tex willer

Bir merhamet abidesi: Teks

Talat Güreli


En ilk serüveninden itibaren Teks'i taradığımızda, dikkatimizi çeken en belirgin şeyin Teks'in karakteri olduğunu söyleyebiliriz. Bu çok pratik ve sert bir karakterdir.

(Senaryo yazarı) Bonelli, Makyavelli'nin "Maksada ulaşmak için her şey geçerlidir" ilkesine "Maksada ulaşmak için en kestirme yolu kullanın" ilkesini de ilave etmiştir sanki Teks'in davranışlarını yönlendirirken. Hak ve adalet uğruna çarpışan Teks de Pekos Bill gibi kötüleri hapse tıkmayı falan düşünmez çoğu kez. Tabancasını ateşleyip kötüleri göğüslerinin sol tarafından vurup cehenneme postalar. (...)

Teks'in haksızlıklara da hiç tahammül edemeyip kayıtsız kalmadığını görürüz sık sık. Bir Kızılderili köyünü basıp soykırım yapan bir albayı Teks, hem de makamında, evire çevire dövüp ağzını burnunu dümdüz eder.

Bu Nizamettin Nazif'in roman kahramanı Kara Davut'un Fatih Sultan Mehmet Han'ı tokatlaması kadar zırtapoz bir şey değilse de, yine de inanılması zor bir şeydir.

Teks kapitalistlere saldırırsa da kapitalizme karşı değildir. Navaho Kızılderililerinin reisi olduğu için onların zengin altın madenleri Teks'in uhdesindedir.

Teks'e serüvenlerinde arkadaşı Kit Karson, oğlu Kit ve sadık adamı Navaho kızılderilisi Kaplan Jak yandaşlık eder.

Kızılderililerin Gece Kartalı (Aguila della Notte) adını taktıkları Teks Willer hakkında 1970'lerde iki İtalyan R. Bargioni ile E. Lucotti'nin esprili araştırma sonuçları şöyle: "Her serüveninde Teks ortalama 6 kişi öldürmektedir. Tabii yandaşları da boş durmamakta, onlar da 3-4 kişi gebertmektedir. Yani ilk 18 yıllık serüvenlerde ölen insanların sayısı 2000 civarındadır. Bu 18 yılda Teks 350 kavgaya girişmiş ve çeşitli teknikler kullanarak (kroşe, aparküt vs.) rakiplerine 780 darbe indirmiştir.

Bu arada Teks'e düşmaları tarafından 230 suikast teşebbüsünde bulunulmuş ve maalesef Teks 40 kurşun yarası almıştır. Maceraları sırasında vücudundan çıkan bu kadar kurşuna rağmen Teks'in hâlâ ne kadar sağlıklı hareket ettiğini düşünürsek, vücut yapısının ne denli sağlam ve dirençli olduğunu da hayretle görürüz. Kuşkusuz bu ilk 18 yıllık araştırmadır. Oysa bugün Teks 48. yılındadır.

Benzer bir araştırmayı 1960'larda bir Fransız, 23 kitabı bizde de yayınlanan 32 ciltlik Fantoma roman dizisi üstüne yapmış ve her kitaptaki 15 gün sonra, 3 ay sonra, aradan 6 ay geçmişti'yi toplayarak tam 183 seneye varmıştı.

Bir gariplik de subay kahramanların rütbeleriyle ilgilidir. Bunlardan batının en hızlı silah çekeni olup, hep süt içmesiyle tanınan (daha sonra da bu süt limonata olacaktır) çocuk yaştaki keskin nişancı Tom Miks birliğine katırlır katılmaz çavuş olmuş, ondaki beceriyi gören üstleri Tom Miks'i üstçavuş, başçavuş, başgedikli bile yapmadan teğmenliğe yükseltmişler, bir macera sonra da üstteğmen bile yapmadan yüzbaşılığa lâyık görmüşlerdir.

Böylesine hızla basamak atlayarak terfi eden bir yeteneğin çok geçmeden albay, general ve hatta mareşal bile olacağına muhakkak gözüyle bakan okuyucu ne yazık ki yanılır. Yüzbaşı Tom Miks yüzbaşılıkta demir atmış ve hep yüzbaşı kalacaktır. Belki de çok hızlı terfi etmesinin bedelini ödemektedir Tom Miks. Oysa yüzbaşı olduktan sonra gösterdiği sayısız başarılar yüzbaşılığa terfisini gerektiren başarıların kat be kat üstündedir. Fakat çizgi roman mantığı kahramanların, okuyucunun alıştığı yaş ve rütbede kalmasını emretmektedir. Zaten çizgi roman kahramanları için en büyük ödül başarılarının sonucunu görmektir sadece.

