Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Sokrates'in Savunması

Eflâtun


Fakat gerçek şudur ki Ey Atinalılar, tek gerçek bilge vardır, o da tanrıdır.

Ve bu bilmecesiyle insanların bilgeliğinin aslında bir hiç olduğunu veya çok az şey ifade ettiğini göstermeyi amaçlıyor. Bu işte benim ismimi sadece bir misal olarak kullanıyor ve şöyle demek istiyor sanki: "Ey insanlar! Sizin en bilgeniz, Sokrates gibi kendi bilgeliğinin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir." (...)

Belki içinizden birisi şöyle diyecek:"Peki Sokrates, seni ölüm cezasının eşiğine getiren böyle bir hayat yaşamaktan utanç duymuyor musun?" Ona şöyle cevap veririm: Yanılıyorsunuz dostum, hiç bir şeye değmeyen bir adam bile, hayatını ölüm ve yaşam ihtimallerini hesaplayarak geçirmemelidir; düşünmesi gereken tek şey, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur, yani iyi bir adam olarak mı, yoksa kötü adam olarak mı yaşadığıdır. (...)

Hiç kimse, başa gelebilecek en büyük kötülük zannedilen ölümün, belki de en büyük iyilik olduğunu bilemez. Bu bilgisizlik, yani kişinin bilmediği şeyi bildiğini zannetmesi, onursuz bir cehalet değil midir? İşte sadece bu bakımdan, normal insandan farklı olduğumu düşünüyorum ve belki de bu bakımdan onlardan daha bilgeyim. Çünkü ölümden sonrası hakkında bir şey bilmediğim gibi, bilmediğimin de farkındayım. (...)

Savaşta olduğu gibi, hukukta da, ne ben ne de başkası ölümden kurtulmak için her yolu kullanmamalıdır. Çarpışma sırasında çoğu zaman görülür; adam silahlarını bırakır da düşmanının önünde diz çökerse ölümden kurtulacağı kesin gibidir. Ve eğer bir adam her şeyi söyleyecek ve yapacak kadar güçsüzse her tehlike karşısında ölümden kaçmak için sayısız yol bulabilir. Zor olan, dostlarım, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır, çünkü o, ölümden daha hızlı koşar. (...)

İnsanları öldürerek, yaşadığınız kötü hayatın kınanmasından kurtulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu ne çok mümkün, ne de şerefli bir kaçış yoludur. En kolay ve en asil yol başkalarını susturmak değil, kendinizi mümkün olduğunca iyileştirmektir. Beni ölüme mahkum edenler için söyleyeceğim son söz budur. (...)

Fakat neden sevgili dostum Krito, sıradan çoğunluğun düşüncesine bu kadar önem veriyorsun? Dikkate alınması gereken, gerçekten düşünceli insanlardır, onlar gerçekleri olduğu gibi kabul edecektir. (...)

SOKRATES:

Hiç kimsenin hiç bir zaman isteyerek haksızlık yapmaması gerektiğine mi inanıyoruz, yoksa bu şartlara göre değişir mi? Genelde kabul ettiğimiz şekilde, haksızlık yapmak her zaman kötü ve onur kırıcı mıdır? Yoksa önceden kabul ettiğimiz bütün fikirleri, şu bir kaç gün içinde fırlatıp attık mı? Yoksa bu yaşımızda sen ve ben, bütün hayatımızı bir çift çocuktan farksız olduğumuzu anlamadan bütün bu ciddi tartışmaları yaparak mı harcamışız? Yoksa, çoğunluğun görüşüne aykırı da olsa, daha iyi veya kötü sonuçlar doğursa da, söylediğimizin doğruluğunda ısrar mı edeceğiz, yani; haksızlık, onu yapan için her zaman kötü ve onur kırıcıdır. Böyle diyecek miyiz, demeyecek miyiz?

KRİTO:

Evet, diyebiliriz.

SOKRATES:

O halde, hangi şartlarda olursa olsun hiç kimse haksızlık yapmamalıdır. (...)

