Cihan Demirci
Türk Sinemasında 1974-1980 Seks Filmleri Dönemi ve o dönemden bugüne
Oksal Pekmezoğlu, Nazmi Özer, Aram Gülyüz, Temel Gürsu, Tanju Gürsu, Naki Yurter, Yılmaz Atadeniz, Nejat Okçugil, Ümit Efekan, Yücel Uçanoğlu, Ülkü Erakalın, Çetin İnanç, Alev Akakar, Semih Servidal, Günay Kosova, Mehmet Arslan, Sırrı Gültekin, Arif Keskiner, Müjdat Saylav, Aykut Düz, Işık Toraman, Savaş Eşici, Nuri Ergün, Nuri Akıncı, Kemal Kan, T. Fikret Uçak, Yavuz Figenli, Oğuz Gözen, Tevfik Çobanoğlu, Taner Oğuz, Semih Evin, Engin Temizer, Yavuz Yalınkılıç, Samim Utku.
Seyyal Taner, Mine Mutlu, Arzu Okay, Melek Görgün, Romina Terry, Alev Altın, Dolgan Sezer, Mine Soley, Nalan Çöl, Emel Aydan, Emel Özden, Elif Pektaş, Ceyda Karahan, Canan Ceylan, Canan Candan, Senar Seven, Şeyda Senem, Serpil Örümcer, Selen Büke, Fatma Belgen, Nur Soylu, Melek Ayberk, Aynur Akarsu, Karaca Kaan, Necla Fide, Müge Güler, Feri Cansel, Nuray, Figen Han, Gönül Tansel, Gönül Hancı, Derya Sonay, Harika Öncü, Zerrin Egeliler, Ayşen Selvi, Aysun Güven, Nevin Nuray, Perihan Ateş, Özden Yüce, Yeşim Yükselen, Okşan Ay, Tülin Tan, Gülten Kaya, Anuşka, Mualla Omay, Nilgün Ceylan, Banu Meral, Funda Gürkan, Emel Canser, Dilber Ay, Zerrin Doğan, Zafir Seba, Meltem Işık, Sema Nurdan, Oya Başak Sermet Serdengeçti, Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman, Tamer Yiğit, Seyhan Karabay, Ünsal Emre, Yalçın Gülhan, Salih Güney, İrfan Atasoy, Tugay Toksöz, Pekcan Koşar, Cihangir Gaffari, Mete İnselel, Aydemir Akbaş, Yüksel Gözen, İlhan Daner, Alev Sezer, Şemsi İnkaya, Yılmaz Köksal, Bülent Kayabaş, Özcan Özgür, Sami Tunç, Salih Kırmızı, Erdinç Üstün, Rüştü Asyalı, Recep Filiz, Orçun Sonat, Turgut Özatay, Kazım Kartal, Tarık Şimşek, Ata Saka, Baki Tamer, Yılmaz Şahin, Levent Günsel, Yaşar Yağmur, Hakan Özer, Cesur Barut, Çetin Başaran.
Yapım Yılları: 1974-1980
YAPIM: İNKILÂP KİTABEVİ KASIM 2004
SADECE 2 YA DA 3 FİLM BİRDEN OYNATAN SİNEMALARDA
Daha ne yapacaklardı? Çok ayıp şeyler yapmışlardı. İki yüzlü toplum yapımızı bir güzel ortaya dökmüşlerdi, bundan büyük suç olur muydu. Hiç utanmadan soyunmuşlardı. Bu "erkek" topluma kadın vücudunun nasıl bir şey olduğunu gösterdiler. Bundan daha büyük bir suç olur mu? Her şeyini ama her şeyini ört bas etmeyi seven, bütün açıklarını kapatmaya çalışan böylesine dıştan kapalı ama içten içe her türlü sapıklığın diz boyu olduğu "ensest"i kalın bir toplumda onlar fazlasıyla suçluydular!
