William & Eddie ~ 21. yüzyıl
Şey, merhaba, bişey sorucaktım, ben amatörce bişeyler yazıyorum, bu yazılarım Derkenar'da çıksın istiyorum, acaba yollasam yayınlar mısınız?
Daha önce de bikaç eserimi yollamıştım, sanırım elinize geçmemiş olmalı.
Not: Bu arada Derkenar'ı yeni bişey olsa da olmasa da her gün tıklıyorum. Hayranınızım desem yeridir. Bütün kitaplarınızı aldım, arkadaşlarıma siteyi tavsiye ettim, böyle bir okurunuzum yani.
Belki neyin nesi olduğumu merak edersiniz diye, size ne kadar kafalı bir adam anlatan kitabın kapağındaki resmimi de gönderiyorum. Öyle lâgara lugara bir tip olmadığımı bilin diye yani.
Sevgiyle ve umutla kalın, insanlık onuru yoldaşınız ayışığı sokak lâmbanız olsun.
William Shake Speare, Britanya (Kuzey Avrupa)
Editörün yanıtı:
Tabii ki yaz William'cığım, seni kim tutar? Derkenar niye var?
Lâkin yazını göndermeden önce senden bir iki minik ricam olacak:
1. Öncelikle imlâsı ve noktalaması yerli yerinde olursa yazını sayfaya yerleştirirken bana kurdeşen döktürmemiş olursun.
Örnek vermek gerekirse;
a ) Nokta (.) başlayan cümlenin ilk kelimesine değil, biten cümlenin son kelimesine yapışık olur. <- yani böyle
b ) Keza her cümlenin sonunu üç nokta (...) ile ya da daha beteri iki nokta (..) ile bitirmek amatörlük göstergesidir.
c ) Tırnak (") ile kelime arasında boşluk bırakılmaz.
d ) "De-da" eki ile "ki" bağlacını yanlış yerlerde ayırıp yanlış yerlerde bitiştirenlerden olmamalısın.
vesaire...
2. Yazını bizzat e posta iletisinin üzerine yapıştırarak gönderirsen, sayfaya yerleştirirken zorluk çekmem, kopyala/yapıştır yaparım olur biter. Ama eğer Türkçe karakter sorunu olacaksa Word dosyası da olur.
Yani, eğer yazın Türkçe karakterlerle değil de "yapistirdim, kirildim, sikildim" formatında ise, o i'leri tek tek ı yapana kadar göbeğim çatlıyor (ki o kadar zamanım yok, pösteki sayıyorum) ve bazen "ben deli miyim, niye kendi yazılarımı yazmak (ya da ekmek paramı kovalamak) yerine bunları düzeltiyorum?" diye düşündüğüm oluyor.
Diğer yandan, Word belgesinde senin bold yaptığın yerler falan Dreamweaver'da (kendisi HTML editörü olur) düz metine (plain text) dönüşüyor. Ve ben bir gözümle senin yazıya bakarken, diğer gözümle de tüm o cümleleri tek tek bold yapıyorum. Gereksiz <br> taglarını tek tek temizliyor, onun yerine paragraflar açıyorum. Alelacele yazıp postaladığın o metinleri defalarca okuyup düzeltiyorum. Bu işler tahmin edemeyeceğin kadar çok zamanımı alıyor.
3. Paragraflarını olabildiğince kısa tutmanı behemahal tavsiye ederim.
Neden dersen, unutma ki internet yayıncılığının hedef kitlesi, rahatsız bir iskemlenin ucuna ilişmiş, fan motorunun gürültüsüne katlanan, gözünü az da olsa radyasyon yayan bir ekrana dikmiş, belki onlarca sayfa açmış ve o saatten sonra bir kısmını okumayıp kapatacak olan, dikkati dağınık, kafası kazana dönmüş, yorgun, sabırsız bir okur prototipidir. Eğer o esnada çay falan içiyorsa, bunu muhtemelen (kaldığı yeri kaybetmemek için) paragraf aralarında yapacaktır. O kadar uzun paragraf okuyucuya çayını soğutur. Hatta yüksek bir ihtimalle ilk paragrafın sonuna gelmeden sayfayı kapatıp, daha kolay okunan bir sayfaya yönelir.
Benden söylemesi ama en uzun paragrafın bir üsttekinden daha uzun olmasın. Kitap başka, dergi başka, web sitesi başkadır; hepsinin formatını göz önüne almak, ona göre yazmak lâzımdır.
Bilmem anlatabiliyor muyum Wilyamcığım?
4. Haaa, bir de şiir yayınlamıyorum (zaten anlamam). Yazılarda da kendi damak zevkimden mülhem "Derkenar formatı" kuralına göre seçim yapıyorum.
Nedir Derkenar formatı?
Yani, çiçek böcek hissiyat falan konularında destan uzunluğunda iç dökmeler yerine bir nevi "hayat okulu" gibi algılanabilecek, süssüz, yalın, ama insana dair sözü olan sohbet tadında yazıların hem Derkenar'a hem de internete daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Bir de tabii birilerine sıçıp sıvayan, yakınıp sızlanıp duran, karamsar mutsuz depresif yazıları kendim okumuyorum ki size de okutiiym. O nedenle, tercihim zaten sıkılmış daralmış ve bir lokma yaşama sevinci bulmak için Derkenar'ı tıklamış dostlarımıza o bir lokmacık rahat nefesi aldırmak olduğunu göz önünde tutarak, mümkün olabildiğince iyimser, hoşsohbet, samimi, hatta mizahî yazılar olması tercih sebebidir.
