6 Eylül 2008 Cumartesi
Ümit Otan - 2006
İstediği zaman güldürebiliyor, ağlatabiliyor, kızdırabiliyor. Duygularımızın hükümdarı. Büyük kalabalıkların amigosu. Hep birlikte ayağa kaldırıyor bizi, hep birlikte oturtuyor. Yarattığı gerçek hayatımız oluyor. Geriye "eksik" bir şeyler kalırsa onu da gazeteler tamamlıyor. Sonuçta bizim sandığımız hayat, aslında birilerinin "özene bezene" yaratıp bize "iyice sindirdiği" oluyor.
"Ortalama bir gazete okuruna belli bir siyasal sorun konusunda ne düşündüğünü sorun. 'Kendi' görüşü olarak size az çok okuduğu şeyleri eksiksiz bir şekilde aktaracaktır; ama gene de -işte bu nokta önemlidir- söylediklerinin kendi öz düşünmesi oldukları inancındadır."
Ünlü düşünür Erich Fromm, ortalama bir gazete okurunun başına gelen felakete dikkat çekerken, (Özgürlükten Kaçış, Payel Yayınevi, 4.Baskı, Çeviri: Şemsa Yeğin) aslında televizyonlu dünyamızda başımıza daha nelerin gelebileceğinin de ipuçlarını vermiş. Kalabalıkları duygularda birleştiren, her şeyin hep birlikte olması için gereğini yapan "öldüren eğlence", biz zavallılara kendi başımıza kalma, kendimiz olma fırsatını bile tanımıyor.
"Kararlarımızın çoğu, aslında kendi kararlarımız değil; dışarıdan bize önerilmiş kararlardır; aslında başkalarının beklentilerine uygun davrandığımız, soyutlanma korkusuyla, yaşamımıza, özgürlüğümüze ve rahatımıza doğrudan gelebilecek tehditlerin yarattığı korkuyla güdülmüş bulunmamıza karşın, kararı verenin kendimiz olduğu konusunda kendimizi ikna etmeyi başarmışızdır."
Sanki bugünlerimizi anlatmış Erich Fromm.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Bazı sorular sorup yanıtlayalım.
Kendimizle ilgili aldığımız kararlar gerçekten kendi kararlarımız mı?
Havasına, ortamına göre inandığımız düşüncelermiş gibi birileriyle paylaştıklarımızın içinde, gerçek düşüncelerimiz ne kadarcık yer kaplıyor?
Korkularımızdan, çıkarlarımızdan, açgözlülüklerimizden, başı dönmüşlüklerimizden geriye "biz" olarak ne kalıyor? Etimizle, kemiğimizle, beynimizle hayatın içinde ne kadar var olabiliyoruz? Ve son soru: Bu beden kimin?
Zor sorular değil mi?
Yanıtları da kolay değil.
Varılan noktayı, Fromm, bakınız nasıl özetlemiş:
"Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir."
"Mış" gibi hayatlar bedel tanımıyorsa, ne denilebilir ki, mübarek ola…
Ümit Otan, Medyatelli, sayfa ?, Agora Kitaplığı, 2006
Kitap Kurdu

Ali Türkan
"Sağlam kafa sağlam vücutta olur" şiarıyla büyüyor, söyleyene güvenip bunun doğru olduğunu sanıyorduk.), yani yığınla eşekliğin bir araya gelmesinden dolayı, Memo'yu görmemezlikten gelip geçip gittim önünden. Tam benim evin kapısından giriyorduk ki, avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum Memo'nun: - Oyopsu tozuğuuuuuu! Bi daha, ne yaptıysam barışmadı benimle. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.