6 Eylül 2008 Cumartesi
Kendime yolculuk fikri "ürpertici". "Aysberg" gibi yerüstünde gezdirdiğim ben miyim ben? Belki de uzun, upuzun, şaşmaz bir düzenle sıralı gen zincirime, aynaya bakar gibi bakabilsem daha kolay olurdu yolculuğum. Zaaflarım, derinliklerim, sığlıklarım, kaygılarım, yeteneklerim, yeteneksizliklerim ve zayıflıklarımı, yaşlılığın ve ölümün gizini, kendimi bulurdum belki de o hücrelerde. Ne olsa DNA bilgi. Cahilim ben, zır cahil. DNA alfabesinin hepi topu dört harfiyle yazılan bir milyar kelimelik, sonsuz uzunluktaki romanını okuyamam. Okumam yok, yazmak zaten işim değil. Öylece etrafına bakan şaşkınım. Çaresizim, en çok da kendi bilgisinden yoksun, sırrı içine gömülü bihaberim.
banu - 16 Haziran 2001
belki de 'habersiz'
deniz - 16 Haziran 2001
Ben de kalender meşrebim.
Ortalık salhane gibi. Ne yana baksam aşk, ızdırap, kin ve otuz iki kısım tekmili birden... Neden bir manastır kültürü yok bizde?
Olmadı, şunu sorayım: Bizde bir manastır kültürü olmadığı için mi bu manastır kıvamındaki hayatlar?
murat yetkin - 18 Haziran 2001
Salhane mi? Salhane ha. "Salhane" ve "Doğumhane" iki ayrı hane.
Nereden baktın "haneme"? Nereden?
Kendine yolculuk fikri benim için olsa olsa bir "doğumhane" fikri. Kendimden, ademe, ademden doğaya, oradan evrene, ille de yaşama, hakkını vererek, dolu dolu, bir yaşama uzanan uzun, upuzun bir seyahatin başındaki "doğumhane" fikri, Kendine yolculuk. Doğum öncesi sancı gibi bu fikir. Ve ne yazık ki kansız doğum yok!
Bazı kokulara ben de tahammül edemiyorum, içim bulanıyor. Aşkın, ızdırabın hayat kokan aroması bir yana, kin, nefret, onursuzluk kokusu, benim için de ceset kokusu kadar dayanılmaz. Ve "ex" demek azaltmıyor kokuyu.
Salhane ve doğumhane, ölümün ve yaşamın başladığı iki ayrı hane. Nerede benzer ölüm ve yaşam birbirine "kan", "ızdırap", "acı" kokunca mı? Ya ayrıntı, incelik nerede? Nefeste " mi?
Evet Kendine yolculukla nefes nefese bir seyahati düşlüyorum. Kendimden gelip, insana oradan doğaya, evrene, nereye ve ne kadar gidebilirsem o kadar gideceğim. Sokak sokak sürteceğim. "Hane" mi büyüteceğim. Nereye sığarsam o kadar büyüteceğim hanemi.
Galiba "kalender" değilim. Dünyanın tadına varmak istiyorum. Manastırın "katı" kıvamıyla yetinenem... "Meşrebim" böyle yazık ki, "oburum".
Banu - 18 Haziran 2001
İyi yolculuklar öyleyse...
Umarım aradığını bulursun. Yolculuk düşleri kurarken hayatı ıskalamayasın için şey ettiydim... Galiba biraz öküzce oldu. Ben de kendi mezbahama doğru tam gaz gidiyorum.
Sütlüce'den Murat.
murat yetkin - 18 Haziran 2001
Hep böyle olur. Kızarım, köpürürüm, incine incine edindiğim incitme kabiliyetimi kullanır sonra pişmanlık duyarım. "Öküzce" ve "Sütlüce" lâflarına takıldım bu kez de. Kendi kötülüğümden utandım bir parça. O da düşlerimi, kan, irin kokan mezhabaya benzetmesiydi. O kadar mı katı, karanlık geldi sözlerim, ne yapalım diye avuttum kendimi sonra.
Sütlüce sabahtan beri aklımda. "Dana incik" çok severim. Koskoca danadan az miktarda çıkar. Nadir bir şeydir yani. Sütlüce "incik" için birebir hayvanların beslendiği memleket miydi? Neydi? Neydi? Etrafa soruyorum bilen yok ! Ne demek şimdi "Sütlüce'den Murat" Sonunda buldum.
