Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Herkesle Kavgalı!

Necdet Şen ~ 7 Kasım 2001 - 19 Mayıs 2003


Kültür-Sanat Klanı

Neden çekip gittim acaba, günün birinde aranızdan?
Neden ansızın sustum, yok oldum ortalıktan?
Pazar yerinden neden, kayboluverdim apansız?
En verimli yıllarımda bir kuytuda, kıpırtısız.
Neden ısrarla sustum, kursağımda bu kadar çok tohum varken?
Suskunluğumdaki bu çığlığı nasıl oldu da duyamadınız?

Her nasılsa unutuverdim, "uslu çocuk" olmam gerektiğini;
unutuverdim bir an, sağır dilsiz olmaktan geçtiğini,
"sanat" pazarında parsadan pay almanın altın kuralının.

Devran odur ki, barışık olmalıdır yazar çizer,
ufak iktidarlarla, patronla, hempalarla.
Mızrağını zayıfa ve uzaktakine batırmalıdır.
Yoksa dışlanır gidersin, gömerler diri diri, "dostların" bile aramaz olur.
Kaşarlanmış molozlara çapsız yellozlara kalır meydan.

Söylesenize bayan, ben neden "herkesle" kavgalıyım?
Peki ya siz bayan? Suya sabuna dokunmayan cici çocuklar?
Soruyorum, omurganızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ
bu kadar çok hilenin, bu kadar desisenin ortasında?

"Bizden misin, değil misin?"

Dumanlı meyhaneler, yarı karanlık barlar ve hep aynı riyakâr mavralar:
"canım ciğerim dostum!" İki fırt arası. Ahbap çavuş dayanışması.

Ama kapıdan çıkmayagör, alemin en kötüsü sen olursun ossaat,
tokuşturulur kadehler, biraz sarhoş yavesi,
döşenecek borudan evvel.

Ay ay ay! OF OF OF! Sahi, senin adın neydi?"

Köşe'lerinde daha sonraki günlerde, körler sağırlar birbirini ağırlar
ve maaşa bağlanmış kelle avcıları tepelenecek zayıf avlar kovalar.

Söylesenize bayan, ben neden "herkesle" kavgalıyım?
Peki ya siz bayan, ve siz, mabadını kollayan hacıyatmazlar,
soruyorum, başınız dik yürüyüp gidebilir misiniz
bu kadar mikropluğun, bu kadar lâçkalığın ortasından?

Sanat Pazarı

Ödüller hep aynı ellerde orta sıçan, yıllardır kapalı devre,
boğuntuya getirilmiş dalga dümen, cilalanmış dalavere,
"bugün sen bana, yarın ben sana; yaşasın kültür ve sanat!"

Sanat pazarında bölgeler bölüşülmüş, avanta paylaşılmış çoktan,
ama cümle bile kuramaz, ama çöp adam çizer, elifi görse mertek sanır,
kerameti kendinden menkul, hikmetinden sual olunamaz üstadların.

Yetişen bir ucundan tutuyor dut hasırının, "başarı" dökülüyor içine,
midesi kaldıran herkes ortak kendi çapında "biz seçkinler" ninnisine,
suskun bir anlaşma bu, çeneni tutmazsan cezalısın,
ağzınla kuş tutsan bile, sanat rantiyesinden artık hava alırsın.

Söylesenize bayan, ben neden bu "arpa"dan uzaktayım?
Peki ya siz bayan? Sürüden uzak duranı yok sayan, hırpalayan,
köprü başlarında çöreklenmiş küçük iktidarları sorgulamayan.
Peki ya siz, parsadan payına düşecek artığa fit,
"menfaatim zedelenmesin" diye, yutkunup susan dilsiz çocuklar,
ortaya soruyorum; omurganızı dik tutabilir misiniz,
bu kadar mandepsinin, dost ahbap kayırmanın sonrasında?

Çıtır Hanım

Bir gece mühim birinin koynunda uyur, ertesi sabah "yazar" uyanır;
dün gece ne yediğini en son kime verdiğini yazar gece kondu yazar
ağzı sulanarak okur, gözetlerken aydınlanır suç ortağı okurlar,
sokaklara işsiz dolanır, ummana döker kederini
kalemine kilit vurulmuş, susturulmuş "kavgacı" çocuklar.

