Patronsuz Medya

25 Temmuz 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Bana bir iyilik yap, iyilik yapmaktan vazgeç!

Necdet Şen - 14 Aralık 2001, 9 Ocak 2002, 11 Mart 2002


(Tek perdelik oyun denemesi)

Kişiler: Nietzsche, Koro, Ego, Süperego, Kötü Çocuk, Köpeksi Filozof

İlk ve son perde:

Perde açılır, sahneye tel çerçeveli gözlüklü, pala bıyıklı bir adam girer, seyircilere tükürürcesine söylev verir:

Nietzsche:

İyiler arasında yaşayan herkese yalan söylemeyi öğretir acıma, bütün özgür gönülleri boğunç bir havayla sarar. İyilerin aptallığı dipsizdir de ondan.

Ah bu iyiler! İyi kişiler gerçeği hiç söylemezler! Ve kötüler ne denli zarar verirlerse versinler, iyilerin verdiği zarar en zararlı zarardır!

İyilerin aptallığında dipsiz bir kurnazlık vardır.

İyiler, kendi erdemini bulanı çarmıha germek zorundadırlar!

Yaratıcıdan nefret ederler en çok, levhaları ve eski değerleri altüst edenden, bozandan, - yasabozan derler ona.

Çünkü iyiler yaratamazlar; onlar hep sonun başlangıcıdırlar.

(Nietzsche çıkar)

(Alıntılar: Friedrich Nietzsche ~ Böyle Buyurdu Zerdüşt, sayfa: 218-234-250)

Koro:

Ama, niye öyle diyosuunn! iyiler niye ööle olsun kiii!
Sen ööle zannediyosuuunnn! Haksızlık ediyosuuunnn!

Ego:

(Arabesk bir şarkı söylemektedir)

Ben çok kötü bir insanım! Tanrım, kötüyüm ben! Kötüyüm!
O bana daima iyilik yapıyor ama ben onu hep kırıyorum!

Suçluyum! Suçluyum! Suçluyum!
Kötüyüm ben! Nankörüm! Küstahın tekiyim!

Onun iyiliklerini ne yapsam ödeyemem!
Ne yapsam kurtulamam bu borç duygusundan.
İyiliğiyle eziyor beni, kendimi kötü hissediyorum.
Horul horul uyuyor şimdi o, vicdan borcunu ödedi;
bense kıvranıyorum yatağımda, yok hediyelere yatıracak o kadar param;
zekâtını ödeyecek gizli suçlarım yok.

(Şarkıyı keser, konuşmaya başlar)

Bana hep hediyeler alır, doğum günlerimi asla unutmaz. Uyanır bakarım ki o çoktan kalkmış, bana enfes kahvaltılar hazırlamış. Randevularıma sık sık geç kalırım, hiç sesini çıkarmaz, "olsun" der, kızmaz. Ama bilirim, içten içe üzülmüştür. Eve geç gelirim, bakarım ki o pencerenin pervazında kaygılı gözlerle oturmuş, yolumu bekliyor.

Kötü Çocuk:

(Sahnede belirir)

Ah sevgilim! Ah dostum! Ah anneciğim! Ah babacığım!
Ah anam bacım gardaşım, eşim dostum yoldaşım!
Ah, elinde görünmez kırbacıyla beni koyun gibi gütmeye çabalayan
kurnaz ve oyunbaz sığırtmacım!

Ego:

Neye ihtiyacım olsa, hemen sezer, daha istenmeden bulur getirir. Kazara "ne yiyorsun?" desem, bana da ısmarlar en pahalısından, yanlışlıkla "hangi kitabı okuyorsun?" diye soracak olsam, hemen o kitaptan bir tane de bana alır, kuryeyle gönderir. Sormasam da gönderir. Hediye vermeden duramaz. Zil çalar, kapıyı açıp bakarım ki ışıl ışıl paketlere sarılıp renkli kurdelâlarla fiyonklar atılmış cici bir hediye paketi. Beğendiği filme bir de beni götürür iyilik olsun diye, sıkılsam da söyleyemem, içim kabara kabara seyrederim. Çünkü o çok iyidir, kıramam onu.

Süperego:

(Ego'nun ensesinde bitiverir)

Bunda ne kötülük var?

Ego:

Yok tabii, ne kötülük olsun ki?

