Erotik ve milliyetçi bir ikon: Karaoğlan

Levent Cantek


Karaoğlan, tarihten çok serüven ve aksiyonla, kılıçbaz anlatılarla hatırlanmalıdır. Türkiye'de kastettiğimiz anlamdaki anlatıların yoğunlaşma dönemi olarak 1908 sonrası gösterilebilir.

Yirmili yıllarda yazılan yerli tarihi serüven romanlarının kaynakları bu dönem oluşmuştur. İki temel nedenin bu anlatıların üretimini kışkırttığı söylenebilir: Türkçülüğün gelişimi ve artan dergi sayısıyla birlikte ünlü avantür yazarlarından çeviriler yapılması.

Michel Zevaco ve Leon Cahun üretimleri en fazla etkileyen iki addır. Zevaco, Fransızların şapka ve kılıç (roman de cape et d'epée) dedikleri türün mahir yazarlarındandır, gazete tefrikası (roman, feuilleton) ölçülerinde gerilim ve sürükleyiciliğin ekonomisini bilerek, merak ve entrika öğelerini ustalıkla kullanarak yazmaktadır. Üslubu (entrika ile sürprizleri metne yedirme becerisi) sıklıkla taklit edilmesine neden olmuştur.

Nizamettin Nazif, sürekliliği ve gerilimi kullanma biçimiyle Zevaco'yu izleyen yerli yazarlardan biridir. Kara Davut tefrikası Pardayanlar üslubuyla yazılmış iyi bir örnektir. Leon Cahun, bizim açımızdan Kozanoğlu'nu (ve sonraları Karaoğlan'ı) etkilemesi nedeniyle önemlidir. Ancak asıl dikkat çekici özelliği ilk Türkçüler'in tamamının hayranlık düzeyinde ilgisine mazhar olmasındandır.

Bir çok kaynakta edebiyatçı olarak gösterilen Yahudi asıllı Fransız Şarkiyatçı Cahun'un iki kitabı -her ikisi de ilk Türkçüler'den Necip Asım Bey tarafından çevrilmiştir- büyük ilgiyle karşılanır. İlki orijinali 1896 tarihli olan Asya Tarihine Giriş, Türkler ve Moğollar'dır, Necip Asım'ın Türk Tarihi çalışmasına (1900) kaynaklık eder.

Barthold, kitap için "edebi yönden pek parlak olmakla birlikte, ciddi bir ilmi değere sahip değildir" (1990: 64) diyecektir. Buna karşın Ziya Gökalp'in İstanbul'a geldiğinde ilk aldığı kitaptır, "sanki pantürkizm ülküsünü özendirmek amacıyla yazılmış" derken heyecanını anlatmaktadır. Hüseyin Namık Orkun, "milli şuurun uyanmasına birinci derecede amil olan mühim eser" dedikten sonra ilave eder: "Necip Asım, yine Leon Cahun'dan Gök Bayrak (orj. 1876) adlı bir roman tercüme etmiştir. Bu roman da Türkçülük fikirlerinin gelişmesinde mühim bir amil olmuştur."

* * *

Aslına bakılırsa, Leon Cahun'un yazdıklarının irdelenmemesi, büyük ilgi gördüğü çevrelerde ne Cahun'a ne de yazdıklarının şeceresine bakılmaması oldukça ilginçtir. Her şeyden önce Cahun'un Orta Asya Türkleri'ni "savaşçı-millet", "asker-millet" biçiminde tanımlamasının tarih dışı olduğu ya da etnik bir özellik olarak gösterilemeyeceği söylenmemiştir. Cahun'un ilk Türkçüler'le ya da muhalif Osmanlılar'la bir irtibat kurup kurmadığı konusunda kesin bir veri yok. Yazdıklarındaki rahatsız edici özelliklere karşın yön gösterici sayılması, Türk milliyetçiliğin gelişim evresindeki açmazlarla ilişkilidir.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda Türkologlar ve bir kısım oryantalist tarafından, Türkler hakkında kabaca iki ayrı yorum yapılmaktadır. İlkinde Türkler, İslam uygarlığına dahil olmadan önce her türden uygarlık belirtisinden yoksun, salt yıkıcı bir güçtür. Batıya doğru akın yaparken karşılaşılan İslâm ve Fars geleneği (ve daha sonra Bizans etkisi) bu mutlak-gerilik içerisinde olan Türkler'in şansı olmuştur.