Fırdöndü gibi, hiperaktif, bakışlarda vaad ve cilve.
Çizik içinde her yanı kestanenin, rekabette en önde.
Kimbilir ne "parlak" yeteneklerin keşfine tanık oldu garsoniyerler,
üst dudaklar bir değişim nesnesi ne zamandır, en alt dudak bonservis,
zekeriyanın işlevi çok mühim konu, kayıkçı bohçacı gazeteci muhitinde.

Sık sık dili sürçer, sirkatin söyler, kucaklarda dolanır plaza yosması,
bir de çöplendiği sofraların listesini yayınlar arasıra
bahşedilmiş köşesinde, utanmadan.

Söylesene çıtır hanım, ben neden yıllardır sokaktayım?
Ya siz, her numarayı bilir ama haddini bilmez köşe yastıkları?
Ya siz, akşamları yatıya kalmaya müsait vitrin fıstıkları?
Soruyorum, başınızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ,
bu kadar hafifliğin, bu kadar bayağılığın ortasında?

Dolar Bazında Gazeteci

Bakar mısın şu bir kaşı havada, ulaşılmaz holding kahramanlarına?
Bilirim, yaralı parmağa bile işemez bu donuk bakışlı çocuklar.
Bakar mısın şu hazretteki çalıma? Sanırsın ki yedi göbekten burjuva.

Cilalı ıskarpinlerini, yılan derisi çantanı, kredi kartlarını,
yıllanmış şarap koleksiyonunu, viagranı, ereksiyonunu,
hafta sonu çılgınlıklarını, tatlı kaçamaklarını sevsinler!

Neler oldu sana? Hani burjuvaziye karşıydın yaşın onsekizken?
O zamanlar zımba gibiydin "üst cebi sökük" parkanın içinde;
şimdi gebeşe dönmüşsün ama pırıl pırıl parlıyor porselen dişlerin.

Söylesene salon beyfendisi, ben neden semtinize uğramıyorum?
Peki ya siz? Patron sofralarından kalkmayan kapı kulları?
Ya siz, sefalet sınırında yaşayan yoksulları
potansiyel tehlike sayan fason aydınlar.
Soruyorum, omurganızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ,
bu kadar yaltaklanmadan, bu kadar çanak yalamadan sonra?

Eski Gerilla

a) nedamet

Breh breh breh breeeh! Oy oyy oyy oyyyy! Amanın da Eski gerilla!

"Emekçiler, yoldaşlar, kardaşlar! Mavzeer! Panzeer! Can pazarı!"
Vallah zımba gibiydin hocam, fakülte kampüsünde ajitasyon çekerken.
Su yolundan farksızdı senin için uzaktaki Filistin toprakları.

Mahir, Hüseyin, Ulaş! Breh breh hey aman! Hepsi kavgada arkadaş!
Hele Deniz var ya Deniz! Ohooo! Deniz kardaş, sağlam yoldaş!

Yankileri Dolmabahçe'den denize dökmüştünüz.
Sokaklarda kıstırıp dövmüştünüz.
Kırlardan şehirlere inecektiniz, yaka paça,
kompradorun tepesine binecektiniz.
Göğü boyuyordunuz gazınızla! Breh breeh! Ay aman hey!
Bizi de gaza getirmiştiniz.

Kompradorun tepesinden indi, kucağında oturuyor şimdi,
kendi gizli yüzüne yenildi, midesine teslim oldu, of! Eski gerilla!
Yontulmuş bir kalem şimdi, yontuyor efendisine oof! Eski gerilla!

b) cenderme

Cendermenin alayları koooğuştu, koğuştu!
Senin yarin cendermede çaavuştu, çaavuştu!
Lan sen bize dimedin mi, "garşıki dağlar, cenderme cenderme!"

Yoldaş neler oldu sana? Hani karşıydın talana?
Muhaliftin bu düzene? Cenderme cenderme!

Yalakalık hiç sökmedi, zorbaya gücün yetmedi.
Pırt! Anında çark ettin de oldun kemalist cenderme.
Zamanla bilinçlendin de aklın yolunu buldun da aman,
Pırt! Anında çark ettin de oldun liberal cenderme.

Oooof of of! Yorulmadın mı kıvırtmaktan behey Eski Gerilla?

c) şimdi putları kırma zamanı

Sus artık illegal vicdan! De get, yıkıl karşımdan!
Yıkıl karşımdan Engels! Yıkıl dedim be Karl Marks!
Yıkıl dedim Ulyanov! Kaybol! Yıkıl karşımdan!
Öküz öldü gömüldü, bizim ortaklık paydos!

