Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Tarkan'dan KARMA felsefesi

Necdet Şen ~ 7 Mayıs 2002


Bu felsefe de zaten bir tek Tarkan'dan öğrenilebilir. Bunun filmini de çekse çekse Sinan Çetin çeker. Dalga geçer gibi yazdığıma bakmayın, bu iki ilgisiz isim vasıtasıyla da olsa, necip milletim Karma felsefesi diye bir şeyin varlığından haberdar olmuş oldu, fena mı?

Yakında sıra "Atman ne yana düşer usta?" mevzuuna gelir.

Bu Karma ve Atman kelimelerine ilk kez rastlıyorsanız, bendenizin ilk ve tek resimsiz kitabı Nereye'yi henüz okuma şerefine nail olamadınız demektir. Okusaydınız, bilirdiniz.

Efendim, Atman'ın ne olduğunu kitapta da muğlâk bıraktığım için, kıllık edip burada da açıklamıyorum. Fakat Karma nedir, kitabımda azıcık anlatmıştım, burada da değineyim:

Hani bizim dinimizde Amel diye bir sözcük vardır ya, "eylem" ve (her nerede ise) onun faturası olan cennet-cehennem anlamında, Karma da üç aşağı beş yukarı onun gibi bir şey. Yani, basite indirgeyerek anlatmak gerekirse, bu dünyada iyi şeyler düşünür ve hisseder, olumlu işler yaparsan, bu senin (vücut kimyan mı diyelim, yoksa auran mı) etrafında iyilik ve güzellikten oluşmuş bir atmosferle dolanmanı, hatta bundan sonraki yaşamlarına da (yeniden bedenlenme durumları) bu olumlu (ya da olumsuz) kimya ile bir kez daha aslına rücu etmeni sağlayan enerji bulutudur Karma.

Belki de bambaşka bir şeydir de bendeniz yalı kazığı işkembeden sallıyorumdur.

Kısacası, Karma dendiğinde ben bunu anlıyorum. Bozuntuya vermeyin.

Yüreğini nefretle karartmayacaksın

Karma felsefesini böyle anladığım için midir bilemem, son yıllarda "nefret" sözcüğünü, hatta "sevmem" sözcüğünü lugatimden kazıdım attım.

Çünkü sevememenin bir nevî zavallılık, hatta hastalık, mağduriyet olduğunu düşünüyorum. Sevememek sevemeyeni çürüten zehirdir ve içinde nefreti, kötü duyguları barındıran insan, başkasına değil, kendine yapar en büyük kötülüğü.

Nasıl mı?

Diyelim ki falanca kişiye "gıcık" oluyorsun.

Eee??? Sen gıcık oluyorsun diye gıcık olduğun kişinin bedenine iğneler mi saplanıyor? Yoksa sen bizzat kendin mi gerilip karıncalanıp duruyorsun içinde taşıdığın bu olumsuz duygu ve düşüncelerden dolayı?

Birine kafayı takıp da bütün gün dişlerini gıcırdata gıcırdata onun adını sayıkladığın, lânetler yağdırdığın, öfkelenip durduğun zaman o kişiye ne oluyor ki? Belki o senin varlığından bile habersiz. Belki senin kasların nefretle gerilirken, o kanepeye yayılmış iç açıcı müzikler dinliyor, zevkli romanlar okuyor, yemek yiyor, çay-kahve içiyor, sevgilisiyle oynaşıyor. Nefret ediyorsun da eline ne geçiyor kalbini yormaktan başka?

O nedenle, eğer bir parçacık aklın ve sağduyun varsa, yüreğini nefretle karartmayacaksın, içini negatif duygularla ve aklını karanlık düşüncelerle kirletmeyeceksin, yoksa başkaları değil sen zararlı çıkarsın ey insanoğlu.

İşte Karma felsefesi budur aziz Katmandululaar!

Bilinç nedir abi?

