25 Temmuz 2008 Cuma
Necdet Şen - 5 Kasım 2001
Geçenlerde de gelmişti bu her tarafı tırnaktan geçilmeyen e-posta, "lâhavle!" deyip çöpe göndermiştim; bugün gene geldi.
Demek ki durum daha vahim; eh, o zaman ben de şu ana kadar ertelediğim "iki çift lâf"ı artık dilimin altında tutamayacağım.
Hayır, virüs değil gönderilen, daha da berbat, virüsten bin kat habis bir nesne. Keşke virüs olsa, kapı gibi Norton'um var, dikilir karşısına ve icabına bakar. Bakamazsa da en fazla, olan benim bilgisayarıma olur, salaklaşır, bazı programlar bozulur, çekerim bir format ve kaldığım yerden devam ederim.
Oysa bu, öyle bir melânet ki, sadece benim değersiz PC'me değil, bütün bir toplumun zihnine musallat.
Yobazlıktan söz ediyorum.
Hayır, bu ülkenin (bana göre) en yobaz kesiminin kastettiği anlamda "dinsel yobazlık"tan değil, akademik kisveli, din-dışı görünümlü, ama aslında köküne kadar dinsel ve köktenci bir yobazlık sözünü ettiğim şey.
Onlar her ne kadar söylem bazında kendilerini "lâik" ve "demokrat" olarak tanımlamaya pek meraklı ise de, hal ve tavırları, yöntemleri ve üsluplarıyla bu iki sıfatı en son hak edecek kesim gibi görünüyorlar.
Dindar camiayla alıp veremedikleri şeyin özünde, kendilerine seksen yıl evvel bahşedilmiş olan sosyal statüyü baldırı çıplaklarla paylaşmama konusundaki dirençleri oluşturuyor. Onlar bir zamanların Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki ırkçı beyaz oligarşi gibi, küçük bir azınlık oluşturmalarına rağmen, tüm toplumun tek-tipleşmesini ve herkesin kendi koydukları kurallar doğrultusunda, kendi benimsedikleri değerlere biat ederek ve tüm farklı unsurlarını ve renklerini yok sayarak robotlaşmasını savunuyorlar. Adına "Cumhuriyet" dedikleri, demokrasiyi içermeyen totaliter bir dine inanıyorlar.
Yani, günümüzün Türkçesiyle anlatmak gerekirse, Müslüm Gürses yerine Ravel'in Bolero'sunu dinlersek, köylerimizde piyano olursa, hepimiz CHP'ye oy verirsek, küçük bir kentli azınlığa tek parti döneminde bahşedilmiş olan "seçkin" olma kodlarını benimseyip, kızımızı Suna Kan, oğlumuzu Fazıl Say yaparsak, Allah'a inanmayı banal bulur, yakamızda Atatürk rozetleriyle dolanır ve tesettürlü kadınların üzerine arabamızı sürersek, Avrupalı olabilelim diye kıçımızı yırtarsak, adam oluruz.
Ah bir de şu manzarayı bozan kara çarşaflılar, takkeli ve çember sakallılar olmasa... Bir de şu camiler bangır bangır ezan okumasa...
Onlara sorarsanız, bunun adı "çağdaşlık".
Bana sorarsanız faşizm.
Adının önünde prof.dr.doçent gibi "saygın" ünvanlar bulunan bazı hödükler, özgür düşüncenin egemen olması gereken, en azından kuramsal olarak öyle olduğu varsayılan üniversitelerde yuvalanıp kariyer ediniyor, ama en koyusundan faşizan yöntemlerle, her türlü farklı sesi yasaklama konusunda militanca savaşıyorlar.
2001 yılının Türkiyesi hâlâ üniversitelerde öğrenim hakkını şantaj konusu yapabiliyor ve "eğer dindar bir genç kızsan ve iffet konusu senin için otoriteyle uzlaşmaktan daha öncelikliyse, inançların başını örtmeni emrediyorsa, yüksek öğrenim yapamazsın" mantığını bize "çağdaşlık" diye yutturmayı deneyebiliyor bu kafa.
Öyle bir kafa yapısı ki bu, televizyondaki açık oturumda, karşısındaki konuşmacının sözünü "beş dakikadır konuşuyorsun, şu ana kadar Atatürk'ü öven tek cümle bile sarf etmedin" diye kesebiliyor.
Bu öyle örümceklenmiş bir kafa ki, Cumhuriyet rejimini kuran kadronun önderi olan Mustafa Kemal Atatürk'e olan sevgimizi yeterli bulmayıp, bizi ona tapınmaya zorluyor. Her siyasal önder gibi Atatürk'ün de tartışılabileceğini, sevginin dipçik zoruyla dayatılamayacağını, zaten dayatılmış bir sevgiye sevgi denemeyeceğini kabullenmek istemiyor.
