Necdet Şen ~ 13 Mart 2001
Bugün, dilimiz döndüğünce kendi halkını kara kafalı müstemleke yerlisi gibi gören ve onlara fikirlerden üniformalar giydirmeyi misyon edinmiş ve de tanık oldukları her farklı düşüncede yozluk ve ihanet gören fikir zorbalarına değineceğiz.
(Bu fikir zorbaları tabii ki burada değil, Belucistan'da yaşamaktadır. Ve çizgi roman dediğin, bir çeşit gündüz rüyasıdır, buranın gerçekleriyle ilgilenmez.)
Bu çizgi roman sayfaları dört beş yıl önce Hürriyet'te yayınlandığında epey patırtı kopmuş ve mevzuyu nedense üzerine alınan bazı seçkin zevat, kendi ruhunun renklerini yansıtan zehir zemberek sıfatlar ve her babayiğidin anlayamayacağı derinlikte felsefi tahlillerle tartışmanın düzeyini yukarılara taşımış, bununla da yetinmeyip, bendenizi işten attırmak için ekmeğimi kazandığım gazetenin patronuna alenen telkinde bulunma olgunluğunu bile göstermişti.
Solculuk ve demokratlık da zaten bunu gerektirirdi; kendi patronuna asla yan baktırmayacaksın ve farklı fikirde olanları da öteki taraftaki patrona fitleyip işten kovduracaksın. Aç kalsın kerata! Fikir adamı dediğin, patron hazretlerinin parmağıyla gösterdiğine söver, patronunun ne kadar harika keman çaldığını herkesten önce keşfedip, alkışlarıyla onu motive eder. Bununla da yetinmez, babasından miras kalmış gazetede uzun yıllardan beri yazı yazmayı bırakmış patronundan "değerli başyazarımız 40 yıl önce ne kadar isabetli teşhisler yapmış, bakınız" diye sık sık alıntılar yaparak vefa örneği gösterir.
Böyle yapmayana zaten fikir adamı denemez; dense dense "zırtapoz, zibidi, zerzevat, alçak, takkesiz liboş, tosuncuk, yobaz" falan denir. (Bu kelimelerin derin anlamları için, bakınız Felsefe Sözlüğü, Cilt 3, Bap 8, Paragraf 12).
Ne var ki, onların bu tür incelikli manevralarla hayata geçirmeyi başaramadığı ince olay (yani benim oralardan defolup gitmem) (Tanrı'nın bir mucizesi midir nedir?) patron cenahından değil de, bizatıhi bendeniz "iç evreni karanlık zibidi" den gelmiş ve sokaktaki hayatın cazibesine kapıldığımdan mı, yoksa kuyruğum kapıya sıkıştığından mı, ne olduysa (Allah'ın Hikmet'i) basıp gitmiştim bu nezih, ışıl ışıl camiadan.
İşte o gün bu gündür necip Türk medyası iç evreni aydınlık, işlek zekâlı, sempatik, nezih üslubu ile hepimizin derin takdirini kazanmış olan, millet maaşını alamazken, elinde bulundurduğu imza yetkisiyle ikide bir kendine avans yazıp muhasebeden gizli gizli para tırtıklamayan, merhum patronuna asla yalakalık yapmamış olan ve de "aydınlanmanın darbecisi" "sevgili peygamberimiz" "sineklerin tanrısı" üstadımız efendimiz hesabına tetikçiliğe hiç soyunmayan, gözden düşünce de kendisine rütbeler bahşetmiş velinimetinin kuyusunu kazmak için kulisler yapmayan, dümenler çevirmeyen satılmamış kalemlerin elindedir.
Böyle kaliteli muharrir ve ediplerimiz olduğu müddetçe bizim sırtımız yere gelir mi?
A s l a a a !. . G e l m e e e z !. .
Dilin Kemiği ~ Necdet Şen

Ali Türkan
Fakat tarzımın vandallar'ı sayfana çekeceğinden ve işin bokunu çıkaracağımdan korkuyorum. "İşte savaş var ve 'dünya ikiye bölündü'. Sanki daha önce kaça bölünmüştü ki, sınıfsal bakmanın zamanı" diye ahkâm kesmek istiyor canım aslında. Belli bir kitleyi, isim de vererek silkelemek, "hadi ya" tavrıyla dalga geçmek, arıza çıkarmak istiyor. Kimse sallamaz diye yapmıyorum. O yüzden, şen olasın Halep şehri! Hoşçakal. Yazar
devrim, Günümüzün Nevrotik İnsanı için dedi ki: Bahsedilen belirtilerden birini bile gösteriyorsanız kendi iyiliğiniz için hemen doktora gidin... (Devam)
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
Faşistler, Atatürk'ü putlaştırmakla ona en büyük kötülüğü ettiler.
Onu "uzaydan gelmiş insanüstü bir yaratık" olarak tanıtmaları için de en başta "insani" yanlarını yoketmeleri gerekiyordu.
Atatürk içki içmez, üşümez, yorulmaz ve acıkmazdı.
Kâmuran Kızlak
Benim çocukluğumda bazı ilçe ve kasabalarda panayırlar kurulurdu. Oralarda kurulan "Çadır Tiyatroları"nda milleti epeyce "olgun" (yani Kabe-i Mükerreme'yi tavaf yaşı gelmiş) hatunları röntgenlemeye ikna etmeye çalışan panayır cazgırları olurdu. Bu insanlar o günlerin bir nevi program sunucularıydı. Yetenekli cazgırlar çoğu çaptan düşmüş üryan hatunlar hakkında yaptıkları akıl çelici reklâmların etkisiyle çadırı doldururlardı. Yazar
Necdettin Efendi
Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.