Çok para kazanıyor. Büyük bir holdingde ikinci müdür. Çok yoruluyor zavallı! Biliyorsun, şu sıralarda ekonomik buhran var, her ay binlerce insan kapı önüne konuyor. Ah canım, görmelisin onun neler çektiğini; bütün o insanların işten çıkarılma evraklarını hazırlamak, kimlerin işsiz kalacağına o karar vermek zorunda. Vicdan sahibi biri için nasıl bir yüktür bu bilir misin?

Süperego:

Naapabilir ki ama, holdingi yöneten o değil ki! Biliyorum, sen içine sinmeyen bir işi yapmaktansa çekip giderdin ve bunun bedeli neyse öderdin, yoksulluğa göğüs gererdin yıllarca, ama onun bu kadar cesareti yok ki, o çalışmak zorunda.

Kötü Çocuk:

Herkes çalışmak zorunda.

Süperego:

(Kötü Çocuk'u yok sayarak Ego'ya hitap etmeyi sürdürür)

Zayıf diye kızamazsın ona değil mi?

Ego:

Lâf aramızda, cumhurbaşkanından bile fazla maaş alıyor. Fakat bankada ne kadar parası var desen, taş çatlasa yarım maaş. Bütün kazancını eşine dostuna boca ediyor. Boşandığı karısını bile o bakıyor hâlâ. Karısı olacak o kaltak da sorumsuzun, bencilin teki, çok iyi mesleği olduğu halde çalışmıyor, har vurup harman savuruyor zavallının parasını.

Ah, tıpkı kızkardeşimin kocası gibi. O da aynen öyle sömürüyor zavallı kızı! Anlatsam şaşarsın! Daha neler neler... Bir de onun yatağında başkasıyla sevişiyormuş rezil herif! Böyle iyi birine yapılacak şey mi bu?

Zaman zaman beni sinirlendiriyor onun bu ölçüsüz "iyiliği". Nasıl derler, salaklık gibi geliyor. "Kendini kullandırtma!" diyorum ona, o da en mahzun bakışlarını takınıp, "ama ne yapiim, benim yapım böyle, ben bundan çok zevk alıyorum" diyor.

Ne peki onun zevk aldığı?

Süperego:

İyiliiik!

Ah canııım! O çok iyi.

(Bir an Kötü Çocuk'un olduğu tarafa bakar, sonra öyle biri yokmuş gibi Ego'ya dönüp açıklamalar yapar)

Tamam, anladık, sokaklarda aç açık, sefil bir sürü insan, kedi, köpek, martı, karga var, ama o naapsıın? O çok iyi. O kadar iyi, o kadar iyi ki, sen klâsik müzik seviyorsun diye koşar AKM'ye, en ön sıradan bilet alır, baklava sevdiğini bilse, sana taa Gaziantep'lerden baklava getirtir, sana leblebi almak için Çorum'a gider. Çalışmak istemeyen bir asalağa her ay birkaç milyar yedirir, hatta evdeki kedisini pirzolayla, salamla besler. Bundan daha büyük bir iyilik olur mu?

Sen eğer falanca besteciyi seviyorsan bir anda gidip o bestecinin bütün albümlerini alır, seni etkilemek için hepsinin opus numaralarını ezberler. Tarih meraklısıysan, ossaat gider III.Sultan Palamut'un tuğrasını müzayededen inanılmaz kazık fiyatlarla satın alıp sana hediye eder. Coğrafyaya meraklıysan, National Geographic dergisine on yıllık abone yaptırır. Çok iyi biri o.

Kötü Çocuk:

Yoksullar mı? Iyyy! Sokakta yaşayan çocuklar mı? Ay ay ay! Yüreği elvermez! Kimsesizler, düşkünler, açlar mı? Ayyyy ayyyy! Çok korkunç! Yüreği elvermez!

Süperego:

(Kötü Çocuk'u işitmemiş gibi yapar)

O çok iyidir! Çok hatırnaz!

(Ego'ya döner)

Ya sen ne yapıyorsun bu iyilikler karşısında? Hiiç! Kabalık yapıyorsun. Sen koşuyor musun sokak çocuklarının peşinden? Yooo! Kendin hassas birisin ama başkalarının da hassas olabileceğini hiç hesaba katmıyorsun. Onun sana ihtiyaç duyduğu zamanlarda bunu sezmen, orada yanıbaşında olman gerekir; hani neredesin? Hastalandığında başucunda beklemen, onun kadar değilse bile arada sırada jestler yapman gerekir; hani nerdesin?

Kötüsün sen kötüsüüün! O çok iyi!

Ego:

Merak edip dururum, sakın Polyanna nevrotik falan olmasın?

