6 Eylül 2008 Cumartesi
Cihan Demirci
Türk Sinemasında 1974-1980 Seks Filmleri Dönemi ve o dönemden bugüne
Yönetmenler:
Oksal Pekmezoğlu, Nazmi Özer, Aram Gülyüz, Temel Gürsu, Tanju Gürsu, Naki Yurter, Yılmaz Atadeniz, Nejat Okçugil, Ümit Efekan, Yücel Uçanoğlu, Ülkü Erakalın, Çetin İnanç, Alev Akakar, Semih Servidal, Günay Kosova, Mehmet Arslan, Sırrı Gültekin, Arif Keskiner, Müjdat Saylav, Aykut Düz, Işık Toraman, Savaş Eşici, Nuri Ergün, Nuri Akıncı, Kemal Kan, T. Fikret Uçak, Yavuz Figenli, Oğuz Gözen, Tevfik Çobanoğlu, Taner Oğuz, Semih Evin, Engin Temizer, Yavuz Yalınkılıç, Samim Utku.
Oyuncular:
Seyyal Taner, Mine Mutlu, Arzu Okay, Melek Görgün, Romina Terry, Alev Altın, Dolgan Sezer, Mine Soley, Nalan Çöl, Emel Aydan, Emel Özden, Elif Pektaş, Ceyda Karahan, Canan Ceylan, Canan Candan, Senar Seven, Şeyda Senem, Serpil Örümcer, Selen Büke, Fatma Belgen, Nur Soylu, Melek Ayberk, Aynur Akarsu, Karaca Kaan, Necla Fide, Müge Güler, Feri Cansel, Nuray, Figen Han, Gönül Tansel, Gönül Hancı, Derya Sonay, Harika Öncü, Zerrin Egeliler, Ayşen Selvi, Aysun Güven, Nevin Nuray, Perihan Ateş, Özden Yüce, Yeşim Yükselen, Okşan Ay, Tülin Tan, Gülten Kaya, Anuşka, Mualla Omay, Nilgün Ceylan, Banu Meral, Funda Gürkan, Emel Canser, Dilber Ay, Zerrin Doğan, Zafir Seba, Meltem Işık, Sema Nurdan, Oya Başak Sermet Serdengeçti, Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman, Tamer Yiğit, Seyhan Karabay, Ünsal Emre, Yalçın Gülhan, Salih Güney, İrfan Atasoy, Tugay Toksöz, Pekcan Koşar, Cihangir Gaffari, Mete İnselel, Aydemir Akbaş, Yüksel Gözen, İlhan Daner, Alev Sezer, Şemsi İnkaya, Yılmaz Köksal, Bülent Kayabaş, Özcan Özgür, Sami Tunç, Salih Kırmızı, Erdinç Üstün, Rüştü Asyalı, Recep Filiz, Orçun Sonat, Turgut Özatay, Kazım Kartal, Tarık Şimşek, Ata Saka, Baki Tamer, Yılmaz Şahin, Levent Günsel, Yaşar Yağmur, Hakan Özer, Cesur Barut, Çetin Başaran.
Yapım Yılları: 1974-1980
YAPIM: İNKILÂP KİTABEVİ KASIM 2004
SADECE 2 YA DA 3 FİLM BİRDEN OYNATAN SİNEMALARDA
Ne yapmışlardı?
Daha ne yapacaklardı? Çok ayıp şeyler yapmışlardı. İki yüzlü toplum yapımızı bir güzel ortaya dökmüşlerdi, bundan büyük suç olur muydu. Hiç utanmadan soyunmuşlardı. Bu "erkek" topluma kadın vücudunun nasıl bir şey olduğunu gösterdiler. Bundan daha büyük bir suç olur mu? Her şeyini ama her şeyini ört bas etmeyi seven, bütün açıklarını kapatmaya çalışan böylesine dıştan kapalı ama içten içe her türlü sapıklığın diz boyu olduğu "ensest"i kalın bir toplumda onlar fazlasıyla suçluydular!
İşte bu yüzden yargılanmadan yargısız infaza uğradılar. Önce ağızlardan salyalar akarak izlendiler, Sonra ağız dolusu lâfla aşağılandılar, küçümsendiler, insan yerine konulmadılar çoğu zaman.
