Ömer Madra
Dünyada yeni buluş sahiplerinin en çok başvurdukları yer, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, ABD Patent Bürosu. Milyonlarca kişinin patent almak için önünde kuyrukta beklediği bu kuruluşun 1988 yılındaki sözcüsü Charles H. Duell, bundan 12 yıl önce şöyle demiş: "Yapılabilecek bütün buluşlar yapıldı, icat edilebilecek her şey icat edildi." (Time dergisi).
Son yıllardaki gelişmelerin ışığında, büro sözcüsü Bay Duell'in müthiş yanıldığını, hatta kendine çok yanlış bir iş seçmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Buluşlar ve icatlar öylesine hızla birbirini kovalıyor ki, normal insanın bunları izlemesi bile olanaksız. Bill Gates'in dediği gibi, "gelişmeler neredeyse düşünce hızında oluyor".
Yirmibirinci yüzyılın en başdöndürücü gelişmeleri - ve tabii aynı zamanda kârları - da, bilgisayar (İnternet) ve biyoteknoloji alanlarında oluyor. "Tech wealth" adı verilen bu yeni "bilgisayar zenginliği"ni ve bunun ne gibi "yan etkileri" olduğunu, şimdilik bir yana bırakalım ve ikinci alana eğilelim biraz. Koyun, keçi, inek, domuz... bilumum hayvanların "kopyalanması", hatta kopyaların da kopyalanması olayları "umur-u âdiye"den, yani olağan olaylardan sayılmaya başladı.
Şimdi, "yaratıkların en onurlusu" olan insanoğlu nefesini tutmuş, kendisinin ne zaman kopyalanacağını beklemekle meşgul. İnsanın gen haritasının tekmil çıkarılmasına da bir yıldan az bir zaman kaldı. Bilinen hububat türlerinin genlerinin de değiştirilmesiyle, ortalıkta çok sağlam, dayanıklı ve gürbüz tahıllar kol geziyor.
BBC'den son aldığımız bir habere göre, Britanya Hükûmeti biyoteknoloji kullanımında yepyeni bir adım atılmasına önayak olmuş: Sigorta şirketlerinin, bir insanı sigortalamadan önce genetik deneylerden geçirmesine izin verecekmiş hükûmet. Böylece, bir insanın ciddi bir hastalığı atalarından tevarüs etmesi riski ölçülebilecek.
Bu da şu demek oluyor ey kari: Ailende bir hastalık varsa, sigorta şirketi senden daha yüksek prim isteyecek. Britanya Sigortacılar Derneği sözcülerinden Mary Francis de bunu doğrulamış: "Bir insanın hastalanma olasılığı kanıtlanırsa, bu ne kadar üzücü bir durum olursa olsun biz bu kanıtı dikkate almak zorundayız."
Francis hanım üzülüyor, ama ne yapsın, bağrına taş basıyor. Tüketiciyi koruma gruplarından bazıları da böyle bir uygulamada primlerin "dramatik" bir şekilde yükseleceğinden kaygı duyduklarını açıklamışlar. Ama, asıl kaygı verici gelişme orada değil. Genetik testlerin böylesine yaygın kullanıma açılmasına karşı çıkan gruplar, bu durumda yeni bir "alt sınıf" doğacağını söylüyorlar: Yani alınlarında resmen "hastalıklıdır" diye yazan, sigorta kapsamı dışında kalmaya mahkûm bir yeni " alt sınıf" bu.
Bu kadarla da kalmıyor aslında: Eşcinsellerden daha yüksek prim alındığını öğrenince, kendi sigorta şirketini kuran işadamı İvan Massow, "dehşet verici bir eğilim" diye adlandırmış bu projeyi. "Manavdan kiraz seçer gibi," diyor Massow. "Şirketler, çürük olmayan insanları seçip sigortalayacaklar; çürükler de ortada kalakalacak."
Hani İngiltere'de eskiden bizde olduğu gibi, kesekâğıdının altına çürük meyveleri sokuşturma adeti de bilinmediğinden, bu seçme eksiksiz yapılacak, diyebiliriz. Hatta, bundan bir sonraki mantıki adım da, "genetik bakımdan saf" olanlara çok özel, indirimli prim tarifeleri uygulanması.
İskandinav ülkelerinde, Britanya'da, ABD'de, Almanya'da 1920'lerden başlayarak ta 1970'lere kadar süregelen yaygın kısırlaştırma uygulaması ile sakatlar, geri zekâlı kabul edilenler, işsizler ve 'serseriler' filân toplumdan ayıklanmışlardı, hatırlarsanız. Ama, bu, etik bakımdan epey kaygı yarattığı gibi, uygulamada da bazı zorluklar çıkarıyordu. Şimdi, biyoteknolojideki bu muazzam gelişmeler sonucu, önümüz açık, işimiz çok kolay: En saf genlere sahip olanları hemen ayırdedeceğiz ve onlara dünyayı vereceğiz. Cesur ve zengin yeni dünyayı.
Müjdeler olsun, ey kari: Ömür boyu beklediğin an geldi çattı işte! "Hayatın Kitabı"nı pek yakında okuyabileceksin! Şunun şurasında 15 gün bir şey kaldı - Bilemedin, 3 hafta. Üç hafta daha dişini sıkabilirsen, kâinatın 3 buçuk milyar yıllık en büyük sırrı, kocaman bir kitap halinde gözlerinin önüne seriliverecek. İnsanı gökler hâkimi Gordon gibi kâinatın merkezine yerleştiren anlayışa göre - ki, biliyorum, sen de hepimiz gibi bu anlayışı benimsemektesin elbette, başka türlüsü elinden gelmez çünkü - yerlerin ve göklerin en şık şifrelenmiş yaratısı olan insanoğlunun (ya da insankızı) sırrına vâkıf olacaksın.
Washington Post'tan Rick Weiss'ın yazdığına göre, gelmiş geçmiş en büyük, en iddialı, en cür'etli biyolojik proje olan insan "genomu"nun "haritasını çıkarma" girişimi, artık sonuçlanmak üzere. Biyolojinin "Graal Destanı" diye de adlandırabiliriz bunu. Hani, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin hikâyesindeki, herkesin peşinde olduğu o kutsal kupa gibi bir şey. On yıldan beri insan genomu denen çift iplikli sarmal genetik kodun çözülmesi için muazzam bir yarış sürüyor. İki milyar dolara mal olan bu projede, insanın aya gönderilmesi için kullanılmış bilgi işlemlerinin milyonlarca kat fazlası yapılıyor. Amaç, bu genom'un biyolojik ve kimyasal kodundaki milyarlarca "harf"i okumak, oradaki esrarengiz moleküler mesajı çözmek ve böylelikle de insanın tam bilgisine ulaşmak.
Bilge Sokrates'in dediği gibi: Kendini bil!
ABD'de bir özel şirkete ve bir de kamu fonlarıyla desteklenen uluslararası vakfa bağlı bilim adamları, ayrı ayrı yarışmaktalar. Yarış iki-üç hafta içinde sonuçlandığında, bu bilim adamları biz dünyalılara Hayatın Kitabı'nı sunacaklar. İnsan bedenine nasıl yaşaması gerektiğini dikte eden yaklaşık 3 milyar genetik kod parçasını tespit etmiş ve bir güzel de sıraya dizmiş olacaklar.
Bu parçacıklar, kalıtımın moleküler temelini oluşturan çekirdeksi asitlerin içindeler. Yani DNA'nın. İnsan genomunu devâsâ bir ansiklopedi gibi düşünün. Tek cümle halinde yazılmış bir ansiklopedi bu. Üç milyar yüz milyon kadar harften oluşan cümlede neredeyse tek bir noktalama işareti yok. Neredeyse iki metre uzunluktaki bu moleküler cümlenin birer kopyası, aklın alamayacağı mükemmellikte bir ambalajlama sayesinde bir güzel katlanıp, insan vücudundaki 100 trilyon hücrenin neredeyse hepsine bir bir yerleştirilmiş.
