Patronsuz Medya

Onlar mahalle çocukları

  Esra Tüzün - Tempo, 6 Kasım 1996


Hepsini üç sütun 18 santimlik yerde yapıyor. Yazdıkları bazılarını çok çok kızdırıyor, bazılarını çok çok güldürüyor, bazıları anlamsız bulurken bazıları çok doğru valla deyip anlam atfediyor.

Geçtiğimiz haftalarda bu üç sütun 18 santimlik yerde yazıp çizdikleri, yine bazılarını çok kızdırdı. Başta Cumhuriyetçiler; Cumhuriyet köşe yazarları ayaklandı, ona çeşitli isimler takmakla kalmadılar, demokrasi ve Cumhuriyet düşmanlığıyla suçladılar.

Geçtiğimiz hafta bu üç sütun 18 santimlik yerde yazılanlar, bazılarının çok çok hoşuna gitti. İslamcı basın Şen'in görüşlerini benimseyerek, evet, bağnazlık ve softalık yalnızca sarık ve cübbeyle dolaşmaz, kimi zaman Atatürkçü maskesi altında sunar kendini diyerek, kendilerince diğer tarafa saldırdılar.

Oysa o; Değişim Rüzgârı'nın Necdet Şen'i kimseden yana ya da kimseye karşı değilmiş ki…

Size önce dönek diyorlardı, şimdi isimler çoğaldı. Hikmet Çetinkaya ve Deniz Som, Kaddafi Necdet, takkesiz liboş, zırtapoz adını taktı, yeni isimleriniz konusunda neler düşünüyorsunuz?

NECDET ŞEN: Gülüyorum, gülüyorum sadece, ne düşünülebilir ki böyle bir durumda? Ben küçükken mahallemizdeki çocuklar da bana hep böyle isim takarlardı. Boyumun uzunluğundan, ince yapılı oluşumdan dolayı sürekli isim takılırdı. Şimdi büyüdüm, hâlâ çevremde bana isimler takmaya çalışan mahalle çocukları var, ne diyebilirim ki, gülüyorum yani.

Her şey sizi bu kadar rahat güldürebilir mi?

ŞEN: Benim de gülemediğim şeyler vardır tabii ki ama bunlara çok rahat gülüyorum, bunlar komik çünkü.

Şu anda Değişim Rüzgârı sizdeki değişimi de gösteriyor mu?

ŞEN: Doğrusunu istersen ben kendimdeki değişimden çok çevremde algıladığım değişimi yansıtmaya çalışıyorum. Hangi yönde değiştiğimi okuyanların çıkartması gerekir sanırım.

Sizin yazıp çizdiğiniz şeyler insanların, üstelik sizin gibi yazan çizen insanların neden tepkisini çekiyor?

ŞEN: ünkü Türkiye'deki hayatın içindeki değişim bazı insanları ürkütüyor. Genellikle değişimden ürkenler, o andaki statükodan memnun olan kişilerdir. Her kim ki değişim sözcüğüne alerjisi vardır, o değişmemeyi istiyordur. O nedenle benim çizdiğim şeylerin içeriğinden rahatsız olan; bence Türkiye'de sahtekârca solculuğun rantını yemiş, sol denilen marka, çok fazla eskisi kadar çekim merkezi oluşturmadığı için rantını yiyecek başka bir çatışma noktası bulmaya çalışan bir kesim var. Eskiden sol ve sağ eksenine oturttukları ve o sayede kendilerine toplumda bir yer ve itibar sağladıkları çatışmayı, şimdi laik-şeriatçı diye bir eksen üzerine oturtuyorlar ve ancak kendi karşıtlarıyla var olabiliyorlar. Çünkü karşıtları olmadığı zaman var olmalarını sağlayacak bir fikirleri yok. O nedenle de bence (tabii söylediğim her şey gibi bu söylediklerimi de bence diyerek söylüyorum) bu insanlar kendilerine çağdaş falan gibi hoş görünümlü sıfatlar yakıştırmakla birlikte, özlerinde faşist yapıya sahipler. Tek parti döneminin devam etmesini isteyen küçük bir azınlık bunlar.