Offf ki offf! Maalesef şunca zamandır binlerce sayfa çizgi roman, seksene yakın Dilin Kemiği yazısı ve birkaç kitapla meramımı anlatamadığım kişilere bundan sonra da ne desem havagazı. Gülünç ama biraz da acıklı bir durum bu; gecelerini gündüzlerine katarak bir şeyler anlatmaya çabalıyorsun, başka insanlara kendi iç huzurundan birazını taşıyabilmek için. İstiyorsun ki, bir dut ağacı gibi, mahallenin bütün çocuklarını tatlı yemişlerinle besleyip içlerinde bir sıcaklık ve mutluluk kıvılcımı başlatabilesin. Ama herkes kendisine verileni yine kendi beyninin akım şiddeti ölçüsünde alabiliyor. Kimi derin düşüncelere dalıyor, hayatın anlamına belki bir adım daha yaklaşıyor, paylaştığın deneyimlerin, ayak izlerinin üstüne basarak; kimi ise sadece içindeki karanlığı derinleştirecek düşmanca hisler devşiriyor onca ayrıntının arasından. Sadece bunun için okuyor kitapları.

Zaman zaman soruyorsun, "daha başka nasıl anlatmalıyım, sevgisizliğin en büyük bahtsızlık olduğunu sevgili insan kardeşlerime; daha başka nasıl anlatmalıyım nefretin yankı vadisine atılan çığlık gibi yansıyıp yine kaynağına döneceğini?" diye.

Bilinç, hayatı güzelleştirme becerisidir sevgili İstanbullular, aklımızın kirlerinden arınma, yunup yıkanıp paklanma becerisidir. Bilinç, öfkenin altında korkunun yattığının ayırdına varabilme mutluluğudur muhterem Kuzguncuklular. Bilinç, beynimizdeki menfî uğultuları susturup, dallarda cıvıldaşan kuşların şarkısını duyabilme marifetidir.

"Dost kim, düşman kim?" diye çetele tutma, "düşman" bellediklerini nasıl yok edeceğini hesaplama zavallılığı değildir bilinç. Onun adı cehennemdir. Bu dünyada kendi cehennemini yaratıp onun içine hapsolmaktır.

Taptuk Emre'nin dergâhına doğru odunlar taşımak gerek

İki ay kadar evvel bir yazar arkadaşım İstanbullu bir okurunun buluşma teklifine "peki" demiş ve buluşmuşlar Beylerbeyi semtindeki çınarlı bir çay bahçesinde.

Masaya dört tane de davetsiz konuk yerleşmiş. Galiba arkadaşımla buluşan okurunun arkadaşlarıymış.

Tanıştırılma faslının hemen ardından, arkadaşımın adını öğrenince "aa, sen misin o gerzek yazıları yazan yeteneksiz?" diye girmişler söze. Arkadaşım şaşırmış. Son derece kaba ve saldırgan bir tavır içindeymiş bu sevmemeyi üstünlük zanneden nursuz gençler.

Arkadaşıma buluşma teklif eden okur da şaşırmış bu hakaretamiz tutuma ve onlara "ne biçim konuşuyorsunuz?" diye tepki göstermiş. Ama bir ara her nasılsa aslında arkadaşımı ilk kez vaktiyle Derkenar'da yayınlanan yazılarından tanıdığını söylemek gafletinde de bulunmuş.

Nefret kusanlar Derkenar adını duyunca "haa, sen de mi necdet şen'in müridlerindensin?" diye sürdürmüşler hakaretlerini. Sonra da böbürlene böbürlene uzun zamandır e-postalarımı gizlice okuduklarını ve kimlerle ne tür yazışmalar yaptığıma, sevgilimin kim olduğuna, ne zaman tatile gittiğimize, bilgisayarımın ne zaman çöktüğüne varana kadar bir sürü özel konuyu ayrıntılarıyla, ama daha çok Televole üslubuyla (ve öfkeden suratları karara karara) sayıp dökmeye başlamışlar.

"Siz hekır mısınız, nasıl okuyorsunuz necdet'in e-postalarını?" diye sormuş arkadaşım, "biz biliriz bu işleri" diyerek kasılmışlar.