Sütlüce haa... Kendi mezbahana doğru tam gaz gidiyorsun haa... Gittiğin yer Sütlüce'yse mesele yok. İçime sular serpildi. Sütlüce, güzelim İstanbul'un ortasında Haliç'in göbeğinde iki kuleli tarihi "mezbaha." Yaklaşık iki yıldır ölümden, sese, renge, hayata uzanan bir yol yapımı varmış meğer oralarda. Yıl sonuna doğru neredeyse dünyanın en büyük kültür merkezlerinden birine dönüşecekmiş "Sütlüce Mezbahası" Neydi bunun adı "ironi " mi?
Nereye gidiyorsun Murat? Hem de tam gaz. Sütlüce Vapuru'na binmiştim daha evvel, uğradığı durakların hepsi birbirinden güzeldi. Hem Balat, Haliç, Sütlüce hayat "kokar". "ölüm" değil.
Bilir misin Sütlüce'nin adı nereden gelirmiş? Derler ki Bizanslılar bu bölgeye "Galatyani" derlermiş. Rumca, "süt" anlamına gelirmiş, "galatea" ve annelerin sütünü çoğaltan bir ayazma olduğu rivayet olunurmuş o topraklarda…
Merhaba "Sütlüce'den Murat".
Banu - 19 Haziran 2001
Benden de yürekten bir "merhaba" olsun, her nereliysen oralı Banu.
Umarım incine, incine incitmemenin ustası olursun bir gün; ben incinmemiştim yazdıklarından.
Güzeldir boklu Haliç, Balat da güzeldir, hayat da güzeldir. Sonu tam gaz mezbahaya doğru olsa da bir tanedir. Doğumhaneyle salhane arasına ne sıkıştırırsan odur. Seni sıkıştırmalarına izin verme.
murat yetkin - 19 Haziran 2001
Kusura bakmayın ama,çok soyut konuşuyorsunuz. Kullandığınız dil,kavramlar,son dönemdeki çok satan romanlarla aynı. O çok satan yazarlar gibi duygu sömürücülüğü... Süslü kelimeler,içi boş kavramlar...
Kendi kendinize masturbasyon yapıyorsunuz. Üzgünüm, biraz sert oldu ama, ağdalı, vıcık vıcık duygu edebiyatt an gına geldi... Açık olun, kendiniz olun, az satan romanlar okuyun.
Sevgilerimle....
Ecevit - 20 Haziran 2001
Estağfurullah "Bay Bakan" soyut konuşuyorum doğru. Gezip, görmediğim yerleri ballandıra ballandıra anlatacak kadar yetenekli değilim affınıza sığınarak. Size somut olarak anlatacağım kadar çok şey bilmiyorum çünkü. Beni böyle soyut konuşturan şey "habersizliğim".
"Kendine Yolculuk" konusunu Forum'a eklerken, sancılarını çektiğim bu kavrama ekleyeceğiniz "tuzu"nuz olur, belki yeni pencereler açılır önümde, ya da bir yol bilen vardır. Kopya çekerim istemiştim sadece. Oysa maşallah "bakan, bakana", çoğaltanı her zaman olduğu gibi "ara ki bulasın".
Demek duygu sömürücülüğü yapıyorum ha? Son dönemdeki çok satan romanların hemen hiç birini okumadım desem. Bana inanır mısınız? Hayır sanmıyorum. Galiba, çok yetenekliyim, müthiş yazarım tıpkı "Onlar" gibi. Hemen farkediliyorum, hatta öylesine gün gibi ortadayım ki "Bay Bakan, bakar bakmaz anladılar" Yine yakalandım, çırılçıplak ! Kime kızgınsınız siz, bana mı? "Vıcık vıcık, ağdalı " edebiyattan gına getirenlere mi? Yazar değilim ben, yavaş gelin.
Bugün sözlüğe bakmak adetten oldu.
Sömürü: "hepsini birden yiyip bitirmek silip süpürmek" miş, bir de "bir kimseden veya bir şeyden haksiz ve sürekli çıkar sağlamak". Altı üstü bir tuz istedim onu bile vermemişsin. Sensin açgözlü ! Hatta senden çıkarım olduğunu düşünüyorsan paranoyaksın !
"Kendine Yolculuk"la "Kendini tatmin" aynı şeyler miydi "Bay Bakan"? Bileydim hiç girişir miydim bu işe? Boşa uğraşmışım desene. Senin gibiler çoktan iğdiş etti beni. Bu seyirden sana birşey çıkmaz, boşuna "gözetleme..."
