22 Ağustos 2008 Cuma
Kemal Tahir
Kâmil Bey, Ebuzer Efendi'nin köpoğluluğunu bir zaman sonra öğrendi. Eski gazeteye zarar verir korkusuyla yeni gazete dağıtılmıyor, posta paketleri tezgâhın altında, arkadaki rutubetli aralıkta tutuluyor, sonra basımevi hamaliyle anlaşıp iade yükleri birbirine karıştırılarak aşırılanlar arkadan kesekâğıtçılara satılıyordu.
Hele batıp çıkan edebiyat, fikir, bilim dergilerinin durumu daha berbattı. Bunlar bazı semtlerin bazı köşelerindeki tütüncü dükkânlarına, sahiplerinin gözlerini boyamak için gönderiliyor, üst yanı dergi kapanınca, ucuza alınıp kesekâğıtçılarına devredilmek üzere, dükkânda alıkonuyordu. Ebuzer Efendinin başkâğıtçılıkta önemli bir icadı daha olmuştu.
Bunu keyifli bir günde Kâmil Bey'e şöyle anlattı:
- Baktım herifler aldı yürüdü. Bizim gazete gidiyor tepe aşağı. Uşaklardan iki zıpır çağırdım. "Göreyim sizi köpoğluları." dedim. Plânı söyledim. Anadolu postasını hepimiz erkenden kayıkla karşıya geçiriyoruz. Oğlanlar bir kayığa atladılar, Sarayburnu açıklarında öteki gazeteyi götüren kayığı karşıladılar. Ellerinde birer tabanca. "Davranma! Dur!" Denizin orta yeri bey. Önünde tabanca altında dipsiz doruksuz derya. Öğleye kadar böylece beklettiler. Tren kaçtı bir yandan, Kadıköy dağıtıcısı bile gazeteyi vaktinde alamadı.
- Şikayet?
- Kimden şikayet edecek? Dedik ya. Deniz ortası. Oralara kaptan paşa karışır.
Belki de kâtibine inat, bundan sonra Kâmil Bey'i, her gelişinde kahve içirmeden göndermedi. Karşılıklı oturup cıgaraları yakınca, hemen öğüde girişiyordu:
- atmayı arttıracaksın Bey! Aman çatmayı.
- Kime çatalım Ebuzer Efendi?
- Sözümü dinle gözümün nuru, çatma arttırılacak. Gazete kısmını çatmak sattırır.
- İyi ama kime çatalım?
- Ben bilmem. Çatacaksın. -sesini alçalttı- Hey biz neler gördük bu yokuşta. Padişahlara çatanları gördük, hâşâ huzurdan Padişahlara. Gazete ağzına geleni söylemeli. O zaman telgraf yağar. "Yüz fazla gönder", "Haftaya iki yüz isteriz". Yetiştiremez olursun.
- Bizi de hapse atarlar!
- Kulak verme. Ben kaçın kur'asıyım. Ossaat bilirim. Şimdi eskisi kadar sıkı değil. Sen çatmana bak.
- İngilizlere çatalım öyleyse.
- Yoook. "Vur" dedikse, "öldür" mü dedik? Bu hafta Mustafa Kemal'e çatarsın, öbür hafta Sadrazama. Benim elim kalem tutmalı da, gazeteyi görmeli bu yokuş. Hepinize top attırırdım alimallah! Sizi iadenin altında ezerdim.
- Haydi elin kalem tuttu diyelim, çıkaracağın gazetenin adını ne koyardın?
- Adı kolay! Burada, vaktiyle "Eşek" adında bile gazete çıkarılmış. Hem de gelene gidene "Eşek" diye bağırarak keyifli keyifli koşan çocuklar köprüye varır varmaz gazeteyi tüm satarlarmış. Bizimkinin adı da "Katır" oluverirdi.
- Fena değil. Eşeği kapatmışlar. "Elmalûm" çıkmış. "Katır" ı kapatsalar "Hatır" diye çıkarsın. Onu da kapatsalar "Kıtır" diye.
Hafta sonları hesap görülürken Ebuzer Ağa'nın dükkânında Kâmil Bey, gazeteciliğin belki de en önemli, en de gizli derslerini hamal eskisi dağıtıcıdan böylece alıyor, akla gelmez şeyler öğreniyordu.
Gelen mektuplara da şaşmamak imkânsızdı. Hemen hepsi "Muhterem gazetenizi her hafta dört gözle bekliyorum. Yazılarınızı severek okuyorum." diye başlıyor, derdini yanıp şikayetinin basılmasını rica ederek bitiyordu. Sanki okuyucu denilen "ne idüğü" belirsiz kalabalık, aldığı ya da sürekli olarak aldığını ileri sürdüğü gazeteye, dergiye herhangi bir şikayetini bastırmak için para vermekteydi. Bunun dışında öteki yazıları umurlayan hiç yoktu.
Gazeteciler, memleketi üstünkörü de olsa gezmemişlerdi. Mıntıkaların yerli özelliklerini hiç bilmiyorlardı. Bir çok yazılarda yanlışlar yapıldığı, okuyucuların içinde bunları görenlerin bulunduğu yüzde yüzdü. Öyleyken, kendi kişisel meselelerinden başka şeyleri yalanlamak, doğrulamak adet olmamıştı. Okumuş vatandaşlarının yüzde ölçüsü çok düşük olan memlekette; galiba basılmış yazıya bir çeşit keramet konduruluyor, "hikmetinden sual etmeyi" kimsecikler göze alamıyordu. Gazetecilik bu bakımdan henüz en rahat mesleklerden sayılabilirdi.
Belki de bu sebepten, Kâmil Bey tanıştığı gazetecilerde, genellikle yazarlarda Avrupa'daki örneklerine benzemeyen gariplikler gördü.