Bu yaklaşım, muhalif Türk milliyetçiliğini tepki olarak güçlendirdiği gibi, İslam ve medeniyet anlayışı hususunda Osmanlı tarih yazıcılığıyla benzeşmektedir. İkinci yorum, Batı'nın ırkçı antropolojisi, Alman emperyalizminin Orta-Asya'ya yayılma politikaları ve Osmanlı'nın sürekli gerileyerek Türk etnisitisine dayanma zorunluluğuyla ilişkilendirilebilir. Buna göre Türkler, İslam'la karşılaştıkları/bütünleştikleri zamanlardan bu yana giderek bozulmuşlardır.

Leon Cahun, Türkler'in Batı'ya doğru gittikçe olumsuz anlamda değiştiklerine işaret eden yorumlarda bulunur. Gök Bayrak'ta "Batı Türklerinin" töreleri unuttuğunu söyleyerek "Dillerine Arap-Acem sözlerini o kadar katmışlar ki artık Türkçe'den başka bir şey olmuş" der.

Kadınların erkeklerden ayrı tutulmasına şaşıran Can Bey şöyle der: "Bizlerde kadınlar erkeklere karşı perde arkasına sokulup ırlamazlar (şarkı söylemezler). Lâzım olursa bizimle kavgaya girerler. Erkekler ile iş görürler. Fakat perde arkasından türkü söylemezler (..) Uygur Türkleri böyle şeyler yapmazlar. Biz Türkler serbest alışmışız; kadınlarımız da bizim gibi serbesttirler. Bizde kadınlar, evin hanımıdır, begümüdür. Bizim saraylarımız yoktur. Fakat obalarımızda biz buranın en kibarlarından daha ziyade beyiz. Hanımlarımız da evlerinin beyleridir. Konuğu onlar ağırlar".

Cahun'un dildeki bozulmaya, kadın erkek ilişkilerinin serbestliğine yönelik sözleri ilk Türkçüler'in şiarlarındandır.
Cumhuriyetle birlikte Anadolu'da yeni bir devlet kurmak, Türkler'de tekamül etmiş devlet kurma yeteneğini ve üstün ırk vasıflarının var olduğunu ispat etmeyi gerektirmektedir. En azından moral bir ihtiyaç olarak benzersiz olan bir "Altın çağ" ve onun saf temsilcileri oluşturulmuştur.

Cahun'un yazdıklarının kabul görmesi, taklit edilecek kadar kaynaklık etmesi, Türklük ve Türk tarihi için olumlu yargılara sahip olmasıyla ilgilidir. Ahmet Haşim, Turancı sözlerin "genç kuşakların fırtınalı bir yaz gecesinin ağırlığı altında ezilir gibi olan ruhlarına yeni bir dirimin soluğunu kattı[ğını]" düşünmektedir. Türk milliyetçiliği, Türk toplumunda, aydınlar ve gençler -özellikle de bütün kerteriz noktalarını kaybetmiş gençler- arasında "yayılmaya", Balkan Savaşları'nda uğranılan bozgunlarla başlar. Bozgunlara ve toprak kayıplarına bir çare gibi gözüken Pantürkçülük, gençliğe Büyük Okyanus'a uzanan ufuklar, Cengiz Han, Timurlenk, Babür gibi yeni mitik kahramanlar, yeni düşler, yeni umurlar sunmaktadır. Gök Bayrak, milliyetçi bir canlanmaya, böylesi bir ihtiyaca denk düşmüştür.

Lukacs, Aldoux Huxley'den yaptığı bir alıntıda, "tarihin aşağı yukarı bütün canlı figürleri kültürel amcalarımız, kültürel halalarımızdır, eğer onları tanımıyorsak, onlara yabancıysak aileye ait değilizdir" derken bir biçimde, Cahun'un aile hatırasına katkıda bulunduğunu da göstermektedir aslında. Cahun'un yazdıklarından uygun ve hoşnut edici olanlar seçilerek hatırda tutulmaktadır. Gök Bayrak, Türkler'i olumladığı kadar onları uygarlıktan uzak salt yıkıcı bir güç olarak da anlatmaktadır. Batı oryantalizminin etkileri açıktır yazdıklarında.

Türkler ve Orta Asya ile ilgili çalışmasını inceleyen Taner Timur da benzer sonuçlara ulaşmıştır. Kitapta, Cahun, "Türkler kafa değil gönül insanlarıdır" derken "anlayış bakımından insanlar içinde sonuncudurlar (..) inanmaktan daha fazlasını istemezler ve anlamaya hiç çalışmazlar" diye bahsetmektedir. Ona göre, Hunlar, Türkler ve Moğollar, ince uzun Avrupalılar'a korkunç ve şekilsiz cüceler gibi görünmektedir.