"Ve gerçek filozoflar bunları dikkate alınca, düşündüklerini şu sözlerle ifade etmeyecekler mi: Bizi ve argümanımızı, biz bedendeyken ve ruh bedenin kötülükleriyle karışmışken, bizim arzumuz yerine gelmeyecek sonucuna vardıran bir düşünce yolu bulamadık mı? Bizim arzumuz, hakikattir. Çünkü bedenimiz sadece yemek gereksinimi nedeniyle sayısız karışıkılığın kaynağıdır, bizi yakalayan ve gerçek peşinde koşmaktan alıkoyan hastalıklara maruz bırakır: Bizi aşklarla, hırslarla, korkularla, her çeşit hayalle ve sınırsız budalalıkla, insanların çok doğru söylediği gibi, düşünce gücünü bizden alır.

Savaşlar, çarpışmlar, ayrılıklar nereden ileri gelir? Beden ve onun hırslarından değil mi? Bütün savaşlar para sevgisinden ortaya çıkar ve para beden için ve ona köle gibi hizmet için elde edilir ve bütün bu engellemeler nedeniyle felsefeye verecek zamanımız kalmaz, sonuncu ve en kötüsü, vücut bize boş zaman verse, biz de kendimizi düşünmeye versek bile, her zaman onu kırar ve içimize girer, sorgulamalarımızda kargaşaya ve kafamızın karışmasına sebep olur ve bizi öyle şaşırtır ki, gerçeği görmemizi engeller.

Bu, bize şu tecrübeyle ispatlanmıştır ki, bir şeyin saf bilgisine sahip olacaksak, vücuttan dışarı çıkmalıyız -ruh, şeyleri kendi kendine görmeli, ancak ondan sonra istediğimiz ve sevdiğimizi söylediğimiz şeylere ulaşabiliriz. Bilgelik yaşarken değil, fakat tartışmanın gösterdiği gibi, ancak ölümden sonra elde edilir, çünkü bedenle arkadaşlık içindeyken ruh saf bilgiye sahip olamaz ve şu iki şeyden birisi takip eder: Bilgi ya hiç elde edilemez, ya da elde edilirse, ölümden sonra, çünkü ancak ondan sonra (o zamana kadar değil), ruh bedenden ayrılır ve kendi başına var olur. Şu anki hayatta, bedenle en az ilişkimiz ve birliketliğimiz olduğu zaman bilgiye en yakın olduğumuzu düşünüyoruz ve tanrının kendisi bizi serbest bırakmaya lutfedene kadar kendimizi saf tutuyoruz.

Ve böylece vücudun aptallıkların kurtulmuş olarak saf olmayı ve safla görüşmeyi sürdürmeyi, ve bence hakikatten başkası olmayan safi mükemmellikte varolanları kendi başımıza bilmeyi bekleyebiliriz. Çünkü karışık olan saf olanı elinde bulunduramaz. İşte bunlar Simmias, bilginin gerçek aşıklarının düşünmeden ve birbirlerine söylemeden edemedikleri çeşitten sözlerdir. (...)

"Ve ölümün yaklaşmasından yakınan bir adam görürsen, onun bu isteksizliği, onun bilgeliğe aşık değil, vücuduna ve muhtemelen aynı zamanda para veya her ikisine aşık birisi olduğuna yeter bir delil değil midir?" (...)

"Ancak belki de bir korku, zevk veya acının başka bir korku, zevk veya acıyla, sanki bunlar madeni paraymış gibi değişilmesi, büyüğü küçükle değişmek erdem ölçeğine göre doğru bir değişim değildir. Sevgili dostum Simmias, bütün bunların değiştirilmesi için sadece bir tek doğru para yok mudur? İşte bu, bilgeliktir.Ve sadece bununla birlikte gerçek cesarete, ölçülülüğe veya adalete ulaşırız. Gerçek erdem, korkuların, zevklerin veya benzeri diğer iyilikler ya da kötülüklerin ona katılıp katılmamasının hiç bir önemi olmadığı, kendisine bilgeliğin eşlik ettiği şey değil midir? Fakat bilgelikten ayrılmış ve birbirleriyle karışmış bu tip şeylerden oluşmuş erdem, sağlık ve gerçeklik de yoktur. Gerçek çok uzaklardadır: Ölçüsüzlük, adalet ve cesaret gerçekte bütün bunlardan arınmaktır ve bilgeliğin kendisi belki bu saflığı sağlayan vaftizdir. (...)