Oysa o dönemin "erkek" oyuncularının çoğunun sonraki hayatları hiç de böyle olmadı. O dönemin "erkek" oyuncularının çoğu sonradan çok saygın rollerde oynayarak, bambaşka kulvarlara atlayarak, genellikle yırttılar kefeni. Çoğu bugün hala ayaktalar. Ama kadınların çoğu bunu başaramadı. "Cüzzamlı" gibi görüldükleri için neye ellerini atsalar olmadı, içlerinden Arzu Okay, Zerrin Doğan gibi çok azı "iş kadını" olup bir şeyler başarabildi, diğerleri birer üzüm tanesi gibi yerlere saçıldı. İntiharla tanıştılar, kanserden gittiler öldürüldüler, ya da Anadolu'da izbe bir pavyon köşesinde yok olup bittiler.
O dönemin kadınları bende hep tuhaf bir hüzün yaratır, aslında onları "seks yıldızı" olarak da görmem çoğu zaman, çünkü aslında tam anlamıyla seks de değildir, farklı bir şeydir onların bu filmlerde yaptıkları. Seksten çok bize özgü yarım-yamalak bir alaturkalık vardır bu filmlerde. Örneğin bir dönem evlerde moda olan Alman malı video kasetlerdeki Alman kadınlarının yaptıklarına hiç düşünmeden, gerçekten seks diyebilirsiniz.
Aynı şeyi pat diye bu filmlerdeki "yerli" kadınlara söylemek o kadar kolay değildir. Hayata tutunabilme çabası sırasında üzerlerine biraz seks bulaşmıştır ama o seksi üzerlerinden temizleyecek deterjanlara sahip bir anneleri de olmamıştır büyük ihtimalle. Kirlileri makineye atılıp da anında yıkanamadığı için, üzerlerinde kalmış insanlardır onlar.
Oysa ilerleyen yıllarda kirlileri yıkamak çok ama çooook kolaylaşacaktır bu toplumda. Üzerlerine herhangi bir kir bulaşan günümüzün "ünlü" kadınları artık renkli kirleri ayrı, beyaz kirleri ayrı yıkayıp, çıkabiliyorlar anında gene hayat sahnesine. Artık "kirlenmenin" her türlüsü anında yıkanıp, yok ediliyor, hatta ve hatta o "kirlenme" o kadına ekstradan hayat puanı, hayat kontörü kazandırıyor! Yüksek reytinglere boğuluyor ödül olarak.
Çünkü insanımız geçen yıllar içersinde "kirlenme"yi pek sevdi, pek alıştı kirlenmeye! "Kirlenip" de anında yıkananları, saniyesinde aklananları çok benimsedi, onlarla düşüp, onlarla kalktı. İşte bu yüzden 70'li yılların yüzleri solmuş film afişlerinde kalmış o hüzünlü kadınları ben de apayrı bir burukluk yaratıyorlar. İçlerinde öyleleri vardı ki, bugünün fazlaca örtünen pek çok kadınından çok daha fazla dürüst, çok daha fazla namuslu, çok daha fazla yürekliydi.
Kitaptaki Alev Altın röportajından bir bölüm:
- İlk soyunduğunuzda zor gelmiş miydi?
- Tabii hiç de kolay değildi. Bak, burnumun üstündeki şu çıkıntı o günlerden kaldı. Soyunmakta gecikince yapımcı N.Ö. burnumun üstüne bir yumruk patlatmıştı! Evet ben yumruğu yiyince sonradan tamamen soyundum ama erkek oyuncuların alt çamaşırı mutlaka vardı. Yani olmayan bizdik fakat biz de kendimizi kamufle ediyorduk işte.
- Kamufle olduğunuza göre ortada bir harekat vardı herhalde!
- (Güler) Eee herhalde! Ama dediğim gibi yani bizim yaptığımız filmlerde erkek oyuncunun alt çamaşırı mutlaka üstünde olurdu.
- Alt çamaşır üstünde mi, nasıl yani, altında değil mi?
- (Güler) İlahi yani! Altında tabii. Yani öyle açılardan çekilirdi ki, seyirci onu tamamen çıplak sanırdı.
- Yani seyirci böylece kandırılıyordu da. Yani bizi hep kandırdınız ha Alev hanım!
- (Kahkahasını atar) Canım orada oyunculukla iş götürülürdü işte, yoksa pek bir numara olduğu yoktu aslında ama sonradan öyle olmadı tabii. İş giderek öyle bir hale geldi kiiii.