Adının önünde prof. etiketi var ama özgür düşünceye tahammülü yok, yasaklamaktan yana.
Dahası, bizim iyiyle kötüyü ayırabilme yeteneğimize, basiretimize karşı en ufak bir güveni yok. Toplumu kitle olarak değil, kütle olarak görüyor.
Diyor ki bu yobaz, "Falanca web sitesinde ulu tanrımız Atatürk'ümüze karşı hakaretamiz ifadeler var, iki milyon imza toplarsak bu siteyi kapattırabiliriz. Bu e-postayı tanıdığın herkese yönlendir. Ama sakın o sitenin linkini tıklama, reytingi artmasın."
Hatırlıyorsunuz değil mi, daha yakın bir zamanda "ay, ben necdet şen'in sitesinde yazılanları okumadım ama gene de sinirim kalktı; onun iğrenç bir zat olduğuna kesinlikle inanıyorum; aman sakın o siteyi tıklamayın, reytingi yükselmesin" türünden mektuplar yazan ve hepsi de üniversite mezunu olan, dahası, "bilim insanı" oldukları iddiasında olan molozları? Ortak menfaat hesapları onları nasıl da bağnaz bir sürüye dönüştürmüştü.
Bu da onların profesör olanı. "Okumayın, merak etmeyin, peşinen nefret edin" diye talkın veriyor. Neymiş, içeriği nefret doluymuş. Ay, kahrolsun nefret! Yaşasın nefret! Nefrete karşı nefret, husumetten husumet beğen.
Çünkü hocaefendinin aklı selimimize güveni yok; ona göre bizler eğriyle doğruyu ayıramayacak bir budalalar sürüsüyüz.
Sen bize husumeti öğretmek için mi profesör oldun efendi?
İnadına tıkladım bakmak için, ama site açılmadı.
İlk geldiğinde de tıklamıştım, o zaman da açılmamıştı.
Dahası, bu e-posta zincirleri bana ulaşmadan önce böyle bir siteden haberim bile yoktu, onlardan öğrendim. Tam unutmuştum, yasakçı kumpanya döndü dolandı gene geldi ve bu siteyi gene hatırlattı. Reklam mı yapıyor yoksa bunlar?
Sakın bu fareli köyün kavalcısı zaten yayında olmayan bir siteyi kapattırmaya çalışıyor olmasın?
Zaten uzantısı .de olan bir siteyi nasıl kapattıracaksın aptal? O site belli ki Almanya'dan yayın yapıyor (eğer yayındaysa tabii). Hem kapattırsan ne olacak? Adam aynı siteyi başka bir ad altında gene açar. Yarım saat bile sürmez yayına sokması. Sen iki milyon imza daha dilenmek zorunda kalırsın.
Yoksa asıl niyetin normal olarak asla farkına varamayacağımız bir sitenin tanıtımını yapmak mı?
Kaldı ki orada yazılan küfür ve hakaretleri (her neyse onlar) okusak ne çıkar? İki tane küfüre kanıp Atatürk'e ilişkin kanaatini değiştirecek kadar budala mı buluyorsun sen toplumunu?
O kadar bağnaz bir sürü ki bu, takılmış kavalcının arkasına, belki de hiç var olmayan bir siteyi kapattırmak için oradan oraya "mail forward" ediyor ve merak edip de yok etmeye çalıştığı şeye bir göz atmıyor bile. Göz atsa, sitenin zaten açılmadığını, gölgelerle savaştığını görecek.
Bir başka yazıda da anlatmıştım sanırım, şu devekuşu hikâyesini:
Hani, devekuşu ordusu savaşa gidiyormuş, komutan emir subayını çağırmış ve "git bak bakalım, şu tepenin ardında bize pusu kurmuş biri ordu falan var mı?" demiş.
Emri alan devekuşu tozu dumana katarak tepeye yönelmiş.
Yarım saat sonra yine tozu dumana katarak geri dönmüş ve selâmını çaktıktan sonra "haklıymışsınız komutanım, tepenin ardında bir başka devekuşu ordusu mevzilenmiş, bizi yok etmek için atış menziline girmemizi bekliyor" demiş.
Komutan ordusuna "tam siper" emrini vermiş. Emri duyan tüm devekuşları kafalarını kuma gömmüşler.
Aynı anda karşı tepeden onları gözlemekte olan gözcü devekuşu kendi komutanına durumu rapor etmiş:
"Komutanım, bir saniye önce aşağıdaki ovada bir devekuşu ordusu vardı, şimdi hepsi kayboldu."
