya çalışır. Büyük Britanya. İşgalimiz altındaki yerlerde topraklarınız, değerli hisseleriniz var. Eğer anlaşabilirsek sadece biz size yardım etmiş olmayacağız, siz de bize büyük yardımlarda bulunacaksınız!
Kâmil Bey bu söze gerçekten şaştı. Şaşması "Böyle bir yardımı dokunabilir mi?" sorusundan geldiği kadar, böyle bir şey sözkonusu değilse karşısındakinin kendisini, boş lâflarla aldatacak kadar alık gördüğündendi.
Sör Henri Dikson viski bardağını aldı, sözü değiştiriyor, daha doğrusu çok değersiz bir şeyden lâf ediyormuş gibi sordu:
- Şirketi Hayriye'nin hisse senetleri var mı sizde?
- Şirketi Hayriyenin mi? Hayır. Sanmıyorum! Neden sordunuz?
- Aramızda kalmak şartıyle, söylüyorum. Boğaziçi vapur kumpanyasını Fransız dostlarımız ele geçirmek istiyorlar. Oysa İngiltere bunu uygun görmüyor. Böyle senetleriniz varsa gerçek değerinden çok üstünde satın alabiliriz.
- Hayır! Bende yok! Aklımda yanlış kalmadıysa, bu şirketin hisse senetleri Türkler'den başkasına satılamaz. Tüzüğü böyledir.
- Tüzükler değişir. Değişmeseler de, hiç bozulmadıkları halde, yasakladıkları şeyler kolayca yapılabilir. Kanuna göre yüzde yüz Türk olduğu halde, aslında Türk-Fransız olanlar hiç mi yok?
(Sayfa: 48-51)
Bilmem hiç başınıza geldi mi? Yaşamaktan usanıverdim bir gün apansız. Neden mi? Uygun bir sırada, nedenlerden bir kaçını söylerim. Saçma bulacaksınız. Evet saçmadır! Ama bilirsiniz, bazı dönemlerde, insana en saçma şey en ciddi olaydan daha dramatik gelir. Kendimi öldürmeyi düşündüm bütün ciddiliğiyle. Şakası yok elde tabanca ölümün yanına gittim geldim iki defa.
Hani çar subayları sarhoşken bir oyun oynarlarmış. Beş mermi atan bir toplu tabancaya bir mermi koyarlar, topu avuçlarına sürerek bir zaman çevirirler, sonra namluyu şakaklarına dayayıp tetiği çekerlermiş. Bir garip ölüm oyunu. Beşte dört boş. Biri dolu. Ölümle beşte bir alay. İki defa yaptım bunu. İkisinde de boş çıktı.
- Yok canım, inanılır şey değil!
- Evet, şimdi ben de "Budalalık" diyorum. Ama yaptım. Sonra herhangi bir ad altında sömürge alaylarına yazılıp kaybolmayı tasarladım. Bunun için Cezayir'e kadar da gittim. Hoş gelmedi bana havası. Batının ipten kazıktan kurtulmuş sefilleri, pis herifler. İnsan kendisini alçaltmak istese bile, katlanamaz bu kadarına.
Bir gün sokakta bir dervişe rastladım. Dileniyordu. Birden bu dilenmenin çok başka bir şey olduğunu sezdim. Sadaka bekleyerek duruşu, verildikten sonra elini göğsüne götürerek selâmlayışı, şaşılacak kadar gururluydu. Sadakanızı kabul ederken, şâhâne bir bağışta bulunarak, ihya ediyordu sizi sanki.
O zaman tarikatlar üzerinde bildiklerimi hatırlamaya çalıştım. Kendimi öldürmeye karar verdiğim sıralar, bizde, dünyayı boşlayan papaz tarikatları, ıssız dağ başlarına sığınmış tenha manastırlar bulunmadığına esef etmiştim. Tekkelerimiz nasıl olup da aklıma gelmemişti. Gördüğüm tekkeleri tanıştığım dervişleri geçirdim gözümün önünden. İlk vapura atladım. Hiç bir yolculukta varacağım yere hemen ulaşmayı bu kadar hırsla istememişimdir. Gerçek kurtuluşu bulmuşum gibi heyecanlıydım. Yanılmadığımı da buraya gelir gelmez anladım.
- Sahi mi? Aradığınız rahatlığı buldunuz mu kolayca.
- Hiç bir şeyin sahicisi rahatça bulunmuyor. İlk günlerde bocaladım. Hattâ tökezledim. Geçende dediğim gibi, derviş kılığında çıkmayı göze alamıyordum. "Tanıdıklara rastlarsam" diye ödüm kopuyordu. İlk zorluk seçmekten çıktı?
- Neyi?
- Gireceğim tarikatı.
- O kadar çok mudur?