Kitaptaki Zafir Seba röportajından bir bölüm:
- Zafir hanım sizin o seks filmleri furyası döneminde oynadığınız filmler erkekler için olduğu halde siz bir kadın olarak sinemaya nerden ve nasıl girebildiniz?
- Tesadüf işte. 1979 yılıydı ve mankenlik yapıyordum. Barlık filmden varlığımı fark etmişler. Hemen 10 filmlik bir anlaşma yaptık. Üç ay içinde bu 10 filmi tamamladık! İlk iki filmimde soyunana kadar binbir zorluk çektim açıkçası. Soyunmak, iç çamaşırını çıkarmak, yani sütyenini veya kombinezonunu fırlatıp atmak. Zor soyundum ama sonra hemen alıştım. Beni soyundurduktan sonra giydirme zorluğu çektiler. Yönetmenimiz diyordu ki: "Sizi soymak bir dert ama soyduktan sonra da giydirmek başka bir dert, hadi giyinin artık!"
- Neeeeee? Üç ay içinde 10 film miiiiiii? Yani aşağı yukarı 10 günde bir film yapmışsınız, oysa bu ülkede sular akmadığı için zaman zaman 10 günde bir banyo yapamayanlar bile var! Bu kadarı fazla değil mi?. Yaptıklarınızdan memnun musunuz?
- Ama ben zaten sinemayı seviyordum. Asıl adım, Sevgi'dir. Filmleri de hep severek çevirdim, sonradan hiç gocunmadım. Şu an para kazanıyorsam bu yüzden kazanıyorum. Eğer ben bu filmleri yapmasaydım, o filmler Anadolu'da bu kadar isim yapmasaydı bugün ben çalışamazdım, o parayı alamazdım. Bu filmlere borçluyum yani şu anki durumumu. Yani severek, isteyerek çevirilmiş filmler bunlar ama nedense bizler bu filmleri çevirdik diye suçlu gibi görülüyoruz hep.
Zerrin Egeliler anlatıyor: "Ben hiç porno yapmadım."
Bu sahneler çekilirken set kalabalık oluyor mu?"
Tabii. O kadar ki, çekim biter bitmez biz bu tarafa döner; 'bugün ne pişirildi, ne yemek yiyeceğiz?' falan diye yani, günlük şeyleri şeyederiz, konuşuruz." Çok az kişiyle çekilen filmler pornolar, yani pornolar öyleymiş. Ben öyle duydum. Porno filmleri çekerken bir rejisör, bir de kameraman olurmuş sadece odada. Öyle duydum. Ben hiç porno yapmadım. Fakat, ne olursa olsun yaptığım filmlerden sonra seksten iğrendim. Benim hayatımı çok etkiledi bu filmler. Tiksinti geldi valla. Çıplaklık.Çıplaklık. Her adamla öpüşülür mü? Başroldekinle de oynadım, herhangi birinle de oynadım. Hep çıplak, hep çıplak. Çıplaklıktan şeyettim artık, nefret ettim. Ben filmlerde çıplaklıktan çok yüzümle verdim o imajı aslında. Seks yıldızı oldum ama, yüzümle bakışımla da şeyettim. Tabii vücudumu da gösterdim ama benim vücudum seks yıldızı olacak kadar güzel değildir. Ben hiç beğenmem vücudumu fakat seyirci tutuyor."
Bu filmlerde seslendirme nasıl oluyordu?
Yıllar önce bu filmler üzerine yazı dizisini hazırlarken aynı işyerinde çalıştığım bir arkadaşım Yeşilçam'da çalıştığı sıralarda bu filmlerde bir dönem seslendirme yaptığını anlatmıştı bana. Gülerek şöyle demişti o zaman:
Bu filmlerdeki seslendirmeler diğer Türk filmlerine benzemiyordu tabii, çünkü bu seslendirmeler çoğunlukla 'aaah oooh' seslerinden oluşuyordu. Biz kadınlar bu seslendirmeleri genellikle şöyle yapıyorduk. Çoğumuzun elinde bir örgü olurdu. Bir yandan elimizdeki bu örgüyle uğraşır, diğer yandan konuşurduk, gözümüz öyle her an perdede bile olmazdı, yeri geldiği zaman 'aaah' yeri geldiği zamanda 'oooh' filan der, son derece ruhsuz bir şekilde bu filmleri seslendirirdik. Yani düşünün, bir yandan elinizde bir kazak örüyorsunuz, iki ters bir düz şeklinde, diğer yandan da 'aaaay amaaan oooof aaah oooh' filan diyorsunuz."