Sonunda yazar arkadaşım dayanamayıp, "o insan size bir şeyler verebilmek için gecelerini gündüzlerine katarak uğraşıyor; yazıklar olsun, sizin için mi döküyor o kadar göz nurunu?" diye tepki gösterip kalkmış masadan; kendileri bi bok yazamayan, ama yazanların başına belâ kesilmekten böbürlenme payı çıkaran o yaratıkları masada kötü karmalarıyla başbaşa bırakarak çekip gitmiş.

Daha yirmili yaşlarını süren ve sevgisizlikten yürekleri kömüre dönmüş bu dört gencin adları Handan, Coşkun, Hale ve Namık. Arkadaşımla buluşan ve bu sevimsiz karşılaşmaya (herhalde) istemeden vesile olan kişinin adı ise Gülşen. Söylendiğine göre Handan Boğaziçi Üniversitesinde okuyormuş, Namık bütün bu çiğ konuşmaları sessizce izlemiş, en terbiyesizleri Coşkun ve Handan'mış.

Lamer parçaları

Birilerinin Veezy'den aldığım mailleri gizlice okuduğunun, bazı maillerin bana ya da yolladığım adreslere ulaşamadığının, birilerinin bana ısrarla trojan ve virüs gönderdiğinin uzun zamandır farkındaydım zaten. Ama umursamıyordum.

Bu tarz korsanlıkların internette çok yaygın olduğunu, bazı insanların bu teknolojiyi "kime ne verebilirim?" arzusuyla kullanırken, bazılarının da "kime ne zarar verebilirim?" hırsıyla kullandığını, iyilik ve kötülüğün tarihinin insanlığın tarihiyle günü gününe yaşıt olduğunu, enerjisini olumlu mecralara kanalize edemeyen sorunlu insanların kendilerini yıkıcı yollarla ifade etmekte olduğunu zaten biliyordum. Sürpriz olmadı.

Noolucak ki, e-posta dediğin kartpostal gibi zarfsız bir şeydir. Yazarken bazı kötü niyetli kişilerin eline geçebileceğini bilerek yazarsın zaten. Ayrıca, ne olabilir ki benim e-postalarımda? En fazla sevgilime yazdığım "oh, yerim seni, muck muck muck!" gibi ayrıntıları gözetleyebilirler. Buyursunlar gözetlesinler.

Fakat neredeyse iki yıla yakın zamandır bu ne ısrar, bu ne marazî bir inat, anlayabilene aşkolsun. Bu arkadaşlar bana kalırsa hacker falan değil, altı üstü kıçıkırık birer lamer.

Ama nasıl bir ruh kimyasıdır ki bu, bıkmadan usanmadan e-posta hesaplarımı gözetliyor ve kendilerine benim sıkıcı yazışmalarımdan mevzu çıkarmaya çalışıyorlar? Ben bu kadar ilginç miyim?

O kadar mı çölleşmiş bir hayatınız var çocuklar? Benim dünyamda sizi bu kadar cezbeden ne var, söyleyin ben de bileyim?

Peki ya neden bu kadar düşmanca hislerle dolusunuz bana ve okurlarıma karşı?

Sizinle karşılaşmış olduğumuzu hiç sanmam. Acaba babalarınızdan ya da annelerinizden mi ödünç aldınız bu nefreti? Yoksa geçen yıl ya da ondan önceki yıl, bana yazdığınız yavşakça bir e-postaya ters bir yanıt aldınız da ondan mı bu takıntılı nefretiniz? Anneniz, babanız ya da siz, hangi gazeteyi okuyorsunuz? Bir tahminde bulunmamı ister misiniz?

Sebep ne olursa olsun, bu nefreti içinizde bir ur gibi, iki kaşınızın ortasındaki kanserojen bir et beni gibi taşıyanın yine siz olduğunuzu nasıl olur da anlayamazsınız?

Son haftalarda yağmur gibi virüs yağıyor posta kutuma. Gönderenler her kimse, bitmek tükenmek bilmeyen bir negatif enerjiyle bana odaklanmış. Günde bazen on, bazen yirmi tane virüs, daha inerken antivirüs programım tarafından bulunup imha ediliyor. Bu zavallı mutsuz çocuklar, herhalde bütün gün bilgisayar başında oturup şanslarını tekrar tekrar deniyor olmalılar. Peki, denesinler; en azından yalnız olmadığımı, birilerinin benimle özel olarak ilgilendiğini öğreniyor, mutlu oluyorum.