- Bizde tarikatlar 100'e yakındır, bunların ayrıca yüzü aşkın şubeleri vardır. Yalnız bizde böyle değil bu. Hıristiyanlıkta, Musevilikte yetmişbeşe yakındır tarikatlar. Bunları, gireceğim yolu seçmeye çabalarken okudum biraz. Şunu gördüm, Araplar meshep kurucusudurlar. Biz Türkler, tarikat kurucusuyuz. Arap mezhepleri sufiliğe, Türk tarikatları tasavvufa dayanır. Tasavvufa göre dünyada her şeyden önce güzellik vardı. İbadet bu güzelliğe tutkunluktur. Bu sebeple Türk'ün bağlanacağı inanç, Allah korkusundan değil, Allah sevgisinden gelir.
Okudukça tasavvufun yalnız Türk'e mahsus bir yol olduğunu anladım. Türk illerinde doğmuş, Anadolu'da gelişmiştir. Türk tasavvufu Şamanlıkla İslâmlığın karışımıdır. Buna biraz da yeni Platonculuk katılmış Roma Anadolusundan kalıntı. Daha doğrusu Stoisizim. Anadolu'ya Şeyh Ahmet Yesevî adına halifeleri yaymıştır tasavvufu.
Bunların hepsi dünyadan el çeken basit köylülerdir, bence. Pir Dede, Keyifli Baba, Horoz Dede, Aptal Musa, Avşar Dede, Akyazılı Baba, Kudümlü Baba Sultan, Sarı Saltık. Bunlar köylü halkı etkilemişler, Anadolu'nun islâmlaşmasını, bir anlamda Türkleşmesini sağlamışlardır. Anadolu bu tohuma o kadar uymuş ki, Yunus Emre gibi kocaman bir dâhi san'atçı yetiştirmiş.
- Aradığınız rahatlığı.
- Buldum evet. (Kederle gülümsedi) Dünyada insanoğlu ne kadar rahatlayabilirse. Çünkü kendimizi acılara gene kendimiz sürüyoruz! Akıl her zaman doğru çalışmıyor, çeşitli hırslar isteklerde yanılmaları kolaylaştırıyor. En kötüsü kendi kendimizle çoğu zaman çelişmeli yaşadığımız halde, başka bir insanla birlik kurmaya, duygularımızı biribiriyle hiç ayrıntısız eleştirmeye çabalıyoruz!
(Duvardaki levhalardan birine bir zaman baktı. Daha acı gülümsedi) Aslında gerçekten rahatlamaz, avunur ademoğlu. Belki de avunmamız bize kendi sanımızdır. En iyi avuntu da, dünyadan vazgeçtiğimize, hırsları zincirlediğimize kendimizi inandırmak. Yalan da olsa, inandırmak.
(Sayfa: 77-79)
Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları, Sander Yayınları, 446 sayfa
Düşünenlerin düşünceleri
Bana göre, bu topraklardan yetişmiş, içinden geldiği toplumu iyi tanıyan ve en saf haliyle anlatan bir yazardır Kemal Tahir. Ülkesindeki en büyük tarihsel kırılma anını birebir yaşamış, mizahi yanı da olan bir Maksim Gorki'dir bence o...
Zorba yönetimler ve menfaat çevrelerine rağmen yaşamaya çalışan halkın gerçeklerini en acıtıcı bir şekilde göstermiştir. Foyaları kazıyıp, bir ara kendisinin de kandığı sahtelikleri ortaya çıkarınca, sanatı kendi ideolojilerinin uzantısı sananlarca hep yok sayılmaya çalışılmıştır.
Kemal Tahir, çok basit diyaloglarda koca koca gerçekleri ve perde arkasını deşifre edebilir. Onda hem yakın tarihin saklanan gerçeklerini hem de kendinizi bulursunuz. Aynı sayfada hem gülebilir hem kızabilir hem de şaşırabilirsiniz.
Bir kötü yanı vardır, eğer bir kitabını tesadüfen okumuşsanız, zehiri hemen kanınıza bulaşır ve hevesle bir başka kitabını aramaya başlarsınız. Ondan korunmanın en sağlam yolu, cep telefonu mesajı veya e-mail dışında hiç bir şey okumamaktır. Doktor tavsiyesi...
Ali Sedat Çetinkoz - 22 Ocak 2008 (01:15)
Kitap Kurdu
Sessizlik Suikasti
Ali Türkan
Yalçın Küçük'ün kitaplarından birinde bi şey okumuştum. O da Marks'dan araklamış, "killing by bilmemne" diye bir şey sokmuş siyasi terminolojiye. Yalçın Küçük de "sessizlik suikasti" olarak çevirmiş. Devam
Gazeteci'ye mektup
Necdet Şen
Meramımı daha geniş bir kitleye ifade edebilmek için bir şans diye gördüğüm ve ondan dolayı "peki" dediğim bir görüşmenin, vermek istediğim mesajın -gerçekten de geniş bir kitleye- anlamını yitirmiş, bağırtıya dönüşmüş, banal bir sunumla yansıdığına, yıllarca uğraşsam da düzeltemeyeceğim bir yanlış anlaşılmanın yolunu açtığına tanık oluyorum. Devam
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Düş Gücünün Standartlaşması
Serge Latouche
Etnografya bulunur ve genel başarıya katkısı olur, Napoleon Mısır seferine çıkarken yanında bir araba dolusu bilgin ve bilimsel araç gereç götürecektir. Keşif yolculukları geleneğinin XIX. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »