Patronsuz Medya

 Google Web   Derkenar  

Herkesle Kavgalı!

Necdet Şen ~ 7 Kasım 2001 - 19 Mayıs 2003


Üç yıl önce, bir yaz akşamı, sanatçı bir dostumla sohbet ediyorduk. Bir ara uzun bir tereddütün ardından o günlerde tanık olduğu bir konuşmayı nakletme ihtiyacı duydu.

Konu kısmen beni de ilgilendiriyordu.

Bazı sanatçılar ve gazetecilerle birlikte bulunduğu yemekli bir toplantıda söz dönmüş dolanmış, kendi başarılarına karşı sanat dünyasının takındığı ilgisiz tutuma gelmiş. Arkadaşım çizimlerinin dünyanın büyük dergilerinde kapak olmasına rağmen, Türkiye'deki kültür-sanat camiası tarafından görmezlikten gelindiğinden yakınmış.

Neden sonra karşısındaki zevata meramını anlatamadığı duygusuna kapılıp, konuyu kendisinin dışındaki bir örnekle özetlemeyi denemiş; "örneğin necdet şen" demiş, "bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir sanatçıdır (afedersiniz, o öyle düşünüyor), basını terk ettiği zaman o köşeyi dolduracak ikinci bir necdet bulunamıyor (tekrar özür dilerim), ama yine de dört yıldır (şimdi daha da çok oldu) hiç bir gazete onu arayıp 'bizimle çalışır mısın?' diye sormuyor" .

Bunun üzerine masadakilerden biri, büyük bir gazetenin "sanat-kültür" muhabiri olan hamfendi, demiş ki:

"Ama o da herkesle kavgalı".

* * *

Bu bayanın adını sordum, arkadaşım önce çekindi, sonra dayanamayıp söyledi.

Yazılı basından herhangi biri. Ben bu hamfendiyi ne tanırım, ne de kendisiyle bir "kavga"mız olmuştur. Dahası, bugüne değin onunla aynı ortamlarda bulunmadım bile. Ne yazar, neden söz eder, okumaya değer mi, değil mi bilmem. Hakkında olumlu ya da olumsuz hiç bir fikir ve duygu sahibi değilim. Bu kişi merak ve ilgi alanımın tamamen dışındadır.

Ama o, her nedense, hayatında hiç görmediği, bilmediği birini sadece mensup olduğu klan'daki dedikodulardan, genel yargılardan yola çıkarak mahkûm ediyor ve bendenizin medyadaki kudret sahipleriyle (her kimse onlar) "kavgalı olduğum" için yok sayılmamı, diri diri gömülmemi doğal karşılıyordu.

Bu değerli hamfendi, sanırım farkında olmadan, içinde bulunduğu ve sorgulamaksızın biat ettiği camianın bendenizi algılayış biçimini özetlemiş olmalı. Bunu ben de hissediyordum da kendime yontuyor gibi algılanmamak için pek dile getirmiyordum. Aslında geçmişte hiç kimseyle kavgalı değildim; şimdi de değilim. Ama yine de zülfüyare dokunan çizgi romanlarımdan ötürü hep bir Boyalı Kuş olarak kaldım.

Artık (iki yıl önceki toplu işten çıkarmalar nedeniyle) o da işsiz; umarım "kavgasız" olmaya özen gösterdiği seçkin ve muktedir klan ona insanlık elini uzatır, sınırlı birikimini içine gömmek zorunda kalmaz. Çok acıtır çünkü beyninin ışığını diğer insanlarla paylaşamamak.

Hayata (dolayısıyla bir yazar-çizerin medyadan dışlanmış olmasına) böyle "evcilleştirilmiş" bir biçimde bakan sözkonusu medya aydınına karşı hiç bir kişisel eleştirim yok. Çünkü tanımıyorum. O kişinin adını daha önceleri pek duymuşluğum yoktu; şimdi de rastlamıyorum bir yerlerde. Cehaletime verin. Kitaplığımda herhangi bir eseri bulunmadığına göre, adını bundan sonra da uzun zaman aklımda tutamayabilirim. O nedenle kendisine anonim bir kişi gözüyle bakmamda sakınca yoktur sanırım. Tek bir cümlesiyle bana bu yazıyı (ve izleyen sayfadakileri) yazmam için bir anlık esin kaynağı olduğu için kendisine müteşekkirim.

"Dükkânım yağma olsun"

Her fırsatta dilim döndüğünce anlatmaya çabalıyorum, artık biliyorsunuz; yetenek ve benzeri hasletlerin şahsi mülkümüz sayılamayacağını, hepimizi içeren ve hepimizin içinde olan sonsuz BİR'in minik yansımaları olduğunu, bu nedenle sahip olduğumuz her türlü maddi ve manevi zenginliği ihtiyaç duyan herkesle paylaşmak zorunda olduğumuzu; BENDEKİLERİ VERMEK dışında hayattan hiç bir beklentim olmadığını, minik neco'yu var eden genetik ve toplumsal rastlantılara olan borcumu yazıp çizerek ödemeye çalıştığımı ifade etme derdindeyim.

Tüm dünya nimetleri, para-pul, eğlence, şan-şöhret, saygınlık, güç, iktidar, hepsi, ama hepsi, bunları bencilce arzulayanların olsun. Bir sokak itine yeten şeyler bana da yeter. Ama diyorum ki, "Noolur, size ait olanı çoğaltarak geri ödememe engel olmayın. Göz diktiğiniz, talan etmeye çalıştığınız dünya nimetlerinde gözüm yok. Tıkınmak için değil, pişirmek için ihtiyacım var mutfağa. Hiç olmazsa dirseklemeyin."

O insanlara işte bunu anlatmaya çabalıyorum bıkıp usanmadan.

Plaza binalarını, bahşedilmiş sütunları, vergilendirilmemiş yüksek kazançları onlara bıraktım; çömezi ve efendisi olmayan, yazarlarına maaş ödeme gücü olmayan, sessiz bir konsensusla YOK SAYILAN bir mecrada, Derkenar'da anlatmaya çabalıyorum meramımı.

Sivri dilli ve muhalif olabilirim, ama hiç kimseyle kavgam yok. Olmadı. Benimle kavgalı olduğunu düşünen varsa, muhtemelen şahsımla değil dile getirdiklerimle kavgalıdır.

Bugüne kadar her türlü grubun dışında ve uzağında durdum. Bozacılardan ve şıracılardan biri olmayı arzulamadım. O camiadan hemen hemen hiç kimseyle kişisel bir meselem de olmadı. Ama nedense yine de necip matbuatımızda çok sayıda hasım edinmiş olmalıyım ki, adım gıyabımda "aksi" ve "kavgacı" ya çıkmış. Bu iftirayı seçtiğim yolun bir cilvesi olarak algılıyorum ve sanırım bundan sonra da katlanabilirim.

Onları, gıyabımda linç girişiminde bulunanları anlayabiliyorum. Sözcük dağarcıkları cılız olduğu için olsa gerek, "biz onun gözlem yapma yeteneğinden ve açık sözlülüğünden rahatsızlık duyuyoruz" demek yerine, "herkesle kavgalı" demeyi yeğliyorlar. Ne kadar sakin ve uzak olursam olayım, duruşumdan, yalnızlığımdan ve yazıp çizdiklerimden tehdit algılıyor olmalılar. Oysa tehditkârlık, sevgisizlikle olasıdır, ben herkesi ve her şeyi sevenlerdenim.

Nedir peki bu kan uyuşmazlığının sebebi?

Konuyu en iyi özetleyen cümle, plaza binasında çalıştığım yıllarda bir yazar arkadaştan gelmişti. Bulunduğum yazarlar koridorundaki plaza aristokratlarını kastederek:

"Bunlar seni tabii ki sevmez," demişti, "vicdan gibi dolanıyorsun koridorlarda, sana baktıkça kendi yüzsüzlüklerini görüyorlar."

Sanırım yine de gurur duymam gerekiyor, onlar tarafından ''huysuz" bulunduğum için. Bu camianın hakkımda yapabildiği tek karalayıcı yorum buysa, adamlıktan sınıfı geçtim demektir.

Kiminle "kavgalı"yım bilemiyorum ama muhtemelen varlığım o sektördeki birilerinin ruhunda fırtınalar kopartıyor.

Kim olduklarını bilsem, tek tek karşılarına dikilip "korkma dostum, seninle bir meselem yok; meselem senin de içinde bulunduğun ve bizzat mağduru olduğun durumlarla" derdim, ama o kişilerin kendilerinden menkul iç fırtınalarını dindirebilir miydim, bilemiyorum.

Düşünsenize, hangi yazarın egosu kabullenebilir, üç beş kemik uğruna er geç belleklerimizdeki çöp tenekesine atılmayı garantileyeceği gazetelerde "sahibinin sesi" kadrosundan mide bulandırıcı yazılara imza atıp kredisini sıfırlamayı? Mağlubiyet değil de nedir bu? Küspeleşmeyi seçen kişi sahiden özgür müdür?

* * *

Kısacası, hasımlarımı tanımadığım bir "kavganın" tarafı olduğumu bu vesileyle tesadüfen öğrenmiş oldum iki yıl evvel. "Demek buymuş dışlanmamın sebebi, demek ben "herkesle kavgalı" ymışım!" dedim.

O akşam eve dönünce elim gitara uzandı...

"Şarkımı Senin İçin Yazdığımı Bilseydin..."

Bir sonraki sayfada yer alan uzun metin, şiiri andırsa da şiir değil, matbuat tarafından yok sayılmamı açıklayan "herkesle kavgalı" yorumunu duyduğum gece bir çırpıda çıkıveren zincirleme şarkılarımın sözleridir.

Bugüne değin hemen hemen hiç şiir yazmadım. Denesem becerebileceğimi de sanmıyorum. Şiir pek ilgi duymadığım başka türden bir duyarlılığın ve becerinin yansıması. O nedenle onları şiir gibi algılarsanız, muhtemelen tatsız tuzsuz bulursunuz. Ben kendi çapımda şarkılar yazıp besteleyip çalıp söyleyen, belki bir gün kulaklara ulaşır, değeri bilinir diye bir köşeye atıp unutanlardanım.

Şarkı sözü yazarken, daha doğrusu, sözleri ve bestesiyle bir şarkı oluşurken, bambaşka bir biçimsel zorunluluk kendini dayatır. Müziğin kuramını bilmediğim için, bunu kendi gündelik lisanımla açıklamaya çalışayım:

Şiir olarak çok şık duran bir metin bestelenmeye kalkışıldığında müzisyene olmadık zorluklar çıkarabilir. Bazen bir iki hece fazla gelir, onları ne yapacağınızı bilemezsiniz. Konuşma dilinde çok hoş duran bir sözcük şarkıda sırıtabilir. Melodiye uysun diye bazı yerlerini tıraşlamak, bazı yerlerde de tekerleme gibi aynı basit sözleri yineleyip durmak zorunda kaldığınız olur. Şarkıda güzel duran sözler, müziksiz okununca basit, hatta salakça gelebilir.

Zaten benim şarkılarımın sözleri de bildik şarkı formlarını zorlayacak kadar uzun ve kitabî. Ama ne yapalım, onlar marketlerde satılsın, "top bilmemkaç" listelerinde liste başı olsun diye yazılmadı. Gitarın yamacında söyleyecek çok sözü olan, haksızlığa karşı tepkili, dilinin ucuna geleni yutmaktansa bütün dünyayı kendine hasım etmeyi göze alabilen asi ruhlu bir oğlan çocuğu vardı, sözler ve akorlar dökülüverdi.

Birçok müzik türünü severek dinlesem ve söylesem de, kendime en yakın hissettiğim müzik dili biraz türkü biraz rock. Onları okurken, asansör ya da dans müziği olmadığını, yeni yetme duyarlığıyla ya da hisli nağmelerle söylenmediğini bilin derim.

Kısacası, şarkı sözü ve şiir uzaktan birbirini andırsa da iki farklı disiplindir. Eğer düş kırıklığı riskini göze alıyorsanız ve destan uzunluğundaki bir metni okumaya sabrınız varsa, bu yazının sonundaki linki tıklayın ve okuyun. Yok, sıkılırım diyorsanız, boşverin. İnsanları kollarını büke büke ikna etme hevesinde değilim.

