Necdet Şen ~ 17 Haziran 2003
Klâsik makale girişi: "Efendim, geçenlerde bir arkadaşımla oturmuş havadan sudan sohbet ediyorduk. Konu döndü dolaştı ayak altında dolanan 6 yaşındaki bızdığın kaprislerine geldi. Bu bızdık, daha ilkokula başlamamıştı bile, ama beheri bilmemkaç dolardan çizgi film DVD'lerinden oluşan bir arşive sahipti ve her birini -hilâfsız söylüyorum- yirmişer kez falan seyretmişti. Öyle ki, artık seyrederken tüm replikleri ezberden söylüyordu."
Okur yorumu: "Zaman değişti şekerim! Şimdiki veletler tam bir masraf kapısı!"
Zurnanın son deliğinin yorumu: "Bir de şu var tabii; artık yeni yetişen kuşak "TL" demiyor, "dolâr" diyor, "yıppiiii!" diyor, "hurraaa!" diyor, "hadi baaay!" diyor! Ülkemiz için seferber edilmesi gereken eğitilmiş enerjinin önemli bölümü, diplomasını alır almaz 'hangi zengin ülkeye sıvışsam?' diyor, elimizden pek bir şey gelmiyor. Çocuklarımız hızla gâvurlaşıyor."
Mısır'daki sağır sultanın yorumu: "Sadece çocuklar değil ki, biz de aynı yolun yolcusuyuz. Şöyle yürü bir sokaklarda, bakalım kaç tane Türkçe dükkân tabelâsı göreceksin. Şöyle bir bak bakalım televizyona, gazetelere göz gezdir, radyolara kulak kabart, Türkiye'de yaşadığına dair herhangi bir ipucu bulabilecek misin?"
Cem-î cümlemizin yorumu: "Kimliksizleştik, daha da kimliksizleşiyoruz! Artık müstevlîlerin kirli emellerine alet edecek dahilî bedhahlar aramasına ve onları maaşa bağlamasına hiç gerek kalmadı; yetişmekte olan her çocuk potansiyel birer Müstemleke Aydını!"
Müstemleke Aydını'nın yorumu: "Bizim ülkemizden adam çıkmıyorsa mini mini yavrularımızın ne kabahati var? Onları tabii ki gelişmiş uygarlıkların kültür ve sanat ürünleriyle büyüteceğiz. Şimdi globalleşme, küresel düşünme zamanıdır."
Şimdi reklâmlar: "Bu film, Amerika'da vizyona girer girmez daha ilk gün on yüz milyon bin yuesey dalır kâr etti! Filmde frii takılan bir yapi ile canki takılan bir beybinin fırtınalı storisi anlatılıyor! Haydi siz de tikıt kuyruğuna girin, Dizniy Stüdyos'un kasasına sevırıl milyın dalır daha aksın!"
Ugh! Beyaz adam çok aptal! Bindiği dalı kesiyor!
Breyk breyk! Şimdi de Yalova Kaymakamı Necdet Şen konuşuyor!
Her şeyi yaratan Walt Disney'in adıyla başlarım... Biz ki, daha Elifbâ'yı öğrenmeden "ka-pow!" "zıp!" "smack!" "pack!" "crash!" "boom!" "bang!" gibi kelimeleri söktük. Biz ki, daha Hakkâri'nin adını duymadan Arizona çöllerini, Nevada Ranger lerini, Kulver ve Alamo kalelerini, Ontario gölünü, Vegas'ı, Santa Fe'yi, Baltimor'u öğrendik!
Bizler, kendi çizgi romancısını açlığa mahkûm edip meydanı ithal çizgi romanlara terkeden bir Türkiye'de büyüdük. Bizler Neşet Ertaş'ını Alaman ekmeğine muhtaç edip, frengistan'dan Coni Logın'lar ithal eden, Robin, Jasmin, Lara gibi adları olan nesebi gayrı sahih çocuklarıyla gurur duyan bir ırkın ahvadıyız.
Bizler, zaten beyinleri çoktaaaan yıkanmış, karşıtına dönüştürülmüş, süngü marifetiyle denize dökülen istilâcılarını alafranga şarkılar, siyah beyaz filmler ve "crash-boom"bang"li çizgi romanlar vasıtasıyla arka kapıdan buyur etmiş bir ülkenin klonlanmış çocuklarıyız; ne bekleyebiliriz ki kendi yetiştirdiğimiz kuşaklardan?