Onlar serüvenlerine bir çıkar beklentisi için değil, macera yaşamak ve kötülere dersini vermek için atılırlar. En büyük rütbe ve ödül budur onlar için.

* * *

Teks'i noktalamadan, kahramanını ırk ayrımcılığına karşı bir insanmış gibi göstermeye çalıştığı için baba Bonelli'yi kutlamak istiyoruz. Kutlamak istemek yetmiyor tabi... Elimizdeki belgeler kutlama törenini engelliyor. Bu belgelerse Teks serüvenleri!

İnsanlar tek tek pırıl pırıl, özgün, aydınlık düşüncelere de sahip olsalar, kitlelerin değişmez değer yargıları var. Kitleler kendine benzemeyen, kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi yaşamayan ve kendi gibi inanmayan kitlelere hoş gözle bakmıyor. Bu hoş gözle bakmamanın nefret boyutuna ulaştığı da oluyor.

Teks gibi sonuç adamlarında ise nefret bile sonuç istiyor. Ve Teks diğer ırklara duyduğu nefreti katliamla sonuçlandırıyor çoğu kez.

Beş ciltlik uzun "Yama'ya Karşı" serüveninde Tampa limanındaki şerifin bürosunda şöyle konuşur Teks: "Bir karar verdim. Gidip 'Black Baron'daki zencilerin kemiklerini kıracağız!" şerifin bürosunda elinde odunla bekleyenlerden biri cevap verir: "İyi fikir gibi geldi bana!" Teks, topladığı eli sopalı beyaz (adamlarla) zencilerin lokali 'Black Baron'u basar. İçeride bulunan zencilerin çoğu feci şekilde dayak yiyip pestilleri çıkarken bazıları da beyazların tabancalarından çıkan kurşunlarla can verirler.

Hırsını alamayan Teks, 'Kara Baron' lokalini dinamit koyarak havaya uçurur. Sonra sıra limandaki zencilere gelir. Beyazlar aslanlar gibi dövüşüp kara derili zencileri denize dökerler. Teks hırsını almışsa da hızını alamamış gibidir. Limanda demirli, zencilerin işlettiği ve zencilerin gittiği "Black Quinn" kumarhane gemisine gözlerini dikmiştir şimidi de.

Tabii ki "Kara Kraliçe" de akibetten kurtulamaz, alevler içinde yan yatmış batarken kömür derili zenciler denizde çırpınıp durmaktadır.

Şanslı bir takım zenciler ise bir kurtarma sandalına binmeyi başarmıştır. Fakat tam o sırada bir zenci şöyle haykırır: "Lanet olsun! Kayığın dibini delmişler!"

"Montales'in Dönüşü" serüveninde ise Teks ve arkadaşları Meksikalılarla dövüşür. Önce El Gato'nun adamlarının yarısını öldürürler. Sonra sıra General Karranza'nın adamlarına gelir. Tabii ki asi generalin adamlarının da çoğu telef olur. Fakat Teks ve arkadaşları ne yazık ki general Karranza'nın tüm ordusunu yok etmeyi başaramaz. Asilerden hayatta kalanlar yetişen hükümet kuvvetleri tarafından imha edilir ve Meksika'daki kısmî ayaklanma da bastırılmış olur. Burada katliam hedefi sadece asî Meksikalılarmış gibi gösteriliyorsa da, hiç bir Teks serüveninde beyaz Amerikan vatandaşları Teks ve yandaşları tarafından toplu kıyıma uğratılmaz.

Bir serüvende de tesadüfen Amerika'ya gelmiş bulunan Hintli Thugs'lar Teks'in hışmına uğrar ve Amerika kıtasına ayak attıklarına bile bin pişman olmadan Teks'in önce kurşunları ve sonra fırlattığı dinamitlerle Nirvana'ya varırlar.

O ana dek talihi yardım ettiği için sağ kalan Thugs'lar ise dinamit patlamalarının açtığı gediklerden mağaraya şiddetle dolan nehir sularının içinde boğulurlar. Thugs'ların beraberinde getirmiş oldukları Raka ve Şira adlı iki kaplan bile Teks'in elinden kurtulamaz. Hiç bir beyaz okuyucu Hintli Thugs'ların kıyımına bir katliam gözüyle bakmaz, yeter ki zafer Teks'in olsun. Zaten maceraya atılan başlık da Teks'in haklı savunması gibidir: "Boğaz Sıkıcı Thugs'lar"

Teks'in dört macerasındaki düşmanı ise Çinlilerdir. San Fransisko'da kümelenip beyazlara karşı örgütlenmeleri bile yok edilmeleri için çok geçerli bir nedendir Teks'e göre. Tabii ki sarı suratlı, bıçak atıcı, esrarlı sigara satan bu Çinliler de Teks'in gazabından kurtulamaz.