Bilim adamları işte bu ansiklopediyi hemen hemen bitirdik diyorlar - sa da, hemen oltaya sazan gibi atlama ey kari. Kazın ayağı tam da öyle değil çünkü. Karanlıkta - ya da, hadi alacakaranlık diyelim - kalan epey nokta var ve bunları da sana açık açık söylemiyorlar. Bir kere, tam bilgiye ulaşılmış değil. Çağımız insanı pek acul; beklemeye tahammülü yok. O yüzden, şifre pek çözülemeden geliyor kitap. Biraz az pişmiş sunulan bir ziyafet gibi, mideye oturabilir.
İkincisi, Hayat Kitabı'nın bir de öbür yüzü var tabii: Ölüm Kitabı. Şifrede insanın ne zaman ve neden öleceği de yazılı çünkü. Üçüncüsü de şu: Şifreyi çözdün mü, kimi yaşatıp kimi ıskartaya çıkaracağını kararlaştırabiliyorsun: Biyolojik "ırk ayrımı"nı, yeryüzünün en büyük ayrımcılığını, en hakikî soykırımı sahneye koymaya başlıyorsun.
Eski ve yeni yüzyılların belki de en temel gerçekliğinin Hollywood olduğu iyiden iyiye ortaya çıkıyor. Daha doğrusu, Hollywood'un bütün insanlığın genlerine silinmez şekilde kazıdığı o ihtişam, gürültü, parıltı.
"Kitâb-ül Hayat" konusunda yaşadıklarımız, bunun en somut kanıtı sayılabilir. İnsanlığın iki liderinin 6 ülkede birden aynı anda yaptıkları açıklama ile insanın insanı çözdüğü müjdesini vermeleri, en baba süper prodüksiyonlara yaraşır bir gala havası içinde cereyan etti. Gen haritasının müsveddesini çıkaran Amerikan ve İngiliz bilim ve ticaret adamlarının bu üstün başarısını, gözlerimizde sevinç gözyaşları, göğsümüzde çatlatıcı gurur kabarmaları içinde coşkuyla izledik. Buluşu yapan bizler olsak bu kadar coşamazdık.
Medyamızla birlikte, neredeyse sonsuza kadar uzayacak ömür sürelerimizi ve artık pek de nâçiz sayılmayacak yeni biyonik vücutlarımızı nasıl değerlendireceğimiz konusunda bilim-kurgu öykülerine yaraşır derinlikte spekülasyonlara giriştik ve çok eğlendik. "Gen haritacıları" pek yakında Oscar parlaklığında bir törenle Nobel ödüllerini de çuvalla götürdüklerinde, onları aynı hamiyyet gözyaşları içinde, avuçlarımız kızarana kadar alkışlayarak minnet duygularımızı bir kez daha dile getirme fırsatını da bulacağız. İnsanlık adına tabii.
İnsanlık mı dedim? Burada, bilimsel objektivite açısından ufak bir düzeltme yapmalıyım: İnsanlığın yarısı adına, demeliydim aslında.
Harika Harita'nın açıklandığı o sembolik ve yarı-sanal toplantının yapıldığı anlarda, yerkürenin bir başka noktasında bir başka sembolik ve yarı-sanal toplantı yapılmaktaydı: Küresel fakirlik üzerine Birleşmiş Milletler'in düzenlediği bu ikinci toplantı, Harita toplantısı kadar görkemli olamadı maalesef.