İşte bu yüzden yargılanmadan yargısız infaza uğradılar. Önce ağızlardan salyalar akarak izlendiler, Sonra ağız dolusu lâfla aşağılandılar, küçümsendiler, insan yerine konulmadılar çoğu zaman.
Oysa o dönemin "erkek" oyuncularının çoğunun sonraki hayatları hiç de böyle olmadı. O dönemin "erkek" oyuncularının çoğu sonradan çok saygın rollerde oynayarak, bambaşka kulvarlara atlayarak, genellikle yırttılar kefeni. Çoğu bugün hala ayaktalar. Ama kadınların çoğu bunu başaramadı. "Cüzzamlı" gibi görüldükleri için neye ellerini atsalar olmadı, içlerinden Arzu Okay, Zerrin Doğan gibi çok azı "iş kadını" olup bir şeyler başarabildi, diğerleri birer üzüm tanesi gibi yerlere saçıldı. İntiharla tanıştılar, kanserden gittiler öldürüldüler, ya da Anadolu'da izbe bir pavyon köşesinde yok olup bittiler.
O dönemin kadınları bende hep tuhaf bir hüzün yaratır, aslında onları "seks yıldızı" olarak da görmem çoğu zaman, çünkü aslında tam anlamıyla seks de değildir, farklı bir şeydir onların bu filmlerde yaptıkları. Seksten çok bize özgü yarım-yamalak bir alaturkalık vardır bu filmlerde. Örneğin bir dönem evlerde moda olan Alman malı video kasetlerdeki Alman kadınlarının yaptıklarına hiç düşünmeden, gerçekten seks diyebilirsiniz.
Aynı şeyi pat diye bu filmlerdeki "yerli" kadınlara söylemek o kadar kolay değildir. Hayata tutunabilme çabası sırasında üzerlerine biraz seks bulaşmıştır ama o seksi üzerlerinden temizleyecek deterjanlara sahip bir anneleri de olmamıştır büyük ihtimalle. Kirlileri makineye atılıp da anında yıkanamadığı için, üzerlerinde kalmış insanlardır onlar.
Oysa ilerleyen yıllarda kirlileri yıkamak çok ama çooook kolaylaşacaktır bu toplumda. Üzerlerine herhangi bir kir bulaşan günümüzün "ünlü" kadınları artık renkli kirleri ayrı, beyaz kirleri ayrı yıkayıp, çıkabiliyorlar anında gene hayat sahnesine. Artık "kirlenmenin" her türlüsü anında yıkanıp, yok ediliyor, hatta ve hatta o "kirlenme" o kadına ekstradan hayat puanı, hayat kontörü kazandırıyor! Yüksek reytinglere boğuluyor ödül olarak.
Çünkü insanımız geçen yıllar içersinde "kirlenme"yi pek sevdi, pek alıştı kirlenmeye! "Kirlenip" de anında yıkananları, saniyesinde aklananları çok benimsedi, onlarla düşüp, onlarla kalktı. İşte bu yüzden 70'li yılların yüzleri solmuş film afişlerinde kalmış o hüzünlü kadınları ben de apayrı bir burukluk yaratıyorlar. İçlerinde öyleleri vardı ki, bugünün fazlaca örtünen pek çok kadınından çok daha fazla dürüst, çok daha fazla namuslu, çok daha fazla yürekliydi.
- İlk soyunduğunuzda zor gelmiş miydi?
- Tabii hiç de kolay değildi. Bak, burnumun üstündeki şu çıkıntı o günlerden kaldı. Soyunmakta gecikince yapımcı N.Ö. burnumun üstüne bir yumruk patlatmıştı! Evet ben yumruğu yiyince sonradan tamamen soyundum ama erkek oyuncuların alt çamaşırı mutlaka vardı. Yani olmayan bizdik fakat biz de kendimizi kamufle ediyorduk işte.
- Kamufle olduğunuza göre ortada bir harekat vardı herhalde!