Kötü Çocuk:

Öyle ''iyiler'' tanıdım ki, aslında sevgi dilencisiydiler. İyilik onlar için bir takas nesnesiydi aslında. Satın almak istedikleri bir şeyler vardı.

Hayattan korkuyor, devekuşu gibi kuma görüyorlardı kafalarını. Gerçeği bilmek, işitmek istemiyorlardı.

Sonsuz bir sahtekârlık içindeydiler kendilerine karşı.

Onların iyiliklerinde ustalıkla maskelenmiş bir bencillik ve tahakküm algılıyordum. Hedef gözeterek, plânlar kurarak, denk getirerek ''iyilik" yapıyorlardı.

Muhatabından beklenen tepki gelmezse bir daha bir daha bir daha yapıyorlardı bu iyilikleri. Taa ki sen "yeter, bana bu kadar iyilik yapma" diyene kadar. Böyle dediğinde de çok şaşırıyorlardı.

Çocukluktan çıkıp yetişkinler dünyasına adım atmak istemiyorlardı bir türlü. Ayşegül kitaplarından farksızdı onların hayat tasvirleri.

Ne kendini sorguluyor, ne de sorgulayanları anlamak istiyorlardı. Noel Baba kılığıyla ortalıkta dolanıyor, dokunsan ağlayacak kadar narin, Külkedisi kadar hassas, Peter Pan kadar sevimli, Pamuk Prenses kadar yumuşak huylu, gözüne sokarcasına meleksi... Bu kartpostal duyarlığıyla bağdaşmayan bir söz edecek olsan, öyle bir bakıyor ki yüzüne, densizliğinden utanasın geliyor.

Sen bir haksızlığa tepki gösterdiğinde o bunu kavgacı biri oluşuna yoruyor, utangaç birkaç sözcükle, ısırıcı cümleyi başlatıp yarım bırakıyor. Hem söylüyor hem söylemiyor. Bir tek anlam çıkıyor o kırık dökük, her tarafa çekilebilecek kaçamak sözlerden: Gene kabahatli olduğun.

Ortaya narin ve terbiyevî bir suçlama atıyor, sonra çekiliyor camdan sarayına, melekler kadar masum ve kelebekler kadar kırılgan, senin kuduruşunu, köpürüşünü, masumiyetini anlatmak için çırpınışını izliyor. "Ne demek istedin?" diye soracak olsan iyice kabuğuna büzülüyor. Ürkek bir serçe sanki, kırıldı kırılacak. O içine çekilip alttan aldıkça sen kendini haydut gibi, pislik gibi, bok gibi, eşşek oğlu eşşek gibi hissediyorsun. Asla sana "öyle değilsin" demiyor, "öylesin'' de demiyor; seni karabasanlarınla başbaşa bırakıp, tülden elbisesi ve başının üstünde parıldayan halesiyle can çekişmeni izliyor.

Onunla olan ilişkilerinde ne yapsan çaresizsin. Hiç bir zaman eşit bir ilişki kuramadığını hissediyor ama bunu sözcüklere dökemiyorsun. En inanarak yaptığın ve en iyi anlatabildiğin davranışlarını bile onun karşısında savunmaktan acizsin.

Onun her nasılsa doğuştan bildiği ama senin öğrenmemekte inat ettiğin kendini ezdirme erdemi'nin saltanatını sürüyor iri iri bakan gözleriyle.

Sana haksızlık edildiği duygusuna kapıldığın oluyor ama o, öylesine mağdur bir konumda görünüyor ki, masumiyetini kendine bile anlatmaktan acizsin; çünkü elinde hiç bir sağlam açıklaman yok.

Zaten açıklama nedir anlamak istemeyene karşı?

Açıklaman olsa ne çıkar? Sorular sorsan ne yazar? Cevap vermez ki. Sadece yaşardı yaşaracak boncuklaşmış gözlerle bakar yüzüne, kendinden iğrenesin gelir. O güne kadarki tüm hayat tecrübenden, zekândan, sağduyundan, sapla samanı ayırabilme hasletinden kuşkulanır, filmi başa sarar bi daha bi daha bi daha düşünürsün "acaba sahiden haksız mıyım, sahiden kötü müyüm?" diye. Allak bullak olur, neden öyle olduğunu anlayamazsın.

O hep mağdur ve hep mutsuzdur ve bundan nedense hep sen eziklik duyarsın.