Mao Zedung, milyar kişilik ülkesindeki Kültür Devrimi'ni çizgi roman yardımıyla yaptı. Amerika Birleşik Devletleri'ni dünya devine dönüştüren cezbetme ve kendine benzetme başarısının ardındaki en önemli yapı taşlarından biriydi devleştirilmiş çizgi roman ve çizgi film sektörü.
O ülkelerde elli binden bir milyona uzanan satış rakamlarını yakalayan çizgi roman sanatı, buralarda bin tane satarsa yayıncıyı sevindiriyor. Ve bizim ülkemizde çizgi romancılar varolabildikleri ilk ve son yerden, gazete sayfalarından kazınıp atıldılar.
Bunun için gazeteleri suçlama eğiliminde değilim. Çünkü gazete denen ürünün ilk ve aslî görevi haberdar etmektir. Çizgi roman, Amerika'daki ilk ortaya çıktığı yıllardan itibaren öncelikle gazetelerde yer bulabilmişse, bunun nedeni, gazetenin ayrılamaz bir parçası oluşu değil, gazeteyi daha çok sattırmak isteyen girişimcinin, çizgi romanda bu potansiyeli görmüş ve bizzat yoktan var etmiş oluşudur.
Yani gazeteler, çizgi romanın var olabilmesi için gereksindiği folluk görevini hakkıyla yerine getirmiştir; bizde ve dışarıda. Ama çizgi roman ne yazık ki (bizde) kendini seçkinlere sevdirmeyi başaramamıştır.
Bunun vebali biraz çizgi romancının biraz da seçkin zümrenin sığlığındadır.
Bir sanat yapıtı daha kaynağındayken, o ülkenin "aydın" tabakası tarafından "zararlı, yoz, değersiz" gibi sıfatlarla aforoz edilip de kurur giderse, ondan artakalan boşluk haliyle ithal mallarla ikame edilecektir. Ne yazık ki ülkemizin talihsizliği buydu; yerli çizgi romanın serpilip gelişmesi bizzat kendi ezberci seçkinleri tarafından engellendi. Çizgili anlatımın, olmayan okuma alışkanlığının önündeki yok edilesi bir engel olduğu safsatası, okullardan gazetelere, Cibali Karakolu'ndan televizyon kanallarına ve dahî tüm muhkem mevkileri ele geçirmiş olan Müfredat Aydını'na (ki bunu "Müstemleke Aydını" diye okumakta beis yoktur) sirayet etti. Türkiye'de bir çizgi roman damarının serpilip gelişmesine ve ülke sınırlarını aşıp dünyaya yayılmasına Türk entelijansiyası fırsat vermedi.
Bundan dolayı kıymetli bir yerlerine kına yakabilirler! Ya da köşedeki marketten birkaç tane He-Man, Conan , Pokemon DVD'si alıp evdeki minicik bızdığa hediye edebilirler.
"Güüüç beende aartıııık!" (İmza: Emperyalist)
Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte, zengin memleketlerin usta çizgi romancıları ve karikatürcüleri evlerimizin başköşesine yerleştirilmiş olan formatlama aygıtını (televizyonu) çizgi filmleriyle istilâ ettiler. "Batı neden ileri gitti de biz geri kaldık?" gibi totolojik sorularla oyalanmayı sevenler bu maddeyi de tartışma kalemlerine ekleyebilir? Acaba Batı Efendi Hazretleri çizgi romana ve onun türevi olan çizgi filme bizden daha fazla değer verdiğinden böyle olmuş olabilir mi?
Çizgi film, yapısı gereği daha çok çocukların ilgisini çektiği için, trilyonlarca lira harcanarak oluşturulmuş maarif bütçeleri ve bunların eşe dosta ulûfe dağıtır gibi dağıtılmasıyla yazdırılmış sıkıcı ders kitapları ve oyuna eğlenceye şeytansı eğilimler olarak bakan müfredat programları, istilâcıların hiç bir masraftan kaçınmayıp yaptırdıkları ve rekabette en öne geçerek tüm gezegen sathına ihraç ettikleri çizgi filmlerin karşısında feci bir yenilgiye uğradı.
Artık güç, emperyalist ülkelerin zihin programlayıcılarının elinde. Onlar birbirinden albenili çizgi filmlerin içine zulaladıkları tüketim toplumu değerleriyle, Batılı mitoslarla, "iyi" ve "kötü"nün kendi meşreplerince yapılmış tanımlarıyla çocuklarımızı en ustaca yollardan programlıyorlar. "Pokemon gitsin, Heidi geri gelsin" gibi naif kampanyalar da soruna çare olamıyor. Çünkü netice itibariyle, dış kaynaklı çizgi filmlerin yaptığı yıkım Pokemon türü yeni kuşak Japon çizgi filmlerindeki gayrı-insanî (aslında insanın karanlık yönünü gıcıklayan, kışkırtan, kullanıma hazır hale getiren) şiddetle sınırlı değil. Sorun daha derinde; çizgi filmler üzerinden tohumlanıyor, kimliksizleştiriliyoruz, ki bu da kansız bir soykırımdır aslında.
Biliniz ki, ister Edirne'de ister Van'da, televizyon seyrederek ya da gazete dergi okuyarak yetişen her mini mini bızdık, artık buralı olmaktan çok uzak, "neden Bronx'ta değil de Erenköy'de doğdum?" diye kahrederek büyüyen, kendi halkını ve kendi ülkesini benimseyemeden hayata hazırlanan insanlar olmaktadır.
Bunu sadece Batı ülkelerinden gelen masallar, çizgi romanlar ve çizgi filmler yapamazdı. Bu sömürgeleşme süreci, ancak beyni önceden yıkanmış, kalafatlanmış, misyonerleştirilmiş bir Müstemleke Aydını zümresinin işbirliğiyle olabilirdi, ki olan da budur zaten.
"Gaflet ve dalâlet" mi arıyordunuz? İşte size bir başlangıç noktası.
Yani şimdi çizgi film zararlı mı oluyor?
Hem evet, hem hayır. Bu dış kaynaklı çizgi filmler, körpe zihinleri kendi varoluş gerçeğine yabancılaştırmak, talan zengini Batı'nın düşünme ve yaşam tarzı, dili, gündelik alışkanlıkları, (dayanışmanın yerine rekabeti, merhametin yerine gücü koyan) değer yargıları, silah teknolojisini, düşmanlık duygusunu, şiddeti, acı çektirmeyi, öldürmeyi olağanlaştırıp meşrulaştırmak için var. Bu çizgi filmler, beyaz tenli "iyi" adamlarla esmer "kötü" adamların arasında geçen ve daima beyaz adamın kazandığı entrika örgüsüyle kimin efendi kimin çömez olduğunu bize öğretiyor.
Batı ile Doğu arasında aşılamaz bir "uygarlık" eşiği olduğuna ve Doğu'nun tek seçeneğinin Batılılaşmak (ya da Batı'ya biat etmek) olduğuna iman ettirene kadar iddiasından vazgeçmeyen, milyon kez tekrar yaparak hipnotize eden telkin makinesi, beyinlerimizdeki üstünlüğünü kurmuştur. Hiç bir ülkenin sıkıntı veren resmî müfredat programının Walt Disney ürünlerinin ışıltılı evreniyle rekabet etme şansı yoktur artık.
Oysa "şimdikiler gitsin, eski romantik çizgi filmlerimiz geri gelsin" tarzından çocuksu yorumlarla akladığımız o eski çizgi filmlerde de dünyayı talan etmeyi kafasına koymuş, talan edilecek coğrafyadaki insanları önceden ikna etmeyi hedefleyen birçok gizli alt anlamlar bulmak olası.
ABD'yi içten zaptetmiş petrol zengini haydutlar komşumuz Irak'ı istilâ etmeye hazırlandığı günlerde 9 yaşındaki bir ufaklığın ağzından aynen şunları duymuştum: "Iraklılar gebersin, çünkü onlar Ork!"
Ork'un ne olduğunu Yüzüklerin Efendisi adlı best seller kitaptan ve onun filminden hatırlayacaksınız; hani şu görüntüleriyle insanın kanını donduran, neden "kötü" olduklarına dair bir açıklama getirilmeyen ve beyaz adam tarafından kitleler halinde imha edilen esmer renkli iblis-adamlar.
Sadece kapı komşumuz mu? Biz de Ork'uz beyaz tenli haraminin gözünde. Biz, sıradaki Ork'lar, neden boyun eğmemiz gerektiğini, daha minicik birer bızdıkken çizgi filmlerden öğreniyoruz. Çünkü o çizgi filmler evimizi soyacak olan kalpazanlar tarafından önceden gönderiliyor. Başlangıçta bedava sayılabilecek kadar ucuz fiyatlarla, bağımlısı olduktan sonra pahalıya, sonra daha da pahalıya... Öyle bir milletiz ki, zehirin fiyatı ne kadar kazıksa o kadar yüksek dozda alıyoruz.
Evet, çizgi roman ve çizgi film zararlıdır. Hem de fazlasıyla. Kendi çizgi roman sanatını bir körlük ve bönlük denizinde boğmuş olan ülkelerin üzerinde nükleer silah kadar yıkıcı bir etkisi vardır Disney ve Manga istilâsının.
Aynı zamanda çizgi roman ve çizgi film çok yararlıdır. Kültürü sınır ötesine taşır, edebiyatın, sinemanın, vaizlerin, misyonerlerin dışişleri bakanlığının sızamadığı ince deliklerden dar aralıklardan geçebilir, alfabeden sonra en çok okunan ikinci kitaptır, çok satılır, sürümden kazanır, oluk oluk yen, dolar, yuro sokar içeri. Toplumu pasif bir alıcı durumundan dünyanın gidişatını belirleyici durumuna geçirir bu sanat, değerinin bilindiği ülkelerde.
O nedenle, bura aydını bir kez daha başını ellerinin arasına alıp düşünmelidir. "Çizgi roman daha faydalı kitapları okumanın önündeki engeldir" safsatasının ve buna benzer üç beş şablon cümlenin ötesine geçerek, yanlışın nerede yapıldığı enine boyuna sorgulanmalı, "çizgi romanı lânetledik de kitap okuma oranımız yükseldi mi; neden benim kültürel atmosferim tamamen ecnebî filmlerine hayran ve ecnebîler gibi yazıp çizmeye, oralarda takdir edilmeye hevesli taklitçi yazarlara-çizerlere mahkûm oldu?" diye düşünülmelidir.
Hatırlamaya çalışın, Batı uygarlığının dayanak noktası, temeli olan İlyada ve Odisea destanları hangi toprağa ait? Troya kenti nerede? Ya Komagene uygarlığı? Ya Kimmerya? Ya Hektor, Akhilleus, Herkül, Hermes, Afrodit, kısacası, tüm Grek mitolojisi arka bahçemize ne kadar mesafede?
Ya İlyada ve Odisea da dahil, tüm destanların anası ve esas kaynağı olan Gılgameş nereli? Sizi yormadan ben söyleyeyim; şu bizim ufaklığın "Ork" dediği insanların yaşamakta olduğu Mezopotamya'lı; yani bugünkü Irak'lıların atası.
Dünyanın en büyük kültür definesinin üstüne ev kurup, sonra da elin hırsızından şekere bulanmış adi boncuklar satın almak kaderimiz olamaz. Batı kültürü ve onun bize söyleyecekleri sıfırı tüketmek üzeredir. Artık konuşma sırası bize geliyor. Her ne kadar tersine inandırılmaya çalışıldıysak da, kültürün, uygarlığın anayurdu burasıdır. Bizim hammaddemizi bedavaya kapatıp fahiş fiyatlarla yine bize okuttu onca zaman Batı Hazretleri. Artık uyanma zamanıdır.
Dünyanın en ucuza mal edilen görsel şöleni olan ve teknolojiden, tesisten, cihazdan, şundan bundan bağımsız, sadece yetenekli ve azimli insanların beyinlerinin ışığı ve ellerinin becerisiyle ortaya çıkan çizgi roman, bizimki gibi ülkelerin en önemli bacasız sanayi girdilerinden birini oluşturabilirdi. Neyimiz eksikti İtalya'dan, Fransa'dan, avuç içi kadar Belçika'dan?
Bilgisayar programlarının artık semt pazarlarındaki işporta tezgâhlarında yoğurt fiyatına satıldığı günümüz dünyasında, çizgi film de çizgi roman kadar ucuza mal olabilecek bir maddî-manevî yatırım alanıdır. Her iki sanat dalının da olmazsa olmazı olan bura insanının zekâ ve yeteneğinin kadri kıymeti bilinsin, yeter.
Ola ki, "toprak altındaki madenlerinizi ve petrolünüzü çıkarmayın, işlemeyin, maden kötü, petrol zararlıdır" gibi bir safsataya inanıp kendi zenginliklerimizi toprağa gömülü bıraksak, kendi kültürel damarlarımızı yok (hatta zararlı) sayıp gelişmesini engellesek dünya bize "budala" demez miydi? Peki, kendi yerel çizgi sanatçılarına haşarat muamelesi çekip, yok edip, meydanı tamamen dış mihraklı propaganda tröstlerine terketmek de ihanete eşdeğer bir budalalık sayılmaz mı?
Çizgi sanatının kaynağının kurutulması, madenlerin toprak altında bırakılmasından daha vahim bir yanlıştır. Bugün gömülü kalan maden yarın çıkartılır. Ama gömülen çizgi romancı açlıktan ya da küskünlükten solup gidebilir. Yerine yenileri de yetişmeyebilir. Bazı ülkeler için tren kaçabilir.
Sonuç ortada; sorunları çözecek kuşaklar bizzat sorunun kaynağı tarafından programlanmış, hırsızlar direnme gücümüzü daha çekirdekten yoketmiş bile. Zihinlerimiz çocukluk yıllarımızda ablukaya alınıp dümdüz edilmiş, körüz, önümüzü göremiyoruz.
Türkler dünyayı kılıçla değil çizgiyle fethedebilir
New York Times gazetesine yüksek bütçeli ilanlar vererek mi daha iyi tanıtılır bu ülke, yoksa dünyanın her yerinde yayınlanabilen, tüm dünya seçkinlerinin kitaplıklarına ve DVD oynatıcılarına girebilmiş Türkiye yapımı çizgi romanlar ve çizgi filmlerle mi?
Türkiye'nin acilen kendi millî çizgi roman ve çizgi film sektörünü yaratması gerek. Ama Japonya örneğinde olduğu gibi sadece para kazanmayı amaçlayan ve o nedenle Batı'nın tüm şablonlarını daha da vahşice kullanan bir sektör değil, içindeki insanî değerlerle tüm dünyada sarsılmaz bir saygınlığı bugünden başlayarak kuracak bir çizgi roman ve çizgi film akımı Anadolu'dan dünyaya yayılmalı. Türkiye'nin "büyük devlet" olma iddiası varsa, bu iddiasını dünyanın her yerindeki yarının yetişkinlerini kazanarak başlatmalı.
Bunun için ihtiyaç duyduğumuz konu ve motif zenginliği, Doğu ve Batı arasındaki dengeli yerimiz, insan kaynaklarımız, deneyimimiz, sorun çözme becerimiz zaten var. Olmayan şey, ülkedeki birikimin önünü açabilecek uzak görüşlü bir sermaye hareketi.
Yüz yıl öncesinin eğitim anlayışıyla üçüncü binyıla girilemez. Bilinmeli ki, artık okul, çizgi filmin gerisinde kalmıştır.
Türkiye'de herhangi bir girişimci, örneğin fiyaskoyla sonuçlanan ixir.com için harcanan yatırım sermayesinin yirmide birini ortaya koysaydı, inanıyorum ki, birkaç yıl içinde olmasa bile, on yıl sonra bunun dev bir sektöre dönüştüğünü, tüm dünyaya ihracat yapabildiğini görürdü. Böyle bir yatırımın sadece döviz girdisi açısından değil, dünyadaki sevilirliğimiz ve sayılırlığımız açısından da önemli olduğunu akıl edebilecek bir makam ya da sermaye sahibinin çıkamamış olması Türkiye'nin kaybıdır.
Öyle bir yönetim kadrosu ve sermaye sınıfı var ki bu ülkenin, firmasını halka sevdirebilmek için karikatürden amblemler ve çizgi filmlerle bezenmiş reklam kampanyaları yaptırıyor da, bizzat bu sanata (yani markasını sevdirebilmek için son çare olarak başvurduğu çizgi sanatına) yatırım yapmayı akıl edemiyor.
Vaktiyle "sinemaya neden yatırım yapmıyorsunuz?" diye sorduğum bir büyük kapitalistin "batsın Türk sineması!" dediğini ve ardından "yıllarca biz zenginleri kötü insanlar olarak gösterdiler!" açıklamasını hatırlatırım bir kez daha... Ermeni soykırımı, Kürt sorunu, Kıbrıs açmazı, vd. konulardan dolayı mütemadiyen köşeye sıkıştırılan ve yabancı gazetelere pahalı ilanlar vererek belâyı savuşturmaya çabalayan Türkiye Cumhuriyeti, maalesef daha yaratıcı yolları hiç denemiyor.
Batı dünyasının bilinçaltındaki "Türk karşıtı" önyargıyı yok etmenin, bizzat kültür ve sanat yoluyla mümkün olabileceğini göremiyor bu ülkenin muktedirleri.
