İnternettin Abi ~ 26 Ağustos 2007
Wordpress İnternetin en popüler (ve sanırım en gelişmiş) ücretsiz blog alanı ve teknoloji sağlayıcısı olan Wordpress'e ve dolayısıyla onun bünyesinde olan tüm Türkçe sitelere erişim mahkeme kararıyla engellenmiş. Bunu az önce tesadüfen farkettim ve çok üzüldüm.
Muhtemelen (ya da umarım) siz bu yazıyı okurken bu kapatma kararı çoktan iptal edilmiş ve "suç teşkil eden" şey her ne ise bununla hiç bir ilintisi olmadığı halde bilgisizlik ve toptancılık kokan bir yasak kararıyla topyekün karartılan binlerce Türkçe "wordpress.com" uzantılı site tekrar aramıza dönmüş olur.
Ama yine de bu vahim uygulama vesilesiyle de olsa, ülkemizdeki hukuk insanlarının internet konusundaki meraksızlığına ve bu konu sözkonusu olduğunda kuruyla yaşı aynı havanda ezen kırıp döken hukuksal uygulamalara göz atmakta fayda var.
Önce bilmeyenler için Wordpress, nedir, kısaca izah edelim.
Wordpress bir blog hizmeti sağlayıcısıdır. Blog ise bir çeşit kişisel web sitesi. Ayrıntılı bilgiyi yapılacak ufak bir aramayla her yerde bulmak mümkün, ama ben yine de özetleyeyim:
Diyelim ki, efkârı umumiyeye (ya da sadece kendi ahbap çevrenize) söyleyecek bir şeyleriniz, paylaşacak yemek tarifleriniz ya da tatilde çektiğiniz fotograflarınız var, ama işinin ehli bir tasarımcıya ödeyecek mebzul miktarda paranız yok... Merak etmeyin, internette sizin gibi amatör ruhlu ve azla yetinebilen gönüllü yayıncılara bu hizmeti hiç bir ücret talep etmeden sağlayan hazır yer sağlayıcılar bulunuyor. Bu hizmetlerden yararlanabilmek için ne tasarım ne de programlama dillerini bilmeniz gerekmiyor. E posta hesabı oluşturur gibi basit bir işlemle kendinize bir site adı, kullanıcı adı, parola belirliyor ve birkaç dakika içinde web sitenize kavuşuyorsunuz. Yazılarınızı yayına sokmak için bir "tık" yeterli oluyor. İsterseniz bilgisayarınızdaki resimleri, hatta müzik ve video dosyalarını da sitenize ekleyebiliyorsunuz.
Her şey sizin işinizi kolaylaştırmak için tasarlanmış zaten. Sadece birazcık İngilizce bilmenizde yarar var, size sağlanan bu kolaylığı en azından sorunsuzca kullanabilmeniz için. Ama bilmiyorsanız da sorun değil; çünkü bu hizmeti bizim dilimizde de veren içerik sağlayıcılar bulabilirsiniz. Her geçen ay aralarına yenileri ekleniyor. (Hatta aramızda kalsın, Derkenar'ın tasarımcısı ve programlayıcısı olan Sokak Kedisi de zaman zaman "bu kolaylığı ben de sağlasam mı necip milletime?" diye düşünüyor ve sonra nedense hep erteliyor).
İşte hatalı bir kararla yayını engellenen Wordpress.com da bu yer sağlayıcı portal sitelerden birisi. Üstelik sitenizin orasına burasına reklam da eklemiyor, hatta bu tasarım işinden az çok anlayanlardansanız, Wordpress.org adresinde siteyi yayınlamanız için gereken tüm yazılımı bir paket halinde ve yine tek kuruş talep etmeden hediye ediyorlar size.
Böyle bir yer işte internet ve "her şey para demek değil" diyen "açık kaynak kodu" savunucularının giderek arttığı cömert bir alan.
