Patronsuz Medya

Elimi tut yeter

Akgün Akova


BEBEKLER, YETİŞKİNLERİN ANLAYACAĞI DİLİ BULANA KADAR ÇEŞİTLİ DİLLER KONUŞURLAR

Fırat'ın odasının duvarlarında, annesiyle benim, o doğmadan önce çekilmiş fotoğraflarımız var. Birini göstererek yakınıyor:

-Baba, beni niye çekmediniz? Size kızdım, benimle niye resim çekmediniz?

-O fotoğrafı çektirdiğimiz zaman sen yoktun, oğlum!

-Vardım, vardım!

-Yoktun oğlum! Sen daha doğmamıştın!

-Vardım yaaa! Siz beni Göremiyordunuz. Ben de oradaydım. İçinizden size bakıyordum.

* * *

Fırat'la dolaşırken, sonunda bir kardanadam bulduğumuzu söylemiştim. Oğluma onu tanıştırmak için, kardanadama: "Kardanadam, kardanadam! Sonunda seni bulduk. Senin adın ne bakayım?" diye sordum.

Tam sesimi kalınlaştırıp, kardanadam olarak (!) yanıt verecektim ki, Fırat elimi çekiştirerek, "Görmüyor musun baba?" dedi, "O üşüdüğü için buz olmuş. Ağzı donmuş. Seninle konuşamaz!"

O günden beri, Fırat günün birinde, "Baba zürafalar sırtlarını nasıl kaşırlar?" diye soracak ve ben bilemeyeceğim diye korkuyorum!

* * *

Fırat, 43 aylık: Çocuk tiyatrosundayız. Ne biçim çocuk tiyatrosuysa, çocuklarını getiren anne babaların sayısı, çocuklarınkinden fazla!

Oyunun kahramanları olan kral ve kraliçe konuşuyorlar. Kral bağırıyor:

- Bir yavrumuz olsaydı, ne kadar güzel olurdu. Bizden sonra ülkeyi o yönetirdi! Yüce Tanrım, neden çocuğumuz olmuyor bizim?

Fırat fısıltıyla bana soruyor:

- Baba, kralın pipisi yok mu?

Aptallaşan bende yanıt yok!

* * *

Üç buçuk yaşındaki Fırat, anaokulundan dönmüştü. Yüzünün sol yanında, lacivert boya kalemiyle yapılmış koca bir çizik.

"Kim çizdi yüzünü Fırat?" diye sordum. Pişmiş kelle gibi sırıtarak yanıtladı:

"Ben boyadım! Arkadaşlarım beni çirkin çirkin de görsünler diye!"

* * *

Fırat 46 aylık: Bir sabah, konuk olduğumuz evde kahvaltı ettikten sonra, çaylarımızı yudumluyoruz. Yemek masası toplanıyor. Fırat da emekleyerek masanın altında dolaşıyor. Birden bağırmaya başlıyor:

-Koşun, koşun! Karabiberler yerde geziyor! Karabiberler yerde geziyor!

Yanına gittiğimizde, bize ahşap taban döşemesindeki çatlağı gösteriyor. Çatlağın hemen yanına düşmüş olan reçel damlasının çevresinde yüzlerce küçük karınca hareket halinde, bir sürüsü de reçelden payını almak üzere delikten çıkmaya devam ediyor.

* * *

Akgün Akova, Elimi Tut Yeter, Çınar yayıncılık, sayfa: 153

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 1769

Kitap Kurdu

Editörün Önerisi

Kasaba

Ali Türkan

Bir halaları varmış orada. Gerçi lanet karının tekiymiş, çocukları da dövermiş (bunu anlatırken kolundaki yanıkları gösterdi; halası maşayla yapmış) ama en azından yemek çıkarırmış her akşam.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Etiketler





Şu an 276 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
52 - 82 - 89  
©