Özellikle de sonraki kuşakların bilinçaltını şimdiden tohumlamak için Batı'nın oldum olası kullanageldiği en etkili vasıta (hatta, ne yazık ki silâh) olan çizgi sanatına karşı, bizdeki bürokrat ve sermaye bloğunun duvar gibi sağır ve ilgisiz oluşunu görmek insanı üzüyor.
"Ya bu sanatçılar palazlanır da iktidarımızı yıpratacak muhalif girişimlerde bulunurlarsa?" korkusu, gelip geçen tüm yönetimlerin ve bir türlü yerinden oynatılamayan Gizli İktidar'ın sanatçıya serin durmasına neden oluyor.
Öyle bir yönetim bürokrasisi ve öyle bir okumuş elit ki, çizgi roman ve çizgi filme destek olmak şöyle dursun, devlet adamını Red Kit okuyor diye aşağılıyor ve o devlet adamı da dahil hemen hepsi, kendi kitaplığı çizgi roman ve video arşivi çizgi film dolu olsa dahi, bunu bir kültür politikası olarak ele almayı düşünemiyor.
Oysa bu ülkenin kamburları sadece şu ya da bu madeninin çıkarılıp tam kapasite işlenmesiyle, gaipteki petrolün bir an önce bulunmasıyla, yolsuzluğun, vurgunun, mafyalaşmış siyaset düzeninin, kilitlenmiş parlamenter sistemin işlerlik kazanmasıyla, demokratik çarkın asker vesayetinden arındırılıp sivilleştirilmesiyle, birinci kuvvete dönüşmüş olan medyanın tekrar dördüncü sıraya çekilmesiyle falan sınırlı olmayıp, çizgi sanatını aforoz edişinin altında yatan basiret eksikliğini de anlayıp bu yanlıştan dönmesiyle mümkündür.
Döner mi dersiniz?
Ne diyelim? Tanrıdan umut kesilmez. Belki araya yanlışlıkla akıllı, basiretli birileri karışmıştır.
Dilin Kemiği ~ Necdet Şen
Okumakta geç kaldım ama bu yazıyı sevdim. Batıyı oluşturan ögeler en iyi evrimle açıklanabilir. Çizgi roman ve çizgi film içinde barındırdığı kültür ve dinamiklerle evrimin getirdiği bir olgu. Dolayısıyla, çizgi romana ve çizgi filme neden ihtiyaç duyulduğu, gelişmiş kültürlerin yazı ve çizgi süreciyle anlatılabilir. Mao Zedung gibi Mussolini de çizgi romanın gücünden yararlanmıştır. Din referanslı yaşayan toplumlar evrimi olağan sürecinde yaşamadıklarından, evrimi olağan sürecinde yaşayan toplumların kültürü altında yaşayacaklar ve onların izin verdiği kadar düşünecekler ve üreteceklerdir. Çizgi roman ve çizgi film kültürü yaratmak bir süreçtir, ne yazık ki bu sadece parayla olmaz. Tıpkı otomotiv ve uzay teknolojisi gibi. Sizin bir başka yazınızda; ülkemizdeki karikatür sanatının 50'lerde doruğa ulaşıp, durmasını vurguladığınız gibi, günümüzü tetikleyecek süreç yarım kalmış.
Atalay Bilge ~ 10 Kasım 2007 (15:30)

Ali Türkan
Sahip olmadığığından, mükemmele yakın bir dünyada yaşadığına inanan, bu dünyayı korumak adına da her şeyi yapabilecek bir tektipinsan'dır. Birilerinin pembeye veya başka bir renge boyanması da, bu birileri kendisi olmadığı sürece, rahatsız etmeyecektir onu. John Boy'un çocukları, tosladıkları duvarları demokrasinin gereği sanan ve özgür olduklarına inandıkları işte böyle bir ortamda, "bir hazin hürriyet"e şahitlik eden yıldızların altında dünyaya gelirler. Bir sonraki yazı: O çocuklar büyüdü Ahmet Abi Yazar
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
Kâmuran Kızlak
Asıl patırtı da ondan sonra koptu zaten. Ne satılmışlığım, ne bilmem kimin adamı olmam ne de yedi sülalem kaldı dil uzatılmadık. Bunları yazanlar sıradan adamlar da değildi üstelik. Partide eğitim, örgütlenme gibi işlerde ciddi görevi olan adamlardı. Sonra da 2-3 gün içinde forum sayfasını kapattılar. Niye kapattılar, hiç anlayamadım. Yazar
Necdettin Efendi
Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplin edinirsini (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin. Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.