- (Güler) Eee herhalde! Ama dediğim gibi yani bizim yaptığımız filmlerde erkek oyuncunun alt çamaşırı mutlaka üstünde olurdu.
- Alt çamaşır üstünde mi, nasıl yani, altında değil mi?
- (Güler) İlahi yani! Altında tabii. Yani öyle açılardan çekilirdi ki, seyirci onu tamamen çıplak sanırdı.
- Yani seyirci böylece kandırılıyordu da. Yani bizi hep kandırdınız ha Alev hanım!
- (Kahkahasını atar) Canım orada oyunculukla iş götürülürdü işte, yoksa pek bir numara olduğu yoktu aslında ama sonradan öyle olmadı tabii. İş giderek öyle bir hale geldi kiiii.
- Zafir hanım sizin o seks filmleri furyası döneminde oynadığınız filmler erkekler için olduğu halde siz bir kadın olarak sinemaya nerden ve nasıl girebildiniz?
- Tesadüf işte. 1979 yılıydı ve mankenlik yapıyordum. Barlık filmden varlığımı fark etmişler. Hemen 10 filmlik bir anlaşma yaptık. Üç ay içinde bu 10 filmi tamamladık! İlk iki filmimde soyunana kadar binbir zorluk çektim açıkçası. Soyunmak, iç çamaşırını çıkarmak, yani sütyenini veya kombinezonunu fırlatıp atmak. Zor soyundum ama sonra hemen alıştım. Beni soyundurduktan sonra giydirme zorluğu çektiler. Yönetmenimiz diyordu ki: "Sizi soymak bir dert ama soyduktan sonra da giydirmek başka bir dert, hadi giyinin artık!"
- Neeeeee? Üç ay içinde 10 film miiiiiii? Yani aşağı yukarı 10 günde bir film yapmışsınız, oysa bu ülkede sular akmadığı için zaman zaman 10 günde bir banyo yapamayanlar bile var! Bu kadarı fazla değil mi? Yaptıklarınızdan memnun musunuz?
- Ama ben zaten sinemayı seviyordum. Asıl adım, Sevgi'dir. Filmleri de hep severek çevirdim, sonradan hiç gocunmadım. Şu an para kazanıyorsam bu yüzden kazanıyorum. Eğer ben bu filmleri yapmasaydım, o filmler Anadolu'da bu kadar isim yapmasaydı bugün ben çalışamazdım, o parayı alamazdım. Bu filmlere borçluyum yani şu anki durumumu. Yani severek, isteyerek çevirilmiş filmler bunlar ama nedense bizler bu filmleri çevirdik diye suçlu gibi görülüyoruz hep.
Bu sahneler çekilirken set kalabalık oluyor mu?"
Tabii. O kadar ki, çekim biter bitmez biz bu tarafa döner; 'bugün ne pişirildi, ne yemek yiyeceğiz?' falan diye yani, günlük şeyleri şeyederiz, konuşuruz." Çok az kişiyle çekilen filmler pornolar, yani pornolar öyleymiş. Ben öyle duydum. Porno filmleri çekerken bir rejisör, bir de kameraman olurmuş sadece odada. Öyle duydum. Ben hiç porno yapmadım. Fakat, ne olursa olsun yaptığım filmlerden sonra seksten iğrendim. Benim hayatımı çok etkiledi bu filmler. Tiksinti geldi valla. Çıplaklık.Çıplaklık. Her adamla öpüşülür mü? Başroldekinle de oynadım, herhangi birinle de oynadım. Hep çıplak, hep çıplak. Çıplaklıktan şeyettim artık, nefret ettim. Ben filmlerde çıplaklıktan çok yüzümle verdim o imajı aslında. Seks yıldızı oldum ama, yüzümle bakışımla da şeyettim. Tabii vücudumu da gösterdim ama benim vücudum seks yıldızı olacak kadar güzel değildir. Ben hiç beğenmem vücudumu fakat seyirci tutuyor."
