25 Temmuz 2008 Cuma
Necdet Şen - 21 Kasım 2002
Şunun farkındayım, DKM bir medya gözlemcisi web sitesidir. Haliyle yazılı ve görsel medyayı izleyip yorumlar. Ama her gün açıp okuduğum tek internet adresi olan bu sitenin saygıdeğer yazarları iki etkinlik arasında alelacele çırpıştırıldığı izlenimi veren, bazen ne anlattığı bile anlaşılamayan "afferin oğlum Ahmet, yuh sana Mehmet!" içerikli sallama yazılardan vazgeçip, internetin yepyeni ve özgür bir platform olduğunu, köhnemiş medyanın balon yazarlarıyla polemik yapmaktan ya da onların vasat yorumlarını şakşaklamaktan daha fazlasına lâyık olduğumuzu ne zaman idrak edecek?
İnternet patronsuz medyadır; burada etik kaygılarımız ya da sorumluluk duygumuz dışında elimizi tutan hiç bir şey yok. Yılda 9,5 dolarlık alan adı ve ayda 10 dolar (bazen bedava) barındırma ücretinden başka maliyeti olmadığı için, bizi holdinglere hükümetlere gebe bırakmayan, kendi yağımızla kavrulabileceğimiz bir yer burası. Kaybedilecek bir maaş, başkalarına kaptırılacak koltuk, tiraj kaygısı, patron sansürü, meyhane baskısındaki yazının şehir baskısından atılmasına neden olan netameli ilişkiler yok.
Ama manzara o ki, internet siteleri, çoğu arkadaşımız için popüler medyayı eleştirir gibi görünüp, münhal bir genel yayın yönetmenliği için medya patronlarına göz kırpmak, kovulduğu holdingin yöneticileriyle ilgili televole tadında dedikodular yaymak, koltuğunu kapanları nişadırsız kalaylamak, ya da en azından birkaç köşe yazarıyla sanal flörtler yaşayıp camiadan tümüyle kopmamak gibi hesapların pazarlanma yeri durumunda.
Sadece ağalı, beygirli, cep telefonlu ve cipli televizyon dizileri değil grotesk olan; medya eleştirisi de alabildiğine grotesk. En sunturlu söven en babayani medya eleştirmeni oluyor, tıpkı derin devlete en fazla angaje olanın en "araştırmacı" gazeteci sayılması gibi.
"Düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığı buralarda da geçerli; dün aşağıladığınız köşe yazarı bir başka holdingin gazetesindeki yerini sağlama alıp, bir iki günlük mazlum mavrasından sonra adres değiştirince bir anda demokrasi havarisi oluyor ve neredeyse kutsanıyor. Yıllar boyunca "patronum" diye adlandırdığı genel yayın müdürüne beğendirmek için yazdığı vıcık vıcık yağ kokan yazılar şıp diye unutuluyor.
Bu tarz zaaflar yüzünden ne DKM ne de diğer medya gözlemcisi web siteleri olması gerektiği kadar etkin ve inandırıcı olamıyor, yapılan yorumlar çoğunlukla küfürlü magazin kıvamında kalıyor.
Hissesinin yüzde sekseni faşizan eğilimli büyük sermayeye satılan gazete sol gazete oluyor ve o gazetenin ruhu 50 yıl önce ölmüş olan başyazarı "bir tek bizim gazete büyük sermayeye satılmadı" diye yazdığında bir Allahın kulu çıkıp bu yalanını suratına çarpmıyor; tam tersine "bakınız aziz üstadımız ne demiş" diye etik yazısı niyetine alıntılanıyor.
Binlerce gazeteci medyadaki gergedanlaşmaya ayak uyduramadığı için kapı önüne konmuşken ve utancından sokağa çıkamazken, her nasılsa medya gözlemcisi sitelerin ilgi alanından bir anda çıkıveriyor. Medya etiği, etiksiz medyanın maaşa bağlanmış kalemlerinden alıntılanıyor.
Metreslikten köşe yazarlığına terfi ettirilmiş gecekondu starların kimbilir kime yazdırılmış yazıları "içinde fikir bulabilir miyiz?" diye didik didik inceleniyor, ne kadar "başarılı" gazeteci olduklarına dair yorumlar yazılıyor.
