25 Temmuz 2008 Cuma
Necdet Şen - 1 Kasım 2000
Onu Hızlı Gazeteci ismiyle okuyup benimsemiştiniz. Yirmi sene evvel ilk kez bir dergide çıkmıştı karşınıza.
Sonra bir günlük gazetede her gün tefrika edilmeye başladı; aldığı pek çok övgü ve üç beş sövgüyle kendi yolunda yürüdü gitti.
Ve yıllar sonra günün birinde ansızın ortadan kayboluverdi. Uslu uslu oturup maaşını almak ve "köşesini" kimseye kaptırmamaya çalışmak yerine, zorba'ya "sen zorbasın" demişti Hızlı Gazeteci ve soluğu kapının önünde almıştı. Eline geçirdiği imtiyazları içtenlik adına elinin tersiyle itenlere pek alışkın olmayan şarklı kalem erbabı için bu yol, aklın yolu değildi.
Sonra başka bir gazetede Değişim Rüzgârı logosu altında yeniden ortaya çıktı. Para eden bir markaya dönüşen adı, "avanak" yaratıcısı tarafından kırpılmıştı. O çizgi romancı ki, uğraştığı işi asla bir "meslek" olarak görmedi ve menfaat adına davranmayı hep utanılacak bir tavır olarak algıladı. Hızlı Gazeteci, onunla toplumsal hayat arasında duran iğreti bir asma köprüydü sadece, bir ticarethane değil. Dedim ya, avanağın tekiydi bu herifçioğlu. Marketing uzmanlarının büyük sanatçıdan sayıldığı, sahici sanatçılarınsa ancak ölümünden sonra hatırlandığı pazar yerinde, çoğu zaman meteliksiz dolandı durdu, ama yine de gittiği her yere davet üzerine gitti. Ve nerede olursa olsun, hep sokakları özledi.
Hızlı Gazeteci'nin yazar-çizeri, yani ben, biraz tuhafım galiba. Sanatın neyin nesi olduğu konusunda kafası fazlasıyla bulanık olan, ama yine de "ben sanattan anlamam; aslında hiç bir halttan anlamam; sadece köşe yazarlarını okur, o günkü dersimi ezberler ve her fırsatta car car öterim" diyebilecek medeni cesareti taşımadığı için "mış gibi" yapan ve bu yüzden de "sanatçı(y)mış gibi" poz kesen şarlatanlar tarafından aldatılmaya açık bir seçkin camia arasında kendimi her zaman Boyalı Kuş gibi hissettim.
Tüketim Toplumu'nun buyruklarının tanrı buyruğu gibi algılandığı bugünün dünyasında, ortada fol yok yumurta yokken ve astronomik maaşlı medya cengaverleri patron hesabına kelle kopartırken, bir çizgi romancının el üstünde tutulduğu bir yerden pılını pırtısını toplayıp sessizce kaybolmasının altında bir çapanoğlu aramak gerekirdi. Acaba ne olmuş olabilirdi kapalı kapılar arkasında?
Ben de sana soruyorum işte, bu uzun yazıyı okuma sabrını gösteren görünmez dostum; hayatında hiç "bu koşuşturma, bu hırs ne için, ben kimim ve nereye gidiyorum?" sorusuna hazırlıksız yakalandığın anlar olmadı mı? Hiç her şeyi yüzüstü bırakıp, derviş Yunus gibi "asıl adresini" aramak için yollara dökülmeyi arzulamadın mı? Emin misin daha pahalı bir araba, mobilyalar ve güney kıyılarında boş duran bir yazlık villaya "sahip" olmanın hakikat denen nesneden daha değerli olduğuna?
Bir daha düşün istersen... Bakışlarını kendi gurbetine -bedenine- çevirmeyi, tüm elektrikli araçların kapalı olduğu boş bir odada ya da bir ağaç altında yirmi otuz dakika kadar sessiz sedasız oturup, kendi soluğunu dinleyerek içindeki gizli bilgiyi, yani "kapalı kapılar ardında olup biteni" hissetmeyi göze alabilir misin? Kafana tıkabasa doldurduğun sıradanlığın buyruklarından, adını "bilinç" koyduğun bu hurafeler silsilesinden, bu konformist zırhından soyunmayı, yapışıp kaldığın şu mercan kitlesinden kopup "tek" olmayı, akıntıyla sürüklenmeyi göze alabilir misin?
Zor değil mi? Haklısın... Aslına bakarsan, herkes biraz "yol yorgunu". Sessizlik korkutucu... O halde, vur patlasın, çal oynasın! Aç şu televizyonun sesini sonuna kadar! Bütün boş vakitlerini bir şeylerle doldur... Ki kendindeki gerçek kendini dinlemeye vakit kalmasın.
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Ne o öyle? Görünmez uçaklarla gelip çoluğun çocuğun tepesine bomba yağdırmak? Bu mu teröre karşı ama'sız, amansız mücadele? Yoksa bi Brüksel Lahanası'nın yazdığı gibi "barış için savaş" bu mu yani? Ben kararımı verdim arkadaş. Pantalona da sevineceğim, geleceğe de inanacağım, önüme gelen hatuna sevdalanıp, daha bir sürü de çocuk getirteceğim bu dünyaya. Yazar
Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Necdet Şen
Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.