Necdet Şen ~ 19 Temmuz 2001
Sabahın sekizinde sayfa güncellediğimi gören olduysa eğer, "yine sabahlamış bizim çılgın site canavarı" diye düşünmüştür muhtemelen.
Oysa ben akşam paşa paşa yatmış uyumuştum; sabahın yedisinde kargaların şamatasıyla uyandım.
Ama ne şamata! Ben diyeyim onlarca sen de yirmilerce karga penceremin önüne doluşmuş, bir vaveylâ bir kıyamet ki sorma gitsin!
Bir süre bir o tarafa bir bu tarafa dönüp durarak çenelerini kapatmalarını bekledim. Belli mi olur, bakarsın tekrar uyurum ve Angelina Jolie bıraktığım yerde (ve aynı pozda) beni bekliyor olabilir.
Ama ne mümkün?
Bazen iki erkek karganın penceremin önündeki armut ağacının en üst dalında kavgaya tutuştuğu olur. Ne dediklerini anlamasam da "burası benim dalım, bas git buradan!" diyen kabadayı kargayla "hıh, niyeymiş? asıl sen bas git!" diyen diğer kabadayı karga arasındaki ağız dalaşı olduğunu düşünürüm. Ama bu seferki bağırtı çağırtı iki erkek karganın yapamayacağı kadar yüksek perdeden ve ısrarlı.
Kalktım, pencereden dışarı baktım. Otoparkta bir karga sallana sallana yürüyor. Hemen ensesinde kara bir sokak iti, oyun mu oynuyor yoksa zavallıyı punduna getirip mideye indirmenin ön hamlelerini mi yapıyor belli değil. Yukarıdaki gürültücü kargaların çıkardığı cehennemî gürültünün nedeni buymuş demek. Cemaat dayanışmasına bakar mısın? Oysa beni sıkıştırsa bir köpek, en yakın arkadaşlarım bile otuz metre öteye kaçar, oradan seyreder akıbetimi.
Baktım ki bu kargalar yukarıdan yaptıkları patırtıyla bu aç iti oradan kaçıramayacak, alelacele fırladım yataktan, giydim kıçı yamalı bermuda pantalonumu (hakkaten, çok kötü yamamış Nimet hanım, sokakta gezilmez bununla), belden üstüm çıplak (o saatte kim görecek bâd-ı sabâ'dan gayrı?) fırladım dışarı, kovaladım düşük kulaklı piç kurusunu. Gitsin, çöp tenekelerinde arasın nafakasını.
Yetmişli yıllardı sanırım, bir akşam üzeri penceremin önündeki kaldırımda kavgaya tutuşmuş iki güvercini seyrediyordum.
Sokağın yukarısından üzerindeki üniformasıyla salına salına gelen bir gece bekçisi (birazdan başlayacak olan mesaisi için Bostancı karakoluna gidiyor olmalıydı) kaldırım kenarındaki kavgayı görünce yolunu değiştirip kavgacıların yanına gelmiş ve ayağının ucuyla dürterek kavgayı ayırmış, asayişi berkemal kılınca yoluna devam etmişti. Görev bilinci işte. Bende de var sanırım biraz bu "Bekçi Murteza" kişiliği, kavgalara seyirci kalamam, mutlaka zayıf olanın yanında kavgaya dahil olurum.
Otoparktaki karga, Hacıyatmaz gibi iki yana sallanarak yürüyüp duruyor ortalıkta. Uçamıyor. Sırtında yara var; sanırım ısırmış bunu siyah kuçukuçu ben gelene kadar.
Köpek ortadan kaybolunca, bendeniz kargayı yukarıdaki gürültücü cemaatine teslim ettim, uykumun kalanını ikmal etmek maksadıyla eve yöneldim. Zaten koro da anında kesti sesini tehlike geçince.
Fakat tam eve giricem, yine başladı yaygara. Döndüm gerisin geri, bu kez de Melek Hanım (kedim) musallat olmuş zavallıya.
"Gel kızım" diye yanına gittim, maksadım, yakalayıp eve hapsedicem, ama cin gibi zilli, anında çaktı niyetimi ve arabaların altına sotalandı. Karga desen dolanıp duruyor ortalıkta. Nereye saklansın ki gökyüzünün garibanı; kedinin elinin ulaşamayacağı neresi var? Haftada bir serçe ölüsü getiriyor zaten bu kedi balkona, yiyor benden zılgıtı her seferinde, yine de akıllanmıyor.
Baktım olacak gibi değil, gittim evden battal büyüklükte bir plaj havlusu aldım. Karganın üstüne atıp yakalıycam ve emniyete alıcam, ama kaçıyor; üstelik zaten yaralı hayvancağız.
Birkaç denemeden sonra, havluyla değil ama ellerimle enseleyip, karganın itirazlarına aldırmadan eve yöneldim. Uçacak kıvama gelene kadar evde bakıcaaz artık.
Ama sonra aklıma yine Melek geldi. Bu namussuz kuş katili onu evde de rahat bırakmaz.
Bir ağaca yerleştirsem hayırlısıynan?