Zaten bir şarkı sözünü bu şekilde yayınlamak hem anlamsız, hem de riskli. Ama gel gör ki, insan zaman zaman "ölüp gidicem, bütün yazdıklarım bilgisayar disklerinde, tozlu gazete arşivlerinde kaybolup yok olacak" duygusuna kapılıyor. Neyim var neyim yoksa ortaya serip öyle çekilmek istiyorum hayal perdesinden her ölümlü gibi.

Kısmet bugüneymiş

Bu şarkıları yazalı üç (artık dört-beş) yıl oldu, ama Nereye?'yi de yazdığım antika Mac'in içinden çıkaramadığım için daha önce yayınlayamamıştım.

Sizinle paylaşmadan önce, sanırım "yanlış anlaşılır mıyım?" diye bir tereddüt geçirmiş olmalıyım ki, onları birkaç yakın arkadaşıma okutup fikirlerini aldım. Bazıları ''çok uzun, biraz kısalt" dedi, bazıları "şarkı sözünü yayınlama, çalınıp çırpılır" dedi, bazıları "o kadıncağız, her kimse, onu çok önemsediğini sanacak" dedi; hatta yazdıklarımı "öfkeli" bulanlar ve ''kavgacı olduğunu söyleyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olursun" diyenler bile çıktı.

Bu yorumlardan etkilenip yazıyı ve şarkı sözlerini rafa kaldırdım, unuttum.

Ama iki yıl sonra tekrar, "ölüp gideceksin necdet," dedim; "onca yıl boyunca her türlü düşünceni boğazındaki dokuz düğümden geçirerek dile getirdin de ne oldu, yine de it sürüsü kadar hasım edindin, ne yapsan sevdirmeyi başaramadın kendini birilerine; şarkını içine gömsen iyi şeyler mi düşünecekler hakkında?"

Ve sonunda, henüz son noktası konmamış, tamamlanmamış bu şarkılar dizisinin sözlerini sizinle paylaşmakta karar kıldım.

Keşke onları MP3 formatında kaydedip bu sitede dinletebilseydim. Ama ne yazık ki bunu yapabilecek teknik bilgiyi ve donanımı şimdilik haiz değilim. Stüdyolara girip kayıt yapacak param da yok. Elimde dosyayla, teyp bantlarıyla onun bunun kapısını aşındıracak yapıda biri değilim; hiç olmadım. Elimde bir tek burası var. İnternet.

Şimdilik sadece sözlerine göz atın, umarım günün birinde müziğini paylaşabilme fırsatımız da olur. Bir gün belki karşılaşırız, size gitar tıngırdatarak çalar söyler, dinletirim azıcığını.

Hazır mısınız? Tıklayın o zaman.

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

"Yorum yazacağım" diyenleri şu taraftan alalım...

Ayyy, döndüm ayol!

Ali Türkan

Alkol lobisinin bastırması sonucu, alkolden çok daha az zararlı uyuşturucuların yasaklanmasını, uyuşturucu ticaretini ve bu ticaretin yılda beş yüz milyar amerikan doları cirosu olduğunu, bunun yaklaşık elli milyarının Türkiye üzerinden aktığını ve bu miktarın yüzde 5 - 7 gibi bir kısmının cennet vatanımızda kaldığını, kara parayı, vatan için kurşun sıkan "kahramanları" anlatmak, azıcık sosyal içerikli takılabilmek için başlamıştım ama galiba gerçekten karta kaçıyorum. Her konuda bi anı var anasını satayım! Yazar

Son Yorumlar

Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)

Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)

ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Kendi düzenine sığamamak

12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.

Murat Belge (Radikal)

En Son Yazılar

Ne yersem zayıflarım?

Seyit Balkuv

"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı?   Yazar

Matbuatta kabileler savaşı

Necdet Şen

Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği

Segovia'nın gitarı

Seyit Balkuv

Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar

Dünyanın en eski sektörü

Kâmuran Kızlak

Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar

Kimsesiz kedilerin kimsesi

Ümran Davran

Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar

Yönetici adayları için altın öğütler

Seyit Balkuv

Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar

Sol'un Cem Karaca ile imtihanı

Necdet Şen

Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği

Babamıza da mı güvenmeyelim?

Seyit Balkuv

Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği

 
eXTReMe Tracker

© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

° °