Patronsuz Medya

Yavrulama fetişizmi

  Hülya Yalçın - 23 Ocak 2016


Son zamanlarda gerek haber olarak gerek film senaryosu olarak o kadar sık rastlamaya başladım ki yazbenisi olan bir konuya dönüştü bende artık bu. Yazmadan duramadım.

Aşık bir çiftle başlıyor olay. Detayları geçiyorum, kadının kanser ya da benzeri ölümcül bir hastalığa yakalandığı ortaya çıkıyor. Teşhis tedavi derken doktorlar çocuk yapmamasını, yaparsa hayatını kaybedeceğini söylüyor. Ya da en azından bu konuda riskin büyük olduğunu söylüyor.

Şimdi bence makul bir insan öleceğini bile bile hamile kalmamalı. Çocuk dünyaya getirmemeli. Ama gerek basında, gerekse bu konunun işlendiği filmlerde öyle bir ele alınıyor ki bu konu; doğurmayanı taşlayacak gibiler.

Kendisi öleceği için değil, minicik bir canlıyı dünyada annesiz tek başına zor bir hayata keyfi olarak getireceği için çocuk yapmamalı. Yanılıyor muyum?

Gerçek hayatta rastladıklarımda da filmlerde de ölsem de doğuracağım kaprisi her defasında beni inanılmaz rahatsız ediyor.

Neden? Kahraman mı olacaksın? Ölür ayak ille de bir öksüz masumu tek başına hayatın ortasında bırakmak marifet midir?

Direnmeler, herkesle kavga etmeler, büyük bir mücadeleye girişmeler anlaşılır gibi değil. Etrafındakilerden hiç biri de sen ölünce annesiz bu sabi ne olacak, buna hakkın var mı? demiyor. Buna da şaşırıyorum.

İşin fenası, kadın gitgide bir kahramana dönüştürülüyor. Bak, öleceğini bile bile çocuk yaptı, ne şahane bir düşünce diye yüreklendiriliyor. Korkunç durumunu bile bile hamile kalıyor kadın.

Gebelik süreci tabi korkunç duygusal travmalarla dolu. Anne rahmindeki çocuğun her şeyden nasıl etkilendiğini artık sağır sultanlar bile biliyorken bu da herkes tarafından göz ardı ediliyor.

Sonuç olarak sürekli üremeyi emreden toplumsal baskının da etkisiyle öle öle doğuracağım diye tutturan kadınlar çıkıyor ortaya. Kardeşim güzel güzel tedavini ol, iyileşme sürecini özle. Kendi olmayacağın bir dünyaya küçücük bir masumu tek başına bırakınca alacağın alkışı duymayacaksın zaten.

Ülke ve hatta dünyadaki şartları biliyor herkes. Koruma altına alınan çocukların nelere maruz kaldıkları her gün gazetelerde haber oluyor. Tecavüzler, tacizler, işkence dayak haberinin ardı arkası kesilmiyor.

Ha, o yüreklendiren eş dost akraba mı? Hiç sorma, sen ölümüne bir masumu yeryüzünde annesiz bıraktıktan sonra kendi hayatlarına devam ediyorlar doğal olarak.

Dilerim hiç kimse ölümcül hastalıklarla savaşmak zorunda kalmasın; ama kalırsa da bunu bile bile dünyaya savunmasız bir masum bırakarak kötü bir veda etmesin. Diyorum tabi de kim dinler anlar bilemem artık.

Yorumlar

Yüksek ölüm riskine rağmen anne olacağım diye inat edenleri anlamakta ben de zorluk çekiyorum.

Diğer yandan da bu zorluğumun, kavrayışımı sınırlı bir çerçeveye hapseden modern aklım olduğunun da farkındayım. Çünkü hayata şimdi ve burası ve bence diye adlandırılabilecek üç filtrenin ardından bakıyorum.

Oysa kendi sınırlı veritabanımın dışını da idrak edebilseydim, belki, düzen karşısında hantal ve boynu eğik olmamak adına üremeyi reddeden kendimi ve günde üç paket sigara içip, buna ses çıkarmayanları bile haşlayabilecek kadar tırnaklarını bilemiş bir dostumu da insana özgü tuhaflıklar başlığının altına koyabilirdim.

(Hazır konusu açılmışken, evrim biyoloğu Richard Dawkins'in Gen Bencildir isimli popüler kitabında bu soyunu sürdürme mevzuu etraflıca incelenir ve dışarıdan bakıldığında çok saçma gibi görünebilen bazı davranışların evrimsel altyapısına ışık tutulur. Sayfa 264'deki guguk kuşu örneği özellikle dikkat çekicidir: Bazı davranışlar karşı konulamaz bir genetik bağımlılığın -ya da baştan çıkmanın- sonucudur der yazar.)

Durmuş Düşünür - 24 Ocak 2016 (14:52)

Bunu Gen Bencilliği ile anlayabilmeyi de düşündüm. Ama yeryüzünde her canlının en yakını olan annenin kendisinden önce yavrusunu düşünmesi gerçeği karşısında bundan çabuk vazgeçtim. Kendi yaşam gerçeğim de bunu söylüyor.

Bütün alemlerde anneden daha yakın, daha güvenli, daha güzel bir liman yok. Bu yüzden ölüm riskine rağmen ortalıkta masum bir öksüzü tek başına, annesiz bırakmayı sadece kişisel bencillik olarak algılayabiliyorum.

Son nefesine kadar ne vefakâr, fedakâr ve muhteşem olduğunu duymak için böyle yaptığı düşüncesi ağır basıyor.

Kimsesiz çocuklarla yurdundaki çocukların gözlerinde, sokaklarda kalan çocuklarda, her yerde bunu hissediyorum.

Hayat şartları ve başka sebeplerden kimsesiz kalan çocuklar da var elbette.

Ama bunlar diğeri gibi bencil bir annenin keyfi kararı sonucu olmadığından eleştirilecek konuya dahil etmiyorum.

Hülya Yalçın - 28 Ocak 2016 (02:10)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

160