Patronsuz Medya

Esir Şehrin Gazetecileri

Kemal Tahir


Kâmil Bey, Ebuzer Efendi'nin köpoğluluğunu bir zaman sonra öğrendi. Eski gazeteye zarar verir korkusuyla yeni gazete dağıtılmıyor, posta paketleri tezgâhın altında, arkadaki rutubetli aralıkta tutuluyor, sonra basımevi hamaliyle anlaşıp iade yükleri birbirine karıştırılarak aşırılanlar arkadan kesekâğıtçılara satılıyordu.

Hele batıp çıkan edebiyat, fikir, bilim dergilerinin durumu daha berbattı. Bunlar bazı semtlerin bazı köşelerindeki tütüncü dükkânlarına, sahiplerinin gözlerini boyamak için gönderiliyor, üst yanı dergi kapanınca, ucuza alınıp kesekâğıtçılarına devredilmek üzere, dükkânda alıkonuyordu. Ebuzer Efendinin başkâğıtçılıkta önemli bir icadı daha olmuştu.

Bunu keyifli bir günde Kâmil Bey'e şöyle anlattı:

- Baktım herifler aldı yürüdü. Bizim gazete gidiyor tepe aşağı. Uşaklardan iki zıpır çağırdım. "Göreyim sizi köpoğluları." dedim. Plânı söyledim. Anadolu postasını hepimiz erkenden kayıkla karşıya geçiriyoruz. Oğlanlar bir kayığa atladılar, Sarayburnu açıklarında öteki gazeteyi götüren kayığı karşıladılar. Ellerinde birer tabanca. "Davranma! Dur!" Denizin orta yeri bey. Önünde tabanca altında dipsiz doruksuz derya. Öğleye kadar böylece beklettiler. Tren kaçtı bir yandan, Kadıköy dağıtıcısı bile gazeteyi vaktinde alamadı.

- Şikayet?

- Kimden şikayet edecek? Dedik ya. Deniz ortası. Oralara kaptan paşa karışır.

* * *

Belki de kâtibine inat, bundan sonra Kâmil Bey'i, her gelişinde kahve içirmeden göndermedi. Karşılıklı oturup cıgaraları yakınca, hemen öğüde girişiyordu:

- atmayı arttıracaksın Bey! Aman çatmayı.

- Kime çatalım Ebuzer Efendi?

- Sözümü dinle gözümün nuru, çatma arttırılacak. Gazete kısmını çatmak sattırır.

- İyi ama kime çatalım?

- Ben bilmem. Çatacaksın. -sesini alçalttı- Hey biz neler gördük bu yokuşta. Padişahlara çatanları gördük, hâşâ huzurdan Padişahlara. Gazete ağzına geleni söylemeli. O zaman telgraf yağar. "Yüz fazla gönder", "Haftaya iki yüz isteriz". Yetiştiremez olursun.

- Bizi de hapse atarlar!

- Kulak verme. Ben kaçın kur'asıyım. Ossaat bilirim. Şimdi eskisi kadar sıkı değil. Sen çatmana bak.

- İngilizlere çatalım öyleyse.

- Yoook. "Vur" dedikse, "öldür" mü dedik? Bu hafta Mustafa Kemal'e çatarsın, öbür hafta Sadrazama. Benim elim kalem tutmalı da, gazeteyi görmeli bu yokuş. Hepinize top attırırdım alimallah! Sizi iadenin altında ezerdim.

- Haydi elin kalem tuttu diyelim, çıkaracağın gazetenin adını ne koyardın?

- Adı kolay! Burada, vaktiyle "Eşek" adında bile gazete çıkarılmış. Hem de gelene gidene "Eşek" diye bağırarak keyifli keyifli koşan çocuklar köprüye varır varmaz gazeteyi tüm satarlarmış. Bizimkinin adı da "Katır" oluverirdi.

- Fena değil. Eşeği kapatmışlar. "Elmalûm" çıkmış. "Katır" ı kapatsalar "Hatır" diye çıkarsın. Onu da kapatsalar "Kıtır" diye.

Hafta sonları hesap görülürken Ebuzer Ağa'nın dükkânında Kâmil Bey, gazeteciliğin belki de en önemli, en de gizli derslerini hamal eskisi dağıtıcıdan böylece alıyor, akla gelmez şeyler öğreniyordu.

Gelen mektuplara da şaşmamak imkânsızdı. Hemen hepsi "Muhterem gazetenizi her hafta dört gözle bekliyorum. Yazılarınızı severek okuyorum." diye başlıyor, derdini yanıp şikayetinin basılmasını rica ederek bitiyordu. Sanki okuyucu denilen "ne idüğü" belirsiz kalabalık, aldığı ya da sürekli olarak aldığını ileri sürdüğü gazeteye, dergiye herhangi bir şikayetini bastırmak için para vermekteydi. Bunun dışında öteki yazıları umurlayan hiç yoktu.