Öyle medya gözlemcisi siteler var ki, kopyala-yapıştır yöntemiyle çaldıkları yazıların altına ya da üstüne yazarının adını eklemeye bile gerek görmüyor ve bu "etik" tavırlarının ödülünü de genel yayın müdürü ve patron düzeyinde insanlardan özel mülakat alarak görüyorlar.
Rumuzlar ardına gizlenmiş hınç dolu insanların nefret kusan mektupları tırnaklana tırnaklana interneti kolaçan ettikten sonra "medya etiği" sitelerinde halka açılıyor.
Hangi sitenin arkasında hangi gözden düşmüş medya starının eski mevzileri tekrar ele geçirme hesapları yatıyor, hangi site hangi komplonun ya da pazarlama taktiğinin taşıyıcısı, biri çıkıp bunun analizini yapsa, herhalde internette forward rekoru kırar; ama bu gölge boksu ortamında site editörlerinin kimlikleri de ancak dedikodular ve tahminlerde sıkışıp kalıyor.
İnternet, medyadan dışlanmış sahici gazetecilerin başlarını dimdik tutarak, gerekirse bir kuruş para kazanmadan da gazetecilik yapabilecekleri, satın alınamayan kalemleriyle maaşa bağlanmamış kanaat önderliği görevini üstlenebilecekleri, meslek onurunu küçük hesaplara kurban etmediklerini dosta düşmana kanıtlayıp, moralsiz toplum için bir umut olabilecekleri belki de en uygun alandı. Hâlâ daha var bu umut. Ama şu anda görünen, işsiz kalmış eski tüfeklerin kendisini kovan yöneticilere gözdağı vermek için alelacele kotarılmış www'lu şantaj dosyaları ya da hiç iş bulamamış keşfedilmemiş yeteneklerin göz önündekilere lânet yağdırdıkları www'lu hakaretnameler.
Medyadan dışlanmış eski gazetecilerin ve medyaya kapağı atmayı düşleyen muhterislerin bu takıntılı yorumlarına bakarak dünyayı anlamaya çalışıyor olsaydık, hayatın birkaç köşe yazarı ve birkaç genel yayın müdürü arasında geçen bir vodvilden ibaret olduğunu ve etik denen amorf kavramın nefret edilen kişilerle onlara sövenler arasında geçen bir gerilla savaşı olduğuna kanaat getirecektik.
Beyin yıkamanın o kadarına tahammül gösteremeyip uzun zamandan beri gazete okumayan ve televizyon seyretmeyen biri olarak, "belki farklı bir ses işitirim" diye uğradığım bu internet ortamında üç beş medya starının günlük magazin raporu dışında bir şeye rastlayamıyorsam, kendi hayatımla ilgili gerçeği öğrenmek için başka nereye bakmalıyım?
Niçin internet medyasının kendisine ait yaratıcı ve bağımsız bir gündemi yok? Niçin birkaç holdingin vurgun hesaplarının jokeri haline gelmiş olan popüler medyanın ortaya attığı gündem maddeleri üzerinde fındık kabuğunu doldurmayan ve pek fazla kaale alınmayan ıvır zıvır karalamalarla vakit öldürüyor internet medyası? Niçin bizzat kendisi gündem belirlemiyor?
Belki yeni bir şeyler öğrenirim diye umut içinde gezindiğim ve okul yıllığı gibi sürüsepet fotografın açılmasını bekledikten sonra dişe dokunur tek satıra rastlayamayıp sukutu hayal içinde kapattığım sayfalarla dolu olan internet ortamı keçiboynuzu tadı veriyor. Umutla sarıldığım internetin de aslında bir çöplük ve menfî insanlar galerisi olduğuna kanaat getiriyorum yavaş yavaş.
Medyadan dışlanmış eski gazetecilerin kinlerini kustukları ve çalakalem yazıp bir kez bile okumadan sanal aleme yolladıkları hesaplı artniyetli yazılardan ufkumu geliştirecek ne gibi ilhamlar devşirmeliyim, bilemiyorum.