Size öncelikle Cumhuriyet gazetesi yazarlarından tepki geliyor. Eskiden çalıştığınız gazeteden… Onlarla aranızda gizli bir şifre mi var? Özellikle üstlerine alınıp hemen tavır koymalarını sağlayan?

ŞEN: Cumhuriyet gazetesi okurları beni, bana küfreden yazarlardan daha fazla seviyordur hâlâ. Ama bu da önemli değil. Cumhuriyet gazetesinin yönetimini şık olmayan yöntemlerle ele geçirmiş bir zorba kesimdir bunlar. İki tane yazar topu topu veya üç ya da dört tane. Bunların zaten üslûp olarak yalnızca bana da değil, farklı fikirler dile getiren ve fikirlerinden hoşlanmadıkları herkese karşı küfretmek gibi bir tavırları var. Daha önce de kimlere küfretmediler bunlar; demokrasiyi ve sivilleşmeyi savunan bir sürü kişiye küfür ediyorlar.

Sizce neden yazdıklarınızdan alınıp tepki gösteriyorlar?

ŞEN: Yarası olan gocunur diye bir lâf vardır, yaraları var, despot eğilimleri var. Nerede barış adına, özgürlük adına kıpırdayan birisi varsa direkt onlara yöneliyorlar. Ya döneklikle suçluyorlar (döneklikten kastettikleri neyse), ya liboş gibi ne ifade ettiği belli olmayan lumpen sözcükler sarf ediyorlar. Asla ve asla, medenî bir üslûpla tartışmaya girmiyorlar. Çünkü tartışmaya girdikleri takdirde kendilerini savunmak için söyleyebilecekleri çok fazla bir şey yok. Ama benim Cumhuriyet gazetesine hâlâ sevgim var, orayı evim gibi görüyorum. Oradaki insanların çoğunu da çok seviyorum ama ne yazık ki Cumhuriyet gazetesi kötü yönetiliyor.

Hürriyet yönetiminden size tepki gelmiyor mu?

ŞEN: Hayır, yönetimden hiç bir tepki ya da baskı gelmiyor. Hürriyet çok sesliliği de barındırıyor. Benim gibi bir insan da Hürriyet'te hiç bir baskı altında kalmadan yazıp çizebiliyor. Bana açılmış pencerede kendi düşündüğüm şeyleri söylüyorum ve bu konuda neden böyle düşündüğüm ya da çizdiğim konusunda en ufak bir baskı gelmiyor. Bugüne kadar en özgürce yazıp çizdiğim gazete burası oldu.

Aydınlara, devrimlere, milliyetçiliğe yönelik eleştiriler garantili tepki toplayan konular. Siz de çizerken ya da yazarken bir şekilde tepki alacağınızı görüyorsunuzdur, bunlar sizi korkutmuyor mu?

ŞEN: Korkup korkmamak çok önemli değil, çünkü insan birçok şeyden korkar. Trafiğe çıkınca da insan arabayı korkarak kullanıyor, çünkü her an birisi gelip küt diye size toslayabilir. Hayatta zaten her zaman tehlike vardır. Ama bence bir şeyler düşünüp bunu korku nedeniyle söyleyememek insanın kendisine olan saygısını zedeler. Ya korkacağım ve susacağım veya korktuğum halde düşündüklerimi söyleyeceğim. Bunun bedeli neyse, kabulleneceğim, başka çaresi yok bunun. Medya dediğimiz yazılı ya da görüntülü basında bir şekilde yer alıyorsak, bize bir köşe verilmişse ve burada fikirlerimizi söylemek durumundaysak, fikirlerimi söylediğim için, birtakım zorba, şiddete eğilimli kişilerin tepkileriyle karşılaşmak çok doğal.

Milliyetçilik, aydınlar derken son haftalarda kadın, gelenekler ve biraz da erotizm konularına ağırlık verdin. Bu konular ortamı yumuşatmak için mi seçildi?