Yıllar önce bu filmler üzerine yazı dizisini hazırlarken aynı işyerinde çalıştığım bir arkadaşım Yeşilçam'da çalıştığı sıralarda bu filmlerde bir dönem seslendirme yaptığını anlatmıştı bana. Gülerek şöyle demişti o zaman:
Bu filmlerdeki seslendirmeler diğer Türk filmlerine benzemiyordu tabii, çünkü bu seslendirmeler çoğunlukla 'aaah oooh' seslerinden oluşuyordu. Biz kadınlar bu seslendirmeleri genellikle şöyle yapıyorduk. Çoğumuzun elinde bir örgü olurdu. Bir yandan elimizdeki bu örgüyle uğraşır, diğer yandan konuşurduk, gözümüz öyle her an perdede bile olmazdı, yeri geldiği zaman 'aaah' yeri geldiği zamanda 'oooh' filan der, son derece ruhsuz bir şekilde bu filmleri seslendirirdik. Yani düşünün, bir yandan elinizde bir kazak örüyorsunuz, iki ters bir düz şeklinde, diğer yandan da 'aaaay amaaan oooof aaah oooh' filan diyorsunuz."
İşte tam bize özgü bir vaziyet! İnsan merak etmeden duramıyor acaba bir kazak kaç film seslendirmesinde çıkıyordu bu filmlerde? Zaten dikkatli dinlerseniz bu durumu farkedebilirsiniz. Açıkçası bu filmlerin seslendirmelerini yapan kadınlar aralarında çok eğlenmişler ve epeyce kazak, atkı, bere, hırka filan sahibi olmuşlar!
Seyircinin "parça" için çıldırdığı ve artık sadece "parça" görmek için sinemaya gittiği bu şanzımanlı yıllarda neler yaşanmaz ki, o karanlık sinemalarda. O yıllarda bu filmlerin izleyicisi olmuş, şimdilerde orta yaşın üzerinde bulunup, yaşamını yurt dışında sürdüren bir grafiker bakın bugün nasıl anlatıyor o döneme ait aklında kalanları:
Beni şimdi çok eskilere götürdünüz. 1974'lere, yani bundan nerdeyse 30 yıl öncesine. Bambaşka yıllardı onlar. Bir daha geri gelmeyecek tuhaf, acayip, manyakça yıllar. Lisedeydim henüz, bu filmleri keşfettiğimde. İlk önce 'Arzu Okay'ı keşfettim sanırım. Çarpılmıştım. Arzu Okay'ın erkek dergilerinde çıkan çıplak resimlerini toplamaya başlamıştım her yerden. O güne dek alışık olmadığımız türden çok masum bir güzelliği vardı Arzu Okay'ın, ona aşık olmuştum. Aslında bu filmleri sadece 'seks filmleriydi' diyerek küçümseyenlerin sanırım atladıkları çok şey var. Seksin ötesinde şeyler vardı bu filmlerde, yani seksin ötesinde izler bıraktı bu filmler bizim gibi 60'ların başında doğan bir erkek kuşağında. Ben bir süre sonra Arzu Okay'ı kıskanmaya bile başlamıştım, filmlerinde her önüne gelenle yatağa girmesi beni çok üzüyordu, çocukluk işte!
Sonra beni çarpan ikinci kadın; "Mine Mutlu" idi. Onda da tuhaf bir çekicilik vardı. Derken sonraki yıllarda üç favori ismim daha oldu. Sırasıyla önce Zerrin Doğan, sonra Dilber Ay ve en sonunda da Zerrin Egeliler. Zerrin Doğan ve Dilber Ay'ın bendeki yeri ayrı çünkü onların gerçek porno filmlerini izledim ki bunlara cesaret edebilen pek fazla kadın çıkmamıştı bildiğim kadar. Dilber Ay, tam da Türk erkeğine uygun dolgun bir fiziğe sahipti. O ıslak bakışları hiç gözümün önünden gitmiyor. Perdeye çıktığı anda salon ıslıktan ve çığlıktan yıkılırdı. Onda hiç kimsede olmayan müthiş bir dişilik vardı. Ve tabii Zerrin Egeliler. O ne cüsse, o ne endamdı öyle. Cinselliğe en aç insanın bile gözünü doyuracak, tüm perdeyi kaplayan müthiş gösterişli bir vücut. Ondaki kalça ve popo pek kimsede yoktu.