Diğer yandan da bu tarz karartma kararlarının çoğunlukla alındığı kent olan İstanbul'un yaş ortalaması epeyce yüksek olan ve internetle ya hiç ilgisi olmayan ya da en fazla bir iki fıkra sitesinden başkasıyla ilgilenmeyen yargıç ve savcıların kenti olduğunu üzülerek öğreniyoruz. Daha doğrusu İstanbul, emeklilik yaşı gelmeden tayin olunamayan bir "son durak" ortalama internet kullanıcısı kuşağından daha yaşlı olan bu insanlar için.
Deneyimlerime dayanarak söylüyorum, çoğunlukla interneti hiç bilmeyen, kullanmayan, bir şey öğretmek istediğinizde de "aman, ben anlamam" diyerek dinlemekten bile kaçınan bu karar verici insanlar, bakmak zorunda oldukları onca dosya yığınının arasında hele bir de internetle ilgili bir "erişim engelleme" talebine rastladıklarında, sanırım çok fazla titizlenmeden "erişüm engellene!" diye imzayı çakmaktan pek kaçınmıyorlar. Hep birlikte dünyaya rezil oluyoruz.
Zaten araştırmak isteseler de nereden araştıracakları, nereye, kime danışacakları hakkında gelişmiş bir mevzuat yok. Bunun için harcayacakları fazladan boş zamanları ise hiç yok. Başları fazlasıyla kalabalık, kapılarının önünde meramını kısaca anlatamayan geveze bir kalabalık hep bekler durumda ve bir dosyaya ayırabilecekleri zaman -maalesef- dakikalarla sınırlı.
Bundan dolayı sadece karartma kararını veren yargıç ya da savcıları suçlamak haksızlık olur. Neticede onlar da önlerindeki mevzuatı uygulamakla yükümlü devlet memurları. Ve bu yılın (2007) Mayıs ayında çıkartılmış olan kanun (başlangıç olarak "hiç yoktan iyi" sayılabilirse de) epeyce yetersiz ve "yasakçı".
Sırası gelmişken, yeni çıkan bu internet yasasından söz etmekte yarar var.
5651 sayılı ve 4/5/2007 tarihli bu yasada "içerik sağlayıcısı" ve "erişim sağlayıcı" gibi kavramlar pek net tarif edilememiş, biraz muğlak ve sapla samanı karıştırmaya mahal verebilecek durumda. Dolayısıyla, Wordpress, Blogger, Blogcu, Azbuz ve benzeri "umuma açık" siteler, yasa uyarınca hem içerik sağlayıcı hem de erişim sağlayıcı olarak algılanabilir. Bu durumda da (şu an yaşanan örnekte olduğu gibi) bünyesinde yüzbinlerce farklı site barındıran, ama bu siteleri kendi ana alan adı (örneğin, wordpress.com) altındaki bir subdomain (örneğin, http://jazetta.wordpress.com/) olarak konumlandıran bu site toplulukları bir tek kararla tümden karartılmış olabiliyor.
Öyle ki, Wordpress'in Türkiye sathında topluca engellenmesinden zarar gören binlerce Türkçe sitenin acaba hangisinin yayıncısı ya da okuru kapatılmalarına neden olan "uygunsuz" içerikli sitenin varlığından haberdardı, sorgulamak lâzım. Kalıbımı basarım ki, Wordpress'den aldığı destekle site yapan insanların çoğu sitelerine yeni bir yazı eklemeye kalktıklarında insanın içini üşüten o kıpkızıl resmî yazıyla ("sitenin yayını mahkeme kararıyla engellenmiştir" notuyla) karşılaşmış ve ilk anda "ben ne yazdım ki sitem kapatıldı?" diye sormuştur kendi kendine. Çok azının aklına bu karartmanın tüm Wordpress'e yönelik olduğu gelmiştir.
