22 Ağustos 2008 Cuma
Aslında Kıyamet filmi Joseph Conrad'ın adını bilmediğim bir romanından alınmaymış. Ama o yıllarda Vietnam konusu güncel olduğu için Vietnam dekoruna uyarlanmış. Orijinali Afrika'da geçiyormuş.
O helikopterlere atlayıp "güzel sörf yapılabilecek göl"ün olduğu bölgeyi zaptetme bölümü, dikkat ederseniz, filmin içinde ayrı bir bölüm gibi duruyor. Çünkü film, bir otel odasında terleyen ve bunalım geçiren yüzbaşı Willard'ın alelacele karargâha çağrılıp, bizim sırık Harrison ve başka üst rütbeli subaylar tarafından "pis" bir işle görevlendirilmesiyle başlar ve bir sahil muhafaza botuna tıkıştırılmış bir manga askerle Mekong deltası boyunca yukarıya, Vietnam içlerine ve daha sonra da savaş bölgesinin dışında kalan, Kamboçya'da bir yerlere (suyun kaynağına) doğru yol almalarıyla geçer.
Atilla D'orsay kazması bunu Oddyssea'nın yolculuğuna benzetmiş bir kitabında. Gözüne girsin Oddyssea! Ne ilgisi var? Entel takılacak ya illâ... "Ben o boku da bilirim tripleri!" Bok bilirsin!
Ben şahsen, o macerayı döl yatağı içinde geriye doğru yapılan bir yolculuğa benzettim kalın kafamda. Kendi hakikatine doğru, varoluşunun kaynağına doğru yapılan bir yolculuk. Orada bir zamanlar efsaneleşmiş bir ordu mensubuyken ansızın ortalardan kaybolan Albay Kurtz'u bulup yok edecektir.
Çünkü Kurtz, savaşın anlamsızlığının canlı bir kanıtı gibidir ve zaten kaybedilmek üzere olan savaş, Kurtz gibilerin varlığıyla kaçınılmaz sona doğru hızla yaklaşmaktadır. Kötü bir örnektir albay Kurtz ordu için. Bozgun habercisidir.
Yüzbaşı Willard ve teknesi (ve askerleri), o uzun yolculuk boyunca yumurtalığa ulaşmaya çalışan spermler gibi dölyatağı içinde akıverir. Yanındaki diğer spermlerin tek tek telef oluşunu izler Willard. Aslında vicdanlı bir adamdır ama bir göreve kilitlenmiştir ve ne yapıp yapıp "yumurtayı döllemek" zorundadır. Taşıdığı genler (ya da vazife bilinci) bunu emretmektedir.
Mmmm, içeriden börek kokuları geliyor. Bana biraz müsaade. Sonra görüşürüz.
Hadi, yazın siz de bir şeyler, tüm filmi anlattırmayın bana.
Eylûl - 5 Temmuz 2001
Peki ama, madem bu hikâye bir anlamda "döllenmeyi" anlatıyor, neden filmin sonunda Martin Sheen (Willard) Marlon Brando'yu (Kurtz) öldürüyor?
Diyelim ki Willard burada döl yatağında ilerleyen ve bir görevi olan spermi (doğumu) temsil ediyor. Peki albay Kurtz neyi temsil ediyor?
Willard, albayı öldürerek aslında "babasını" mı öldürmüş oluyor, yoksa "annesini" mi?
Aaaa, bi dakka! Filmin jeneriğinde The Doors'un The End adlı parçası çalar. Orada jim Morrison'un "Father, I wanna kill you... Mother, I wanna fuck you..." dediği rivayet edilir. Yani Coppola burada Oedipus kompleksine mi selâm çakıyor?
Yalı Çapkını - 5 Temmuz 2001
İlk bakışta mecazî "babasını" tepeliyor gibi görünse de, bana kalırsa mecazî "annesini" öldürüyor.
Eylûl - 5 Temmuz 2001
Peki ama neden?