Gazeteciler, memleketi üstünkörü de olsa gezmemişlerdi. Mıntıkaların yerli özelliklerini hiç bilmiyorlardı. Bir çok yazılarda yanlışlar yapıldığı, okuyucuların içinde bunları görenlerin bulunduğu yüzde yüzdü. Öyleyken, kendi kişisel meselelerinden başka şeyleri yalanlamak, doğrulamak adet olmamıştı. Okumuş vatandaşlarının yüzde ölçüsü çok düşük olan memlekette; galiba basılmış yazıya bir çeşit keramet konduruluyor, "hikmetinden sual etmeyi" kimsecikler göze alamıyordu. Gazetecilik bu bakımdan henüz en rahat mesleklerden sayılabilirdi.

Belki de bu sebepten, Kâmil Bey tanıştığı gazetecilerde, genellikle yazarlarda Avrupa'daki örneklerine benzemeyen gariplikler gördü.

Bunlar, babayani kılıklarına, bol keselerinde hiç yaraşmayacak derecede kibirli, insanı kederden mahvedecek kadar kişiliklerine bağlanmış, güzel konuşur, zeki adamcağızlardı. Olaylar karşısında öyle yüksekten atmaları, eleştirilerinde öyle kıyıcılıkları vardı ki, Kâmil Bey, kendisini bir baskın sonucu, hiç beklenmedik sırada iktidarı kaybederek memleketten kaçmak zorunda kalmış yeni politikacıların karşısında sanıyordu.

Kendi eserlerinden başka hiç bir şey güzel, doğru, iyi değildi. Oysa zaman zaman, kendi eserlerinde hatta kendi kendileriyle çelişmeye düştüklerini bile saklamıyorlardı. Fırsat verilse, memleketi, hatta bütün dünyayı birkaç günde düzeltecek fikirleri ileri sürdükleri halde, kravatlarını düzeltmekten güçsüzdürler. İlk tanışmada ilk işleri kirpi gibi dikenlerini uzatmak, atıp tutmak, kişiliklerini daha değerli göstermeye çabalamaktı.

Kâmil Bey bunların birçoğuyla dost olmak şöyle kalsın, şöylece ahbaplık etmenin bile ne kadar zor olduğunu pek kısa zamanda anlamıştı.

Bir şeyden korkuyor gibiydiler. Birisi, ruhlarından, akıllarından, bir büyük parçayı, dostluğu kullanarak sanki çalıverecekti. Onları daha yakından tanıdıkça, kişiliklerine bu kadar gömülüp boğulmak kertelerine gelmiş bu kuşkulu, bahtsız insanların nasıl olup da yazı yazdıklarına, yani, duygularıyla düşüncelerini, kıskançlıklarını yenip nasıl meydana vurduklarına şaşmamak elden gelmiyordu.

Buluttan nem kapıyorlar, yırtıcılar gibi bir saniyede dostluktan düşmanlığa, kıyıcılıktan acımaya inip çıkıyorlardı. Aslına bakılırsa bu da işin dış tarafını, dış tarafının bir küçük parçasını göstermekteydi. Birbirleri için en ağıza alınmaz yazılar yazdıkları, kalplerini en tamir edilmez yerinden, sanatkâr gururlarından kırdıkları oluyordu. Okuyanlar, "bunlar artık imkânı yok yüz yüze gelemezler" kararına henüz varmadan, hangisi erken sarhoş olursa hemen ötekine koşuyor, ağlaya ağlaya boynuna sarılarak af diliyordu.

Kâmil Bey bu cins yazarları, huysuz, şımarık, hastalıklı çocuklara benzetti. İlk zamanlar, bunların arasında kendisini ruhça, bedence sıhhatli bulduğu için bir acayip utanma duydu.

Missisipi ile Amazon nehirlerinden hangisinin daha uzun, hangisinin daha geniş olduğunu belki bilmiyorlardı ama, kendilerine göre de bilgileri şaşırtıcıydı. Sözgelimi içlerinde Mesnevi'yi şairinden daha doğru, daha mantıklı açıklayanalar, Fransızcayı Voltaire'den iyi söyleyip yazanlar, Hegel'den önceki dünyada bütün fikir akımlarını, filozoflarının hayatlarıyla ezberleyenler vardı.