Öte yandan Türkler'in "savaşçı ruhları"nı, "cesaret, itaat, doğruluk, aklıselim" gibi erdemlerini överek "ordu, gerçek Türk için şahıs haline gelmiş ulustur" diyecektir. Cahun, Müslümanlık'la birlikte herkesten yürekli, herkesten inatçı, ırklarından gurur duyan Türkler'in arzu ve enerjilerini yabancıların hizmetine, tesadüflere ve maceralara bağlayarak harcadıklarını iddia etmektedir. "Gerçek Türk Ruhunun" İslam'ın dışında Orta Asya'da olduğunu belirtmektedir. Timur, çelişkili, çoğunlukla aşağılayıcı bir tavrı olan yazarın Türkçülük'ün kuruluşunda söz sahibi bir şahsiyet oluşunun şaşırtıcı görünebileceğini söyler: "Fakat, unutmayalım ki, milliyetçiliğin yeni doğduğu bir dönemde, bu gibi adeta kendine karşı ırkçı fikirler Osmanlılar arasında bile yaygındır".

Tarihî serüven romanların gelişimi, Türkçülük ve Türk tarih yazımcılığıyla yakından ilgili olduğundan, konu seçimleri sürekli değişmiştir. Cumhuriyet döneminde yazılan tarihi serüven romanlarına bütünlüklü olarak bakıldığında iki temel konu üzerinde odaklanıldığı görülebilir. İlki, "Orta-Asyacılık" tır, yukarıda anlatıldığı gibi cumhuriyetin başlangıç yıllarındaki milliyetçi yaklaşımlardan doğrudan etkilenilmiştir. İkincisi, "Osmanlı" öyküleridir ki, bu da kendi içerisinde "Harem öyküleri" , "Türk Korsanları-Akıncıları" ve "Büyük Padişahlar" olmak üzere tasnif edilebilir.

Hemen belirtilmesi gereken husus, yetmişli yıllardaki yoğunlaşmaya kadar tarihi serüven romanlarında İslamî eğilimlerin görülmemesidir, Dine dair uygulamalar romanlarda yer almamaktadır. Bir ayrışma vurgusu olarak Alparslan Türkeş'in 1969 yılında, Milliyetçi Hareket Partisi'nin kuruluşunda sarf ettiği "Biz Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman'ız" sloganının etkili olduğu söylenebilir. Milliyetçiler arasında Timur-Bayezid savaşında bile taraf olmaya varan zıtlaşma (Orta Asyacı-Osmanlıcı), bu slogan sonrasındaki gelişmelerle (Orta Asyacı kesimlerin güç kaybıyla) önemsizleşecektir.

* * *

Son Söz

Bitirirken tekrara düşme pahasına yeniden sormalı, Karaoğlan nasıl bir anlatıdır?

Birincisi, erkekler için üretilmiş, hamasî bir söylemi olan ve erotik özellikler taşıyan tarihî konulu bir çizgi romandır. Benzerlerine göre daha ölçülü bir hamaset ve daha fazla erotizm taşıdığı söylenebilir.

İkincisi, tipik bir altmışlı yıllar anlatısıdır, en parlak günlerini bu dönem yaşamış, yaygın bir ilgi bulmuştur. Bir başka dönemselleştirme yapmak gerekirse Karaoğlan ellili yılların erkek beğenilerini, kadın tercihlerini yansıtmaktadır: Cazibeli, etine dolgun ve evcil. Erkeklerle yarışan kadınlar ya kötüdür ya da sonu ölümle biten hikâyelerin kahramanıdırlar.

Üçüncüsü, yurt dışında seri olarak yayınlanan ilk çizgi romandır. Dergisinin az sattığı, gazetelerden alınan telif düşmeye başladığı bir sırada Fransa'da yayınlanması onu yeniden canlandırmıştır. Türkiye'deki yayını uzun yıllar Fransızca'dan yapılan tercümeler ve yeniden çizimlerle sürdürülmüştür.

Dördüncüsü, Karaoğlan erotizmi ve milliyetçiliği vulgarize ederek popülerlik kazanmış bir anlatıdır. Türkiye'de yayınlanan yerli ya da yabancı tüm çizgi romanlar içinde cinsel ilişkinin en fazla resmedildiği anlatı, Karaoğlan'dır.

Beşincisi, Orta-Asyacı bir milliyetçiliği vardır, radikal sağla ilişkisi erotizmi nedeniyle mesafelidir.