Dünya liderleri, akılları fikirleri insanlığın tekerlekten sonraki en büyük buluşu sayılan haritada olduğundan herhalde, bu foruma katılamadılar. (BBC'nin haberine göre, zengin ülke liderleri "yoklukları ile temayüz ediyorlar"dı.) Katılabilselerdi, haritadan çıkacak yeni patentler ve biyoloji/ilaç şirketlerinin başdöndürücü kâr ve hisse senedi yükselişlerine dayanan -ve "genekonomi" diye adlandırılan- yeni ekonomik düzen kadar, "ahlâkonomi" diyebileceğimiz yeni bir ekonomik düzen çağrısının da kendilerine yapıldığını duyabileceklerdi.
Çünkü, şöyle bir şey var: Yeryüzü sâkinlerinin "öteki yarısı", yani 3 milyar insan, günde 2 dolardan (1 milyon 300 bin TL'den) az bir parayla geçinmek zorunda. Eh, günde 10 - 12 somun ekmek alabilen bu insanların, her şeylerini götüren korkunç hastalıklara karşı geliştirilebilecek ve ampulü 60 dolar olan ilâçları satın almak isteyecekleri pek sanılmıyor.
Ayrıca, biyoteknoloji ve ilaç şirketleri, Afrikalıların beynini yiyen kurtçuklara ilâç bulmak yerine, kelleşen Amerikalıların saçlarını yeniden çıkartacak, şişko Amerikalıları incecik yapacak ya da Amerikan ev köpeklerinde sahiplerinden ayrı kaldıklarında görülen depresyonu tedavi edecek ilaçlar üzerinde araştırma yapmayı tercih ediyorlar.
Çünkü, bunlar "hasılat rekoru" kıran, yılda 1 milyar dolara yakın gelir getiren ilâçlar. "Öteki yarı" nın resmen yarısını götüren hastalıklara karşı yeni ilaçlar için araştırma yapılması şöyle dursun, mevcut eski ilâçların üretimi de tamamen durdurulmuş vaziyette. ("Eski" ekonominin kuralı, "yeni" ekonomi için de geçerli tabii: Talep yoksa, arz da yok! Peki, ekonomiden anlamam diyorsan ey kari, mantık'tan söz edelim: "Ödeyemeyen, ölür!")
Yeni büyük gen haritasının yanında insanlığa bir de yeni küçük yol haritası verilse ne güzel olur. Hediyelik.
ÖMER MADRA, AKINTIYA KÜREK (1.Baskı, Aralık 2002) PARANTEZ YAYINEVİ, sayfa 133-140
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Alkol lobisinin bastırması sonucu, alkolden çok daha az zararlı uyuşturucuların yasaklanmasını, uyuşturucu ticaretini ve bu ticaretin yılda beş yüz milyar amerikan doları cirosu olduğunu, bunun yaklaşık elli milyarının Türkiye üzerinden aktığını ve bu miktarın yüzde 5 - 7 gibi bir kısmının cennet vatanımızda kaldığını, kara parayı, vatan için kurşun sıkan "kahramanları" anlatmak, azıcık sosyal içerikli takılabilmek için başlamıştım ama galiba gerçekten karta kaçıyorum. Yazar

Necdet Şen
Bana göre reklamcı, yeteneğini, zekâsını, bilgisini piyasa düzeninin emrine sunmuş olan zararlı bir kişidir. Dünyanın sonunu getirecek olan şeyin sorumsuzca kaynak israfı olduğunu bal gibi bilir. Ama gene de meslek icabı müsrifliği telkin eder. Necdet Şen
DTP'nin kapatılmasını demokratik nizamımız için doğru bulmuyorum fakat siyasi hamle inisiyatifini "dağ kadroları"ndan alan bir siyasi hareket, kendi meşruluğunu bile silah haline getiriyor demektir. Niçin mücadele ediyoruz ki biz? Silahsız politik mücadele için, sivil siyaset için.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Seyit Balkuv
Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Yazar
İlker Tortop
Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum. Yazar
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Necdet Şen
Vahap Demir
Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı. Yazar
Alper Uzun
Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak. Yazar
Seyit Balkuv
Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.