İster istemez kuşkulanıyorum, "Acaba bu e-posta zinciri bizim e-posta adreslerimizi toplayıp şirketlere satan spam çetelerinin bir tezgâhı mı?" diye. Çünkü derinlemesine düşünmeyi sevmeyen, özenli olmayı "obsesyon" gibi gören ortalama internet kullanıcısı, kendi adres defterinde ne kadar e-posta adresi varsa hepsini oraya yazıyor ve zahmete girip Bcc (Blind Carbon Copy, yani gizli) seçeneğini işaretleyeyim de arkadaşlarımın mailleri spamcilerin eline geçmesin diye titizlenmeden bütün adresleri yallah siber uzaya salıyor. Ondan sonra gelsin yağmur gibi reklam mailleri, gelsin başıboş virüsler...
Bak, dayanamadım, nasihat pozisyonu aldım gene.
Arkadaşlar, her bulduğunuz zırvayı oradan oraya forward etmeyin (yönlendirmeyin), mutlaka yönlendirecekseniz de bari adresleri gizli kısmına yazın, eşinizi dostunuzu kurda kuşa yem etmeyin.
Dahası, yasakçı zihniyetin peşine koyun sürüsü gibi takılıp zaten olmayan demokratik ortamı daha da baltalamayın. Yobazla yobaz olmayın arkadaşlar. Beni böyle dul karı beslemesi gibi nasihatler vermek zorunda bırakmayın.
Bu ülkenin en karanlık kafalı ve en tehlikeli fundamentalist grubunun kendisini "çağdaş" diye adlandırmaya pek meraklı, ama çağdaşlığı azınlık diktatörlüğü olarak algılayan, yoksulun tanrısına saygıyı çok gören ve kendine daha alafranga tanrılar icat edenler olduğunu bilin. Ve yoksul çoğunluğun bin yıllık tanrısına hiç saygı duymadığı halde, hakir gördüğü o kitleden dün icat ettiği putuna saygı bekleyen, göremeyince de ilk aklına gelen yöntem olarak yasaklama, baş ezme kampanyalarına soyunan zorba putperestlerden biri olmayı reddedin.
Üniversitelerin tek tip insanların üretilmek istendiği fabrikalara dönüşmesine seyirci kalmayın. Müdeyyen ile Ateistin kavgasız gürültüsüz, barış içinde bilim ve analitik düşünce öğreneceği üniversite ortamları kurmak için harcayın enerjinizi. Husumeti İçinizden söküp atın.
Unutmayın ki Demokrasi, Öteki'nin haklarına da kendi haklarımızmış gibi sahip çıkma rejimidir. Baş ezme zihniyetine yüz vermeyin.
Boş bir vaktinizde Sokrates'in Savunması'nı okuyun. Her sakallıyı baba, her cübbeliyi hoca, her tahsilli dümbeleği de aydın sanma yanılgısından kendinizi kollayın.
Aksi takdirde bu "bilim yuvaları" işte böyle kafalar üretiyor; kartopu gibi yuvarlandıkça devleşiyor bağnazlık.
ocuğum yok, ama olsa da üniversiteye yollamazdım herhalde.
Çünkü cehaletin böylesi ancak "yüksek" tahsille mümkündür efendiler.
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Artık heyecandan mı, yoksa alkolden mi bilinmez, kapının önünde mevzuya girmek ve "Allah'ın emri." demek istedim ama ağzımdan "alleeeenim" diye bir ses çıktı yalnızca. Mehtap, bizi o halde görünce, bütün sokağı çınlatan bir kahkaha attı ve "girin içeri manyaklar" deyip kapıyı ardına kadar açtı. Velhasıl, hayatımda gördüğüm en kral hareketi çektiler ve çocuklarının adını Ali koydular. Şimdi Kanada'da yaşıyorlar. Bugün de Ali'nin 20. doğum günü. Nice yıllara, eşek sıpası! Yazar
Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim. Yazar
Alper Uzun
Erken teşhis, bu hastalıkta en büyük umut olacaktır. Risk faktörlerine bakınca yaş büyük öneme sahip. 65 yaş yaşlılık sınırı yazmıştım. Hastalık "çoğunlukla" bundan sonrasında belirginleşmekte. Gelişimi ise 50'li yaşlarda başlamakta. O plak oluşumları usul usul. Yavaş yavaş üst üste yığılmakta. Bazı bireylerde çok daha erken hastalık belirginleşmeye başlamış olabiliyor tabii ki. Yazar
Necdet Şen
Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım. Necdet Şen
Necdet Şen
Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.