Resimli hayat ansiklopedisi, akıl fikir ilim irfan yuvası. Parayla pulla satılmaz. Genel merkezi, şubesi, ilçe, bucak teşkilâtı yoktur. Hızlı Gazeteci'nin yazar çizer felseferi Necdet Şen efendi hazretleri tarafından 2000 senesinden bu yana yapılıp edilmektedir.
Necdettin Efendi
Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
Necdettin Efendi
Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Biz, bir avuç ehemmiyetsiz ecir, sosyalizmle kemalizm arasındaki farkı pek anlayamadan, inançla, özveriyle, "benim gazetem" diyerek çalışmıştık orada. 16 yıl önceki o bilinen şirket içi kapışma olmasa, belki hâlâ emeğimizin karşılığını alıp almadığımızı sorgulamadan, hatta İlhan Abi'mizin nasıl bir adam olduğuna kafa yormadan, iyi bir şey yaptığımıza inanarak çalışıyor olacaktık. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Aslına bakarsan, sahiden de hepimiz daha ayakta dolanırken ve kendimizi sağ salim ve canlı sanırken çürüyüp kokuşmaya başlıyoruz. Çok azımız farkına varıyor epeydir ölü olduğunun. Reklamlarda gördüğümüz şeyleri satın alarak ve ekran mankenlerinin gece hayatını öz kardeşimizin gündüz hayatından daha fazla merak ederek "yaşadığımızı" sanıyoruz. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Yazılan öyküler, romanlar, şiirler kalıyor geride bir tek. Bir de onları ticarî olarak şanslı bulmadığı için basmaya yanaşmayan yayıncı esnafının iki yüzlülüğü. Bir de öldükten sonra yazılarının altına "atam sen kalk da ben yatam" tadında yorumlar yazan, pek hayran oldukları pek sevdikleri bu arkadaşlarına iş bulmak yerine onunla mesincırda yazışmayı yeterli bulan şirket yöneticisi televizyoncu bürokrat "dost"lar. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Asıl görevi tarafsız bir dille bizi olan bitenden haberdar etmek iken yoldan çıkan, kimbilir hangi budalalığın girdabında ya da hangi menfaat hesabının sarmalında, savaş kışkırtıcılığına soyunan televizyon, gazete, üniversite seçkinlerinden korkuyorum.Ya onlara kanıp aklımızdan ve sağduyumuzdan olursak, başka neyimiz kalır geriye? Cesetlerin üzerinde yükselecek öyle bir zaferi kim istiyor? Dilin Kemiği
Necdet Şen
Ekrana çıkanlara sözüm yok. Bu onların seçimi. İnanıyorum ki hepsi de orada söyledikleri ve söyleyecekleri her şeyin zaten uçup gideceğinin, geriye sadece bomboş (ya da karmakarışık) bir zihin kalacağının farkında olarak çıkıyorlar. Kendilerinden beklenen şeyin, aslında ekrana yansıyan ikonografik değerleri olduğunun da muhtemelen farkındadırlar. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Ortanca kardeş, gelecek onyıllarda "solcu" diye bilinecek olan bu gazetenin temel direklerinden biri olmaya başlamıştı bile. Kalemi düşmanlarını bile hayran bırakacak kadar kıvrak, belâgati başedilemez derecede etkileyiciydi. Ve hepsinden önemlisi, kararlıydı; çıkabileceği en yüksek zirve neresiyse oraya çıkacak, dünyaya oradan bakacaktı. Dilin Kemiği
Necdet Şen
İyi de, ordu bu kardeşim, şişede durduğu gibi durmaz ki. Ya gene sizi, Allah esirgesin, Ziverbey köşkünün arsasına yaptırılan apartmanın bodrum katında falan ağırlarsa paşalar? Emin misiniz sizin cuntanın bu kez spor totoda 13 tutturacağına? Ya 13 Mart 1971 günü attığınız "Devrimci Ordu" manşeti gibi, bu seferki kıymetli yayınlarınız da elinizde patlarsa? Bu sefer kim kurtaracak sizi? Bak, en genciniz 80 yaşında artık. Bu yaştan sonra nizamiye çavuşları tarafından itilip kakılmak da çekilmez ki. Dilin Kemiği
Necdet Şen
O arada bir biçimde ölen birileri varsa ve dünya bunu ayıplıyorsa, o ölenler kesinlikle kendi kendilerinin boğazını sıkarak ya da harakiri yaparak ya da koyun sürüsü gibi hep birlikte denize atlayarak falan ölmüştür. Dünya bunu ya anlayamıyor ya da anlamak istemiyordur. Bunun için yaygara kopartmaya değmez. Dünyanın eşekliğine verelim Üzmeyelim birbirimizi. Değerli zamanımızı aramızdaki "türkoğlu türk" olmayanları saptayarak değerlendirelim. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Çıtırtılarla dolu tuhaf bir sesle kapanacak televizyonumuz. Statik elektriğin sesini işiteceğiz. Ekran açılmadan önceki donuk rengine kavuşacak. Sağa sola bakınacağız. Eğer o sırada dışarıda bülbüller ötüşüyorsa, bir ihtimal onu işiteceğiz. Belki mutfakta şorul şorul çalışan bulaşık makinesinin sesine kulak kabartacak kendimizi bir su kenarında, bir söğüt gölgesinde düşleyeceğiz. Belki içimizden biri unutmak üzere olduğu eski bir hatıranın küllerini eşeleyecek. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Bilinenin aksine, başkalarıyla alay etmek için zekî olmak gerekmez. Haklı ve namuslu olmak da gerekmez. Herkes herkesle alay edebilir. Bunun ön şartı, olan biteni anlamaya çalışmak yerine, karşındaki ne söylerse söylesin boşluğunu aramak, "neresinden vurabilirim?" diye açığını kollamaktır. Bu konuda becerini geliştirir, lâfı gediğine getirir, kıvrak çalımlarla altıpasa girer, kodun mu oturtursan, adına "mizahçı" denen seçkin zümreye dahil olursun. Her devirde geçer akçe olan ama bugün her zamankinden de fazla getirisi olan bir meslektir bu. Dilin Kemiği

Batı Karadeniz kıyısındaki bu ilçe merkezine hem dinlenmek, hem de belki balıkçılarla filan ilgili bir-iki turizm yazısı yazmak için gelmiştim. Kızıl kahverengine boyanmış ve damları taşla örtülü ahşap evleri, yemyeşil bitki örtüsü, yağmuru ve kibar insanlarıyla insanı sımsıcak sarıveren bir taşra kasabasıydı burası. Hızlı Gazeteci

Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

Ali Türkan
Ne meyhane, ne sosyal hayat, ne de manitalar umurumda. Günde iki defa da yürüyüşe çıktım mı, benden kralı yoktur yani. Basriye ortalıktan kayboldu; onu merak ediyorum. Aramaya çıkacağım şimdi. Sayfaya, "lezbiyenlik", Bruce Lee ve Muhammed Ali'yle ilgili üç şey yazıyorum. Öööle durup dururken esti bu konular. Özel bir nedeni yok yani. Bitince yollarım. İyi geceler. İyi çalışmalar. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Necdet Şen
Patlayan flaşları görünce, birdenbire kendini çok mühim bir kişi zannetmeye başlamış olabilirsin. O an sanırsın ki, bu memlekette bir tek sen ünlüsün, her saniye yayında olan onlarca ulusal ve yüzlerce yerel kanaldan birinde arada sırada birkaç dakikalığına görünüyorsun diye adın tarihe altın harflerle kazındı sanırsın. Sanırsın ki, şöhret senin tapulu malın ve millet ilelebet senin ne yediğinle ne giydiğinle ilgilenecek. Dilin Kemiği
Necdet Şen
Artık hiç bir şeyden zevk alamaz oldum! Nasıl alayım? Dün yorganını sırtlayıp kente gelen bir sürü davar bugün boğaz sırtlarında gecekondu villalarda oturuyor! Bir bara meyhaneye kafeye falan gidecek olsan dirseğin onlara değiyor! Sinirlerim bozuluyor! Bozulmasın mı? Bu hayvan oğlu hayvanlara bu fırsatı veren şey eğer demokrasi ise, içine edeyim öyle demokrasinin! Darbe olsun daha iyi! Dilin Kemiği
Edward W. Said
Teknik ehliyetini kiraya veren ve önüne gelene satan o sözde yüzer-gezer entellektüel de değil kafamdaki. Dediğim şu: Bir entellektüel için gerçekten sürgün olan biri kadar marjinal ve yabancı olmak, otorite ve güç sahibine değil gezgine, alışkanlığa değil geçiciliğe ve rizikoya, otoritenin belirlediği statükoya değil yeniliğe ve deneye duyarlı olmak demektir. Sürgünsoylu entellektüel cüret ve küstahlığa açıktır, alışılmışın mantığına değil, değişimi ve hareket halinde olmayı temsil eder, olduğu yerde saymayı değil. Kitap Kurdu
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.