(Not: Geçenlerde gönderdiğin Othello adlı yazını pek beğendim, ama yukarıda zikrettiğim nedenlerden dolayı yayınlayamıyorum; hem çok uzun, hem de her satırından mutsuzluk ve kompleks akıyor. Neymiş efendim, "ben şoparım, çirkinim, bu ay parçası Desdemona beni kesin boynuzlar, öldüreyim de namusum temizlensin". Yuh ona! Yani Othello'ya! Sana da yuh! Hangi devirde yaşıyoruz?)
Haa sahi, bir de "Yazıların yapmacıksız olursa daha iyi olur. Öyle yok Danimarka Prensi, yok Montegüler Kapuletler falan gibi sanatsal soyutlamaları boşver, bizzat kendi hayatından sahici bi şeyler yaz." desem, fazla mı ileri gitmiş olurum?
Haa, bir de, Türkçe karşılığı olan sözcüklerin İngilizcesini yazmaktan kaçın derim. Yani, titreşim yerine vibrasyon, odak yerine focus, görüntü yerine imaj, söylem yerine diskur, tam gün yerine full-time falan yazarsan, ya üşenmez düzeltirim, ya da üşenir yazını çöpe gönderirim. Biliyorum, sen doğma büyüme İngiltere'lisin, anadilin İngilizce, ama kabul et ki burası Türkçe yayın yapan bir dergi.
Özetlemek gerekirse, sevgili William (sana "sen" dedim diye alınmadın umarım, biz bizeyiz ne de olsa), inanıyorum ki sen bunlardan çok daha iyilerini yazabilirsin, yazıların gelecekte okullarda ders kitabı diye okutulur, hatta film-milm bile olur, ama internet başka bir mecra, orada insan uzun ve ağdalı yazılar okumak istemiyor. Telefon faturaları çok kazık, bi de cihazlar radyasyon mu yayıyormuş ne...
Bir de son olarak şunu eklemek isterim. Umarım sen de başlangıçta Derkenar'da yazıları çıktığı için mutluluk duyan, ama sonra şu ya da bu nedenle küsüp, "lütfen sitedeki yazılarımı sayfanızdan çıkarınız" türünden tafra maili yollayanlardan olmazsın. Nadiren de olsa, bu tarz eşek cilveleri yapanlar çıkıyor. Bu tarz çocukça kaprisleri tatmin etmeye çalışırken (daha sonra bir de çıkarmak için emek harcadığım) o yazıların tashihini, görsel hazırlığını, sayfaya yüklemek için döktüğüm terleri, ziyan olan zamanımı düşünüp yedi silsilelerini hayırla yâd ediyorum.
Yine de bütün bunlar moralini bozmasın. Yeni yazılarını bekliyorum. Unutma ki Derkenar yazarı olmak hilâl-i ahmer yararına yapılan angarya bir iştir, ama yine de ayrıcalıktır. Zaten paralı dergiye babam da yazar.
Sevgiler.
Sir Eddie Teur (Publisher of Derkenar web magazine)
Bir gül kadar güzel ol ama dikeni kadar zalim olma bir söz söyle ya sonsuza kadar yaşat ya da bir defa öldür. Ama asla yaralı bırakma...
Diyar Ermiş ~ 18 Mart 2008 (21:24)
Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

Ali Türkan
Umudu, biz öldürdük. Birileri, bizim ne mal olduğumuzu, kolayca teslim olacağımızı bilmese, yeni dünya düzeni kurmaya cesaret edebilir miydi? Tüm taframıza, dünyayı anlama gayretimize, okumuşluğumuza ve sol çakmamıza rağmen, bugün yakındığımız her şeyin üstünde kuluçkaya yatarak, dünyanın kirinde önemli bir paya sahip olduk. Kimse, bir tüfek dipçiğiyle beynimizi parçalamadı. Hayattayız ve bu da çok güzel. Soran olursa, kredi kartı ekstreleriyle boğuşuyoruz. Ve ahirete işleyen bir araba bulursak, onun da taksitlerini ödeyeceğiz. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
Faşistler, Atatürk'ü putlaştırmakla ona en büyük kötülüğü ettiler.
Onu "uzaydan gelmiş insanüstü bir yaratık" olarak tanıtmaları için de en başta "insani" yanlarını yoketmeleri gerekiyordu.
Atatürk içki içmez, üşümez, yorulmaz ve acıkmazdı.
Kâmuran Kızlak
Benim çocukluğumda bazı ilçe ve kasabalarda panayırlar kurulurdu. Oralarda kurulan "Çadır Tiyatroları"nda milleti epeyce "olgun" (yani Kabe-i Mükerreme'yi tavaf yaşı gelmiş) hatunları röntgenlemeye ikna etmeye çalışan panayır cazgırları olurdu. Bu insanlar o günlerin bir nevi program sunucularıydı. Yetenekli cazgırlar çoğu çaptan düşmüş üryan hatunlar hakkında yaptıkları akıl çelici reklâmların etkisiyle çadırı doldururlardı. Yazar
Necdettin Efendi
Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.