Forum 2001
Son yıllarda sıkça yaşadığım, yaşatıldığım bir duygu bu.. Düşünmeden tepki vermek! Sadece tepki vermek için tepki vermek! İşin özünü bilmediğinde kendisine yardım için konuşanları dinlemeden, kızmak, bağırmak, sadece ben haklıyımı savunan bir sürü kişi ile karşılaşıyorum.
Oysa biraz sakin ve sabırla çözüme kısa yoldan ulaşmak tam karşımız da dururken, biz milletçe dolambaçları seviyoruz sanırım!
Tepki veren toplumuz onu anladım da ... Ama neden sadece tepki veriyoruz?? Bunu çözemiyorum!!
cackler ~ 20 Haziran 2001
Bunda çözülmeyecek bir şey yok cackler. Tepki vermek, gerçek anlamda üretmekten daha kolay. İleriye götüren diğer adımdan, hareketten bahsediyorum. Çoğumuz içinse, bahaneler bularak birşeylerin arkasına sığınmak ve kolay olan yolu seçmek alışılmadık bir durum değil.
Ayrıca dolambaçlı yol olur mu bu hiç? Birileri (çok az kişi) senin yerine düşünmüş sana kalan onlardan birini seçmek. Sence bu mu zor yol?
Ben de senin gibi bunları (çokça) düşünüyorum. Ancak artık yapmam gerekenin; bunun neden böyle olduğunu sorgulamak değil, ne yapılabileceğini bulmak olduğunu düşünüyorum.
Herkes kendi adına haklı ve doğru olanı yapıyor. Öncelikle hepimiz kendi içimize dönüp bir bakmalıyız.
Ayrıca, dikkat ettin mi; iş yapan insan pek fazla konuşmaz. O daha ziyade üretir ve tartışmaya da çok fazla vakti yoktur. Vakti değerlidir ve muhalefet etmek yerine davranışlarıyla örnek olur. Amacı bu değildir. Kendiliğinden olur bu. pupa ~ 25 Haziran 2001
Dediklerinizin hepsine yürekten katılıyorum, sadece biri hariç; birileri benim için düşünmesin(fikir üretip bunu hayata geçirebilen insanlar değil bahsim)... katılmamak olarak da söylemiyeyim küçük bir ekleme daha doğru .
Teşekkürler pupa.
cackler ~ 26 Haziran 2001
'Birileri senin yerine düşünmüş, onlardan birini seç.' derken anlatmak istediğim: bunu kabul etmemiz gerektiği değil aksine, bu kolay yolu seçmememiz gerektiğiydi.
Tabii ki fikir üretmekten yanayım ben de. Eksik kaldığını düşündüğüm taraf şu: kendi kafanda sorgulamadan hazır reçete olarak edinilmiş bilgilerle tepki vermek. Yani, sürü psikolojisine uygun bir tavır içinde, kendine bir çoban aramak ve çobanın 'her dediğini' sorgulamadan ve sorgulatmadan tek doğru kabul etmek.
Yoksa, başkalarına ait ama kabul ettiğin fikirlerin olması elbette ki çok doğal. Bence önemli olan bu fikirleri gerçekçi bir gözle ve içine sindirmiş olarak kabul edip etmediğin.
Sana ve burada yazan herkese sevgiler...
pupa ~ 27 Haziran 2001
Bence kişisel verilen tepkiler, her toplumda olur. İlkel toplumda yaşayan insanlar da tepkilerini bir biçimde ifade etmişlerdir. İnsanın doğası budur. Bir şeylere tepki verir, bu tepkinin ne anlama geldiğinin farkına vardığı zaman aydın bir insan olur. Bu verilen tepkiler o toplumun aldığı eğitim, aydınlanma düzeyine paralel içerikler kazanır. Söyler misiniz dostlar, bu toplumun demokrasi mücadelesi geleneği hangi görkemli anılarla anılır. Cılız hareketlenmeler ve her on yılda "gömlek bol geldi" diye yapılan darbelerle budanan demokrasimiz. Darbelere büyük bir keyifle alkış tutan bir halk.
Anlamsız tepkiler, gelişigüzel yapılandır. İnsan ne istediğini bilmelidir. Örgütlü ve bilinçli verilmelidir tepkiler. Bizim insanlarımız örgütlü olmaktan kaçınır, "demokrasi istemiyoruz" diye bağırır. Sevgisizlik, hoşgörüsüzlük ortamında dikenli çiçek açar halkımız. Kendisi gibi düşünmeyeni zorla "kart-kurt" sesleriyle bir kalıba sokmaya çalışılır. Geniş bir kesimin her olaya bakış açısında fundementalizm kokar. Yani ne kadar demokrasi geleneği, ne kadar aydınlanma isteği o kadar ekmek.
Bunları söylerken bütün insanlarımız mahkum etmiyorum. Ama bu silik kültürlü, kişiliği gelişmemiş insanları işyerinde, sokakta, evde, aşklarında kısaca her yerde görmüyor muyuz? İlkel yanımız bizi tutucu bir hale getirmiyor mu? Ve biz ne kadar da böbürleniriz bu halimizle. Herkes yanlıştır bir biz doğru. Hele şu "başka ülkeler olmasa", "hepsi bizi bir kaşıkta boğacaklar ellerine geçirseler" söylemi.
Örneğin: "Avrupa bizi zaten istemiyor, onlar bizi almazlar ki, biz boşuna yapıyoruz bu düzenlemeleri" diyen aslında demokratik düzenlemelerin kendi ihtiyacı olduğunun farkına varmayan, bütün bu düzenlemelere kuşkuyla bakan bir halkımız var. Ya da "Avrupa Avrupa Duy Sesimizi Bu Gelen Türkler'in Ayak Sesleri" diye stadyumlarda sokakta kendinden geçerek bağıran, Avrupalı olduğunu kendisi de kabul etmeyen bir halk.
Daha fazla dağıtmadan söylemek gerekir ki cılız bir şekilde verilen demokrasi mücadelesi var.
Hep merak etmişimdir; başka bir ülke var mı ki sokaklarında her gün gösteri olsun ve bu gösterilerin
sonucunda hiç bir hak elde edilmesin yıllarca. Hak elde edemediği gibi sürekli budanan haklarını korumak
için gösteri yaptığında da yasadışı ilan edilsin. Manisa'da 14-17 yaşlar arasındaki gençlere yapılan
işkence karşısında, Sivas'ta yakılan insanlarımıza kulaklarını tıkayan bir kültürel dokuda hangi çiçek
açar?
Kısaca dostlar daha alacağımız çok yol var. Eğitimi aydınlanmanın hizmetine sunup hurafelerden arınmak için daha yolun başındayız. Bilinci geliştikçe, aydınlandıkça güzelleşecek bu halk. Bahçesinde farklı ağaçlar birbirini kısıtlamadan sere serpe göğe doğru evrilecek.
Ali ~ 27 Haziran 2001
Tuhaf diyeceksiniz belki, benim siyaset, demokrasi vb. yakınmalarım yok, zaten umudum da yok. Diyeceksiniz ki o zaman sen bir şeyler yap!
Dün okuduğum bir yazı beni gerçekten etkiledi. Çetin ALTAN ın yazısı idi ve insanlarımızın nasıl zamanla hoşgörülerini kaybettiklerinden, umursamaz olduklarından bahsediyordu yazıda eski bir istanbul beyefendisinin ağzı ile.
Yalan yanlış yazmış olacağım, özür diliyorum ama aklımda kalan son cümle "keşke" diyordu "eski İstanbul halicin suları altında kalmasaydı, bizler sanırım milletçe içtenliğimizi kaybettik şehirleştikçe..."
İşin enteresan yanı, Çetin Altan bu yazısını 22 yıl önce yazmış (26,06,2001 tarihli yazıdan bahsediyorum) ve değişen hiç bir şey yok...
Biliyor musunuz, ben karşı komşum bana TEPKİ versin istiyorum, meselâ bir merhaba desin... Sanırım tepkiler farklılaşmış durumda, sadece sinirlenince tepki veriyoruz.
Ya bizi tebessüm ettiren diğer hallerimiz?
Farklı bir açı olsun benimki de.
alpenglowe ~ 27 Haziran 2001
Merhaba arkadaşlar,
Bu sayfaya yollanan "tepki"lerinizi keyifle okudum. Görüşlerinize katılıp katılmamam değil, önemli
olan. Beni etkileyen, kullandığınız uslup.
Neymiş efendim? Sadece tepki vermeden de, tepki verilebiliyormuş...))
İçten dostluğumla.
Güner ~ 27 Haziran 2001
Tepki vermeden tepki vermek? Oysa yazılan her yazı, söylenen her söz, atılan her bakış, ya da yüzünüze bakmayan her kafa bir tepkidir daha doğrusu size yansıma şeklidir bence. Biri buraya nokta yazıp yollasa bile o kişinin bu konuyu düşünmediğini göstermez, sadece susmuştur.
Kimine göre en tehlikeliler her şeye nötr olanlardır; ancak bana göre en tehlikeli olanlar vara yoğa bir fikir savuranlardır. Çünkü insanın kendini tanıması bence yolun ilk adımı.
Her konuda fikri olanlar benim sevmediğim tepkileri verenler. Bir de bu konuda neden kızdıklarını söyleyebilseler?
cackler ~ 27 Haziran 2001
Forum 2001 (Kapalı)

Ali Türkan
Sizin işler de zor be. Neyse, gene beklerim bak. Yolun düştükçe uğra. Yengeyi delikanlıyı da getir bir gün. "Tabii" deyip teyze oğluna sarılıp vedalaştı ve az önce indiği yokuşu ağır ağır tırmanmaya başladı. Bu sabah, kapıdaki görevliden, işten çıkartıldığını öğrenmişti. Gidip birkaç özel eşyasını toplayacaktı masasından ve bakışlarını kendinden kaçırmayan birkaç mesai arkadaşıyla vedalaşacaktı. Yazar
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.