Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

İnternet dediğin gazoz ağacı

Necdet Şen - 15 Ağustos 2001


Okurlar uyardı, sağolsunlar, bazı yazılara verdiğim link tıklanınca, okumanızı istediğim o günkü yazısı değil de bugünkü yazısı açılıyormuş.

Buna benzer şeylere ben de çok rastlıyorum internette; o nedenle de bir yazıya link vermek zorunda kalırsam, sonradan sık sık o siteye girip "verdiğim link hâlâ çalışıyor mu?" diye kontrol etmek zorunda kalıyorum. Ve sonunda da dayanamayıp o yazıyı kendi siteme kaydediyor, kurtuluyorum. Bunu da öyle yaptım. Ondandır, başlangıçta yazıların orijinal sayfalarına link verirken, sonradan tüm yazıları kendi sitemin içeriğine taşımamdaki sebeb-i hikmet.

Başkalarının emeklerinde kusur bulmak ayıp olur diye şu ana kadar dile getirmekten kaçınıyordum ama artık tutamıyorum kendimi, dilimin altındaki baklayı çıkarıyorum:

* * *

Büyük tirajlı ve astronomik bütçeli gazetelerin ve dev holdinglerin, ya da internet portallarının web sitelerine baktığımda inanılmaz bir beceriksizlikle hazırlanmış olduklarını, estetik, göz zevki, içerik zenginliği, tat tuz şöyle dursun, kolay açılabilen bir site yapmanın bile kıvırılamadığını, sayfa düzeninin cıfıt çarşısı ya da yamalı bohça gibi olduğunu, kimi sayfaların hiç açılmadığını, kiminin yarım saatte açıldığını, açılan sayfalardan, anasayfada anonsu yapılan yazı yerine başka şeyler çıktığını, bazen anasayfadaki kocaman başlıklarda inanılmaz hatalar bulunduğunu görüyor ve "acaba ben bir mezbelelikte mi geziniyorum, kendi yaptığım site için harcadığım şunca emek ve gösterdiğim özen bir nevi kaçıklık mı?" falan diye düşündüğüm oluyor.

Öyle ya, şu ana kadar bu siteye gösterdiğim özeni takdir eden üç-beş kişi çıktıysa, "canım, burası internet, bu kadar titizlenmenin ne anlamı var?" diye eleştiren otuz-kırk kişi çıkmıştır. Eğer bu toplumun baskın eğilimi özensizlik ise, bendenizin yaptığı işi pırıl pırıl yapma ısrarını "çatlaklık" olarak görenler (varsa) kendilerince haklı olmalılar.

Örneğin, kitabım Nereye ile ilgili bir yoruma kendi sitemden link verirken, oraya ilk önce o bu yazının başlığında yer alan fotografını kopyalayıp koymuştum. Ama sonra sayfamın öncekinden daha geç açıldığını farkedince şüphelenip kilobaytına baktım. Alabildiğine kalitesiz tarandığı halde o fotografın ağırlığı yaklaşık 30 kilobayt. İnanılmaz bir şey! Uğraşsan o kadar ağır yapamazsın. Onu çıkardım ve sayfaya kendi çizgilerimden birini koydum. Onun ağırlığı (çizgi olduğu halde) 3 kilobayt bile değil.

* * *

"Ohooo, bu daha ne ki?" diyenler çıkacaktır.

Haklısınız. Son derece kötü örnekler var internette.

Ve anladığım kadarıyla, cahil bir işverenin sapla samanı, konudan anlayanla anlamayanı ayırabilme becerisi tamamen şansa kalmış. Bir de tabii "işi bilenlerin ve kılıcı kuşananların" kendilerini pazarlama konusundaki girişkenliklerine.

O siteyi ve benzerlerini hazırlayan arkadaşları suçlamak için söylemiyorum bunları; sonuçta ellerinden gelen o kadar ve ekmek paralarını kazanmaya çabalıyorlar. Herhalde daha iyisini yapabilecek durumda olsalardı, yaparlardı. Ben sadece sermayenin ne kadar çapsız insanların ellerinde dolandığını ve aslında piyasalarda hüküm süren yapılanmanın şu lânet olası Kapitalizm'in kurallarına bile uymadığını, kapitalin (dolayısıyla, şu ya da bu projeyi hayata geçirebilme şansının) çapul gibi ganimet gibi elden ele dolandığını sezinlediğimi anlatmaya çabalıyorum.

Kimin gözünü para hırsı bürümüşse, para onların ellerinde...

Dolayısıyla karar yetkisi de onların ellerinde. Bırak hayırlı işlerle uğraşmayı, sömürülecek emekçiyi seçme ayrıcalığı bile kifayetsiz muhterislerin elinde. Eh, o zaman da kalite haliyle küme düşüyor. Ve ortalığı ayak kokusu kaplıyor ki sorma gitsin. En iyiler kızakta, döküntüler dümende.

Ülkem benim, uçsuz bucaksız koyun ağılı.