Bu tarz kararları alan hukuk insanları en azından şunu bilebilselerdi ne iyi olurdu: Yasaklanan her şey bir cazibe merkezi olur ve belki o siteden haberi bile olmayan milyonlar ilk fırsatta o siteyi arar bulur inceler. Öyle zannediyorum ki, engellenmek istenen o kişi de şu an başka yerlerden tekrar yayına sokmuştur yasaklandığı zannnedilen içeriğini. Zaten ortalamanın azıcık üzerindeki bir bilgisayar kullanıcısının kolayca aşabileceği bir engelleme yöntemidir bu. Bilgisayarın vekil sunucu (proxy) ayarlarında yapılacak minik bir düzenlemeyle bu yasaklar aşılabiliyor ve engellenmiş sitelere ulaşılabiliyor. Bu tarz kaba yasaklar ancak interneti bilmeyen, okumayan, araştırmayan, sadece mail forward edip online briç oynayan, chat yapan kişileri engeller -ki onlar da zaten konunun dışında kalıyorlar.
Olan diğer blogcuların emeklerine oldu sonuç itibariyle. Ve "yasakçı, antidemokratik ülke" gibi yaftalarla bir kez daha tüm dünyanın alay konusu ettiği bir ülke olarak anılmamıza zemin oluşturdu. Bu tarz yasakları uygulayan bir Çin var bir de Kuzey Kore bildiğim kadarıyla. Aralarına bir de Türkiye eklenmiş oldu.
Hatırlardadır, bu tarz kararlar daha evvel Ekşi Sözlük ve YouTube'un da aralarında bulunduğu çok sayıda siteye de uygulandı. Halen bu engellemeler yüzünden yayında olmayan bir yığın site var ve (popüler olmadıkları ya da arkalarında büyük sermaye grupları olmadığı için) biz çoğundan habersiziz. Ne yayına girdiklerini bilebildik ne de kapatıldıklarını. Sessiz sedasız yok oluyor web siteleri ortalıktan. Oysa bir web sitesi çok büyük emeklerle ortaya çıkıyor ve şahsen en sallapatisinin bile bir faydasının olduğunu düşünüyorum. En azından yapan rahatlıyor, oyalanmış oluyor.
Velev ki içinde "suç" sayılabilecek içerik olsun, bir web sitesini yaptığı "yanlıştan" döndürmenin yolu sadece onu karartmak değil ki. Uyarırsınız, ihtarname gönderirsiniz, dava açarsınız, olmadı, onun içerik sağlayıcısına bir e posta yollayıp "bu içerik sorunlu" dersiniz, "başınıza iş almayın" dersiniz, yaparsınız bir şeyler. Zaten bu tarz "gel, site yap, mecusî olsan bile gel" diyen yer sağlayıcısı sitelerin bir de "suiistimal bildir" (report abuse) linki ve bir de imzalamazsanız kullanma iznini asla koparamayacağınız "hizmet şartnamesi" (terms of service) vardır ve orada da açıkça "suç sayılan bir içeriği olan site yayından kaldırılır" diye demir gibi kural geçerlidir. Yani internet öyle zannedildiği gibi isteyenin istediği eşkıyalığı yapabileceği sahipsiz bir toprak değildir. Konuyu azıcık bilen herkes, orada hakkını medeni yollardan arayabilir. Bilmeyen de azıcık zahmete girip Google'a yazar ya da bilene danışır.
Öyle görünüyor ki, internete emek veren ve burayı soluk alınabilecek, bilgi ve görgü geliştirilebilecek, ufuk açan bir yer, ya da sadece oyun oynanan, e posta gönderilip okunan, hatta forumlara saçma sapan yorumlar yazarak "konuşma hakkını" kullanan herkes, internet yasasının şu andakinden daha makul bir şekle evrilebilmesi için çaba harcamak zorunda.