İyi de, varsayalım ki bu yolladıkları ve internette gelişigüzel dolanan virüslerden olmadığını anlayayım diye adlarını "necdet.bat" , "Allah.scr" , "Derkenar.exe" , "HIZLIgazeteci.pif" , "atlaridavururlar,doc" ,falan diye değiştirdikleri virüslerden birkaç tanesi bilgisayarıma bulaşsa da, arzu ettikleri gibi (diyelim ki) bilgisayarım göçse ne olur? Bi format daha atar, kaldığım yerden devam ederim; dünya mı yıkılır? Tut ki beceriksizin tekiyim, sorun çözme yeteneğim zayıf, işin içinden çıkamadım, formatlayamadım, bilgisayar cozuttu, göçtü, viran oldu, C sürücüsüne incir ağacı dikildi, hurdaya döndü. Noolur ki? Seçerim kitaplığımdan lezzetli bir kitap, uzanırım hamağıma, keyfimi orada devam ettiririm.

Alırım sevgilimi tatile giderim. Siz de "tatillerini nerede yaptıklarını saptayamadık" diye paparazzi goygoyu yaparsınız aranızda.

Ah zavallı kardeşlerim, keşke sizi kafanızdaki cinlerden kurtarma şansım olsaydı. Keşke şu sevgisizlikten kararmış ruhlarınıza bir parça nur indirebilseydim. Ama ben ne yapabilirim ki, sizi tanımıyorum bile. Bana neden bu kadar düşmansınız? Kendinize nasıl bu kadar çirkin, bu kadar pespaye bir rol biçtiniz? Hangi gerekçe, hangi ruhsal travma, size bir şeyler verebilmek için çırpınan insanlara karşı bu kadar kötü niyetli ve haydutça tavır içine girmenizi haklı kılabilir? Kendinizi hangi saçmalıklarla kandırabiliyorsunuz?

Kandırabiliyor musunuz sahiden?

Övünebileceğiniz, kendinize saygı duymanızı sağlayabilecek başka bir iş gelmiyor mu elinizden?

Niye bu kadar mutsuzsunuz çocuklar?

Babanız yaşındaki bir adam, cebindeki son kuruşlarla bir bilgisayar alıp gece gündüz didinerek size ve sesini ulaştırabileceği herkese kendi göz nurunu, içinden geçen ışığı sunarken, sizler babalarınızın aldığı bilgisayarlarla ve baba parasıyla okuduğunuz üniversitelerde öğrendiklerinizle meyva veren ağacı taşlamayı, taciz etmeyi, küstürmeyi, bunaltmayı (diyelim ki) başarsanız bile, elinize ne geçmiş olacak?

Kendi olumsuz Karma'nıza tutsak olduğunuzu, kokuştuğunuzu, adamlıktan uzaklaştığınızı göremiyor musunuz?

Noolucak ki, internetteki üç beş hacker sitesini takip edip, oradan indirdiğiniz birkaç .exe dosyası ya da Visual Basic script ile benim, Karen Fogg'un, hatta belki Ceymis Bond'un e-postalarını çalabilir, okuyabilir, Derin Devlet'in solcu kisvesine bürünmüş şirret tetikçilerine satabilirsiniz. Ama bu sizi "insan" yapmaz ki.

Emek adına, sevgi adına, güzellik adına ne becerdiniz ya da becermektesiniz, bana onu söyleyin.

Yazık değil mi kendinizi bu kadar küçültmeniz? Hiç mi utanç duymuyorsunuz böyle pis işlerle oyalanıp, bir de utanmadan ortalarda "ben neler yapıyorum bak?" diye kasıla kasıla dolanmaya?

Söyleyin çocuklar, sizin için ne yapabilirim? Sizin için ve pırıltısını düşmanca duygulara kurban etmiş bu ruhsuz 12 Eylül Kuşağı için ne yapabilirim?