Spartaküs, Bedreddin, Ernesto ve Korçagin,
Sendika, Manifesto, üç ciltlik Das Kapital,
Venceremos, Partizan, bir de Enternasyonal,
Demir Ökçe, sol yumruk. Yıkılın lan karşımdan!
Yer açın Pentagon'a, sermayeye yol açın.

Her dönemeçte yeni bir kıble bulur, evvelkini tantanayla reddeder.
Ne varsa uğrunda kan dökmeye soyunduğu eskiden,
bugün ilk önce onun ceddine dümdüz gider.
Her koşulda haklıdır, her devrin lâf ebesi,
her rolde esas oğlan, medine dilencisi, Eski Gerilla.

Kompradorun tepesinden indi, kucağında oturuyor şimdi,
kendi gizli yüzüne yenildi, midesine teslim oldu, ooof, eski gerilla!

Yontulmuş bir kalem şimdi, ooof,
nalıncı keseri gibi patronuna yontuyor Eski Gerilla!

Söylesene çakaralmaz, söylesene paslı tüfek,
hayatın palavra, hangi dediğine inanayım?

Peki ya siz, sıkışınca araziye uyan fırıldaklar,
soruyorum, alnınız açık gezip tozabilir misiniz,
bu kadar aşınmanın, bu kadar bozulmanın ortasında?

Ciğercinin Kedisi

Sen, dolgun maaşlı, kalantor kanaat rehberi,
Vehbi'nin Kerrakesini bilsen de suskun kaldın hep.
Çürümeye ortak olduğuna değdi mi bir parça kemik için?

Sen, ciğercinin kedisi, seni gidi ikiyüzlü yalaka,
açlığı ne de çabuk unuttun, sokağa yabancısın artık,
bir yanda menfaat hazretleri, sağduyun diğer yanda.

Pazara sundun beyninin ışıltısını, ar damarını çatlattın,
kurban ettin içinde uyuyan masumiyetin en son kırıntısını,
şoförlü bir araba, zengin sitede villa, avanta ve çapula.

Oysa birlikte çıkmıştık seninle yola, çok uzun yıllar evvel.
O zamanlar ne kadar da içimizdendin.
Neler oldu sana görüşmeyeli?
Burnun kaf dağında artık, zengin muhitlerde takılıyorsun.

Söylesene kapıkulu, ben neden yıllardır sokaktayım?
Peki ya siz, ilkesiz, omurgasız, yüzsüz çömez tayfası,
soruyorum, alnınız açık gezip tozabilir misiniz,
bu kadar eğilmenin, el etek öpmenin arkasından?

Satılık Hurdalar

Soruyorum sana "devrimci"den bozma reklâmcı: Neden alet oluyorsun talana?

Üçkağıda neden koltuk çıkıyorsun? Nedir seni bu kadar pişkin yapan?
Soyguncuya hizmet ediyorsun, aklımızı çarpıtmak için,
ihtiyacımız olsun olmasın, satılan her zırıltıya para harcatmak için,
söğüşletmek için pazar ekonomisine zor kazandığımız ekmek paramızı,
maaşallah, döktürüyorsun!

Ve sonra utanmadan hindi gibi kabarıyor,
ödül mödül alıyorsun, kendin gibilerden.

Ve sen holding fedaisi ve sen beleş kargası ve sen kudret kıyakçısı,
nasıl susar, nasıl söylemez dilinin ucundakini vicdan sahibi adam?
Aklının neresine sığdırır ikna yeteneğini menfaatine kullanmayı?
Nasıl koyar yastığa başını hicapsız, nasıl uyuyabilir hiç arlanmadan?
Nasıl bir suratla uyanır sabahları? Kalemi eline bir kez daha nasıl alır?

Satılık hurdalarla dolu şimdi pazar; bazıları editör bazıları yazar.
Bu günlerde onlar her şeyden çok bu dımdızlak çatlak sese kızar.

Söylesenize çocuklar, ben neden o çöplüğün dışındayım?
Peki ya siz, ruhunu şeytana satmaya dünden hazır kayıp çocuklar,
soruyorum, başınız dik gezip tozabilir misiniz ortalıkta,
bu kadar kokuşmanın, bu kadar çürümenin ortasında?

Meselem sizinle değil...