Bonelli Teks'in haklı çıkması için özellikle her toplumun en olumsuz yanlarını sivrileştirmiştir. Ve saldırıyı önce hep karşı taraf yapar. Sıra Teks'e geldiğinde de sonuç hep karşı ırkın toplu kıyımıyla noktalanır. Yine hiç bir beyaz okuyucu sarı suratlı Çinlileri yok ettiği için Teks'i ayıplamaz.

Irk ayrımcılığına karşı olan Kızılderili dostu Teks, 'Kırmızı El' adlı macerasında Kanada'daki Kinder Kalesi'nde Kızılderililerle amansız bir boğuşmaya girer.

Mohawk, Kara Ayak ve Saks Kabilelerinin birleşik kuvvetleri kaleye hücuma kalkarlarsa da Teks'in hazırladığı bir tuzak sayesinde delik deşik olurlar. Neyse ki hepsi ölmez. Pek azı kurtulabilir.

"Ölüm Haçı" Serüveninde ise Teks ve yandaşları yine Kanada topraklarındadırlar. Saskaçevan bölgesinde başlayan Foks ve İroke kabilelerinin isyanı bu kabileler için sonun başlangıcı olur. BüyükReis Sokami de yerde yatanların arasındadır. Katliamdan tek kurtulan Ho-Kuan adlı kargalı büyücü de sonunda Teks'in kurşunları altında can verir.

Irk ayrımcılığına da, ırk ayrılıkçılarına da karşı olan Teks, "2. Mefisto" serüveninde ise Hualpai Kızılderili kabilesini son ferdine kadar yok eder.

Fakat son ferdine kadar yok edilmiş olan Hualpailer Teks'in orijinali renkli olduğu için bizde basılmayan 200. cildi "Kristal Tılsım" Serüveninde hem de daha kalabalık olarak ortaya çıkarlar. Ve ortaya çıktıkları gibi de İskeletler Vadisi'nde yalnız yaşayan büyücü Hatuan'ı öldürüp Kristal Tılsım'ı çalarlar.

Teks'in intikamı korkunç olur. Yandaşları ve yardıma gelen Navaho yerlilerinin de yardımıyla etraf Hualpai cesetleriyle dolar. Serüvenin çizeri Galeppini neyse ki 5 yerliyi korku içinde kaçışırken resmederek kurtarır.

Bugün İtalya'da G.L.Bonelli senaryolu Teks'lerin yeni baskılarının pekçoğunun yazı ve resim sansürlü olarak çıktığını kaydedelim.

* * *

Kaynak: Sanat Dünyamız ,Üç Aylık Kültür Dergisi, Yıl: 22, Sayı: 64, 1997, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık

 

Görüşlerinizi paylaşmak ister misiniz?


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

La Utopia de Baron Von Türkan

Ali Türkan

Kalk! Akşama çocukların gelecek, köfte hazırla!" diyor. Kalkıyorum. Mutfak camına, kanadı gümüşlü bi güvercin konuyor. Köfte için ufaladığım ekmekten birazını ona veriyorum. Önce kaçıyor, az sonra ürkek ürkek girişiyor ekmek kırıntılarına. Sonra, çoğalıyor güvercinler. İki dilim daha ufalıyorum. Kıyma da koyuyorum azıcık. İki köfte az yesek n'olur yani? Yazar

Annenizin kızlık soyadı

Necdet Şen

"Hanlar hanını buldum, dükkânım yağma olsun" diyenlerdensen, görüyorsun ki senin artık ne efendin ne de sisteme paçanı kaptırmana yol açabilecek maddî bir bağımlılığın var. Köleleşmenin mazeretlerini bir bir çıkarıyorsun hayatından. Sözün namusu da orada başlıyor galiba.   Necdet Şen

Web Gezgini

Bir asteğmenin günlüğünden: Terör niçin bitmiyor?

Şehit asteğmenin günlüğü:

"Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum.

Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, gidelim öldürelim diyoruz göndermiyorlar.

Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar.

Nuh Gönültaş (Bugün)

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

118