Fakat şimdi, ruhun ölümsüzlüğü açıkça ortaya konulduğuna göre, onun için en yüksek erdemi ve bilgeliği elde etmek dışında bir serbest kalış veya kurtuluş yoktur. Çünkü ruhun öteki dünyaya olan yolculuğu sırasında yanında götürebileceği tek şey eğitim ve terbiyedir, ve bunlar oraya olan yolculuğunun en başında karşılaşabileceği en büyük fayda veya engeldir. (...)

Son olarak, hayatlarını daima dindarlık ve iyilik içinde geçirmiş olanlar, bu dünyevi hapishaneden kurtulurlar ve yukarıdaki saf ve temiz evlerine giderler ve gerçek dünyada ikamet ederler. (...)

Sağduyulu bir adam, ruh ve onun oturacağı yerler hakkında anlattığım şeylerin tamamen doğru olduğunu iddia etmemelidir. Ancak, ben şunu söyleyebilirim ki, ruhun ölümsüz olduğu gösterildiğine göre, bir insanın bu çeşit bir şeyin doğru olduğunu düşünmesi yanlış ve değersiz değildir. Bu, alınmaya değer bir risktir ve kişi buna benzer kuvvetli sözlerle kendini teskin etmelidir, hikâyeyi uzatmamın nedeni de buydu.

Eflâtun (Platon), Sokrates'in Savunması, Şule yayınları, 224 sayfa

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

 

Kitap Kurdu

Y o r u m l a r

Bu baş yapıtı 17 yaşımda (şimdi 47 Yaşımdayım) okudum. Küçük bir el kitabı idi. Daha sonra Stalin'in Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm kitabını okudum. Ne kadar da birbirini tamamlayan kitaplardı. Biri birey olmanın onuru digeri de toplumsal olmanın gerekliliğini verdi bana. Bu kitabı lütfen diyalektiği okumadan bitirmeyin. İlk okumakla da bildiğinizi sanmayın. Defalarca okuma gereği duyuyorsanız kitabı anlamaya başlamışsınız demektir. Ama anlamak için insan ömrü yetmeyecek bunu olasılıklarınıza yerleştirin.

Muammer Güneş ~ 5 Kasım 2007 (4:00)

"İki gemi yanyana, haydayabilir misin?"

Böyle bir roman türküsü eşliğinde felsefik bir konuya giriş yapmak, daha kafadan olayı hiç kavrayamamış olduğuma belirgin bir işaret midir bilemem. Ama eğlencesi de yok değil bu işin. (Bkz: Modern eğitimde yeni açılımlar)

İdealizm ruh öncedir, madde sonra gelir; materyalizm, önce madde, ruh sonra gelir diyor. Bu ikisini aynı yorgan altında yanyana yatırmak, bayağı heyecanlı olmalı.

Hangisinin hangisine ihtiyacı yok, var olmak için: Ruhsuz beden mi, bedensiz ruh mu? Sokrates, bilgeliğe erişmek için ruhun bedenden ayrılmasını tek koşul olarak sunarken, şahsen hangisiyle birlikteliği tercih ediyor?

Bu konunun felsefi oluşu, tabii ki insanın nereden gelip, nerede durduğu ile çok ilgili cevaplara gebedir. Bir ömür boyu aldığınız bilgiler, önder olarak seçtiğiniz kişilerin görüşleri, veya sizin ondan anladıklarınız çok önemlidir.

Bana göre Sokrates'in materyalizmin değil, idealizmin kaynağı olma ihtimali daha yüksek.

Yanılma payım bakidir.

Ha bana sorarsanız, iki dünya savaşının da tek sorumlusu olan batıya ait bu felsefeleri hiç içselleştiremedim. Ancak yabancı dil kadar ihtiyacım var onlara.

