Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!

Necdettin Efendi - 13 Mayıs 2008


William'dan mektup:

Merabalar Necdet Abi,

Sabah şeriflerin hayrola ve de uçuşan pirelere kışt kışt! (Heh heh, espri yapayım dedim, bilmem oldu mu yani, ehi ehi, olsa da yaptım olmasa da:)

Şu an ayakta olduğunu biliyorum, çünkü sen karga kabahatini yemeden kalkmış ve kompyütır başına geçmiş ve dahi sebilhane bardakları gibi dizdiğin alengirli tümcelerinle kimbilir hangi derunî mevzulara balıklama dalıp, feylosofane ve dervişane fikirler dercedip, yazı masasını seccade kılaraktan, adeta ibadet edercesine, bla bla bla,,, (şey abi cümlenin ucunu kaçırdım da, ehi ehi :)

Abi, neyse, lâfı uzatıp kaşıntı yaratmadan arz-ı hâl eyleyeyim; bu sefer yeni yazımı Word dosyasıyla değil de sitedeki Yazar Formu vasıtasıyla göndermiş bulunuyorum ve tabii ki ben bir Ali Türkan sayılmam, hatta Tuna Kiremitçi ve Kürşat Başar bile sayılmam (ama onlar kadar yakışıklıyımdır yani, he he heee:), yani demekliğim odur ki, şu kürre-î arz üstünde bir ben vardur bende benden içerü...

Bu yazımda tüketim toplumunun makineleştirdiği horospu çocuklarına adamakıllı giydirdim. Bu dallamalara karşı o kadar hınç doluyum ki abi, yazdım yazdım hırsımı alamadım, daha da yazacam, ööle bilendim yani. Bunu oku sen, çok daha sert bir yazı geliyor arkasından. Kodum mu oturturum yani, sertimdir biraz.

Ondan sonra da, Melâmî Tekkesi, Millî Reasürans Merkezi ve Sular İdaresi hakkında zehir zemberek birkaç yazılar yazmayı düşünüyorum! Koyacam yani oralarına hepsinin!

Neyse abi, seni daha fazla germeyeyim. Yazıyı bi oku, fikriyatını belirt diyecektim. Yumuşak olduysa, daha da sertleştirebilirim. Sövebilirim, dövebilirim, darp edebilir, tân eyleyebilirim. Tırmalayabilir, kaşıyabilir, bayıra da karşı yatırabilirim hatta. Bizde öfke gani. Klavyenin de kemiği yok hani.

Öpüldünüz abi! Kahrolsun her şey! Annem bile okşasa, benim bağrım taş olur.

Lütfen görüş belirt abi. Senin düşüncelerin benim için ayet-i kerime kıymetindedir.

William Shake Speare, Britanya'nın asî çocuğu ("rebel without a cause")

* * *

Necdettin Efendi'nin yanıtı:

William'cığım, ciğerim, estağfurullah, senin yeteneğini puanlayacak durumda değilim. Ama madem "abi" olarak görüyor ve fikrimi soruyorsun, affına sığınarak, daha evvel de zikrettiğim görüşlerimi bir kez daha yineleyeyim.

(Aman haa, kendi üstüne alınma, ortaya konuşuyorum, herkes faydalansın diye.)

* Ne kadar üslup yapmaya çalışırsan o kadar yapmacık oluyor. Tamam, Türkçe'yi sular seller gibi okuyup yazıyorsun, yazacak dünya kadar da konun var. Ama neden illâ da edebîyat yapıcam diye kendini bu kadar sıkıntıya sokuyorsun? Daha düz yazamaz mısın?

* Ben de senin gibi, şu "özleştirme" saçmalığıyla dilimizden sürgün edilen eski kelimelere "meftunum". Bazen ben de aralara bir iki tane unutulmaya yüz tutmuş Osmanlıca kelime ya da deyim serpiştiriyorum. Ama bu meret var ya, baharat gibidir; azı karar çoğu bulamaç. Maksadın kelime hazneni sınamak, egonu tatmin etmekse tamam, ama "okunsun" istiyorsan, şu ağdayı ve cilayı biraz daha az kullanmalısın.