Seni mesafeli olmakla suçlar, iğneler, yakınır. Hep bir beklentisi vardır karşılanamayan; ama iletişimsizliğin aslında onun bir birey olarak seni, bakış açını, yaptığı suçlamalara verdiğin yanıtları yok sayıp işleme koymamasından, kendi kendisiyle yüzleşmemesinden, her türlü maskesiz tutumu kaba ve densiz bulmasından, onun masalsı veri tabanıyla seninkinin uyuşmamasından kaynaklandığını anlatamazsın.

Hayat, aslında bir 6-12 yaş grubu masalıdır onun için ve sen bu masalsı atmosferde nefret saçan bir karga burunlu büyücü gibi dolanırsın.

Süperego:

(Kötü Çocuk'u yok sayarak soruyu Ego'ya sorar)

Bu kadar kibar ve bu kadar verici birinin ne gibi bir kötü niyeti olabilir?

Ego:

(Kötü Çocuk sanki kendisiymiş gibi suçluluk duygusuna kapılır)

Estağfurullah... Öyle demek istememiştim... Valla özür dilerim. Niyetim... Valla masumum... Ben naaptım ki şimdi gene?

Gene ne pot kırdım?

Köpeksi Filozof:

(Başından beri orada olduğunu ancak konuşmaya başladığında farkederiz)

Sadece sesli düşünüyorum:

Hımmm... O korkuyor.

Hımmm... Yalnız kalmaktan, sevilmemekten, yemeğini tek başına yemekten, tek başına uyumaktan, rencide edilmekten, itilip kakılmaktan, çaresiz çözümsüz olmaktan, hastalanmaktan, ölmekten, köpek havlamasından, böcekten, mikroptan, hayaletlerden, karabasanlardan, sesten, sessizlikten...

Hımmm... Bir insanın (dahası, belki hayvanların) doğal olarak korktuğu her şeyden korkuyor, ama ölesiye korkuyor. O kadar ki, kişiliğinin temel direği olmuş artık bu korku, başka hiç bir konuya odaklanamıyor.

Hımmm... Sorunlar değişebiliyor, ama onun mütemadiyen arıza sinyali veren hali hep aynı. Kötü biri değil o. Zayıf biri. Üstü örtülü bir imdat çağrısı aslında onun yardımseverliği.

(Sahne dışından bir tartışma duyulur, herkes kulak kabartır)

Beni kurtar! Beni kurtar! Beni kurtar! Beni kurtar! Beni kurtar!

Kimden?

Kendimden!

Hımmm...

Suçlusun! Suçlusun! Suçlusun! Suçlusun! Suçlusun! Suçlusun! Suçlusun!

Ama neden?

Benimle yeteri kadar ilgilenmiyorsun!

Kötü Çocuk:

(Ego'nun tepesine dikilir)

Ne halt edersen et, kendini onun karşısında köpek gibi ezik ve kıstırılmış hissetmekten kendini alamıyorsun. O da belki tam da bunu arzuluyor. Korkularını hafifletebilmek için senin bağımlılığına ihtiyaç duyuyor.

Seni kendisinin yapabilmek için önce o senin kölen olur, paspas olur ayaklarının altında.

Sonra sıra ona gelir.

Sana ait bir hayatın olamaz. Sonsuz alttan alışı ve sonsuz cömertliğiyle senin hükümdarındır artık. Kim olursan ol, diyetini ödeyemeyeceğin kadar büyük bir bağımlılığın esiri olursun.

Ücretin neyse ödeyip satın almıştır seni.

Köpeksi Filozof:

(Boşluğa konuşur)

Öyle iyiler tanıdım ki, onların iyiliklerinde asap bozan bir iğretilik ve tahakküm algılıyordum.

Kendilerine ve hayata karşı körü körüne bir aldatmaca içindeydiler. Pastalarla kaplıyorlardı ormandaki kulübelerinin duvarlarını, ama az ötede açlıktan kıvranan insanları her nasılsa göremiyorlardı.

Hayatı sorgulayanlardansan, masallara ve ''sevelim sevilelim'' klişelerine karnın toksa, uzak durman gerekiyor bu iyilik perilerinden.

En başta annenle ve babanla, dostunla, ulusunla, ideolojinle, tanrınla arana sıkı bir mesafe koyman gerekiyor. Oradan başlıyor bu arızanın ilk kıvılcımı.

Unutma, "evlâtlar anne ve babalarına hayatı zehir etmedikçe kendi hayatlarını yaşayamazlar". Lânetlenmeden kendin olamazsın.