İşte tam bize özgü bir vaziyet! İnsan merak etmeden duramıyor acaba bir kazak kaç film seslendirmesinde çıkıyordu bu filmlerde? Zaten dikkatli dinlerseniz bu durumu farkedebilirsiniz. Açıkçası bu filmlerin seslendirmelerini yapan kadınlar aralarında çok eğlenmişler ve epeyce kazak, atkı, bere, hırka filan sahibi olmuşlar!
Şimdi de bir seyirci anlatıyor: "Seksin ötesinde şeyler vardı bu filmlerde."
Seyircinin "parça" için çıldırdığı ve artık sadece "parça" görmek için sinemaya gittiği bu şanzımanlı yıllarda neler yaşanmaz ki, o karanlık sinemalarda. O yıllarda bu filmlerin izleyicisi olmuş, şimdilerde orta yaşın üzerinde bulunup, yaşamını yurt dışında sürdüren bir grafiker bakın bugün nasıl anlatıyor o döneme ait aklında kalanları:
Beni şimdi çok eskilere götürdünüz. 1974'lere, yani bundan nerdeyse 30 yıl öncesine. Bambaşka yıllardı onlar. Bir daha geri gelmeyecek tuhaf, acayip, manyakça yıllar. Lisedeydim henüz, bu filmleri keşfettiğimde. İlk önce 'Arzu Okay'ı keşfettim sanırım. Çarpılmıştım. Arzu Okay'ın erkek dergilerinde çıkan çıplak resimlerini toplamaya başlamıştım her yerden. O güne dek alışık olmadığımız türden çok masum bir güzelliği vardı Arzu Okay'ın, ona aşık olmuştum. Aslında bu filmleri sadece 'seks filmleriydi' diyerek küçümseyenlerin sanırım atladıkları çok şey var. Seksin ötesinde şeyler vardı bu filmlerde, yani seksin ötesinde izler bıraktı bu filmler bizim gibi 60'ların başında doğan bir erkek kuşağında. Ben bir süre sonra Arzu Okay'ı kıskanmaya bile başlamıştım, filmlerinde her önüne gelenle yatağa girmesi beni çok üzüyordu, çocukluk işte!
Sonra beni çarpan ikinci kadın; "Mine Mutlu" idi. Onda da tuhaf bir çekicilik vardı. Derken sonraki yıllarda üç favori ismim daha oldu. Sırasıyla önce Zerrin Doğan, sonra Dilber Ay ve en sonunda da Zerrin Egeliler. Zerrin Doğan ve Dilber Ay'ın bendeki yeri ayrı çünkü onların gerçek porno filmlerini izledim ki bunlara cesaret edebilen pek fazla kadın çıkmamıştı bildiğim kadar. Dilber Ay, tam da Türk erkeğine uygun dolgun bir fiziğe sahipti. O ıslak bakışları hiç gözümün önünden gitmiyor. Perdeye çıktığı anda salon ıslıktan ve çığlıktan yıkılırdı. Onda hiç kimsede olmayan müthiş bir dişilik vardı. Ve tabii Zerrin Egeliler. O ne cüsse, o ne endamdı öyle. Cinselliğe en aç insanın bile gözünü doyuracak, tüm perdeyi kaplayan müthiş gösterişli bir vücut. Ondaki kalça ve popo pek kimsede yoktu.
Aydemir Akbaş yanında o kadar ufak-tefek kalırdı ki çoğu zaman Zerrin'in arkasında kaybolurdu! onun filmlerinde arkasına geçen erkek genellikle kayboluyor, perdede sadece Zerrin gözüküyordu sanki. O dönemler kendisine hem 'Zerrin Memeliler" denirdi hem de kalça bölgesinden aşağısı için "Karpuz" tabiri kullanılırdı, bunlar aklımda kalmış. Türk erkeğinin bir koltukta bir 'karpuz'u zor taşıdığı acayip dönemlerdi velhasıl.