Neden çekip gittim acaba, günün birinde aranızdan?
Neden sustum ansızın, kayıplara karıştım?
Pazar yerinden neden, yok oluverdim apansız?
En verimli yıllarımda bir kuytuda, bu kadar sessiz sedasız,
neden ısrarla sustum, söylenme zamanı gelmiş o kadar çok söz varken?
Suskunluğumdaki bu çığlığı nasıl oldu da duyamadınız?

Söylesenize eski dostlar, ben sizinle (bilmeden) "kavgalı" mıyım?
Yoksa size tuttuğum aynada gördüğünüz, gizli yüzünüz
ve suçüstü yakalanmanın utancı olabilir mi katlanamadığınız?

Bir zamanlar hep beraber inandığımız bir ütopya vardı,
ama sonra bazılarınız, makineye boyun eğdiniz.
Ne kadar da kolay ayak uydurdunuz, bu talan kervanına.
Bu kadar hile hurda, bu kadar dalavere,
bu kadar yalancı ve hilekâr kendine karşı bile,
bu kadar maskelere bürünmüş, bu kadar ikiyüzlü, arsız!

Hey! Çocuklar! Orada mısınız?
Eski dostlar, hayatta mısınız?

Sizinle bir meselem yok benim; meselem bu yalan dolanla.
Sizinle sahiden bir meselem yok benim; meselem bu devranla.

İki dirhem bir çekirdeksiniz ama ruhunuz çirkef!
Korkuluklardan farkı kalmadı artık bazılarınızın.
Yürekler acısıydınız ne zaman karşılaşsak, içiniz çürümüştü.
Artık sadece dekor olmuştunuz, gölge gibi dolanıyordunuz koridorlarında
otobana bakan şirket binalarının.

Söylesenize eski dostlar, ben sizinle (bilmeden) "kavgalı" mıyım?
Yoksa size tuttuğum aynada gördüğünüz, gizli yüzünüz
ve suçüstü yakalanmanın utancı olabilir mi katlanamadığınız?

* * *

Not: Yukarıdaki eserin tüm telif ve işleme hakları bendeniz Necdet Şen'e aittir. Sadece okumanız için yayınlandı. İzinsiz kopyalanması, bestelenmesi, hangi formatta olursa olsun çoğaltılması densizlik kapsamına girer.

 

 

Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Hey ahbap! Bu kasabada öteki'leri sevmeyiz biz!

Ali Türkan

Biri acayip şüpheci. Benim mutlaka bir çıkarım olduğunu, yoksa onlarla ne işim olacağını sorgulayıp duruyor. Komşular polis çağırıyor. Öndeki fırıncı, bayat ekmeği yere atarak veriyor. Bakkal, "sittirin gidin lan, sizi gören müşteriler kaçıyor" diye üstlerine yürüyor. Yaşlanıyorum. On yedi yaşında aldığım "dünyadaki her deyyusu pataklama" kararı, git gide daha imkânsız görünüyor gözüme. Korkarım, ömrüm yetmeyecek bu işe. Bir sonraki yazı: Pembeye boyayın o "ibine"leri! Yazar

Son Yorumlar

devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Adi yazılar yazan kalitesiz yazar

Faşistler, Atatürk'ü putlaştırmakla ona en büyük kötülüğü ettiler.

Onu "uzaydan gelmiş insanüstü bir yaratık" olarak tanıtmaları için de en başta "insani" yanlarını yoketmeleri gerekiyordu.

Atatürk içki içmez, üşümez, yorulmaz ve acıkmazdı.

Engin Ardıç (Sabah)

En Son Yazılar

Buyurun Çadır Tiyatrosuna!

Kâmuran Kızlak

Benim çocukluğumda bazı ilçe ve kasabalarda panayırlar kurulurdu. Oralarda kurulan "Çadır Tiyatroları"nda milleti epeyce "olgun" (yani Kabe-i Mükerreme'yi tavaf yaşı gelmiş) hatunları röntgenlemeye ikna etmeye çalışan panayır cazgırları olurdu. Bu insanlar o günlerin bir nevi program sunucularıydı. Yetenekli cazgırlar çoğu çaptan düşmüş üryan hatunlar hakkında yaptıkları akıl çelici reklâmların etkisiyle çadırı doldururlardı.   Yazar

Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!

Necdettin Efendi

Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın.   Dilin Kemiği

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °