Ahmet Büke ~ 18 Temmuz 2005
Ay kınalı avuçlarıyla karşı kayalığın ardından çıktı.
Dizlerimdeki sızıyı duydum yeniden. Kestaneler mi çizmişti ne. Denizin en ince kabuğu kımıldadı. Belki de gece balıkları uyanmışlardı ve esneyerek dünyanın bu yanına uçmaya hazırlanıyorlardı. Dün gece içlerinden biri kumsala, yanımdaki eski kütüğe kadar yanaşıp bana bakmıştı uzun uzun. Parmaklarımı uzatmıştım, ıslak kuyruğunu kaldırıp sevmeme izin vermişti. Sonra nedense ürktü, belki de havada uçan kızıl izli arılardan korktu. Koşup dalgaların arasına dalıverdi. Ardından deniz yıldızları ışıdı, dipten yukarılara doğru süzüldüler. Suyun yüzü pırıltılı kadehler gibi aydınlandı. Binlerce parlak yıldız.
Ya karşı kayalıkta yaşayan deniz fili sürüsüne ne demeli. Kumun altında yaşayan akrabalarının tersine perdeli gözleri var onların. Suyun altında da görebiliyorlar. Uzun kulaklarının ardındaki solungaçlarından çıkan türküyü bütün deniz bilir. İçlerinden birisi yavruladı. Bütün sürü yeni annenin ve bebeğin etrafında dolandı günlerce. Keşke gidip sevebilsem yavrucağı. Ama benden ürküp yuvalarının yerini değiştirirler diye korkuyorum.
Köyde benim için derin gözlü adam diyorlar. Onların göremediklerine dokunabildiğim için. Kadınlarının üçüncü memesinden içiyorum kimse fark etmeden. Bazen kayıklarının ardına takılıyorum, tam dümen suyunun döndüğü burgaca. Erken gelen fırtınalardan ve bitmeyen vergilerden konuşuyorlar. Bazen genç bir çapkını öldürmeye oturuyorlar.
Hepsini bu kumsala yazıyorum. Dalgalar yeni sayfaları açtıkça defterim büyüyor.
Asiya ölen süngercinin karısı. Geçen gece kasıklarını yıkadı önümde. Tuzlu suyla ovdu bileklerini. Karnını kumla kapladı. Şeffaf tülleriyle bir deniz anasını öptü.
Asiya yüklendi o gece.
Kumsalın bininci sayfasına yazdım.
Ben derin gözlü adam.
Hayatın pembe balı parmaklarımda. Dehşetle yalıyorum her gece.
Ahmet Büke, Çiğdem Külâhı, sayfa ?, Kanat Kitap, 2006

Ali Türkan
Birkaç dazlak. Bu parkta uyuyordum gene; üstüme benzin döküp kibriti tutuşturdular. - Sonra? - Sonra da kaçtılar. Gebermedim ama bu kaldı işte. - Ucuz atlatmışssın. - Evet. Kalktım. Cebimden bi yirmilik çıkartıp verdim. Almak istemedi. - Borç, dedim. - Borç, dedi ve aldı uzattığım parayı. - Kimin kitaplarını getireyim sana? Bukowski ister misin? - Kim s!ker Bukowski'yi be! Banim bardağımda kalan kahveyi kendi bardağına dökerken, elimle bir selâm verip ayrıldım yanından. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.