6 Eylül 2008 Cumartesi
Alman yönetmen Doris Dörrie'nin "Kimse Beni Sevmiyor" diye bir filmini seyretmiştim. Bir kez seyretmeme rağmen her karesini aklımda tuttuğum, benim depresif hallerime çok iyi gelen bölümleri vardı.
Hayattan, sevilmekten umudunu kesen, üstelik ölüm korkusu da çeken, filmin otuzlu yaşlardaki ince ruhlu kızı, ölümle arasını hoş tutmaya, ondan korkmamaya, alışmaya çalışıyor, ölümle yaşarken kucaklaşmak için kendi cenaze törenini izleyip canlı canlı mezara giriyor, yaptırdığı tabutta uyuyor, bedeninin kurtlar tarafından kemirildiğini, çürüdüğünü düşünüp (ben ise zaman zaman ölmeyi düşündüğümde beni yıkayacak imamları gözümün önüne getirir vazgeçerim) biraz olsun huzur buluyordu.
Aslında ay sonundaki vergi iadesini, buzdolabındaki yoğurdun son kullanma tarihini düşünerek sevişmeye başladığından beri yarı ölü yaşadığının farkında olan kızımız, kendine olan güvenini yitirmiş, son treni kaçırdığını düşünen, yaşama pamuk ipliği ile bağlı, yeniden doğmak için ölüme sığınan insanları temsil ediyordu bir bakıma.
Film beklenmedik biçimde mutlu sona eriyordu!
Sahi her tür ilişkide asıl belirleyici sevmek iken, sevilme ihtiyacı neden böyle öne çıkıyor. Şairin dediği gibi siz elmayı seviyorsunuz diye elma da sizi sevmek zorunda mı?
oya şenarslan - 6 Ağustos 2001
Bu "ölüm" mevzuu ince konu.
Niye derseniz, yukarıda da zikredildiği gibi, çoğumuz ölümü düşünmek bile istemeyiz. Ama ne kadar düşünmekten kaçınırsak kafamız da o kadar bu konuya takılıp kalıyor gibi. Rüyalarında (belki de alt katmanlardaki kimliğinle) düşünüp duruyorsun.
Ben meselâ, durdum, düşünüyorum.
O zaman nooluyor? Ödün bokuna karışıyor, yaşamaya korkar oluyorsun.
Hani derler ya "bugün çok güldüm, yarın ağlıycam"; niye öyle olsun ki? Gül kardeşim, ne zararını gördün gülmenin? Dişlerin mi çarpık?
Olsuuun, gene gül.
Haa, ölüm.
Ben kendi ölümüm üstüne epey kafa yordum ve artık kabullendim sanırım er geç öleceğimi. Naapalım, sağlık olsun. Kimi gördün ki dünyaya kazık kakmış da kalmış?
Kesinlikle öleceğimi (yani egomun öleceğini) bilmenin bilinci, sırtımdan tonlarca yük kaldırdı; artık yaşamdan korkmuyorum.
Çünkü inanıyorum ki ölüm, hayatın değil, sadece doğumun karşıtıdır. Ve ben (şu veya bu biçimde) hep buralardayım, hiç bir yere gitmeye de niyetim yok. Bugün Durmuş Düşünür'üm, yarın manda kakası.
Ama manda kakası deyip geçme, onun da bir kalbi vardır.
Sıkmıyorum değil mi?
İyi... Nerede kalmıştık? Ondan sonra...
Ama gitmesenize, ciddi şeyler anlatıyoruz burada...
Durmuş Düşünür - 11 Ağustos 2001
Forum

Ali Türkan
Bir kadın tanımıştım bir zamanlar. Garip bir huyu vardı. Mesela bir pop şarkıcısından söz etsek "sırım gibi vücudu var" derdi. Veya "bale nasıldı?" diye sorsam, "güzeldi, adamın vücudu da sırım gibiydi" derdi. Bu "sanatsal faaliyet" ilginç gelmişti bana. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.