Dahası, sadece yasayla yasakla erişim engellemeyle sorunların çözülemeyeceğinin, internet ve bilişim konusunda uzmanlaşmış ihtisas mahkemelerinin, konu üzerinde derinleşmiş yargıçların savcıların avukatların da bir an evvel ortaya çıkması gerekiyor.
Hayatında internete bağlanmamış savcı ve yargıçlarla, "e posta" dediğinizde "haaa, imeyil dedikleri şey o mu?" diye soran avukatlarla böylesine gelişmiş ve yaygınlaşmış bir teknolojik ortam hakkaniyetle denetlenemez. Olsa olsa dededen kalma alışkanlıklarla "asacaksın üçbeş kişi, kapatacaksın üçbeş site" düzeyinde seyredilir. Bu da 21. yüzyılı kavrayamamış bir Türkiye ve demokratik anlamda acıklı bir irtifa kaybı demektir.
Ne malum dün YouTube'un, bugün Wordpress'in ve onun barındırdığı çok sayıda sitenin başına gelenin yarın belki de diğer büyük portalların başına da gelmeyeceği? Onlar da (bazıları) bu büyüyen pastadan okur kapabilmek için kendi alan adları altında blog hizmeti sağlıyorlar ne de olsa. Bu sorun aslında yayıncısıyla ve okuruyla hepimizin ortak sorunu; pireye kızıp yorgan yakmadığımız bir internet için el ele vermek, kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız.
İnternettin Abi başka neler yazdı?

Ali Türkan
Yıllardır aynı şeyleri yazıp aynı şeyleri söyledikleri halde, hâlâ orada olmalarını da sanırım biraz kaz kafalı olduğumdan, anlayamıyorum. Galatasaray'ın şampiyonluğu ve üçüncü yıldız kutlu olsun. Ama futboldan bu safraları ayıklayamadıktan sonra, kırk yıldız takılsa ne olur? "1 Ekim 1905'de mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey'in dersi esnasında, birkaç arkadaş başbaşa vererek, Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik." Oynatalım Uğur'cuğum! Pilottan verelim. Yazar
Sıla, Psikolojikman için dedi ki: Ne tesadüf! Az önce yine bu sitede bir yazı okumuştum ve orada da benzer bir saptama vardı... (Devam)
espapapapapam, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Kurulmuş saçmalıklara aranan çaresiz, edilgen çözüm önerileriyle doludur bu ülke. Uzun dağ... (Devam)
ayşegül şero, Be mübarek, bu kadar da kötü olunmaz ki! için dedi ki: Yüreğinin sustuğunu bu siteden öğrendiğimden beri, her arada girip yazılarını okuyorum. İkidir bir... (Devam)
Sinem Orakçı, Dülger Balığının Ölümü için dedi ki: Bir hikâyeyi orda geçen kahramanın tadını falanını filânını düşünerek çözemezsiniz. Orda ne... (Devam)
Herkes kendi grupçukları içinde bazı sorgulamaları yaptı. Ama sonuçta sol hareketin felsefi olarak toptan ne kadar sorgulandığı çok tartışma götürür. Bence bugün bunu yapmak lâzım. Bir de yeni bir askerî vesayet tartışmasının yapıldığı dönemde. Vesayet rejimi konuları gündeme geliyor. O günleri yeni baştan sorgulamak faydalı olur.
Oral Çalışlar - Mehmet Baki (Aksiyon)
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
Kâmuran Kızlak
Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar
Necdettin Efendi
Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Aklıma yıllar önce televizyonda izlediğim bir haber geliyor. Bavul ticareti amacıyla Rusya'dan İstanbul'a gelen kadınların kaldığı bir otelde çıkan yangından bahsediyordu haberde. Kadınların bir kısmı kendini dışarı zor atmıştı. Çoğunun malları otelde yanmıştı, aralarında içerde kalıp yaralananlar, ölenler de vardı. Zavallı kadınların çaresiz gözyaşları kameralara takılıyordu. Yazar
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.