Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Hindistan'a gidenle gitmeyen bir olur mu hiç?

Necdet Şen - 11 Nisan 2001


Yani, şaşıp yanılıp Hindistan'a gittik ya... Duyuldu ya hindistan'a gittiğimiz... Artık kimi görsem, "Hindistan'a nasıl gidilir?" diye soruyor...

Ciddi bir telâş gözlemliyorum bizim 'kasaba'nın bu kesiminde. Kime rastlasam, sanki dersini çalışamamış da yıl sonu vize sınavlarından çakacakmış gibi bir huzursuzluk ve iştah, bir an önce Hindistan'a gitmek istediğini anlatıyor... Bir mahçup bir hevesli ki sorma... Ama işte... İş-güç, izin alamamak, yol arkadaşı bulamamak, korku, pislik, vesaire... En çok merak ettiği de, buradaki konforu oraya kaç litrelik sırt çantasıyla taşıyabileceği hususu.

Ah, ben bilmez miyim bu hali? Benim canımcığım, orta sınıf insanım, eşim dostum, bundan da geri kalmayacak...

Var mı öyle? Herkes gidecek Hindistan'a, Nepal'e, sonra gelip burada havasını atacak, milleti ağzına baktıracak, yani alem buysa kıral o olacak, bizimki ikinci planda kalacak?

Yok arkadaş... Çantayı kaptığı gibi o da gider evelallah... Üstelik döndüğünde de susturamazsın. Çeker tapınak fotoğraflarını, çamurlu sularda yıkanan Hinduları, çükü açık saduları, birkaç tane de meme resmi denk getirir tele-objektifle, atar havasını kerata. Hatta bulur adamını, saydam gösterisi bile yapar. Pasaportundaki vize sayısı yeterliyse, gider papillon beyden icazet alır ve "kulüpçü gezginler" arasına bile katılır.

Oralarda birkaç meşhur maceracıyla da tanışırsa değme gitsin. Eh artık, sohbetleri tadından yenmez: "Ben de K2'ye çıkacaktım ama sponsor bulamadım..."

Dostumuz Hindistan'ı çoook sevmiştir. Haaa, Racastan mııı? Karış karış bilir. Hatta gezide çektiği fotoğraflarla bir de CD ROM hazırlamıştır da önümüzdeki hafta holding dergisiyle görüşmeye gidecektir...

Dostumuz Paşa Disko'yu da çok sever. O hem solcudur hem de liberal. Rafting de trekking de bungie-jumping de yapmıştır, dalgıçlık, yamaç paraşütü, folklor, resim, gitar, sinema, biçki dikiş kurslarına da devam etmiştir. Hatta, dur hemen gitme de sana 80'li yıllardaki kafe-konyak içerken çektirdiği resimleri de göstersin. Haa, yetmişli yıllar mı? Canım, o zaman sosyalisttik yaa... Sen hangi fraksiyondandın? "Bizim yaşımız tutmaz abi, ama annem Hızlı Gazeteci okurdu..."

Yok yaav, senin annen güzel mi?

Sevgili dostumuz büyük bir olasılıkla ya bankacı ya reklamcıdır, ya da boş vakitlerinde öyküler falan yazan bir pratisyen hekim. Son yıllarda tabii ki Deep Forest, Loreena McKennit, Baba Zula (o kim?) ve belki rebetiko üstü az fado dinliyordur. Zülfü kasetlerini kapıcının çocuğuna vereli yıllar olmuştur.

Benim canım dostum, sekiz yaşındaki velete cep telefonu alır, hafta içi için ayrı, hafta sonu için ayrı (dört çeker) arabası vardır, bir zamanlar parkayla ve yırtık ayakkabıyla dolanırken, son yıllardaki ani zenginleşmesini "Türk solunun ahmaklığı" ile açıklar. Eee, naapsın çocuk, o da hayata atılmış, azıcık para kazanmıştır. Yine de iki yakasını bir araya getirememekten yakınır; BMW'nin taksitleri henüz bitmiş ama Zekeriyaköy'deki villanınkiler bitmemiştir.

Belki böyle değildir. Onun yaşı tutmaz, ama annesiyle babası vaktiyle öyledir. Modern yetiştirilmiştir; aynı anda sekiz herifle birden yatak macerası yaşıyor olması, orospuluğundan değil, kararsızlığındandır tabii ki. Kimliğini aramaktadır.

Ya da bilmemnesi kalkar kalkmaz evlenmiş, ama karısının muşmulaya benzediğini her nedense refah düzeyi yükseldikten sonra farketmiş, ama bu refahta karısının katkısı büyük olduğu için de "insan bedeninin tek kişiyle sınırlandırılamayacağı" derin gerçeğini farketmiştir.

"Erkek poligamdır."

Sahi mi? Niye?

"Öyle..."

Aynısını karın da yapsa hazmedebilir misin?

"Evet. Ama benim karım yapmaz."

"Daha fazlasını iste" diye reklam sloganları yazar; çünkü onun temel içgüdüsüdür doyumsuzluk. "İnsanoğlu doyumsuzdur" diye geneller kendi iştahını. Ne yardan geçer, ne bardan, ne menfaatten, ne isyandan...

"Haa necdet şen mi? Uçuk o herif yaa! Tanıştırsana beni. Nee? İşsiz mi? Aman kalsın o zaman, Kürşat Başar'la tanıştır."

İstanbul Film Festivali'ni kaçırmaz tabii ki. Blues festivalini, caz festivalini de kaçırmaz. Toplu bilet alır, sonra da konserden önce caz yazarının yanına sokulup, "pardon, bu çalgıcı hangi milletten?" diye bilgi alır, ertesi gün gazetedeki sütununda yazmak üzere.