* Sık sık hatırlatıyorum; kafan bozukken, gönlün kırıkken, kalbin harapken, yazmayı ertele; bekle, keyfin yerine geldiğinde yaz. Ve (aman ha) sövüp sayar gibi, ilenir gibi, lânet okur gibi değil, kankanla bıcırdaşır, harmandalı oynar, hayatın tadını çıkarır gibi yaz (onun da b_kunu çıkarmadan tabii). Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın.

* Eleştirel akıl, tabii ki durağan ve ezberci bir zihinden daha iyidir. Ama diğer yandan da, eleştirmek dünyanın en kolay işidir. Daha doğrusu, saldırgan bir memnuniyetsizlikle uyanık bir zihni birbirine karıştırıyor olmak. Osmanlıca deyim hakkımızı kullanarak söyleyecek olursak, bu ikisini ayırt etmek için özel bir dikkat göstermekte "faide mülâhaza addediyorum".

* Nükte, aksırık gibi kendiliğinden geldiğinde hoş, ama "şimdi espri yapacağım, yapıyorum, yaaaptııım, anladın değil mi, yani ben şunu demek istedim" ve benzeri zorlama şirinlikler, çoğu zaman tam da istenilenin tersi sonuç doğurabilir. Sen duymazsın belki ama tam da o sırada birileri "hadi lan, canım ille de gülmek isteseydi, internette senin yazını değil, Cem Yılmaz'ın videosu arardım" diyor ve ekranın sağ üst köşesindeki kırmızı çarpı işaretini tıklıyor olabilir.

* Unutma ki "iyi bir ilk izlenim için ikinci bir fırsat yoktur" ve bu da dahil, tüm genellemeler, aslında bir parça sahtedir. Samimiyet (yani içtenlik) ise, tadından yenmez. (Peeeh!) Kısa ve öz yazan bakkalla uzun ve sıkıcı yazan bakkalın arasındaki farkı biliyoruz değil mi? Afişi bile var.

* Cümle aralarına parantezler, çıkmalar, meseller, ek cümleler sokuşturarak, meramını anlaşılmaz yapmaktansa, duru ve yalın bir dille anlatmak çoğu zaman daha iyi sonuç verir. Dene, göreceksin, çok kolay.

* Neydi parolamız? "Konuşur gibi yazmak." Yazdığın şey, yani içerik, iyiyse, anlattığın bir şey varsa, resmî evrak gibi bile yazsan, gene de mala davara okuyana faydası olur. Ama yok, pek bir şey anlatmayan içi boş bir yazıysa, istediğin kadar lâf kalabalığı yap, ortaya çıkan şey, gene de lâf kalabalığıdır.

(Bu son öğüdüm hem kızıma, hem de gelinime idi aslında.)

Hulâsa, Yunus'tan tornistan ederek söylemek gerekirse; bu ayetin tefsiri şudur:

"Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!
Seni sigaya çeken bir Molla Necdet gelir."

Bugünlük de bu kadar. Sağlıcakla kal William. Yarın ola hayrola. Her zamanki gibi, kediler yoldaşın, yosmalar oynaşın olsun, dam üstünde un eleyen tombul memeli kızlar rüyana girsin, acıyı bal, Fırat'ı yol, öfkeyi kul eyle (sen öfkeye kul olma), karanfil koksun cıgaran, dağlarına bahar gelsin memleketinin, cıgarayı bırak damla sakızı çiğne, tüpgazcıya, garsona, komiye, sucunun bakkalın kaportacının çırağına üç beş kuruş bahşiş ver.

Aydur.

Harapistanlı Kul Necdettin

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Para kazanma sanatı!

Ali Türkan

Hırslı, yavşak, yalancı, sahtekâr, vicdansız ve insafsız olan herkes, kalıbımı basarım, dolar milyoneri olur memleketimizde (ve dünyanın her yerinde). Neyse, senin yazdıklarını sana yazmanın anlamı yok. Sitenin güzelliği, sayfaların açılma hızı falan bunları düşündürdü, hemen yazdım. Kolay gelsin. Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°