Altıncısı, Karaoğlan tarih-dışı bir fantezidir. Tarih bir arka plan olarak kullanılmakta, tarih dolayımıyla milliyetçilik, orta sınıf değerlerine ve eğlence kültürüne dahil olmayı kolaylaştırmaktadır. Tarih/zaman bir ahlâkî kategori olarak ele alınmakta, geçmişin bugünden daha iyi ya da bugünün geçmişten daha kötü olduğu gibi bir ahlâkî argüman taşınmaktadır. İlk Türkler, hayalî bir evrende yarı-mistik karakter özellikleriyle anlatılmakta, geçmişin iyi ve temiz olmasının nedeni olarak açıklanmaktadır.

Yedincisi, Karaoğlan western filmlerinden tarihî romanlara kadar serüven külliyatının çeşitli ürünlerinden faydalanan bir sentezdir. Tür olarak serüven ve aksiyonla tanımlanabilecek kılıçbaz anlatılardandır. Daha çok gazetelerde yayınlandığı için tefrika roman ölçülerine sahiptir; her gün çizilmesi-baskıya yetiştirilmesi, özensiz ve hızlı üretilmiş serüvenler ortaya çıkarmıştır. Kimi öyküleri de benzer türdeki çizgi romanlardan kopyalanarak üretilmiştir.

Sekizincisi, Karaoğlan kendi türünde benzerlerinin üretimini "kışkırtan" ve taklitlerini yaratan öncü nitelikte bir çizgi romandır. Yerli çizgi romanda kalite ve nicelik açısından önemli bir dönemeçtir. Bir 'yayınevi' ya da 'okul' olamaması, genç isimlere çizme imkânı yaratan bir mecraya dönüşmemesi bir kayıptır.

Derginin en parlak dönemlerinde Yalaz'ın tüm enerjisini sinemaya vermesi, çizgi romanı o denli önemsememesine neden olmuş, Karaoğlan'ın serüvenlerinin sürekli tekrarlandığı bir süreci getirmiştir.

Bu sonuca götüren en temel etken, Yalaz'ın çizmekten nefret etmesi, daima geçim derdiyle çalışmak zorunda kalmasıdır. Bütünüyle sinemaya geçmeyi arzulamıştır ama Karaoğlan filmlerinin ticari başarısızlığı ile biten dönem, onu sinemadan koparmış, hani neredeyse çizmeye mahkum etmiştir.

* * *

Levent Cantek, Erotik Ve Milliyetçi Bir İkon: KARAOĞLAN (1.baskı, 2003, sayfa 243-244 ) Maceraperest Çizgiler

 

Görüşlerinizi paylaşmak ister misiniz?


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (görünmeyecek)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

 Google Web   Derkenar  

Cenk Öyküleri 2: Bakar mısın birader?

Ali Türkan

Pedagojik amaçlı yalanlar, yalan sayılmaz değil mi? Şimdi, "dört taneydiler ama ben birine daldım, sonra da tabana kuvvet." desem, pek etkileyici olmaz da. Böylece ilk "siyasi" kavgamdan alnımın akıyla çıkmıştım ama maalesef tek şahit yoktu. Gene militanlığımı onaylatamamıştım anasını satayım! Söyledim lâfzan güzel tarihiniOldu yetmiş sekizde bu şanlı gazâ! Yazar

Çıplaklık ayıp mı yani?

Necdet Şen

Hayır, yaşım ilerledikçe azdığım falan yok. Abazan da değilim. Rahatlık ile saygısızlık arasındaki farkı ayırt edemeyen terbiyesi kıt insanların bu gibi saldırgan tavırları karşısında artık daha fazla alttan almak istemiyorum, durum bu.   Necdet Şen

Son Yorumlar

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Arkadaşlar, Necdet Şen'in Star Gazetesindeki yazılarından tanıyorsanız, O'nu eksik tanıyorsunuz...
Mehmet Mehmet - Star'a veda

Siz ayrıldıktan sonra Star gazetesinin web sitesinden uçurulan yazılarınızı Derkenar'a almışsınız...
Firdevs Altun - Ceset Pornografisi

Nefret duygusunun bazıları için bir getirisi olmalı ki kaşıyıp duruyorlar. Haber bültenlerinin,...
Necmi Ziya - İnsan neden nefret eder?

Benim de yukarıdaki yorumları okuyunca dingilim kaydı. Çok şeker çocuklarsınız. Anneleriniz sizi...
Dumur Abi - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Amerika çökerken

Ekonomistlerin yıllardır haber verdiği bu süreci durdurmak için ABD elinden geleni yaptı. Enerji fiyatlarını yüksek tutarak, petrol bağımlısı Çin gibi güçlü ekonomilerin büyümesini yavaşlatmaya çalıştı. Bugün yaşanan kriz, bu çarelerin de işe yaramadığını gösteriyor.

Mümtaz'er Türköne (Zaman)

En Son Yazılar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

60