Ama bu velet kedinin tırmanamayacağı ağaç yok ki.
Elimde karga, apartmanın girişinde kalakaldım. Şimdi işe gitmek için kalkanlardan biri çıkacak, beni görecek o Tarzan halimle (göğsümün kılları çoktan kadayıf, ama kıçımda kısa pantalon).
Sonunda "yine en makul yol bunu armut ağacının dalına koymak" dedim ve dediğimi yaptım. Cemaat dayanışması burada da kendini gösterir, diğer kargalar buna ot çöp sigara, temiz çamaşır falan getirirler herhalde; eşek değiller ya.
Kargayı bıraktım gidiyorum, içime bir kurt düştü. Gene geri döndüm ki, Melek çoktan zıplamış armudun dalına. Karga dalların en ucuna kadar gidiyor, bizimki de ardında.
Yerde ne kadar çürümüş ezilmiş armut varsa kapıp kapıp fırlattım Meleğe, sonunda vazgeçirdim o menhus sevdadan, indi aşağı. Tekrar çıkmasın diye bir süre ağacın altında nöbet tuttum, sonra eve geldim.
Güneş yükseldi bu arada, gâvur bilmemnesi gibi yakmaya başladı ortalığı; nasıl yatıp uyursun bu sıcakta? Ben de aldım Herman Hesse'mi okumaya başladım. Ağaç başlıklı yazı çok güzeldi, açtım bilgisayarı, canımcığım okurcuğumlarımla paylaşayım dedim. Saat oldu sekiz.
Velhasıl, bu sabah ben de (kargalar sayesinde) herkes gibi makul bir saatte kalkıp adam gibi kahvaltı yaptım. Sonra girdim internete, sitenin girişindeki o bedavayken paralı olmuş berbat sayacı daha düzgün olanıyla değiştirdim, Fatih'le yazıştım, siteye çekidüzen verdim, güne başladım.
Sırada kirazlar var ifadesi alınacak, sonra gitarımı kucağıma yatırıp azıcık okşarım tellerini, sonra ne yaparım bilinmez.
İşsizlik kıyak zanaat azizim. İsterdim ki siz okurcularıma IMF, Kemal Dervish, emperyalizm, tüketim toplumu, içi boşaltılan devlet hazinesi, olmayan sol, olmayan muhalefet, olmayan fikir hayatımız, yürüyemeyen, işitemeyen, yönetemeyen, ama koltuğundan kalkmamakta inat eden zavallı "Karaoğlan" ve daha bilumum "ciddi" konularda derin ahkâmlar keseyim; ama naapiim ki ben işsizim, gazete-mazete okumuyorum, televizyon-melevizyon seyretmiyorum, enflasyon-menflasyon oramda bile değil (çünkü kaybedecek param yok) ve ben zibidinin cıvığın tekiyim; kargalar daha fazla umurumda.
Sahi, siz iyi misiniz?
Atman ne yana düşer, merak edenleriniz var mı?
Bu zamanda ev geçindirmek bayaa zor zanaat. Hele çocuğun okul taksitleri. Sonracığıma, kredi kartı ödemeleri, cep telefonu, wap, Cine-5, Teleon, dev ekran, uydu anten vesaire faturaları... Ah, bir de güneydeki yazlığın ödemeleri ve arabanın benzin şu bu parası, bok-püsür...
Allah yardımcınız olsun. "Çağdaşlık" çok zor zanaat.
Kargaların zeki hayvanlar oldukları söylenir. Aynı zamanda çok uzun yaşarlarmış (100 yıl kadar). Merak ediyorum, kargalar zeki oldukları için mi bu kadar uzun yaşıyor, yoksa uzun yaşadıkları için mi bu kadar zekiler?
Nilgün ~ 10 Mayıs 2007
Kargaların şehir hayatına en iyi uyum sağlayan iki kuş türünden biri olduğunu okumuştum. Diğeri de serçelermiş.
Servet Avcı ~ 30 Kasım 2007 (10:58)
Kurtçuklar leşleri, kargalar kurtçukları, köpekler ve kediler kargaları yiyor. Sonra bir gün köpekler leş oluyor. Biz ne kadar hayatın değerini bilip korumaya kalksak da böyle bir "ekolojik düzen" var. Biz bu dönüşümden değil, aslında haklı-haksız, zayıf-güçlü dengesinin bozulmasından rahatsız oluyoruz herhalde. Tabii ki olmalıyız, biz insanız yahu!
Ali Sedat Çetinkoz ~ 30 Kasım 2007 (14:28)
Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

Ali Türkan
Onurlu olmak da, en başta, insanlardan bir şey istememek, istesen bile aynı yu iki kere sormamak demek benim için. Çocuklarıma da bunları öğretiyor, böylece onlara yapılabilecek en büyük kötülüklerden birini yapıyorum. On yıl sonrasının dünyasında, yalnız kalmalarını programlıyorum şimdiden. Bu öyle bir yük ki, kalkamıyorum bazen altından Bu yüzden de dünyayı değiştirmek istiyorum.. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
Kâmuran Kızlak
Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar
Necdettin Efendi
Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.