Bunlar, babayani kılıklarına, bol keselerinde hiç yaraşmayacak derecede kibirli, insanı kederden mahvedecek kadar kişiliklerine bağlanmış, güzel konuşur, zeki adamcağızlardı. Olaylar karşısında öyle yüksekten atmaları, eleştirilerinde öyle kıyıcılıkları vardı ki, Kâmil Bey, kendisini bir baskın sonucu, hiç beklenmedik sırada iktidarı kaybederek memleketten kaçmak zorunda kalmış yeni politikacıların karşısında sanıyordu.
Kendi eserlerinden başka hiç bir şey güzel, doğru, iyi değildi. Oysa zaman zaman, kendi eserlerinde hatta kendi kendileriyle çelişmeye düştüklerini bile saklamıyorlardı. Fırsat verilse, memleketi, hatta bütün dünyayı birkaç günde düzeltecek fikirleri ileri sürdükleri halde, kravatlarını düzeltmekten güçsüzdürler. İlk tanışmada ilk işleri kirpi gibi dikenlerini uzatmak, atıp tutmak, kişiliklerini daha değerli göstermeye çabalamaktı.
Kâmil Bey bunların birçoğuyla dost olmak şöyle kalsın, şöylece ahbaplık etmenin bile ne kadar zor olduğunu pek kısa zamanda anlamıştı.
Bir şeyden korkuyor gibiydiler. Birisi, ruhlarından, akıllarından, bir büyük parçayı, dostluğu kullanarak sanki çalıverecekti. Onları daha yakından tanıdıkça, kişiliklerine bu kadar gömülüp boğulmak kertelerine gelmiş bu kuşkulu, bahtsız insanların nasıl olup da yazı yazdıklarına, yani, duygularıyla düşüncelerini, kıskançlıklarını yenip nasıl meydana vurduklarına şaşmamak elden gelmiyordu.
Buluttan nem kapıyorlar, yırtıcılar gibi bir saniyede dostluktan düşmanlığa, kıyıcılıktan acımaya inip çıkıyorlardı. Aslına bakılırsa bu da işin dış tarafını, dış tarafının bir küçük parçasını göstermekteydi. Birbirleri için en ağıza alınmaz yazılar yazdıkları, kalplerini en tamir edilmez yerinden, sanatkâr gururlarından kırdıkları oluyordu. Okuyanlar, "bunlar artık imkânı yok yüz yüze gelemezler" kararına henüz varmadan, hangisi erken sarhoş olursa hemen ötekine koşuyor, ağlaya ağlaya boynuna sarılarak af diliyordu.
Kâmil Bey bu cins yazarları, huysuz, şımarık, hastalıklı çocuklara benzetti. İlk zamanlar, bunların arasında kendisini ruhça, bedence sıhhatli bulduğu için bir acayip utanma duydu.
Missisipi ile Amazon nehirlerinden hangisinin daha uzun, hangisinin daha geniş olduğunu belki bilmiyorlardı ama, kendilerine göre de bilgileri şaşırtıcıydı. Sözgelimi içlerinde Mesnevi'yi şairinden daha doğru, daha mantıklı açıklayanalar, Fransızcayı Voltaire'den iyi söyleyip yazanlar, Hegel'den önceki dünyada bütün fikir akımlarını, filozoflarının hayatlarıyla ezberleyenler vardı.
Bunları dinlemek, bilgisizliğin derinliğini gösterdiğinden insanın korku ile başını döndürüyor, fakat sistemsizliklerindeki karışıklık, bilgilerini sindirememişlik de aynı baş dönmesini veriyordu.
En büyük şairlerden birisini bir hafta hastalandırmak için, önünde bir başka şairi övmek, kısa boylu bir romancıyı aylarca çalışamaz hale getirmek için "bücür" kelimesini ağızdan kaçırmak yeterdi.
Kâmil Bey, bıyıklarına rağmen erkek elbisesi giymiş sevimli bir kocakarıya benzeyen Hüseyin Rahmi'yi nâzır olduğu halde, kundurasının bağlarında birkaç düğüm bulunan Rıza Tevfik'i, yazdığı anılarındaki çekingen, pısırık çocukla hiç bir ilintisi bulunmayan babacan Ahmet Rasim'i de tanıdı.
Bunlar geniş bilgi bakımından belki ötekilerden biraz üstündüler. Fakat içinde yaşadıkları çökmüş memleketin etkisiyle yenilgiyi değişmez kader olarak kabul etmiş yılgın bir halleri vardı. Millete güvenmeyi hiç bir zaman denememiş, henüz bir milletin varlığından haberleri olamamış bütün aydınlar gibi, her biri kendilerini teker teker vuruşup, teker teker yenilmiş sayıyor, bir daha kalkarak yeniden başlamaya cesaret bulamıyordu.
Çöken imparatorluk, aydınlarını da uçuruma beraber sürüklemekteydi.
Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları, Sayfa: 175-180, Sander Yayınları
Gönderen: Sokak Kedisi
Kitap Kurdu

Ali Türkan
orsan eylem dayatıyorum sayfaya: Sıçıp sıvamak bizim de hakkımız, söke söke alırız! Ben gelene kadar ortalık sakinleşir nasıl olsa. Ben de gaza gelip eyleme geçen militanlara bok atar, büyük yazar sınıfına girerim. Hadi arkadaşlar, zincirlerinizden başka kaybedecek şeyiniz yok! Haaaaayat deniiilen kavgaaaya çıktık! Çeeevik adııımlarla yüüürüyoruz. Biiz bu karaaanlık yolun sonunda, Doooğacak güüüneşi gööörüyoruz. Sevgiler. Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.