Ali Sedat Çetinkoz ~ 31 Ocak 2008 (12:05)

Sokratesin savunması adlı romanını okumaktayım. İlk okumada saçma olduğunu düşündüm, ama defalarca okudukça okuma gereksinimi hissettim. Çok etkileyici ve tam anlamıyla bir bilgin düşünür olduğunu saptadım ve insanlığın, yaşamanın, insanın hakkını yalanlarla değil de tamamı ile realist anlamda savunulması gerektiğini öğrendim. Okudukça da daha çok şey öğreneceğimi şu an için anlamış oldum. Okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim.

Fatma Sertkaya ~ 17 Şubat 2008 (22:23)

A. Sedat Çetinkoz; konu hakkındaki tespitlerinize katılıyorum. Sokrates dönemimizde yaşasaydı sizin gibi sıkı bir felsefe öğrencisiyle cebelleşmesi gerekecekti diye düşünüyorum (iltifat kabul ediniz!) Gerçi; Sokrates'i dinlemeye giderdik gitmesine fakat sanırım, sizin loca favori locamız olurdu...

Henet ~ 19 Şubat 2008 (09:25)

Henet kardeşim, ne olur beni baştan affedin, ama bilin ki ben sizin anlattığınız veya sandığınız kişi değilim. Bu kadar güzel sözlerle anılmaya layık olduğumu hiç sanmıyorum. Tamam uzatmayacağım, fazla alçakgönüllülük de gurura dahildir. Birbirimizi görmeden, bilmeden, sadece yorumlara sinmiş tanıdık bir kokuyu alıp sevebilmek de çok hoş bir şeymiş. Bunu yaşamaktan memnunum, teşekkür ederim.

Ali Sedat Çetinkoz ~ 19 Şubat 2008 (00:03)

A. Sedat Çetinkoz, sizi affetmiyorum! Hadi bakalım ne yapacaksınız şimdi?

Günün Duası;

Allahım, felsefik bakışı güzel olan Ali Sedat kuluna yaptığı güzel yorumundan ötürü iltifat ettim, ama o kuru iltifatımı kabul etmiyor, onun ruh alemine bi selam vereyim dedim ruhumu kaptı geri vermiyor, bu canımı sen verdin benden almak istiyor (A! Sonunu getirince durumu çaktım valla sizde çaktınız sanırım bu o!, evet benliğimizi saran melankoli Ara-besk duası, neyse hemen atlamalı burayı, yerçekimi kuvvetinden çıkmalı, hemen şimdi...

Evet duam bitti Çetinkoz; Yapamam, bu karışık kafayla bu ruhla adam olamam biliyorum, olamam işte! Zaten vakit de hayli geç! Gerçi babamın ev kirası ve bakkal borcunu veremediği yaştayım, hah! Aslında bilgelik ve peygamberlik için uygun yaştayım! Yine de banane! Zaten bilge de olamam beygamber de kadınım ben kadın, erkek bilgeler dahi tırsıtılmış bir ülkede Ali'lerin kalbine vura vura öldürüldüğü bir yerde, kralın çıplaklığına yüzyıllardır ses çıkarmayan, her daim parmağını baldan çıkarmayan, çaktırmadan yalayan insanlar için değer mi? Bilge olup, peygamber olup sürünmeye?

Her tarafı zula bir ülkede neyime gerek felsefe yapmak bire on bahse girerim ki ülke'min top yekün sloganı' şu;

"Vur patlasın çal oynasın, altta kalanın canı çıksın!"

Henet ~ 22 Şubat 2008 (09:57)

Henet kardeşimden bir defa daha af dileyerek; samimi duygularınızı küçümsemeye hakkımın ve asla böyle bir niyetimin olmadığını; yanlış anlaşılmaktan üzgün olduğumu belirtirim.

Sinmişlik, sindirilmişlik duygusu hangimizde yok ki? Biz zorbalıklar tarihinin içinden gelmiyor muyuz? "Ortada düşünülecek bir şey varsa, onu da biz düşünürüz, hele bi açılın!" diyen büyüklerimiz sayesinde, ayrı ayrı bildiklerini bir araya getiremeyen, yorum yapamayan dimağlara sahip olduk bedavadan. Ben yine de pısmış, sinmiş biri değil de, cirmi kadar yer yakmaya niyetli bir kıvılcım olmaya çalışıyorum.