Tekrar ediyorum, bu lâfları bir site yapmayı bile beceremeyen ecirlere söylemiyorum. Onların elinden o kadarı geliyor; daha iyisini yapmayı da öğrenirler inşallah.

Bendeniz, kendi web sitelerinin ne kadar dökülen şeyler olduğunun farkına bile varamayan, varsa da umursamayan siyah ıskarpinli ve Rolex saatli hazretlere "yuuuh!" diyorum.

Kapitalizme ve onun değerlerine hiç sempatim yok, ama yine de şu ülkedeki sistem hiç olmazsa Kapitalizm olmayı başarabilseydi diyorum; çünkü o kadarı bile olamıyor; çünkü bu sistem, bana sorarsanız, Kapitalizm öncesi bir şey; belki adına baskın ve yağma sistemi demek doğru olabilir.

Gazete, ama aslında gazete değil. Televizyon, ama aslında televizyon değil. İnternet portalı, ama aslında portakal sandığı bile değil. Banka, ama aslında banka değil. Dostlar alışverişte görsün; onların sahiplerinin aslında başka "mühim" işleri var.

O "iş"lerin "ne iş?" olduğunu hep birlikte biliyor, ama "ben söylemiiym de başkası söylesin" diye birbirimize bakınıp duruyoruz. En yukarıdan en alt kademeye kadar hemen herkesin bir biçimde "kitabına uydur, işini yürüt" felsefesini içselleştirdiği bir memlekette, ebemizin örekesine karlar yağıyor, bendeniz, boşuna yaz bekliyorum.

* * *

Bunları ne dedikodu olsun diye, ne de "ben var ya ben, şöyle yetenekli biriyim, böyle iyi site yapıyorum" babında böbürlenmek amacıyla anlatıyorum.

Düşe kalka kendi yağımla kavrulmayı öğrenmeye çalışıyorum.

Meramım özetle şu:

Bendeniz gurbet kuşu, daha bir yıl evvel bu günlerde evimde bilgisayar bile yokken ve şimdi de bu işlerin acemisiyken, daha yemem gereken on fırın ekmek varken, nasıl olur da dev bütçeli basın yayın kuruluşlarının her gün (belki) onbinlerce kez tıklanan internet siteleri benim birkaç yüz ziyaretçili kavruk sitemi bile aratacak kadar dermeçatma yapılabilir?

Bu medya devlerinin kendi internet sitelerini bu kadar hafife almaları, bu kadar yalapşap yapmaları, yayıncılık alanında faaliyet gösteren ve muazzam cirolara sahip holdinglerin aslî uğraşlarını bu kadar boğuntuya getirmeleri nasıl açıklanabilir?

İşte bunu sormaya çalışıyorum deminden beri.

* * *

Bilirsiniz herhalde şu fıkrayı:

Hani adamın biri, kocaman ve bomboş bir vitrinin ortasında duran antika bir çalar saatten çok hoşlanmış, satın almak için dükkâna girmiş, fiyatını sormuş.

Dükkâncı adama, "bu saat satılık değil" demiş.

Adam, "peki" diye sormuş, "başka saat yok mu?"

Dükkâncı "hayır" demiş, bu dükkânda ne saat ne de başka bir şey satılmaz."

Adam şaşırmış: "yani burası antikacı dükkânı değil mi?"

Dükkâncı, "hayır" demiş, "burası sünnetçi dükkânı, o saat vitrin süsü."

Bunun üzerine adam sormuş: "burası sünnetçi dükkânıysa, neden vitrine saat koydunuz?"

Dükkâncı yanıtlamış: "peki ne koysaydık?"

* * *

Ben de takıldım kaldım o soruya.

Yoksa gazete dergi yapmak, onların internetteki izdüşümü olan web sitelerini yayına sokmak, asıl amacı gazetecilik olmayan bir başka faaliyetin vitrindeki çalar saati mi?

Bütün o gazeteler, dergiler, web siteleri falan dekor olmasın sakın?

* * *

Naapsam, banka-manka mı kursam? Yönetim kuruluna kimleri alsam?

* * *

Ehm... Yok, almiiym... Ben bu tahta kafamla "batmayı" bile beceremem.

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Yazı nasıl yazılır?

Ali Türkan

Karnımız kaşınsın diye kaşıyor, ısınmak için sokuluyoruz. Daha iyi kaşıyan, daha iyi ısıtan birine yamanınca da, yallaaaah! Şimdi buradan don lastiği gibi çeker de çekerim bu konuyu ama bugün oralı değilim. Notlarım arasında kafama takılanlara şöyle bir dokundum işte. Sabah keyfi gibi bir şey oldu benim için. "Yazı nasıl yazılır?" diye ukalâlık yapacaktım, en azından nasıl yazılmayacağını anlatabildim sanırım. Böyle yazılmaz işte. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, sual edenlere bahusus selâm ederim. Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Travmatoloji Enstitüsü

Ali Sedat Çetinkoz

Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim.   Yazar

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°