Patronsuz Medya

Siyaset kediyi arkadan düzmeye benzer

  Charles Bukowski

Charles Bukowski, Sevimli Bir Aşk Hikâyesi, Sayfa 169-172, Çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayınevi


Sevgili Bay Bukowski: Neden hiç siyaset veya dünya meseleleri üzerine yazmıyorsunuz?

* * *

Sevgili M. K.

Ne diye? Yani, yeni bir şey mi var? -Yemeğin altının yandığını herkes biliyor.

Genellikle bir başımıza sessizce oturup halının tüylerini seyrederken atar beynimizin tası -yan tarafında Temel Reis yazan jöleli şekerleme dolu kamyonun neden patlayıp havaya uçtuğunu anlamaya çalışırken.

Sadece bu önemlidir; o canım düşün yitirilişi ve onu yitirmişseniz gerisinin önemi yoktur, generallerin ve para-babalarının oynadığı oyunlardır gerisi. Söz generallerden açılmışken -Hidrojen bombası yüklü bir uçağın daha çakıldığını okudum- BU kez İzlanda yakınlarında denize. HESAPTA beni korurlarken hayli lâkayıt davranıyorlar çocuklar kâğıttan uçakları ile. İçişleri Bakanlığı Hidrojen bombalarının pasif olduklarını açıkladı, ne demekse. Sonra bombalardan birinin yarıldığını, sözde beni koruyan bombanın denize radyoaktivite yaydığını okuyoruz ve ben koruma filân istemedim.

Demokrasi ile Diktatörlük arasındaki fark: Demokrasi'de önce oy kullanıp sonra emir alırsın, Diktatörlük'de seçimle filân zaman kaybedilmez.

Şu düşen hidrojen bombalarına dönelim -bir süre önce aynı şey İSPANYA kıyılarında oldu. (Beni her yerde koruyoruz.) Bombalar yine kaybolmuştu. Amma belâlı oyuncaklar, kaybolup duruyorlar. Üç aylarını aldı -yanlış hatırlamıyorsam- son bombayı bulup oradan götürmeleri. Belki de üç haftaydı, ama oranın halkına üç yıl gibi gelmiştir her halde. Sahilden hayli açıkta bir kum tepeciğine düşmüştü o son bomba ve ordu son derece hassas bir çalışma ile bombayı tepecikten kancalamaya çalışırken bomba yerinden kımıldayıp aşağı doğru yuvarlanmıştı. Sahil kasabasında yaşayan zavallı halk havaya uçma endişesi ile sabaha kadar yataklarında dönüp durmuşlardı, ABD'nin ikramı.

Amerikan Dışişleri bombanın fünyesinin olmadığını duyurmuştu elbette, ama o arada zenginler kasabayı terk edip başka coğrafyalara uçmuşlardı ve Amerikalı denizcilerle kasaba halkı diken üstündeydiler. (Lanet bombalar patlamayacaksa ne demeye uçuruyorlardı onları? Ha patlamayan bomba taşımışsın ha iki tonluk salam.) Neyse, bombayı bir türlü kancalayamıyorlardı, iradesi vardı sanki lânet şeyin. Sonra denizde bir fırtına kopmuş ve güzelim bombamız denize yuvarlanmıştı. Deniz çok derindir, devletimizden bile daha derin.

Sonunda özel bir vinç tasarlamış ve bombayı denizin dibinden çıkarmışlardı. Palomares. Evet, orada olmuştu. Palomares'de. Ve sonra ne yaptılar, biliyor musunuz?

Donanma Bandosu kasaba meydanında bir açık hava konseri verdi. Madem bomba tehlike arz etmiyordu, bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu? Evet, bando çaldı ve İspanyollar dinledi ve herkes cinsel ve ruhsal bir rahatlamada kenetlendi. Denizden çıkardıkları bombaya ne oldu, bilmiyorum, kimse (birkaç kişi hariç) bilmiyordu ve 1.000 ton radyoaktif İspanyol toprağı Aiken'e nakledilirken bando çalmaya devam etti. Aiken'de kiralar hayli düşük olsa gerek.

Şimdi de bombalarımız İzlanda denizinin soğuk sularında serinliyorlar.

İnsanlar akıllarını çok iyi olmayan bir şeye taktıklarında ne yaparsın? Kolay, akıllarını başka yere kanalize edersin. Akıllarını aynı anda iki şeye takamazlar nasıl olsa. 23 Ocak 1968'deki gazete haberi örneğin: HİDROJEN BOMBASI YÜKLÜ B-52 İZLANDA AÇIKLARINDA DÜŞTÜ. DANİMARKA RAHATSIZ. Danimarka rahatsız mı? Hay Allah!