Tamam, peygamberlik makamı mülgadır. Bu sebeple her iki cinsin de şansı tamamen eşit ve sıfırdır. Ama bilgelik kapısı hep açık. Hayatta kalmasına yetecek olanlar dışındaki bütün bedensel ihtiyaçlarını naftalinleyip sandığa kaldırarak; kafayı sadece "neden varız?" sorusunun cevabına takacak her ruhun erişebileceği bir yerde, öylece duruyor. Bilgelik, karşı cinsten partner veya geçici dostlukların değil, hakikatin peşinde olmaktır. Değilse, bilgelik yanlış anlaşılmıştır.

Son bir şey daha ve bitiriyorum. Biz Ferrari'si varken ve onu satarken de bilge olunabilir sanıyoruz. İsteyerek veya istemeyerek edinilmiş olan yoksulluklarımız, bilgeliğe giden yolun başında, belki gerekli şartlardan biridir. Ama tek başına yeterli şart hiç değildir. Ben öyle anladım.

Ali Sedat Çetinkoz ~ 23 Şubat 2008 (16:15)

A. Sedat Çetinkoz;

Tüm yazar hocalarımın ve sizin; yazılarınızdaki aktarım ustalığınız azımsanmayacak nitelikte inanın, surçü-lisan eden bizleriz hocam, sizler müsterih olunuz...

Aslında sizin yazı ve yorumlarınızı anlamada ben şahsen sorun yaşamıyorum; derdimiz medeni cesarete gelmiş bizlerin yazdıklarının yanlış anlaşılmamasıdır (ustalar, çırakları anlarlar sanırım:) hocalarla yazışmak kolay iş kanımca, azap çekenler bana benzeyenlerdir sanırım...

Duygusuz ve cansız harflere kâh dans ettiriyorsunuz, kâh çok yabancı kelimeleri biraraya getirerek bizleri tanıdık hallere yalın hallere getiriyorsunuz...

Gelebildiğimiz ölçüde bir kır bahçesinde bazen oksijeni kana kana içimize çekiyoruz bazen Ali'lere ağlıyoruz, bazen kendimize...

Bazen okuduklarımıza ve bazen de kendi kendimize küsüyoruz, bazen de okurken yaralarımızın kabukları zonkluyor canlanıyor bazen çatlıyor kan sızıyor, bazen gece kabus oluyorlar cehennem oluyorlar...

Bazen sevinçle koşarak kır bahçemize geliyoruz, bazen de usul usul gözlerimizde çiğ damlaları dalgın ve öylesine mutsuz...

Ama olsun varsın, şu koca belirsiz alemde bir kır bahçesinde ister tatlı ister acı bulmuşuz iyi veya kötü yerimizi, bizden bizleri...

Not: Yine bilmece bulmaca gibi oldu yazım, çoşku verirseniz böyle olur işte!

Henet ~ 25 Şubat 2008 (09:49)

Felsefe okumakla değil yaşamla yapılır. Felsefeyle ilgilenip somutluğa değer verip ahlak yerine para kazanma hırsını tercih etmiş biri felsefe sömürgecisidir.

Onur Türkay ~ 13 Nisan 2008 (01:05)

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Yazı nasıl yazılır?

Ali Türkan

Karnımız kaşınsın diye kaşıyor, ısınmak için sokuluyoruz. Daha iyi kaşıyan, daha iyi ısıtan birine yamanınca da, yallaaaah! Şimdi buradan don lastiği gibi çeker de çekerim bu konuyu ama bugün oralı değilim. Notlarım arasında kafama takılanlara şöyle bir dokundum işte. Sabah keyfi gibi bir şey oldu benim için. "Yazı nasıl yazılır?" diye ukalâlık yapacaktım, en azından nasıl yazılmayacağını anlatabildim sanırım. Böyle yazılmaz işte. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, sual edenlere bahusus selâm ederim. Yazar

Son Yorumlar

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

Babamıza da mı güvenmeyelim?

Seyit Balkuv

Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği

Başkan adayım Çevik Bir

Kâmuran Kızlak

Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar

Eşek tepmenin bile raconu var

Necdettin Efendi

Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °