Patronsuz Medya

Kedim ve kendim ve annem!

  Fersan Cevriye - 1 Ağustos 2002


Peşimize takıldı, pıt pıt pıt arkamızdan geliyor. Kıyamadım sokakta bırakmaya. Kaç zamandır kedi de kedi diye kıvranıyordum, tam üstüne kendi ayağıyla gelmiş bir 'misafir 'üstelik.

Aldım çıkardım eve. Artık bizimle birlikte. Allem edip kallem edip eve bir kedi getirmeyi de becerdim sonunda. (: Azmedince oluyormuş. Ohh ne güzel!

Öyle şeker öyle sevimli ki… Üç buçuk aylık bir tekir. Koccaman gözleri var. Tipi aynı kaplana benziyor. Sincap gibi de arka ayakları üzerinde hoplayıp zıplıyor, öpüyor, ısırıyor, pusu kurup üstümüze atlıyor, benimle birlikte uyuyor.

Mutluyuz yani…

Onu seyrediyorum. 'Bir kedim var artık' diye düşünürken buluyorum kendimi birden ve şaşırıyorum. Farkında değilim sahiplenivermişim Mercan'ı. Kedim diyorum. Benim kedim. Her yaptığını özenle takip ediyor, başına bir şey gelmesin diye deliler gibi pencereleri, kapıları kontrol ediyor, bir şey yemediği gün yine deliler gibi üzülüp en sevdiği kuru mamayı alıyor ve yediğini görünce kendi açlığımı unutup o doydu diye seviniyorum.

Gündüz evde yokum ya anneme teslim ediyorum hem de bin bir tembihle. Kadına fenalık geliyor biliyorum her gün yapılan bu tekrarlardan ama nâfile ben bıkmıyorum.

Düşünceler akıp gidiyor hızla…

Tüm bunları fark ettiğimde yaşadığım şaşkınlık anormal sayılmaz. Çocuğunun üstüne titreyen, her adımını dikkatle takip eden, onu kendinin bir uzantısı/uzvu gibi algılayan annelere ve bize böylesine bağımlı olduğu ve zaman zaman sevgisini tahakküm aracı olarak bilinçsizce de olsa kullandığı için anneme kızıp köpüren ben değil miyim? Şimdi bir ufacık kediye annelik ediyorum hem de en koyusundan.

Ve bu da 'anne?' konusunu getiriyor aklıma. Bağımlılık, kendi standartlarına uymadığı için çocuğu adına üzülme ve hayatına müdahale gibi konular yüzünden tartıştığımız zamanlarda annem, hiç bıkmadan senelerdir -annesinin de ona bir zamanlar dediği şeyi- söyler hep:

Bekâra karı boşamak kolay! Anne olunca anlarsın. Şimdi size her şey toz pembe hayâl. Annelik farklı.

Bir nevi mîras. Anneannesi annesine, annesi ona, o da bize… Ve kim bilir kaç anne daha söylüyor bunları kızına?

(Ben de Mercan'a der miyim ki? (: I-ıh o baba olcek. Hatta o da olmiicek; ameliyat olcek. Şimdi kısırlaştırmanın faydalarına girip esas mevzuuyu karambole getirmiiym. Ama bu da çok önemli bir konu.)

Anne olmak çok farklı bir şey mi gerçekten, yoksa bu tür bir ayrıcalığa sahip olmak istendiği için mi böyle deniyor acaba? diye düşünüyorum. Ayrıca 'annelik' çatısı altında toplanmış sıfatlar her annede var mıdır sahiden?

Anneler çocuklarını neden kendi uzantıları gibi görür peki? Onları 9 ay içlerinde misafir etmelerinin bunda büyük rolü olmalı. İçlerinde olan şeyin kendilerine ait olduğunu düşünmeleri çok da şaşırtıcı değil aslında.

Belki de bu yüzden çocuklar üzerinde babadan daha fazla hakka sahip olduklarını düşünüyor anneler. Bazen açık açık dile getiriliyor, bazen gizli gizli hissettiriliyor. Genel olarak böyle bir gözlemim var. Zaten toplum içindeki rol ve çocuğun gelişimindeki seyir de bunu destekler şekilde olduğu için bu gönüllü sahipleniş çok doğal kabul ediliyor.

Çocuk doğumuyla birlikte anneye getirdiği ekstra yükler dışında ruhsal açıdan da inanılmaz bir doyum sağlıyor aslında. Bize bağımlı ve muhtaç olan bir varlığa bakmak, korumak, kollamak, sevmek ne büyük doyum, bir düşünsenize. İnsana kendini değerli hissettiriyor.

Çocuklar üzerinde bilinçli ya da değil, küçükken kurulan ama gün geçtikçe sarsılan otoriteyi koruma çabaları da elde edilen bu doyumu kaybetme korkusundan ileri geliyor çoğunlukla… Yani, sanırım…

Ve bu nedenle de; artık kendine birçok açıdan ihtiyaç duyulmadığının ve kolaylıkla terk edilebileceğinin farkına varan anne, bazen kısa bazen de uzun süreli panik yaşıyor ve farkında olmadığı ya da kendine itiraf etmekten çekindiği korkularını anlamak ve kontrol altına almaya çalışmak yerine başından beri yaptığı gibi; kafasına uymayan, onları ayıracağını düşündüğü şeylerde çocuğunu engellemeye, onun adına 'en iyi' kararları vermeye çalışıyor olabilir.

Mercan bir kedi ve onu doğurmuş olamayacağıma göre, fiziksel olarak bana ait olduğunu düşünmeyeceğim de açık. Elenen bu şıktan sonra geriye kalan şu ki; sanırım insan bir şekilde bazen kendine bağlı olan bir şeye, kendini önemli hissetmek ve duygusal anlamda açlığını doyurmak adına ihtiyaç duyuyor. Anneler de genelde bu doyuma çocukları üzerinden ulaşıyor.

Şimdi acaba ben neden böyle bir ihtiyaç içindeyim diye bir sorgulama içine girdim ki kolay gele!

Bu halet-i ruhiyeden bir an önce sıyrılmalı, kendime gelmeliyim.

Güzel olan şey; sahiplenmeler, bağımlılık zincirleri ve korkular olmaksızın hayatı paylaşmak, bunu biliyorum. Çünkü bunlarla harmanlanmış olan şey, sevgi değil de kendi egomuza düşkünlüğümüz gibi geliyor.

Kimsenin kimseye ait olmadığını ama herkesin çok güzel bir bütünü oluşturduğunu tekrar görmek, şu anki annelik sendromundan çıkmamı sağlar belki.

Yorumlar

Bağımlı çocuklar bağımlı anneler. Anneler çocuklarının üzerinde tahakküm kurdukça çocuklar da anneleri üzerinde tahakküm kuruyorlar. Yani kendi cehenneminizi bizzat siz elinizle yaratıyorsunuz.

Yaratmamak mümkün mü? Mümkündür, ama çok zor. Özgür eşit biraz sempati ve hoşgörü katılmış kendi kendini çocuğun yanında alaya alabilen ona hatasız bir varlık olmadığını gösterebilen bir ilişki tipi ile herşeyi tatışmaya açmaya hazır olursanız dozu kaçırdığınızda baş çavuşun eşşeği muamelesi görme durumunuz da olabilir - özellikle ikinci dereceden akraba hısım anneanneler babaanneler vb. Çocuğa engin görüş kazandıran aile bireylerinin sayesinde.

Geçenlerde bir gazetede okumuştum; çocuklarını proje olarak adlandırmaktan çekinmeyen anne babalar da var bunu dile getirmekten de hiç çekinmeden hem de.

Yaşanmamış doyumsuz hayatlar, karşılanmamış istekler, beklentiler, arzular, sonunda bir gün ya bir yerlerde mutlak patlak veriyor ya da zavallı bir yavrunun üzerinde proje adlandırmasıyla ortalığa dökülebiliyor.

Bir anne olarak, annelerin yarı paranoyak düşüncelerini anlayabiliyorum, inanılmaz kurgularını, bitip tükenmez korkularını, ama anne olmak ve bundan tat almak biraz da krizlerle başa çıkabilmek, tolere edebilmek, sevmek adına bencillikten biraz olsun uzaklaşmak demek.

Selin Yılmaz - 25 Temmuz 2008 (17:11)

Benim annem de öldürecek beni bu ısrar huyu yüzünden! Tam beğendiğim bir yemekten ikinci tabak almak üzere mutfağa yöneliyorum, arkamdan sesleniyor: Bir tabak daha ye! O an öfke basıyor, tabağı bırakıp kahveye uzanıyorum!

Çıtırcan - 3 Aralık 2008 (16:33)

Bir şey merak ettim, yazınızda anlattığınız Mercan fotograftaki kedi mi? Benim kediye çok benziyor. Erkek mi dişi mi? Benimki erkek. Dişiyse everelim diyecektim.

Tülay Aktaş - 4 Aralık 2008 (10:32)

diYorum

Fersan Cevriye neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

80