Yalı Çapkını - 5 Temmuz 2001
Aaa, burada sıkı muhabbet var be! O film benim de eriyip bittiğim bir film. O final sahnesindeki cinayetin ne anlama geldiğini ben de o gün bu gündür düşünürüm.
Peki ama neden anne? Benim bildiğim, erkek çocuk "babayı" öldürür. Kitapta yeri var. (Bkz. Freud efendi hazretlerinin Tüm Eserleri)
Selçuker Baskan - 5 Temmuz 2001
Filmin uyarlandığı romanın adı Heart of Darkness.
Annemi babamı tartışmasına gelince, bence ikisini de.
Daha doğrusu yaratılışı veya yaratıcıyı yok ediyor.
Bu arada filmin bu sene daha uzun bir versiyonu çıkacakmış doğru mu?
Arkenteron - 5 Temmuz 2001
Hımmm. Yani Tanrı'yı tepeliyor haa? Bunu düşünmeliyim. Yabana atılacak bir lâfa benzemiyor. Doğru olabilir.
Kurtz, karşısına oturttuğu Willard'a neden "cozuttuğunu" anlatırken bir anısını aktarır.
Bir Vietnam köyüne girip çocuklara çiçek aşısı yaparlar. Onlar köyden ayrılınca Vietkong çetecileri gelir ve çocukların aşılı kollarını keser. "Sizden gelecek iyilik Allah'tan gelsin" demek istemektedirler. Daha doğrusu Kurtz böyle algılamıştır.
"Horror " der Kurtz (ve bizim çevirmen horror kelimesini ezberinden bulup çıkartamadığı için sözlüğe bakar; muhtemelen dedesinden kalma bir basımı olduğu için sözlüğün, orada "fecaat " yazıyordur "horror"un karşısında; gözünüzde canlandırın bir: Marlon Brando kafasını arkaya devirerek "horror" dedikçe altyazıda "fecaat" okuyoruz...) "horror; işte onların bize üstünlüğü buydu; o zaman anladım ki, bu savaş kaybedilmiştir; çünkü biz burada ölmemek için savaşıyoruz, oysa onlar için fecaat (dehşet) sıradan bir şey; ölmeye dünden hazırlar..."
"Yaratıcı'yı öldürme" fikrine geri dönersek:
Evet, bence de mantıklı; çünkü "anne"yi öldürmek de aynı kapıya çıkıyor. Willard, dölyatağı boyunca (bir bakıma) ana rahmine geri döner ve doğal olarak orada hem anne hem de baba figürünü kendinde toplamış olan zigot kafalı Kurtz'u bulur. Dazlak kafası ve şişman vücuduyla ne erkektir ne de dişi. Daha çok anaç tavırlı bir Tanrı'yı, hatta biraz da cenini andırmaktadır; Willard'a "hayat" bağışlar diğer spermler tek tek telef olurken.
Ama Willard görevini unutmuş değildir; doğabilmesi için plasentadan çıkması gerekmektedir.
Kurtz farkındadır olacakların ve beklemektedir zaten. O "fecaata" biat etmiş, dünya işlerini bitirmiştir çoktan. Öldürülmeye direnmez.
Annesini/babasını/tanrısını öldüren Willard, vahşete en kolay uyum sağlamış (ve belki o nedenle hayatta kalabilmiş) tek askerini alıp, teknesine biner ve geldiği yoldan (dölyatağından) gerisin geri (modern) dünyaya döner.
Artık doğmuştur.
Eylûl - 5 Temmuz 2001
Horror...
Sizce de helikopter saldırısı horror'un (dehşet) ta kendisi değil miydi? Wagner çalarak gelen helikopterler. Sırf en güzel sörf orada yapıldığı için ele geçirilen bir koy. Öldürülen kişilerin üzerine atılan birlik kartları. Vietnam'da kim gerçekten dehşeti savaş aracı olarak kullandı?
Arkenteron - 5 Temmuz 2001
Kurtz'un kastettiği "horror" o değil.
Zaten kendisi de nefret ediyor Amerikan ordusunun o halinden. O yüzden katline ferman çıkmış. O, Vietkong askerindeki vahşiliğe ve doğallığa aşık olmuş.
O helikopterlere ve Wagner çalınan dev kolonlara uzaktan baktığında ürkütücü. Ama daha yakın plana zoom yaptığında, siperde korkudan donunu dolduran Oklahoma'lı, Arizona'lı oğlancıkları görüyorsun.
Ormanda bir vahşi kedi gibi süzülen ve otla yaprakla beslenen Vietkong çetecisiyle, evinden mektup alan, bir an önce memlekete dönme hayalini kuran Yanki'nin gücü eşitsiz. Yanki yenilmek zorunda, çünkü dönüp geriye bakıyor. Kararsız.
Platoon'daki iki düşman çavuşu hatırla. ikisi de yaman savaşçı; çünkü ikisi de hayattan bıkmış. Yaşamak gibi bir merakları yok.
Anlıyor musun beni? İyi bir asker ölü bir askerdir; yani ölümü peşinen kabullenmiş, yaşamakta gözü olmayan kişi.
Bir insanı asker yapmak istiyorsan, onu öldürerek başlaman gerekiyor eğitime. Ruhunu öldürerek. umudunu öldürerek. Bedensel yaşamı çileye çevirerek. Uykuda bile.
O zaman ölüm tatlı bir uyku demektir savaşçı için. Onu kimse yenemez.
Kurtz medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarı aşıyor Mekong deltasının rahim gibi kendi içine kıvrıldığı en uç noktasında.
Üstadın deyimiyle Atman'a vasıl oluyor.
Eylûl - 5 Temmuz 2001
Coppola, "bu film Vietnam'ı anlatmıyor, Vietnam'ın ta kendisi" demişti, bir keresinde...
Tanrı, ana rahmi benim de düşündüğüm şeylerdi ama şeytan ne tarafa düşüyor?
Tanrı'nın öldüğü, kıyamet günü tüm hesapların sorulacağına olan inancın git gide azaldığı bir dünyada, Kurtz, stepne Tanrı görevi görüyor.
Kurtz, bu dünyanın hem korkusunu, hem de umudunu simgeliyor. Korku, çünkü insanın içindeki en karanlık köşeleri, en acımasız yanları gün ışığına çıkarıyor. Tanrı suretinden yaratılmış insanın melek değil, tüm kötülüklere kadir biyolojik bir varlık olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda umut, çünkü bu düzenden hoşnut olmayan herkesin, Tanrı'dan beklediği "hesap sorma" işini üstleniyor.
Bana nedense, Nietzsche'nin "üstün insan "ını hatırlatıyor Kurtz.
murat yetkin - 5 Temmuz 2001
Vay vay vay! Tam "bu mevzu baydı galiba, entel-dantel takıldık, sus artık Eylûl" dediğim anda, Murat konuyu alevlendirdi.
Bu kadarını itiraf edeyim ki düşünememiştim. Atilla angutu desen, o daha "Ali topu tut" da, nerede kaldı sinema yazısı?
Kurtz bana da biraz o dediğini çağrıştırdı şimdi. Hayatın özündeki "fecaat"la barışmış, moda tabirle "nirvanaya ulaşmış", ya da eşiği atlamış, sınırı aşmış kişiyi.
Aşkın kişilik. Hayata poz kestirmiyor. Hatırlıyor musun, o kafası bandanalı Amerikalı savaş fotografçısına (Denis Hopper miydi o?) çektiği köpek muamelesini ve katili Willard'a karşı takındığı saygılı tavrı? Çünkü Willard birinci sperm. Aşkın kişilik olmanın eşiğinde duruyor.
Özetle, müstafi albay Kurtz, bir nevi Dümbüllü İsmail tavrıyla kavuğu Willard'a devrediyor. Curuf olarak geldiği yerden insan olarak geri dönüyor Willard.