Hangi cümlem, hangi çizgim bu kadar kör etti gözlerinizi? Sizi bu körlükten ve bu karanlıktan kurtarmak için ne yapabilirim?

İster benden öğrenin Karma felsefesini, ister Tarkan'dan. Ama mutlaka öğrenin çocuklar; buna feci şekilde ihtiyacınız var.

O zaman anlayacaksınız, içinizde taşıdığınız kötü duyguların ve yaptığınız, yapmaya çalıştığınız berbat işlerin er geç bumerang gibi gelip alnınızın ortasına, açılamamış gönül gözünüzün olması gereken yere kara bir yazgı gibi saplanacağını. Sizi "güçlü" kıldığını sandığınız o virüs, trojan ve hack programlarının aslında elinizin ve yüreğinizin kiri olduğunu. İnternetin sanal bir evren olduğunu. Ve o sanal evrende sizler İskeletor'luğa heveslenirken, içinizdeki karanlığı Kuzguncuk'a, Beylerbeyi'ne, boğazın güzel manzaralarına, çınaraltına taşıdığınızı.

Ben hamağımda sallanır, iyi huylu samur kuyruklu kedimin gıdısını okşarken ve o "gerzek" dediğiniz insan yüzlerce, binlerce kuyruklu meleğin karnını doyurur, hayatını kurtarırken, sizler lâğım fareleri gibi nickname'lerin, sahte IP'lerin arkasına saklanıp, üreten insanların bilgisayarlarına ruhunuz kadar karanlık, habis virüsler ve trojanlar gönderiyor, o yamuk işlerde avuntu arıyor olacaksınız.

Keşke sihirli bir lâmbam olsaydı. İnanın bana, onu kendim için değil, önce sizin için kullanırdım. Çünkü ben her şeye ve sizin gibilere rağmen mutluyum. Mutsuz olan sizsiniz.

Neden acaba?

 

Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Naylon geceliği orospular giyer!

Ali Türkan

Kadınsı yumuşaklık kayboldu galiba. Erkek gibi düşünen, toplumda erkek gibi başarılı olmak isteyen, hatta erkek gibi olabilmek için askere bile gitmek isteyen kadınlar sardı ortalığı. Kadınlar, dünyayı güzelleştirme fırsatını, erkek gibi olabilmek adına kaçırdılar bana sorarsan. Çünkü sınanmış ve boku çıkmış bir modeli kendileri adına keşfettiler. Yazar

Son Yorumlar

Hasan Saka, Sokak hayvanları için dedi ki: Sokak hayvanları sağlığımız için tehlike yaratıyor. İtlâf edilsinler diyemeyeceğim ama hiç değilse... (Devam)

Battal Takoz, Buyurun Çadır Tiyatrosuna! için dedi ki: 90'lı yıllardaki "Kanal Market" deneyimini hatırlayan var mı? Efe Özal'ındı sanırım... (Devam)

devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Tanrı insanın elinin dolu olup olmadığına bakmaz temiz olup olmadığına bakar

'Yaratılış'ın ani mi, yoksa evrimle mi olduğu konusu insan oğlu-kızı olarak meçhulümüz. Elimizde teoloji ve teoriler var. Teoriye inanan o zatın dogmatikliği ile teolojiye inananın dogmatikliği arasında bir fark yok.

Prof. Dr. İlhami Güler (Star)

En Son Yazılar

Buyurun Çadır Tiyatrosuna!

Kâmuran Kızlak

Benim çocukluğumda bazı ilçe ve kasabalarda panayırlar kurulurdu. Oralarda kurulan "Çadır Tiyatroları"nda milleti epeyce "olgun" (yani Kabe-i Mükerreme'yi tavaf yaşı gelmiş) hatunları röntgenlemeye ikna etmeye çalışan panayır cazgırları olurdu. Bu insanlar o günlerin bir nevi program sunucularıydı. Yetenekli cazgırlar çoğu çaptan düşmüş üryan hatunlar hakkında yaptıkları akıl çelici reklâmların etkisiyle çadırı doldururlardı.   Yazar

Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!

Necdettin Efendi

Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın.   Dilin Kemiği

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.