Aydemir Akbaş yanında o kadar ufak-tefek kalırdı ki çoğu zaman Zerrin'in arkasında kaybolurdu! onun filmlerinde arkasına geçen erkek genellikle kayboluyor, perdede sadece Zerrin gözüküyordu sanki. O dönemler kendisine hem 'Zerrin Memeliler" denirdi hem de kalça bölgesinden aşağısı için "Karpuz" tabiri kullanılırdı, bunlar aklımda kalmış. Türk erkeğinin bir koltukta bir 'karpuz'u zor taşıdığı acayip dönemlerdi velhasıl.
Aradan çok uzun yıllar geçti, ben daha sonra videodan ne manyak dozda porno filmler izledim ama bu filmleri unutamadım. Şimdilerde internet sayesinde kafayı yedirtecek iğrençlikte porno filmler net ortamında ortalarda uçuşuyor, e-mail kutunuza her an sayısız porno filmin reklamları düşüyor, bir kadın televizyonda ünlenmesin onun hemen uydurma porno filmi hazırlanıp e-mail olarak size geliyor, tabii enayilik edip o filmi izlemeye kalkarsanız, uluslararası telefon görüşmesi yapar bir hale geldiğiniz için maddi anlamda oyuluyorsunuz! Milyarlarca liralık telefon faturası sizi bekliyor böyle bir durumda.
Yani iş artık öylesine adi bir noktadaki cinsellikten insanı kusturacak hale getirdiler. Sanırım biraz da bu hale gelmek yüzünden 70'li yıllarda çekilmiş o seks filmleri ve o filmlerdeki kadın oyuncular bana artık çok masum geliyor, onların karanlıkta kalmış hayatları bence incelenip, belgeseller yapılmalı, nasıl bozuk para gibi harcandıkları ve bu toplumun abazan erkeklerine ne denli hizmet gördükleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmalı artık. Bunun zamanı geldi de geçiyor bile.
Bugün televizyonlarda reality şov denen "kendini pazarlama" programlarında karşımıza çıkan şöhret manyağı yeni yetme hatunlar o kadın oyunculardan çok daha kötü şeyler yapıyorlar bence. Topluma onların yapmadığı kötülüğü bugünün "kendini pazarlama uzmanı" olmuş yarışma manyağı bu insancıklar yapıyor. O yüzden hayatları kötü bir şekilde karambole gittiğine inandığım o kadın oyuncular aklıma geldikçe üzülüyorum. Hazırladığınız bu kitabı hem benim kuşağım, hem de şu anda internet pornosuna gömülmüş genç kuşaklar için çok anlamlı ve yerinde buluyorum.
Seks filmleri döneminin kadın oyuncuları birer hüzünlü hayat öyküsü olarak çıkarlar çoğunlukla karşımıza. Hep "itilmiş" bir yanları vardır. Kimisi öyle olmadığını göstermek için epeyce çaba sarf etse de oldukça "örselenmiş" hayatlardır karşınızda duran hayatlar.
Hazırladığım yazı dizisi için 1985'te konuştuğum Alev Altın, bu hüzünlü öykülerden biriydi ve bir süre sonra kanserden ölmüştü. Mine Mutlu uzun yıllar kanserle boğuştuktan sonra 1990'da öldü. Çoğunun sonu ya kanser, ya intihar, ya cinayet, ya da bir pavyon köşesinde yok olup gitmek oldu kadınların. Bu filmlerde oynayan kadınlar sanki "lanetli" kadınlardı. Toplum onları öylesine dışladı öylesine dış kapının mandalı yaptı ki, her birinin hayatı diken üstünde hüzne dönüştü bir saatten sonra.