Eylûl - 6 Temmuz 2001
Eylül' ün bir önceki mesajında bahsettiği "en iyi asker ölü askerdir" sözünü en gerçekçi biçimde anlatan filmlerden biride "Full Metal Jackett " sanırım. Filmin başında askeri eğitim le mevzuya girip, çocukları insanlıktan çıkarma, beylik deyişle (bu söz Sungu Çapan'dan alıntıdır, belirtmekte yarar var) onları birer ölüm makinası haline getirilişini gözümüze soka soka anlatır.
Kubrick'in bu filmi ile Müfreze aynı dönemde gösterime girer. Biri "Savaş filmi" iken diğeri "savaş" tır. Kıyamet'te savaş ın kendisi.
Daha önceki mesajlarda Kıyamet'in tekrar gösterime gireceğinden bahsediliyordu. Cannes film festivalinde Coppola'nın yeni bölümler ekleyerek hazırladığı bir kopyasının gösterildiğini biliyorum. Ama bu ülkemizde de gösterilir mi bilmem.
eylem - 6 Temmuz 2001
Millet umman olmuş bu aleme akıyor, Atilla hangi kilisenin direği? Mimaride yeri nedir?
Ya, dün kıyak kafayla aklıma gelen "stepne Tanrı" kavramını tuttum.
Sodom ve Gomora ile ilgili yazılanları hatırlayın bi... Neymiş? Biraz insest, biraz homoseksüalite, hadi biraz hırsızlık falan... Ardından gelsin tanrının gazabı. Şimdi her sokakta dört Sodom, altı Gomora çıkar ama ortalıkta ne borusunu öttüren bir İsrafil, ne de kafamıza taş yağdıran ebabil kuşları var. "Pesimist" kültürün temellerinde de bu beklenti yatıyor sanırım. Tanrı'ya inancının git gide azalması, insanların çoğuna göksel bir gücün "absürd" gelmesi, aynı zamanda bir "hesap günü" olasılığını da ortadan kaldırıyor, Kurtz tipine talep doğuruyor...
Vietnam travması ile beyni hafif tertip yumuşamış Amerikan entelijensiyası da, hem içinde yaşadıkları, hem de nimetlerinden faydalandıkları ama aynı zamanda bunca kıyıma neden olduğu için nefret ettikleri sistemi çökertecek, hatta yok edecek "üst insan" tipine dört elle sarılıyor.
Bizim paşa torunu yazarlarımız da paşa paşa Osmanlı tarihini ve aile çevresinde duydukları dedikoduları roman yapıyorlar. Çok okunuyor, çok tanınıyorlar... Sinemamıza hiç girmeyelim, "propaganda" olur.
murat yetkin - 6 Temmuz 2001
Ah Eylem ah! Durduk yerde "Full Metal Jackett" filmini neden hatırlattın bana? O keskin nişancı çocuğun öldürüldüğü sahneyi ne güzel unutmuştum.
"Ölüm makinası" kavramı, indo-germanist dillerin hepsinde vardır. Buluş değil, tornistan bir kavram yani.
murat yetkin - 6 Temmuz 2001
Merhaba, ben bu foruma katılayım dedim ama 'Misty' söylemekten başka, bir de iyi 'how insensitive' söylerim işe yarar mı?
pinar - 1 Ağustos 2001
Apocalypse Now Amerika'da tekrar gosterime giriyor.
Umarim en kisa zamanda Turkiye'ye de gelir.
Arkenteron - 8 Ağustos
Forum

Ali Türkan
Bunun olabilmesi için de o yeti ve yetki, genel bir anlayışla elimizden alınmaya çalışılıyor, normlar dayatılıyor. Eyvallah, faşist denyoların "dokunulmaz" yaptığı yazarlar hakkında iki çift lâf etmeyi bir kenara bırakalım ama lâf salatasında derinlik varmış gibi davranmaktan da vazgeçelim artık. Bu yüzden, o lâf salatasına küçük bir örnek vermek istedim yukarıda yazdıklarımla. Yazarken çok eğlendim. Umarım siz de eğlenirsiniz okurken. Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.