Banu - 20 Haziran 2001
Fazla konuşmadigimdan, dertlerimi paylaşamadigimdan ya da onlar bana bir şeyler anlattiklarinda yorum yapmadigimdan, sadece dinledigimden neden onlara yol göstermedigimden sikâyetci yakınımdakiler. Bense hep şöyle derdim:
Simdi ben sana ne soylersem soyleyeyim sen yine bildigini, hisettigini yapacaksin ki öyle de yapman gerekir (bence). Sen de herkes gibi kendi hayat öykunu yazacaksin. Senin dengene mudahale etmeye hakkim yok.
Neden anlatamadigimi ise, Necdet Sen'in "Bir guzellik yap. Hayati kolaylaştır." baslikli yazisini okuyunca daha iyi anladim. Şöyle diyor bizim Türkçe hocasi kilikli, kılı kırk yaran, titiz, okuyucularina sevdali Necdet'imiz:
"Belki o, senin üç saniyede yorumlayıp yanıtladığın konu için kırk yıl kafa patlatmıştır. Onun kırk yıl kafa patlatıp yine de yanıtını bulamadığı soruna üç saniyede yanıt icat etmekteki küstahlığı ve bu küstahlığın taşıdığı örtülü hakareti bir tart kafanda."
Figen - 21 Haziran 2001
Sevgili Figen, sanıyor musun ki bana, ona, şuna, "bulaşmadan", içinden süzüp çıkarttığın o ince şeye, "müdahale etmeme gayreti"ne rağmen dengelerimize müdahale etmiyorsun? İsmini bilmiyordum ama "tuz"suzluğuma katkıya devam eden "insanlardan" biriydin. Üzerimde bıraktığın etki, "habersizce" negatifti.
Elbette, kılı kırk yararak, kırk yılda kafa patlatılıp yine de yanıtı bulunamayan ince sorulara verilen kalın, küstahça yanıtlar değil kastım. İncelik, özen, nezaket, empati vs ne güne duruyor?
"Bir parça tuzum var ama..." diyorsan, "ver" derim. Belki bu karışık çorbanın içinde kaybolup gider. Ya onu lezzetli yapma ihtimali?
Banu - 21 Haziran 2001
"Kendine Yolculuk" konu başlığını Forum'a eklediğimden bu yana bir kaç hata yaptım. Oradaki satırları, eleştirenleri, yanıtladım, eleştirdim. Üstelik de bunu Forum'da yaptım. Oysa, bunu size göndereceğim "kişisel" maillerle de yapabilirmişim. Böylece "Kendine Yolculuk" fikrinin bir polemik alanı olması de engellenirdi belki. Fakat ister "sızma salaklık" diyin, ister "masumiyet", "saflık" diyip beni ihya edin bu "elverişli hali" dün bana mail atan arkadaşlarla birlikte keşfettim. Öyle ya da böyle, herkesten birşeyler öğreniyoruz doğru. Sağolsunlar, varolsunlar...
Kaç gündür içimden "bir, iki, üç... tıp" diyip yeniden başlamak geçiyor. Benim için "hayati" bir konu "Kendine Yolculuk" ve epeyce de özel... Öyleyse niye sizinle paylaştım. Sanırım ben ifade etmeye kalkarsam yanlış anlaşılma ihtimali yüksek. Fakat şu satırların hislerime ve niyetime tercüman olduğunu düşünüyorum. Leylacığım, Figenciğim, Muratcığım, hatta "aykırı" halleriyle belki de pek kızdığımız yalnızlaştırdığımız Cacklerciğim, Suatcığım ve herkes... Belki anlatacaklarımız "yüzyılın buluşu" değil ama ya yeni bir kapı açma ihtimalleri?
İNSAN İNSANI BULUR...
"Bilir ki desteksizdir kişioğlu, yardımsızdır, her an insanı bulmak (keşfetmek) zorundadır. Güzel bir yazısında 'İnsan insanın geleceğidir." demişti Francis Ponge. Çok yerinde bir söz. Gelgelelim, 'gelecek gökyüzünde yazılıdır. Tanrı onu görür, yönetir' diye anlamak da yanlıştır bu sözü. Çünkü o zaman adı geçen gelecek, gerçek bir gelecek olmaktan çıkar. Onun için, bu sözü, 'ne olursa olsun, insanın, yapacağı bir gelecek vardır, el değmemiş bir yarın onu bekler' diye anlamak doğru olur. Ama bu durumda da insan kendi başına bırakılmış olur."