Bunları dinlemek, bilgisizliğin derinliğini gösterdiğinden insanın korku ile başını döndürüyor, fakat sistemsizliklerindeki karışıklık, bilgilerini sindirememişlik de aynı baş dönmesini veriyordu.

En büyük şairlerden birisini bir hafta hastalandırmak için, önünde bir başka şairi övmek, kısa boylu bir romancıyı aylarca çalışamaz hale getirmek için "bücür" kelimesini ağızdan kaçırmak yeterdi.

Kâmil Bey, bıyıklarına rağmen erkek elbisesi giymiş sevimli bir kocakarıya benzeyen Hüseyin Rahmi'yi nâzır olduğu halde, kundurasının bağlarında birkaç düğüm bulunanRıza Tevfik'i, yazdığı anılarındaki çekingen, pısırık çocukla hiç bir ilintisi bulunmayan babacan Ahmet Rasim'i de tanıdı.

Bunlar geniş bilgi bakımından belki ötekilerden biraz üstündüler. Fakat içinde yaşadıkları çökmüş memleketin etkisiyle yenilgiyi değişmez kader olarak kabul etmiş yılgın bir halleri vardı. Millete güvenmeyi hiç bir zaman denememiş, henüz bir milletin varlığından haberleri olamamış bütün aydınlar gibi, her biri kendilerini teker teker vuruşup, teker teker yenilmiş sayıyor, bir daha kalkarak yeniden başlamaya cesaret bulamıyordu.

Çöken imparatorluk, aydınlarını da uçuruma beraber sürüklemekteydi.

* * *

Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları, Sayfa: 175-180, Sander Yayınları
Gönderen: Kitap Kurdu


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 6684


 

Kitap Kurdu

Yalağuz

Ali Türkan

Hatta yalnız da değil, kimsesiz. En çok böyle anlarımda eskilerde kalmış, ya da bu dünyadan göçüp gitmiş bir dostu, sevdiğim bir kadını veya saçlarımı okşayan bir eli, uzaklarda oldukları için hep bir şeylerin eksik olduğu "yeni" dostlarımı özlüyorum.  Devam


Arkadaşım, biraz sakin olsana

Necdet Şen

Militanlara değil de düşünen ve uzağı seçebilen insanlara duyulan ihtiyaç bu günlerde her zamankinden daha fazla.  Devam


Son 50 Yorum

Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!

Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!

Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler

Raif Yalçın - Ben uluslararası çalışan bir TIR şöförü olarak GPS aletini çok sık kullanmak zorundayım... GPS'li hayatlarımız

Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler

Bade - Sevgili Alper Uzun, anlaşılması zor bilimsel konuları akıcı bir dille bize aktardığınız... GPS'li hayatlarımız

Muzaffer Terzi - Yazının sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim de meramım güme... Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Melih Özel - Sevgili Faruk, gene bir solukta okunan, akıcı bir yazı yazmışsın. Son 4... Kozmik Deprem Senaryosu

Necdet Şen - 17 Ağustos depreminden sonra 2 hafta kadar Adapazarı'nda kalıp gönüllü olarak işin bir... Kozmik Deprem Senaryosu

Büdütör - Yine Radikal'den bir haber alt başlığı:"Yeni sürüm Beta 4.1, (...), dil çeviri fonksiyonuyl"... Bu nasıl haber dili?

Melih Özel - Ülkemizin en uzun süreli tahsilini yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Ahmet Faruk Yağcı - Ben de mail grupları üzerine iki lâf etmek isterim. Maceram 13 sene geriye... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Tahsin Candas - O sozunu ettiginiz pespaye grup halen devam ediyor. Esekligi degil, geyikligi baki kilan... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Mina - 'Kim ne derse desin, İlhan Abi çekirdekten devrimcidir. O da her... İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i

Krişna Yumurti - Günümüzün popüler düşünürlerinden Slavoj Zizek, Avatar, Avatar'ın ta kendisi... Hollywood anti emperyalist olabilir mi?

Tayyar Özkan - 15 sene bir Çinli ile evli kalıp ve çocuk sahibi olarak, köy ve şehirlerini sizin tahmin... Kaplan Yılı'nda Çin

Şükriye Erol - Gittikçe çığırından çıkmakta olan sermayeye verilebilecek engüzel cevapları... Küçük Güzeldir

Yalçın Şahin - Yazıda orjinal bulduğum fikir ve saptamalardan oldukça feyz aldığımı söylemezsem İlyaz... Eğitim Şart! Neye ki?

Pınar - Sayın ilyaz bey, yazınız benim idrak melekem için taş gibi bir yazı ama yine de bir... Eğitim Şart! Neye ki?