Cihan Demirci, Araya parça giren yıllar, İnkılâp Kitabevi, 2004
Vatandaş ne düşünüyor?
Gençliğimin ve Türkiyemin az sorunlu olduğu günlerdi o günler. Sinema bir başka güzel. Şimdiki gibi rezilliğin diz boyu olduğu yıllar değil daha mahçup daha sevecen ve de daha temizdi. Mine mutlu, Aynur Akarsu, Arzu Okay seyir zevki ve de vücut güzelliği temaşasıyla bir zariflikleri vardı. Asla pornografi değil sadece sinemanın o yıllarda formatı gereği oyunculardı. Onları hala çok seviyorum. Ve bizi eğittikleri için de kendilerine türk sineması adına teşekkür ediyorum.
Feridun Tülü - 5 Ocak 2008 (15:39)
Kitap Kurdu
Hep Akdenizliyiz canım!
Ali Türkan
Daha önce aklın neredeydi? Muasır medeniyet seviyesinin şekille ilgili olduğunu kim öğretti sana? Kafana zorla şapka oturtanlar mı? Yoksa "evrenselliği" Avrupa'ya mal satmak olarak algılayan "sanatçılar"ın mı? Devam
Çoook alâmetler belirdi!
Necdet Şen
Çıtırtılarla dolu tuhaf bir sesle kapanacak televizyonumuz. Statik elektriğin sesini işiteceğiz. Ekran açılmadan önceki donuk rengine kavuşacak. Sağa sola bakınacağız. Eğer o sırada dışarıda bülbüller ötüşüyorsa, bir ihtimal onu işiteceğiz. Devam
Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler
Bade - Sevgili Alper Uzun, anlaşılması zor bilimsel konuları akıcı bir dille bize aktardığınız... GPS'li hayatlarımız
Muzaffer Terzi - Yazının sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim de meramım güme... Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Melih Özel - Sevgili Faruk, gene bir solukta okunan, akıcı bir yazı yazmışsın. Son 4... Kozmik Deprem Senaryosu
Necdet Şen - 17 Ağustos depreminden sonra 2 hafta kadar Adapazarı'nda kalıp gönüllü olarak işin bir... Kozmik Deprem Senaryosu
Büdütör - Yine Radikal'den bir haber alt başlığı:"Yeni sürüm Beta 4.1, (...), dil çeviri fonksiyonuyl"... Bu nasıl haber dili?
Melih Özel - Ülkemizin en uzun süreli tahsilini yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
1977 seçimlerinde Şehremini'de sandık müşahidiydim. Bir ara yaklaşık 40 kişilik sakallı-çarşaflı bir grup geldi, oylarını kullandı. İçlerinden birini tanıyordum, dışarıda kime oy verdiklerini sordum, "AP'ye, yani Demirel'e" dedi. Sebebini sorunca "CHP korkusu" dedi. İçim cız etti.
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
İtina ile fişleme yapılır
Ahmet Faruk Yağcı
Şu sıralarda yaşananlar işte bu vicdan sahibi subayların eseri. Kimisi bilgi fişlerini sakıt etti. Kimisi gözü dönmüş adamların kıyım yapacağını farkedip ayaklarına çelme taktı. Devam
Entellektüel
Edward W. Said
Yirminci yüzyılda entellektüeller ya da entelijansiya -fikirleri karşılığı para alan yöneticiler, profesörler, gazeteciler, bilgisayar ya da hükümet uzmanları, lobiciler, allameler, sendikalı köşe yazarları, danışmanlar- adı verilen genel bir gruba ait olan insanların sayısındaki artışla birlikte, insan artık bağımsız bir ses olarak entellektüel birey var olabilir mi diye sormak zorunda kalıyor. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. http://www.derkenar.com/kitapkurdu/araya-parca-giren-yillar/