Ama biliyorum ki her bir yazısı için eşek yüküyle para ödenen ve tabii ki parayı verenin saksafonunu üfleyen köşe uleması konu sıkıntısı çektikçe internette sörf yapıp bilmemkaç yüzbin tirajlı gazetelerinde bizim birkaçyüz ziyaretçili web sitelerimizden aparttıkları kavram ve fikirleri kendi cahil patronlarına ve niyet tavşanından farksız ezberci okurlarına satıyorlar. O ışığı tükenmeye yüz tutmuş entellektüel kalıntılarına ya da toplumun vicdanı olacakken direkten dönmüş "angaje" yazarlara bir parçacık ufuk açmak yerine onların dar ufuklarına hapsolmanın mantığı nedir?
Biliyorum, internette site yapmak, birkaçyüz okura hitap etmek yazara/gazeteciye para kazandırmaz. Dahası, web sitelerinizde ağzınızla kuş tutsanız da en yakın "dost"larınızın sizin yazılarınızı değil, o ışığı sönmüş medya starlarını okuduğunu görür efkârlanır, hevesinizi yitirebilirsiniz.
Diğer yandan, her gün o çok satışlı anlamsız kâğıt tomarlarının kalantor yazarlarına methiyeler ya da küfürler düzseniz de onlar ısrarla sizi görmezlikten gelirler. Kovulma korkusuyla gölgelerinden bile sakındıkları gazetelerinin patronlarına "şu falancayı da işe alsana" diyebilecek ağırlıkları yoktur onların. Zaten olsa da bu ağırlıklarını sizin için kullanmak istemezler.
Sizi görmezlikten gelirler; çünkü kendi pamuk ipliğine bağlı manevî iktidarlarını başkasına kaptırmaktan ödleri kopar. Ne yağ çekerek yaranabilirsiniz, ne de sövüp sayarak dikkatlerini çekebilirsiniz; onlar ciğercinin kedisidir, sizler sokak kedisi.
O nedenle, siz siz olun kendi gündeminizi yaratın arkadaşlar. Bu medyanın eleştirilmeye değecek bir tarafı yok. Bizatıhî kendisi kocaman bir şaka. Bugünün popüler medyasını eleştirerek fikir hayatımıza katkıda bulunamazsınız. Bence dünyayı kendi duyargalarınızla algılamaya, art niyetle kadrajlanıp önünüze konulmuş resimdeki çerçeve dışında kalan geniş manzarayı da keşfetmeye görmeye çalışmalısınız.
O plaza binaları ki, içindeki zevatla birlikte hâk ile yeksan olduğu gün şu yazdığınız yazılar, kişilere özel yorumlar onlarla birlikte çöpe gidecek. Elinizden geliyorsa daha kadim doğrulara tutunup, daha uzun soluklu kelâm etmeyi deneyin.
Yazıktır harcadığınız ve bize harcattığınız şu bilmemkaç kilovat saat enerjiye.
İlk kez Dördüncü Kuvvet Medya sitesinde yayınlandı.
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Bunun için de pek emek sarfetmemiş birilerinin, boyuna yakınmalarını; ötekilere "yüzde altmışı aptaldır" dedikleri hâlde, kastları tarafından hâlâ solcu diye pazarlanmalarını ve bu türden nice şeyi anlayamıyorum. Hesapta aydın sorumluluğu adı altında, insanların uçkuruna karışıp kaç çocuk yapmaları gerektiğini bile dikte etmelerini de anlamıyorum o seçkinlerin. Bu kadar şeyi anlayamadığıma göre, hıyarlık bende sanırım. Hıyarca bi lâf daha edeyim o zaman: Zengin diktiğiyle, fakir s! Eyvallah! Yazar
Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret
Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim. Yazar
Alper Uzun
Erken teşhis, bu hastalıkta en büyük umut olacaktır. Risk faktörlerine bakınca yaş büyük öneme sahip. 65 yaş yaşlılık sınırı yazmıştım. Hastalık "çoğunlukla" bundan sonrasında belirginleşmekte. Gelişimi ise 50'li yaşlarda başlamakta. O plak oluşumları usul usul. Yavaş yavaş üst üste yığılmakta. Bazı bireylerde çok daha erken hastalık belirginleşmeye başlamış olabiliyor tabii ki. Yazar
Necdet Şen
Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım. Necdet Şen
Necdet Şen
Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.