Kendi başına ayakta duramayan, yalnızlığa (yani kendine) katlanamayan, mutlaka abanacak birini arayan ve bulan insanlarla arana bir lokma ironi mesafesi koyman gerekiyor.

Barınak aramamalı ve barınak olmamalısın.

(Köpeksi Filozof, Kötü Çocuk, Koro, Süperego sahneyi terkeder, Ego sahneden ayrılmadan önce kendi kendine konuşur)

Ego:

Biz ne zaman var olduk da hayata fırlatıldık?

Bütün basamakları birer birer mi çıktık? Ölçüp biçip, karara bağlayıp da kapattık mı bütün eski defterleri? Yoksa kapağını mı kapattık fokurdayan kazanın?

Hangi sözcüklere, hangi seslere, hangi kokulara aç, neye karşı zayıfız, durup bunları düşünecek vaktimiz var mı?

Büyüdüğümüzü varsayıyoruz, ama bu süt kokusu nedir ağzımızdaki?
Nedir hiç doyurulamayan bu ihtiyaç?

Her dönemeçte yeni yeni anneler ve babalar çıkıyor karşımıza;
numara bildik eski numara: İYİLİK ve LÜTUF.

O nedenle soruyorum bütün saflığımla,
etrafımda iyilik meleği gibi dolanan dostlarıma:

"Büyükannee, senin dişlerin neden o kadar sivri?"

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?

Göster amcalarına seçkinliğini bakiim

Ali Türkan

Bunun için de pek emek sarfetmemiş birilerinin, boyuna yakınmalarını; ötekilere "yüzde altmışı aptaldır" dedikleri hâlde, kastları tarafından hâlâ solcu diye pazarlanmalarını ve bu türden nice şeyi anlayamıyorum. Hesapta aydın sorumluluğu adı altında, insanların uçkuruna karışıp kaç çocuk yapmaları gerektiğini bile dikte etmelerini de anlamıyorum o seçkinlerin. Bu kadar şeyi anlayamadığıma göre, hıyarlık bende sanırım. Hıyarca bi lâf daha edeyim o zaman: Zengin diktiğiyle, fakir s! Eyvallah! Yazar

 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Bence diğer birçok organizasyonlar gibi üniversiteler de bazı idealist prensipler üzerinden yola...
Seyit Balkuv - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Tortop, her gün onlarca çocuk sanırım sizin zihninizde ölüyor. Bu ülkeyi hangi yayın...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Necmi Ziya Bey'e tavsiye,...
İlker Tortop - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

İnsanlar kendi arzuları dışında ölüme gönderilmemeli biçimindeki bir dileğe hadi...
Necmi Ziya - Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Bence üniversite diploması sahibi olmakla ayrıcalıklı zümre pasaportuna sahip olma tesbiti kısmen...
Mehmet Kılınç - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)

En Son Yazılar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Travmatoloji Enstitüsü

Ali Sedat Çetinkoz

Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim.   Yazar

Aklımı kaybettim, hükümsüzdür...

Alper Uzun

Erken teşhis, bu hastalıkta en büyük umut olacaktır. Risk faktörlerine bakınca yaş büyük öneme sahip. 65 yaş yaşlılık sınırı yazmıştım. Hastalık "çoğunlukla" bundan sonrasında belirginleşmekte. Gelişimi ise 50'li yaşlarda başlamakta. O plak oluşumları usul usul. Yavaş yavaş üst üste yığılmakta. Bazı bireylerde çok daha erken hastalık belirginleşmeye başlamış olabiliyor tabii ki.   Yazar

Hasan Cemal ne zamana kadar futbol yazacak?

Necdet Şen

Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım.   Necdet Şen

Sahte Demokratlar

Necdet Şen

Zorbalığın fikirlerden üniformalar diiktiği totaliter mizaçlı sistemde, hukukun hassas terazisıni toplumun üzerinde yansız olarak tutması gereken yargı lordlarının militanca çıkışları ve toplumsal sözleşmelerin kırılgan noktalarını hoyratça kaşıyan medya komitacılarının rüzgâr eken ahkâmları bölücülük olmuyor mu? Biz ne softalar gördük yanıbaşımızda, ki onların demokrasiden kasdettiği şey 85 sene evvel kendilerine bahşedilmiş imtiyazları ilelebet müdafaa ve muhafaza edecekleri bu azınlık diktatörlüğünün bekasından başka bir şey değildi. Hızlı Gazeteci

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°