Neyse, birden, 24 Ocak tarihli bir haber: KUZEY KORE AMERİKAN DONANMASINA AİT GEMİYE EL KOYDU.

Milliyetçilik tırmanır! Vay, orospu çocukları! Ben o savaşın bittiğini sanıyordum! Ha, anladım KIZILLAR! Koreli kuklalar!

AP kaynaklı haber: Eskiden kargo gemisi olarak çalışan ve sonradan elektronik istihbarat ve oşinografi cihazları ile donatılıp casus gemisine çevrilen Amerikan istihbarat gemisi Pueblo, Kuzey Kore'nin Wonsan Körfezi'ne çektirildi. Kızılların işi, rahat durmazlar!

Ama Hidrojen bombası haberinin kendine ikinci sayfada küçük bir yer bulduğunu fark ediyorum: B-52'nin Düştüğü Bölgede Radyasyon; Bombadan Sızıntı Olasılığı.

Başkan'ın sabahın ikisi ile iki buçuğu arasında uyandırıldığını ve Pueblo'ya el konduğunun kendisine bildirildiğini öğreniyoruz.

Sonra da uykusuna dönmüştür tahmin ederim.

ABD'ye göre gemi uluslararası sulardaydı; Kore'ye göre kendi sularındaydı. Ülkelerden biri yalan söylüyor, biri söylemiyor.

İnsan sormadan edemiyor, uluslararası sularda bir casus gemisi ne işe yarar? Güneşli bir günde yağmurluk giymek gibi bir şey. Ne kadar yakın, o kadar bilgi.

Manşet: 26 Ocak 1968: ABD 14.700 İHTİYATİ HAVACIYI GÖREVE ÇAĞIRIYOR. İzlanda'ya düşen hidrojen bombaları ile ilgili tek haber yok, öyle bir şey hiç olmadı sanki.

Bu arada: Senatör John C. Stennis Başkan'ın ihtiyati havacıları silâh altına alma kararını son derece haklı ve yerinde bulduğunu, kara kuvvetlerinde de benzeri bir uygulamaya geçilmesini umduğunu ilâve etti.

Meclisin azınlık lideri, Richard B. Russel: Son tahlilde, bu ülke geminin ve personelinin iadesini sağlamak zorundadır. Çok daha önemsiz nedenlerden savaş çıktığını unutmayalım.

Meclis Başkanı John W. McCormack: Amerikan halkı komünizmin dünyayı ele geçirme emelinden vazgeçmediği gerçeğini bir kez daha idrak etmelidir. Bu fazlası ile hafife alınmaktadır.

Adolph Hitler hayatta olsaydı olanlara epey gülerdi sanıyorum. İşte, siyaset ve dünya meseleleri hakkında söylenecek bir şey mi var? Berlin krizi, Küba krizi, casus uçakları. Casus gemileri. Vietnam, Kore, kayıp hidrojen bombaları, Amerikan kentlerinde ayaklanmalar. Hindistan'da açlık, Kızıl Çin'de faili meçhuller. İyi adamlar ve kötü adamlar var mı gerçekten? Hep yalan söyleyenler ve hiç yalan söylemeyenler.

Bir gece düzüşürken ya da sıçarken ya da çizgi roman okurken ya da pul defterine pul yapıştırırken bizi paramparça edecek bir ışık ve ısı patlaması olacak mı? Ani ölüm yeni bir şey değildir, kitlesel ani ölüm de yeni değil. Ama ürünü geliştirdik; yüzyılların bilgisi, kültürü ve keşfi var elimizde yararlanabileceğimiz; kütüphaneler tıka basa kitap dolu; başyapıt oldukları var sayılan tablolar milyonlarca dolara alıcı buluyor; tıp kalp naklini gerçekleştirdi; sokaklarda akıllıyı deliden ayırmak mümkün değil ve birden, bir kez daha, hayatlarımızın geri zekâlıların elinde olduğunu görüyoruz. Bombalar patlayabilir; bombalar hiç patlamayabilir.

O, piti piti, karamela sepeti…

Şimdi, sevgili okurlar, izninizle fahişelere ve atlara ve içkiye dönmek istiyorum henüz vakit varken. Bu konular ölümü de içeriyorsa, kanımca, insanın kendi ölümünden sorumlu olması, ölümün Özgürlük, Demokrasi, İnsanlık, Milliyetçilik ve/veya diğer palavraların bir sonucu olarak gelmesinden çok daha az rahatsız edicidir.

İlk koşu, 12:30. İlk içki, hemen. Fahişeler, hep varlar nasılsa. Clara, Penny, Alice, Pathy…

O, piti piti, karamela sepeti…

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

121