ŞEN: Hayır ortamı yumuşatmak için değil. Ama iki hafta kadar belli bir konuyu seçtim, çizdim. Daha sonra çizerken okurlara haksızlık ettiğimi düşündüm. Çünkü Türkiye'deki laik Kemalist eksenindeki çatışmayla herkesin çok da fazla ilgileneceğini zannetmiyorum. Doğrusunu isterseniz beni de çok fazla ilgilendirmiyor. Benim bu konuya, geçtiğimiz haftalarda değinmemin nedeni, bu insanların toplumu militarize etmesi. Böyle yapay bir çatışmayı insanların hayatlarında öncelikli konu haline getiriyorlar. Arkadaş ortamlarında bile, havadan sudan çok renkli konular konuşulabilecekken, mutlaka bir şekilde laiklik-şeriat konuşulmaya, daha doğrusu, tartışılmaya başlanıyor. Ben buna duyduğum isyanı dile getirdim. Böyle bir savaşın aile içine, hatta sevgililerin arasına kadar sokulmasını istemiyorum. Herhangi bir öfkeye alet olmadan yaşamak istiyorum. O nedenle bunları çizdim. doğrusunu isterseniz, konular arasında öncelik sıralaması yapsam, kadın ı koyarım başa. Bu da çok doğaldır.

Bugünkü köşenizden anneler de payını almış. … göğsünü yeniliklere siper etmiş statüko muhafızları, çilekeş anneler… Ve onların aklını evlenmekle bozmuş kızları… diyorsunuz. Bu sözler sizin annenizi kızdırmıyor mu?

ŞEN: Bence Türkiye kendi içinde gittikçe demokratikleşen bir yapıya sahip. Annemin bana tepkisi ah canım evlâdım benim deyip yanaklarımdan öpmek şeklinde olur. Çünkü annem bir annenin sağduyusunu taşıyor. Keşke o küfürbazlarda benim annem ya da sizin anneniz gibi annelerin o yumuşak sağduyusu olabilse.

İslamcı basın şu anda sizi neden destekler konuma girdi, fikirleriniz çok mu hoşlarına gitti?

ŞEN: Beni destekler durumda değiller, sadece şu günlerde benden alıntı yapmak işlerine geliyor. Çünkü onlar zaten bana saldıran diğer grupla çatışma halinde, bence onlar da militer grup oldukları için düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla yaklaşıyorlar. Oysa ben o kimsenin düşmanı değilim. Ama onlar birbirlerinin aleyhine olabilecek her türlü cümle, yazı ya da fikir ürününü alıp diğerine karşı silâh olarak kullanabilir. Bu benim şu veya bu kesime ait olduğumu göstermez. Ben bağımsız şekilde düşüncelerini aktarmaya çalışan, sesli düşünen bir insanım.

İslami basın size güvenilmemesi gerektiğinin farkında mı, siz yarın aniden onların hoşuna gitmeyecek şeyleri de sesli düşünürseniz…

ŞEN: Geçtiğimiz hafta Kanal 7'de böyle bir söyleşi yaptılar. O söyleşide laik kesime yönelik eleştirileriniz… diye başladıklarında düzeltme ihtiyacı hissettim. Benim eleştirilerim belli bir kesime yönelik değildi çünkü her kesimin içinde bulunabilecek zorbaca eğilimlere yönelik eleştirilerdi. Dolayısıyla ben sizin deyiminizle laik kesimin içinde yaşayan biri olduğum için eleştirilerim ilk elden o kesime yönelik oluyor, bu size yönelik eleştirilerim olmadığı anlamına gelmez. Ola ki ben sizin aranızda yaşayan biri olsaydım aynı eleştirileri sizin için de yapardım dedim. Sonra sordum bu bölümü makaslayacak mısınız diye, kesinlikle makaslamayacağız dediler ve makasladılar. Yani aynı kafa her iki tarafta da olabiliyor. Çünkü bazı insanlar karşıtlarıyla var olabiliyorlar.

Huysuz biri misin?

ŞEN: Huysuz değilim ama kolay biri de değilim.

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

128