Aradan çok uzun yıllar geçti, ben daha sonra videodan ne manyak dozda porno filmler izledim ama bu filmleri unutamadım. Şimdilerde internet sayesinde kafayı yedirtecek iğrençlikte porno filmler net ortamında ortalarda uçuşuyor, e-mail kutunuza her an sayısız porno filmin reklamları düşüyor, bir kadın televizyonda ünlenmesin onun hemen uydurma porno filmi hazırlanıp e-mail olarak size geliyor, tabii enayilik edip o filmi izlemeye kalkarsanız, uluslararası telefon görüşmesi yapar bir hale geldiğiniz için maddi anlamda oyuluyorsunuz! Milyarlarca liralık telefon faturası sizi bekliyor böyle bir durumda.
Yani iş artık öylesine adi bir noktadaki cinsellikten insanı kusturacak hale getirdiler. Sanırım biraz da bu hale gelmek yüzünden 70'li yıllarda çekilmiş o seks filmleri ve o filmlerdeki kadın oyuncular bana artık çok masum geliyor, onların karanlıkta kalmış hayatları bence incelenip, belgeseller yapılmalı, nasıl bozuk para gibi harcandıkları ve bu toplumun abazan erkeklerine ne denli hizmet gördükleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmalı artık. Bunun zamanı geldi de geçiyor bile.
Bugün televizyonlarda reality şov denen "kendini pazarlama" programlarında karşımıza çıkan şöhret manyağı yeni yetme hatunlar o kadın oyunculardan çok daha kötü şeyler yapıyorlar bence. Topluma onların yapmadığı kötülüğü bugünün "kendini pazarlama uzmanı" olmuş yarışma manyağı bu insancıklar yapıyor. O yüzden hayatları kötü bir şekilde karambole gittiğine inandığım o kadın oyuncular aklıma geldikçe üzülüyorum. Hazırladığınız bu kitabı hem benim kuşağım, hem de şu anda internet pornosuna gömülmüş genç kuşaklar için çok anlamlı ve yerinde buluyorum.
Seks filmleri döneminin kadın oyuncuları birer hüzünlü hayat öyküsü olarak çıkarlar çoğunlukla karşımıza. Hep "itilmiş" bir yanları vardır. Kimisi öyle olmadığını göstermek için epeyce çaba sarf etse de oldukça "örselenmiş" hayatlardır karşınızda duran hayatlar.
Hazırladığım yazı dizisi için 1985'te konuştuğum Alev Altın, bu hüzünlü öykülerden biriydi ve bir süre sonra kanserden ölmüştü. Mine Mutlu uzun yıllar kanserle boğuştuktan sonra 1990'da öldü. Çoğunun sonu ya kanser, ya intihar, ya cinayet, ya da bir pavyon köşesinde yok olup gitmek oldu kadınların. Bu filmlerde oynayan kadınlar sanki "lanetli" kadınlardı. Toplum onları öylesine dışladı öylesine dış kapının mandalı yaptı ki, her birinin hayatı diken üstünde hüzne dönüştü bir saatten sonra.
Cihan Demirci, Araya parça giren yıllar, İnkılâp Kitabevi, 2004
Gençliğimin ve Türkiyemin az sorunlu olduğu günlerdi o günler. Sinema bir başka güzel. Şimdiki gibi rezilliğin diz boyu olduğu yıllar değil daha mahçup daha sevecen ve de daha temizdi. Mine mutlu, Aynur Akarsu, Arzu Okay seyir zevki ve de vücut güzelliği temaşasıyla bir zariflikleri vardı. Asla pornografi değil sadece sinemanın o yıllarda formatı gereği oyunculardı. Onları hala çok seviyorum. Ve bizi eğittikleri için de kendilerine türk sineması adına teşekkür ediyorum.
Feridun Tülü - 5 Ocak 2008 (15:39)
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Dört ressam, iki şair adı sayıp okuyucularının senin yanında ne kadar değersiz olduklarını vurgularken, entellektüelliğin olmazsa olmaz koşulu, mazlumun yanında yer almaya böylesine es geçmen de yığınla ayıbından biri olsun emmoğlu. Sen güce taptığın için, hayatına kattığın her şey, senin gücünü pekiştirmeli. Okuduğun kitapların silaha dönüşmesi de bu yüzden. Eğer entellektüel, senin gibi bir şeyse, ayrışanın anasını avradını! Bonsuar, kalinişta, guutenaht, gudnayt, hede, hödö, şu, bu. Yok olmadı! Kalimerhaba yani. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.