Mina - Pek hoş bir yazı kaleme almışınız. Bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Bursa'da Zaman şiirini... Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Fersan Cevriye - Yaklaşık üç buçuk senedir Kadıköy-Karaköy vapur hattında gidip geliyorum. Bu vapurlarda... İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i

Fersan Cevriye - Mersin'de CHP'li kadınlar kara çarşaf yırtmış. Yüzlerindeki o ifadeyi gördükten sonra;... İslâmi hareketin devlet talebi yok

Batuhan - Bir süredir Derkenarın müptelâsı oldum ama genelde baş sayfadaki yazıları okuyordum... Kurtuluşa kaçma kursu

Nevrozla Saadet - Sayın Süleyman Topçu, Öteki Yayınevinden çıkan Karen Horney kitaplarını çeviren sayın... Günümüzün Nevrotik İnsanı

Revan Muhacir - Ayşe Hür, Taraf gazetesinde yayınlanan Malta Sürgünleri'ni nasıl bilirsiniz... Türkiye'de Sol: Sadrazamın Sol Tarafı

Krişna Yumurti - Tunuslu psikanalist Fethi Benslama'nın 27 Şubat günü İstanbul'da verdiği konferansta... Kumru ile Kumru

Kâmuran Kızlak - Tayyar Özkan'ın yazdıklarına cevap verip vermemek konusunda kararsızdım. Sayın Tuncer... Kaplan Yılı'nda Çin

Selim Atak - Başka ülkeleri turist olarak gezen insanlar, çoğunlukla o ülkelerin binalarını... Kaplan Yılı'nda Çin

Tuncer Baykas - Sıradan bir batılı olarak, Çinlilerin yaşam felsefesini hayatım boyunca anlama şansım... Kaplan Yılı'nda Çin

Candan Dinç - İlerleme, gelişme gibi sözcüklerin büyüsü ve baskınlığı hakkında düşünmeye değer. Bir de... Kaplan Yılı'nda Çin

Candan Dinç - Bütün mesele de biraz zahmete girmekte galiba. Kimileri rahat koltuğunda... Eğitim Şart! Neye ki?

Gürkan - Merhaba Ali abi. Bu siteyi nasıl bulduğumu, yazılarınla nasıl tanıştığımı sana ilk... Alageyik Destanı

Selim Atak - Büyükannesinden devraldığı ıslak bir jikleti sorgusuz sualsiz çiğneyen yukarıdaki yorum... Eğitim Şart! Neye ki?

Durmuş Düşünür - Hayatım boyunca işimi kaybedebileceğim korkusuyla yaşadım... Plazanın penceresinden görünen dünya

Tayyar Özkan - 20 yıla yakın hayatını Çin ve bütün dünya ülkelerini gezen ve yaşıyan biri olarak ne... Kaplan Yılı'nda Çin

Gökhan Çeliktas - Defalarca okuduğum yazılarını dönüp dönüp tekrar okuyorum Ali abi. Umarım iyisindir... Kim s!ker Bukowski'yi!

Çağrı Coşkun - Olumsuz eleştirmişsiniz ancak iyi eğitim ve bir yere kadar öğretim bence de şart. Ben... Eğitim Şart! Neye ki?

Tuncer Baykas - İbrani takviminin 5000'li yıllarda olduğunu hatırlıyordum. Wikipedia hazretleri 5770... Kaplan Yılı'nda Çin

Gürkan - Bilişim suçları diye bir şey var aslında ama uygulamaya gelince pek bir şey olduğu... Hani

Gürkan - Ben de tanıyalı birkaç gün oldu... Gerçekten çok üzüldüm ve kendime kızdım nasıl olur da... Menekşe gözlerde hiç vefa yokmuş

Kâmuran - Sevgili Necdetgül Ablacığım... O özgürlük heykeli için ta New York Limanına... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Necdetgül Abla - Ah canım yavrucuğum, faşizmin özgürlüğe mi ihtiyacı varmış? O zaten -bu topraklarda-... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Kâmuran - Muhterem Necdetgül Ablacığım... Yukarıdaki yazınızı okuyunca beynime bol... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Son Yorumlar »


Web Gezgini

Kaos ve kozmos

Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.

Ali Bulaç (Zaman)


Editör'ün Önerisi

Televizyon

Eckhart Tolle

Sık sık uzun sürelerle televizyon seyretmek, sizi sadece bilinçsiz kılmaz, aynı zamanda enerjinizi kurutur ve sizi pasif yapar. Dolayısıyla, rastgele seyretmek yerine seyredeceğiniz programları dikkatle seçin.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

50 - 149 - 1842 - 2409

 

16 Mart 2010 Salı
Web Derkenar
©