Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Çöp


'Sokak Hayvanları' konusunu okurken, aklıma sokaklarda, sağa sola dağılmış, iğrenç kokular salan Çöpler geldi. İki kelâm da ben edeyim dedim.

Soyut dünyayı bir kenara bırakıp biraz da somut şeylerden bahsedelim mi ne dersiniz?

Hep düşünür dururum; "Neden bizde de Avrupa' da olduğu gibi, Çöpleri dönüştürecek sistemler kurulmaz?" diye. Çok mu zor acaba?

Meselâ; gruplara ayrılarak toplansa Çöpler. Ayrı poşetlerde. Yiyecek atıkları, gübreye dönüştürülüp kullanılsa. Cam ve benzeri atıklar, tekrar fabrikalarına gitse ve kullanılsa. Kâğıtlar ve plastikler de öyle.

Aslında şimdi uzun uzun yazmak ve bu konuyu tartışmak istiyorum. Ama, ancak konuyu açacak kadar vaktim var bugün. Yarın yine uğrarım.

Umarım güzel ve uygulanabilir bir şeyler üretebiliriz. Forum sayfalarında yazan bizlerin de beşeriyete 'somut' bir hayrı dokunur bu vesile ile.

burak - 26 Temmuz 2001


Eveet, 'ÇÖP' başlıklı yazının üzerinden 4 gün geçti. Forum' a bakıyoruz ve tek bir cümle bile göremiyoruz bu konuda. Neden?

Hemen bir kaç tahminde bulunayım. Birinci ihtimal; aslında burası yaşadığımızı zannettiğim yer değil. Yani, tüm sokaklar ve insanlar tertemiz. Hiç bir atık, yığınlar halinde bir yerlerde toplanmıyor ve dolayısıyla da ne insanlar ne de hayvancıklar için tehlike arz etmiyor. Yerlere Çöp atmak, atıkları değerlendirmemek, hele hele Çöp atana kızanı dövmek gibi insan dışı davranışlar buralarda tarihe karışmış durumda. Gel gör ki benim haberim yok!

İkinci ihtimal ise; hayır, buralar benim bildiğim yerler. Genel itibariyle pis insanlarız. Evimiz temiz ama sokak bizi ilgilendirmez. Forum sayfalarında konu olması ise hiç ilgilendirmez.

Temizlik anlayışımız; başkalarına yağ çekmek ve hoş görünmek gerektiğinde aklımıza gelen şeylerden biri sadece. Ev temizlenir; konu komşu gelecek. Sokak temizlenir; bakan, yurt dışı temsilcisi -insan üstü varlıklar - vs. gelecek.

Bir üçüncü ihtimal de şu olabilir; "Forum sayfalarında, küstüm ben size, aslında yazmazdım ama kişiliğime lâf ediyorsunuz meâlinde, sen kimsin, ben şuyum, sen busun gibi önemli konular dururken, temizlikle ilgili herkese yararlı olabilecek bir konuda bir iki fikir üretmek de neyin nesi!" diye düşünülüyor olmalı.

Gereksiz polemiklere girilmesini önlemek için hemen söyleyeyim, bunları kimsenin şahsına ithafen yazmadım.

Sadece, 'Bir elin nesi var iki elin sesi var.' atasözünü de düşünerek, ortak fikirler üretebiliriz gibi safça bir fikre kapılmıştım.

Ama görülen o ki, bir elimin sesi gitti ve ancak diğer elime çarpabildi. Burak<>Burak.

Ben ne mi yapıyorum bu konu hakkında? Cebi olan tüm giysilerim ve eşyalarım, Çöp kutusu yok diye yere atılmamış olan Çöplerle dolu, geziyorum. Sokağa Çöp atanları dövülme riskine rağmen uyarıyorum. Çocuklara en sade dille nasıl bir yerde yaşamak istediklerini soruyor ve Çöp atmalarını engelliyorum. Atıkların kullanılabilir hale getirilmesi ile ilgili ise, hiç bir şey yapamıyorum. Çünkü, elimin sesi pek cılız kalıyor. Bu sayfada sizin gösterdiğiniz duyarsızlık, dışarıda da aynı sevimsiz 'amaan boşver sen mi düzelteceksin her şeyi' anlayışını devam ettiriyor.

Sizlere birazcık kişisel tavır takınıp, bir kaç atıfta bulunsam dayanamaz hemen yazarsınız değil mi?

burak - 30 Temmuz 2001


Sevgili Burak;

İlkokul hayat bilgisi kitaplarında sağlıklı çocuk resimleri vardı; kötü çizilmiş, eklemleri sakat gibi ama yüzleri kırmızı, yanaklarından kan damlayan ve hiç kullanmadığımız bir sıfatla nitelendirilen. "Gürbüz" denirdi onlar için. Hiç günlük hayatta "gürbüz" ü cümle içinde kullanan göremezdik ama o kitaplarda gürbüzdü onlar.

Bir de sık sık kan veren, yaz kış soğuk suyla duş alan, ille de gözlüklü ama sağlıklı orta yaş insanları vardı. Gene kötü çizilmiş. Dikkat buyrun yaz kış soğuk suyla duş alırdı bu adamlar, daha o zamanlardan kafamız karışırdı, soğuk suyla duş ha, hem de kış filan.

Ve daha bir sürü "bize" uymayan hayat bilgisi kitabı insanları. Onlar babamız gibi yaşamazlardı, ya da biz o çocuklar gibi yaşamazdık. Sağlık konularından, ders konularına; Çöp konularından, büyükbaba - büyükanne (nine derdik biz, anaane, dedee, buba filan derdik onlar büyükanne ya da en fazla dedeciğim derlerdi) ilişkilerine kadar hep "ideal" karakterlerdi.

Sonuçta onları kitabın kapağını açtığımızda ya da okuma parçasını parçalarken okuyup, tanıyıp, yadırgamayıp işimiz bittiğinde yollardık sayfalarına. Biz değildik onlar ve hiç de biz olamadık.

Yazdıkların biraz onları hatırlattı ve sen gözümde "gürbüz" bir çocuk olarak canlandın. "Çözülecek bir bu konu mu kaldı nelerle uğraşıyorsun" tarzında anlama yazdıklarımı.

Demek istediğim, Haliç'in Perşembe Pazarı kıyıları hayatını sürüyoruz ve içimiz dışımız değişemeyecek kadar "bu". Çöp işin bir parçası, tümden düzelince Çöp kendiliğinden düzelecek zaten ama tümden düzelme diye birşey yok. Murat Yetkin kardeşim gene beni, inancına bağlanmışsın deli "inancını" tutar gibi (?!) diye tatlı tatlı eleştirecek ama ümitsizim yahu ne yapayım.

Hulasa ne bu forumda ne de bu ülkede salyangoz satamazsın. Kavga, döğüş, çekişme, hüyopppp, alooooo konuları yoksa gerisi boş işte. Açmış olduğun konu başlığı H. Bilgisi kitaplarından çıkamaz.

Saygılar.

S. Turay

Humuslu Toprak - 30 Temmuz 2001


Anladığım kadarıyla internetteki Türk halkının psikolojisi de normal hayattakinden farklı değil.

Kadın başlığı altındaki ikinci forum alanında, gladyatörler arasındaki kavga-gürültü (ilki bir kazaya kurban gittiydi) baya "rating" alıyordu. Reha Muhtar büyük adam abicim. Yani büyük bir sosyolog olabilir, Türk halkının nelerden hoşlandığını iyi incelemiş.

Ne zaman ki Necdet Şen abimiz yorulup, kafası da pek bir bozulup, sen, sen ve bu ve o, aşağılık bilmemneleeeer, sizlere söylüyorum, bir daha benim sayfalarımı kirletmeyin, kimliğinizi açıklarım haaaa! diye sanal dünya silahşörlüğüne soyunup, eleştiriler alınca da, yahu elin gariplerine çok yüklendim galiba diye üzüldü ve tatile çıktı. Ehhh işte o zaman tadı tuzu kalmadı buraların...:P


(Necdet Şen'in notu: Haftanın yedi günü uyku dışındaki tüm zamanlarımı vererek yaptığım bu sitede, sen ve diğer değerli okurlarım elini taşın altına sokmadan, yorulmadan, beş dakikada kendini ifade edebilsin diye hizmetinize sunulmuş olan bir forum burası.

Senin bu yazıyı yazmak için ayırdığın zamandan daha fazlasını, buraya bırakılmış yalapşap mesajların dil yanlışlarını ve özensizliklerini düzeltmek, okunduğunda anlaşılabilir bir hale getirmek için harcıyorum. Ama sen, yazdıklarını kesip biçme ve uygun görmezsem toptan silme imkânım olan -ama tashih dışında müdahale etmediğim- bir alanda bana bacak arasından gol atmaya çalışıyorsun. Sanırım biraz maraz ruhlusun.

Eğer bu düşmansı tavrını sürdüreceksen, başkalarının değil, ama yalnızca senin açık kimliğinin, daha önce hangi rumuzlarla yazdığının, derdinin ne olduğunun ve bana karşı neden husumet beslediğinin öyküsünü anlatmak zorunda kalabilirim.

Sana ağabey tavsiyesi: kendine ve etrafa zarar vermekten kaçın. Sırça sarayda oturuyorsun, sağa sola taş atma. Ve eğer buradan hoşnut değilsen, gönlüne göre bir yer bul, oraya git; benim hevesimi kaçırma.)


Burak'cığım senin Çöp muhabbetin de iyi hoş ama boş geldi bana ilk okuduğumda... Ama madem ille fikrimizi öğrenmek istiyor, katkı bekliyorsun, bu kadar ısrara hiç dayanamam; söyliyeyim bari: Ankara Büyükşehir Belediyesi o senin dediğin tarzda bir uygulamayı bundan 8-9 sene önce başlattı ve bitirdi. Acaip tepki aldı çünkü...

En çok ta ben ve benim gibiler, Beatles'in tabiriyle köpekler gibi çalışıp "It's a haaard day's night and I had workin' like a dooog! diye sürünerek eve gelip yemek, çamaşır, bulaşık, ütü, çocuk bakımı derken bir de Çöplerin içinde boğuşup, plastik ve kartonları, yemek artıklarını ayrı-ayrı ve haftanın belirli günlerinde, mavi poşetler içerisinde bekleyen Sayın Başkana saygılarımızı en üst makamlardan namelerle sunduyduk.

Ha, başka bir sivri akıllının ekmeklerin naylon poşette satılması fikrini ise çok tuttumdu ama o da yürümedi maalesef.

Uzun lâfın kısası: Burası Türkiye, herkes konuşur, parlak fikirler üretir, aslında insanlarımız aptal görünse de zekidir, hatta bu konuda lazlar örnektir. Kendi aptallıkları üzerine fıkralar üretip yayarlar, herkes onları saf-salak sansın diye, en güzel kazık atan müteahhitler de onlardan çıkar. Kulunuz da onlardan zamanında iyi bir kazık yediydi de ondan inceledim bu konuyu.

Ha, ne diyordum? İnsanlarımız zekidir, bol bol fikir üretir ama iş uygulamaya gelinceeee

I ıhhh! Olmayacak duaya amin demiyom. Fikrin güzel olabilir ama pek bir ütopik kalıyo bu gelişmemiş, üçüncü dünya ülkesinde...

Sağlıcakla kal, Çöpleri ayrıştırılmış bir Türkiye diliyorum torunlarım ve senin için.

sarı kedi - 31 Temmuz 2001


'Hayat bilgisi kitabından çıkmış bir gürbüz ve ütopik fikirler.' Haklısınız.

Hayatta başta kendisi, sonra da çevresi adına sorumluluk taşımayı ekstra bir yük olarak gören insanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplumda elbette ki ütopik bu düşünceler. Bir ümit işte garibin taşıdığı. Neylersin.

Bundan yüz yıl önce bilgisayar, hatta renkli, kumandalı televizyon da ütopik birer hayâldi Türkiye için.

İstediğim sadece, azıcık özen ve saygıydı. Hiç bir zaman, herkesi aynı formata sokmak ve temiz olmaya zorlamak gibi bir düşünce taşımadım. Böylesi bir beklenti de gerçekten 'ütopik', aynı zamanda da 'aptalca' olurdu. Paylaşılan ortak alanlar ve ortak çıkarlardı sadece söz konusu olan.

Öyle sandığınız gibi, kalburüstü olduğundan sokakları Çöpsüz bir semtte yaşamıyor aksine, her gün pis sokaklardan geçiyorum 'ne yapabilirim' i düşünerek... Temiz bir sokakta yaşama hakkıma saygı gösterilmesini bekliyorum, ümitsizce...

Amaaan boşverin siz bunları. Bir bu konu mu kaldı konuşacak? Zaten aslında konuşacak pek bir konu da yok. Burası Türkiye deyin ve sıyrılın işin içinden. Her konu için sergilediğiniz tavır da bu değil mi? Kendini böylesine aşağılayan ve güzelliklere lâyık görmeyen insanların çoğunluğu oluşturması beni biraz üzüyor.

Olsun ama yine de eksik etmeyin iyi temennilerinizi gelecek kuşaklar için.

Aklıma bir Karadeniz fıkrası geldi.

Karadenizli vatandaşın biri her gün dua edermiş Allah' a: 'Ne olur büyük ikramiye bana çıksın.' diye. Ama bir türlü olmazmış bu isteği. Bir gün melekler bu adamın haline acıyıp, Allah' ın huzuruna çıkmışlar ve 'Sen en yüce varlıksın. Ne olur şu adamcağızın isteğini bir kere olsun yerine getir.' demişler. Aldıkları yanıtsa şu olmuş: 'Ben de üzülüyorum onun için. Ve büyük ikramiyeyi de ona çıkaracağım, eğer bir kerecik olsun bilet alırsa...'

Saygı ve sevgiler...

burak - 31 Temmuz 2001


Hah ha haaa:)) Sevgili Burak,

Biliyor musun? Benim bir şeker dayım vardı, bir ömür boyu her hafta Milli Piyango bileti aldı ve asla çıkmadı.

Aslında kar yağdığında benzer şeyler düşünürüm ben de. Herkes kendi evinin önünü temizlese sokaklar tertemiz olurdu diyen bir Alman yaşarmış bir zamanlar bu dünyada. Demiş de ne olmuş? Hâlâ buzlarda kaya düşe gidiyoruz sokaklarda. Üstelik sadece kendi baktığı evin önünü temizleyen kapıcılar çıkan buzları da sokağa atıyo ki daha bir kayıp düşelim diye.

Alo, burası Türkiye. Sesim geliyo mu? Aklıma bir cennet-cehennem fıkrası geldi.

Korkmayın, anlatmıycam bilirsiniz zaten. Hani, günahkâr adam ölünce sormuşlar: "Hangi milletin cehennemine gitmek istersin?" diye. Bari öldükten sonra medeni yaşayım diye İsviçre cehennemini seçmiş. Düzenli olarak her gün 15 kova bok yemekteymiş. Sonra bir de bakmış Türk cehennemindekiler şen şakrak. Hayrola, ne bu neş' eniz? demiş. "Eee, burası Türkiye, bir gün bok var kova yok, bir gün kova var bok yok. İşte bööyle mutlu mutlu yaşayıp gidiyoruz." demişler ya.

İşte aynen öyle yaşıyoruz biz de...

sarı kedi [ garibanus@mırmırmiyavus.com ] 31 Temmuz 2001


Bu Çöp konusu aslında benim de kafamı kurcalayıp duruyor. Mucit macit gibi fikirler üretip duruyorum.

Ama önce yanıtını herkesin bildiği soruyu tekrarlayayım.

Ortalık neden bu kadar kirleniyor?

Şundan:

1) Çöp kamyonları Çöp konteynırlarını başaşağı çevirip arabaya boca ederken, Çöplerin içindeki bütün o ıslak, cıvık şeyler, yemek artıklarının suları yerlere akıyor. Çöpçüler, yere akıttıkları o şeyleri temizlemeden "hooo! haaa!" diye bağırarak yollarına devam ediyorlar. Yani kuru Çöpleri alıp ıslakları sokağımıza sıvayıp gidiyorlar.

O yerlerdeki iğrenç ve yapışkan sıvılara basmadan yürümek sıkı bir bale eğitimi gerektiriyor; ama ben şu ana kadar çok çiçek sulayan kapıcı gördüm de hortumu takıp oraları şööle bi akıtanına rastlamadım.

2) Çöplerden kâğıt, şişe falan toplayan esmer vatandaşlar, aradıklarını bulabilmek için bütün kapalı poşetleri patlatıp ortalığa saçıyorlar. Yaz sıcağında sinekler anında teşrif ediyor.

3) Kimi Çöp konteynırının (bu kelimeye de kıl oluyorum; şu andan itibaren "teneke" diicem) kapağı yok. Tamamına yakını boşken bile leş ötesi. Mamafi, bu demek değil ki öööle bırakılsın. İşimiz ne, temizleyelim. Olmadı, döve döve kapıcıya temizletelim (dövmek şart değil, opsiyonel; yani sünnet).

4) Belediye işçileri gelip "teneke"yi başaşağı boca ettikten sonra defolup giderken asla o zırıltıları aldıkları yere bırakmıyor, yolun ortasında terkediyorlar. Kimse de o pis şeylere elini sürüp kenara itmiyor. Hatta kapağını bile kapatmıyor. Iyyyy! Niye kapatsın ayrıca? Ortalıkta zaten yeterince yolun ortasına gelişigüzel parkedilmiş araba var, bir de bu Çöp vagonları (hah, "vagon" tenekeden daha iyi, bu vagonlar) berbat bir manzara yaratıyor.

5) Biz batmışız abi.

6) İnsanoğlu bir tuhaf, şişe kavanoz vagonlarına yemek artığı, pil toplanan kutulara pet şişe, kâğıt toplama yerlerine de yanan sigara atar. O nedenle (zaten bunları yeniden işleyecek yerlerin varlığı şüpheliyken) herkesin evinde dört ayrı Çöp torbası bulundurması pratikte zor bir iş. Olsa çok iyi olur ama, sen uygularsın büyükannen uygulamaz, o uygulasa görümcen uygulamaz. Üstelik sırada elti, baldız, kayınbaba, kuzen, sütnine, ebe, daha yığınla kişi var; hangi birini eğiteceksin?

7) Bu millet adam olmaz abi.

8) Çözüm önerileri:

a) Çöp zabıtası. Ortalığı kirleten, kendi Çöp vagonunu temiz tutmayan, vakitsiz Çöp bırakan apartmanlara ceza yazan bir Çöp zabıtası en azından işsizlik sorunu açısından yararlı olabilir. Yeni bir avanta kapısı doğar fakir memur kardeşlerimize. Böylece "parasıyla değil mi kardeşim?" der, boca ederiz Çöpü sokağın ortasına, yeni bir hovardalık kapısı açılır.

b) Çöp toplayan kamyonların yanında yürüyen ve "hooo! haaa!" diye bağıran gürültücülerin ellerine fırça, hortum ve arap sabunu verilip, arabaların arkasına konacak kolonlarda da "mintaksla canım mintaksla" melodisi çalınabilir. Bu durumda her Çöp kamyonunun ardından bir de arazöz, onun ardından da bir kurulama ekibi gelebilir. Yabancılara bunu "Turkish Carnival" diye yutturup turist bile çekebiliriz.

c) Herkes Çöplerini götürüp Yakacık Çöplüğüne (Ankaralılar Mamak Çöplüğüne) kendisi bırakabilir. Hatta orada herkesin bir parseli olur, Çöpler karışmamış olur.

d) Benim fikrimi sorarsanız, en kestirme çözüm hiç Çöp üretmeyip, armudun sapı, üzümün Çöpü, karpuzun kabuğu, balığın kılçığı da dahil her şeyi mideye indirmek. Nasıl olsa pet şişe, karton kutu, plastik leğen ve kırık somya gibi Çöpler ortalığı kokutmaz.

e) Eeee? Noolucak bu memleketin hali?

f) Bu konuda TRT kurumuna da iş düşüyor. Her akşam haberlerden önce "Adam Olacak Çocuk Çöpünden Belli Olur" adında bir mini dizi yayınlayıp, kıyıda köşede kalmış kazık yutmuş tiyatroculara ekmek kapısı açılabilir.

g) Alo Reha Muhtar hattına şikâyetlerimizi bildirebiliriz. O da "Çöpmen" diye komik bir muhabir yaratır, bu konuya gülmemizi sağlayabilir. Hatta apartmanlar arasında Show haberde görünme konusunda gizli bir rekabet oluşabilir (yok, bu fikrimden vazgeçtim, ortalık iyicene leşe döner).

h) Haa, sahi, bu forumda uzunluk kısıtlaması var mı?

i) İyi, tamam, şimdilik bu kadar. Daha ne fikirlerim vardı halbuki.

j) Burak, şaka bir yana, sen iyi bir çocuksun. Efendisin, yakışıklısın, zekisin, pozitifsin. Seninle iftihar ediyorum. Gel şöyle bakiim, otur yanıma. Ahh canımm, muccckkk, mucccckkk. Şeker çocuk! Ne kadar hoşsun sen öyle bakiim! Dur, kaçma! Gel bak ne söyliicem!

Tüh, utandı çocuk. Ne diyorduk?

Bu Çöp mevzuu benim de kafamı kurcalıyor arkadaşlar...

Eylûl - 31 Temmuz 2001


Yoğurdu sütü tabakta, meyveyi ağaçta yerken, reklamlara kandınız. Batılı oldunuz, sıra bedelini ödemeye gelince yan çiziyonuz.

Eloğlu arabasıyla birlikte yolunu da yapmış; bize önce araba geldi, yol daha gelecek. Paketlemede allahına meydan okuruz ama "recycling" konusunda kaç uzman var? Ve cürümleri ne?

Üniversite sınavlarını "derece" ile kazananların meslek tercihlerini duydunuz mu?

Haset etmeyin, sizin de kapağı yurt dışına atacak bir mesleğiniz olsun. Türkiye Çöple dolunca tüyersiniz.

Humuslu Toprak, "inancına bağlanmışsın deli 'inancını' tutar gibi" ama bu defa haklısın. "Hattı müdaafa yoktur, sathı müdaafa vardır, bu satıh da..."

Çöpler kalkarsa kedi, köpek takımı aç kalır bu memlekette. Benim önerim: Çöp toplayan herkes, küçük bir miktar ciğer parası versin.

murat yetkin - 31 Temmuz 2001


 

Forum

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Bunlar Bitnik abi, bize yaramaz!

Ali Türkan

Kuzguna yavrusu şahin gibi geliyor. Oysa bizim Jack çoktan (Sultanahmetli satıcının beğenisinden habersiz), umutsuzca arayıp da bulamayanların, yaşamakla yazmanın en güzel sentezini yapan dahi yazarı olmuştu bile. Beat kuşağını anlamanın yolu, manzara koyan, sürekli "hareket" halinde olan, ülkesinin kendisine sunduğu gelenek ve edebiyatla yetinmeyen, en uzun ve zahmetli yolculuğunu kendi içine, derinliğine yapıp yeni yerler keşfetmeye çalışan insanları anlamaktan geçiyor. Yoksa, "bunlar bitnik abi, bize gelmez!" der, geçeriz. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°