Yürüme öncesi bebekler gibi gördüğü her şeye "guuuu!" diyerek elini uzatır. Sonra bir iki evirip çevirip kaldırır atar ve yeni bir şeye elini uzatır.

Çünkü onun içindeki bebek büyüyüp, çocuk olamamıştır.

Neyse, şu Hindistan konusuna dönelim:

Soruyorum: Bok mu var Hindistan'da?

Hindistan moda olmadan önce neyle oyalanıyordun? Nedir burada bulamayıp da oralarda aradığın?

Peki ya bendenizin buralarda bulamayıp da oralarda aradığı neydi?

Unuttum.

Diğerleri neden gitti bilemem ama bendeniz oralara "seçkin" çevrelerde poz kesmek, ön sıralara geçmek için gitmemiştim. Tam tersine, o çevrelerdi içinden kaçıp uzaklaşmaya çabaladığım. Hedonist takıntıların ardısıra sürüklendiğim için değildi o yayan yapıldak yolculuk. Mutsuzdum. Canımın acısını belki yaraya tuz basarak dindirebilirim umuduyla, yoksulluğun ve meşakkatin kucağına atmıştım kendimi. Göğsüne jilet atan bir Müslümcü'nün mürekkep yalamış olanıydım bir bakıma. Daralıyordum.

Hiç bir yerim öteki yerime denk değildi, hızla yoksullaşmaktaydım üstelik, ev kiram pahalıydı, ucuz bir ev bakınıyordum, ama bulamıyordum. İkitelli bataklığının çamurlu sularına geri dönmek de istemiyordum. Egosu şişkinleşmiş, kapılardan sığmaz olmuş, devasa bir mideye ve hormonlu birer sebzeye dönüşmüş gibiydi etrafımdaki insanlar. Yani bana öyle geliyordu. Onların arasında kâbustaymışım gibi hissediyordum kendimi. İletişim denen şey yok olmuştu. Daha doğrusu, zaten hiç olmamıştı da, yanılsaması da yoktu artık.

Elimden gelse hiç dönmezdim. Ait olduğum ve paye beklediğim bir cemaatim kalmamıştı artık. Yabancılaşmıştım.

İç huzuruna giden yolda kendiliğinden çileye soyunmak gibi gördüğüm yolculuğu bile bir tüketim nesnesine dönüştüren, vitamin ve adrenalin oburu, bu düzenin buyruklarına tamamen biat etmiş, aşkı, evlât sevgisini, dostluğu, muhalefeti, hatta muhabbeti bile fizibilitesi çıkarılır, tasarlanır, diğer zevk nesneleriyle altalta dizilip bitmek tükenmek bilmeyen açık büfe açgözlülüğünün yapay gündemine yerleştirilir nesneler olarak algılamaya başlamıştı geride bıraktıklarım. Yani bana öyle geliyordu.

"Kaç kişiyle yattın? Kaç ülke gezdin? Kaç araba solladın? Kaç arkadaş dirsekledin? Televizyonun kaç ekran? Aynı anda kaç tüketim nesnesine odaklanabilirsin? Gözün ne zaman doyar"

Kıçına neft sürülmüş gibi oradan oraya koşuşturan, ne yardan ne de serden geçebilen, mutlaka her şeye yetişmek, moda olan her etkinliğe bulaşmak, her boka maydanoz olmak, her tabaktan bir gıdım da olsa parmaklamak zorundaymış gibi gündemini tıkabasa dolduran, ısrarla buluşmak istediği eski dostuyla buluştuğunda bile, iki yudum muhabbet yerine, orada bulunmayan bir başkasıyla cep telefonundan mesajlaşan etkinlik manyağı insanlarının gündemine artık bir de "Hindistan" maddesi eklendi.

İllâ ki oraya da gidecek. Kentten kente koşuşturarak fotoğraflar çekecek. Sonra gelecek, buradakilere "ben oradayken" diye mavra yapacak.

Valla bir şey söyleyeyim mi arkadaşlar: ben oralara da başka yerlere de gittim, gezdim, gördüm, boka bastım, kayboldum, ishal oldum, bol bol adrenalin tükettim, fotoğraflar çektim, dahası, bir de kitap yazdım bu anlamsız gezileri anlatan...

Sonra ne mi oldu?

Hiiiç.

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Oyopsu Tozuu!

Ali Türkan

"Sağlam kafa sağlam vücutta olur" şiarıyla büyüyor, söyleyene güvenip bunun doğru olduğunu sanıyorduk.), yani yığınla eşekliğin bir araya gelmesinden dolayı, Memo'yu görmemezlikten gelip geçip gittim önünden. Tam benim evin kapısından giriyorduk ki, avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum Memo'nun: - Oyopsu tozuğuuuuuu! Bi daha, ne yaptıysam barışmadı benimle. Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Travmatoloji Enstitüsü

Ali Sedat Çetinkoz

Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim.   Yazar

Aklımı kaybettim, hükümsüzdür...

Alper Uzun

Erken teşhis, bu hastalıkta en büyük umut olacaktır. Risk faktörlerine bakınca yaş büyük öneme sahip. 65 yaş yaşlılık sınırı yazmıştım. Hastalık "çoğunlukla" bundan sonrasında belirginleşmekte. Gelişimi ise 50'li yaşlarda başlamakta. O plak oluşumları usul usul. Yavaş yavaş üst üste yığılmakta. Bazı bireylerde çok daha erken hastalık belirginleşmeye başlamış olabiliyor tabii ki.   Yazar

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°