Jean- Paul Sartre
Banu - 22 Haziran 2001
Yaşamı sorgulamakla başlıyor sanırım 'Kendine Yolculuk'.
Tüm aidiyetlerin dışında 'kendin olma' savaşı verirken buluyorsun sonra kendini. Savaşman şart. Önce dışarıda seni kendi kafasına göre yorumlayan ve sınırlarını çizenlere karşı. Ve sonra en önemlisi bu kolay yolu benimseyen içindeki diğer 'sen'e karşı. Hatta belki de öncelikle yapılması gereken bu.
Destek almaya ve yalnız kalamamaya öylesine alışmışken kendini bulmak pek de kolay bir iş olmasa gerek.
Üstelik hem yaradılış içinde tek ve biricik olduğunun, hem de aslında herkesle birlikte bir anlam ifade ettiğinin farkına vararak.
pupa - 25 Haziran 2001
Fark etmek, farkına varmak, farkında olmak. Ne derseniz deyin… Eğer "Kendine yolculuk"ta bir rehber, bir pusula, bir harita varsa o da sezgi ve belki bir parça da bilgi. Sorular sorup, yanıtlar aradıkça farketmek müthiş bir çekicilikle meydan okurcasına gülümsüyor. Çünkü farkına varmak; anlamak, ayırt etmek eninde sonunda değişim demek. Tam kendimize, yaşama, oluşlara dair herhangi birşeye "haa" dediğimiz gün, başa dönmüş gibi hissetmek bundan.
Ve ister savaşır gibi gergin, ister sevişir gibi hazzederek çıkın yola, farkederek başlıyor her şey. Kendinize, insana, yaşama, varoluşa, evrene doğru yolculuğun sonunda belki de elde kalan sadece düş kırıklığı olacak. Bir tatlı huzur olmayacak belki de cevap. Fakat ne olursa olsun kendimize ait olacak. Farkı bu olacak. Bir küçücük ayrıntıya, bizi benzerlerimizden ayıran, kendimize ait bir kücücük cümleye bir ömür harcanacak belki. Fakat o son "nokta"dan önceki cümle, genelgeçer olmayacak. Farkedilmiş ve belki de hakedilmiş olacak.
Banu - 26 Haziran 2001
Daha bir buzağıyken tüymek istedim buralardan. Tüm danalığım da uzakların düşleriyle geçti. Gittim, gördüm de epey yeri... (Hakkari'yi de)
Nereye gidersen git, kendini de yanında taşıyorsun. Kendinden kurtulmadan, ister yerinde ve ağır bir taş ol, ister globusda saatte bir zıplayıp dur.
En zor ve kallavi yolculuk, başka insanların yüreklerine yapılan oluyor galiba. Yoksa "ben" her yerde aynı ben.
murat yetkin - 27 Haziran 2001
Gideceğin yerde bulacağını sandığın 'şey', Yolculuğa çıktığın 'yer'in, başka bir biçimi olacaktır.
Çünkü hayatın eğip büktüğü yaşamından süzülüp gelen birikim, daha fazlasına izin vermez.
Boyalı Kuş - 28 Haziran 2001
"Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali
Sonun ademdir diyor insana yolun hâli."
F. N. Çamlıbel
"Kendine Yolculuk" şaşırmadan, yargılamadan, büyütmeden, küçültmeden, güzel ya da çirkin bulmadan, bütün hallerinle en üryan halini görmeye çalışmak.
"Kendine Yolculuk", ben-î âdemin, insana ve adem'e yolculuğu… İster yollara çık, sancılar çek, bedeller öde, ister "öylesine" ve uzun süre olduğun yerde dur: "İşte geldik, gidiyoruz" de, sonuç farketmeyecek belki de.
Farkeden, farkın ne olduğunu merak etmek.
Banu - 29 Haziran 2001
Forum

Ali Türkan
Başkalarının yediklerine de hiç yan bakmayacağım, "biraz da biz geberelim" diye. Al sana mutluluğun resmi. Bir de ölmeden önce görebilseydim o günü. Bir de şu hasret olmasaydı. Katmerli mutlu olacaktım. Dur şu sobaya bakiim ben. Bugün azmettim, ya havaya uçuracağım gebeşi, ya da bu evi ısıtacağım. (Hamlet'in dediği gibi: Bu maçı alıcaz, başka yolu yok!) Hayatta bazen, nam olsun diye, sobayla da uğraşılır. Alacağım falan da yok ondan. Daha epey de borcum var ama zor öderim gibi geliyor bana. Biraz da onun uykuları kaçsın anasını satayım. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.