Politik söylemin müzikle sunumu ve Cem Karaca

Sinan Gündoğar ~ Mart 2004 (Siyasi Gazete)


Sanatçıların yaşamları kadar, ölümlerinden sonra sürdürülen tavırlar kimi ayrıntıların göz önüne alınmasını gerektirir. '70'lerde şarkılarında dile getirdikleri içerikler farklı olsa da kitlelerce beğenilmiş iki sanatçının ölümünün medya tarafından kapsanışları arasındaki derin fark gören gözlerden kaçmadı.

Bu farkta, sanatçıların "toplumsal sorunları dile getirme şekillerinin" belirleyici olduğunu söylenebilir. Sözü edilen kişiler Barış Manço ve Cem Karaca.

Barış Manço'nun ölümünden sonra, onunla ilgili tartışma programları yapılması, günlerce televizyonlarda onu tanıyanların tanıklıklarına başvurulması, çeşitli mekanlara adının verilmesi, medyanın da desteğiyle, tam anlamıyla "sahip çıkılan bir sanatçı" profili oluşturmuştu.

Ancak yıllar geçip, onun ölümünü izleyen miras kavgalarına tanık oldukça, bu imgenin gerisinden '80 sonrasındaki liberal rüzgarın her anlamda beslediği bir sanatçı kimliği de boy gösterdi.

Cem Karaca'nın ölümüne yönelik medya ilgisi ise, "tekbirle gömülme" sahneleriyle sınırlı kaldı. Kimileri onun müziği konusunda beylik lâflar etti, kimileri, 1980 darbesi öncesi ultraradikal bir tutum takınarak hata ettiğinden söz açtı.

Ancak onu yakından tanıyan arkadaşlarının değindiği bir nokta göz ardı edildi: Kitlelerce dinlenmiş, plakları çok satmış bir sanatçı, geçimini sağlamak için barlarda program yapmak zorunda kalmış, şarkılarından başka bir miras bırakmadan göçüp gitmişti.

Toplumun farklı kesimleri arasında olduğu kadar medyada da, iki sanatçıyı anımsama konusunda gözlenen bu farkın kaynağı aslında Karaca'nın müzikal serüveninde gizli.

Cem Karaca'nın müzikal yolu

Amatörlük dönemlerinden günümüze kadar sürdürdüğü müzikal yolculuğuna bakıldığında Cem Karaca'nın her çalışmasının, kendisinden sonrakinin habercisi olduğu hemen görülecektir. Bu kimi zaman çok olumlu bir gelişmedir, kimi zaman ise kendisini tekrar etme ya da geriye düşme anlamına gelmiştir.

Cem Karaca sadece kendi adıyla anılan çalışmaların yanı sıra, daha çok farklı gruplarla birlikte çalışmış bir müzisyendi. Onun müziğini anlamak için çalıştığı grupları ayrı ayrı değerlendirmek gereklidir.

Cem Karaca ve Apaşlar

Cem Karaca'nın amatörlük dönemi, 1963-67 arasında Dinamitler, Jaguarlar ve Gökçen Kaynatan orkestralarıyla birlikte yaptığı çalışmaları kapsar. İlk dönemlerinde Elvis Presley'i taklide dayalı, yabancı dilde şarkılar söyler. İlk profesyonel çalışmalarını Şubat 1967'de "Apaşlar" grubuyla gerçekleştirir.

"Apaşlar "Mehmet Soyarslan, Yalçınkaya Tümay, Timur Fildişi, Ahmet Tuzcuoğlu'dan oluşuyordu. Daha sonraları İhsan Afşar, Hasan Sel, Seyhan Karabay, Leon Habib grupta görev aldılar. Karaca'nın, Anadolu kökenli bir müzik yaratma düşüncesiyle Apaşların özgünlük arayışları ortak bir noktada buluşmuştu. Cem Karaca ve Apaşlar'ın müziği, "hafif batı müziği", "beat", "rock" ve "Anadolu folk"un bir karışımıydı. Ancak türküler düzenlemek ve kendini grubun kurucusu Mehmet Soyarslan'ın bestelerini yorumlamakla sınırlamak istememesi, Cem Karaca'yla Apaşlar'ın yolunu 1969'da ayırdı.

Kardaşlar

Artık "halk için sanat" ilkesiyle ürün vermek isteyen Cem Karaca, kafasındaki formatı "Kardaşlar" içinde uygulamaya çalıştı. 1970'te kurulan "Cem Karaca-Kardaşlar" grubu, Seyhan Karabay, Ünol Büyükgönenç, Muhabbet Korkar, Cengiz Türksoy'dan oluştu. Daha sonra ise Hüseyin Sultanoğlu, Alex Wiska, Fehiman Uğurdemir, Cengiz Teoman gruba katıldı.

Grubun konservatuvar mezunu elemanlardan Ünol Büyükgönenç'in batı enstrümanları ve tekniğini yerel enstrüman ve melodilerle birleştirmek istemesi grubun avantajıydı. Kardaşlar o dönemin köye ve köylüye dayalı sosyalizm anlayışının bir yansıması olarak nitelendirilebilecek "Dadaloğlu" ile büyük beğeni kazandı.

Halk kültürüyle politik tavrın bileşiminden amaçlanan şey somutlaşmaya başlıyordu, grubun eserlerinde. Gitgide daha sert söylemler güftelerde yer alıyordu ve bu sertlik, Cem Karaca'nın yorumuna da olduğu gibi yansıyordu. Bu dönemdeki çalışmalar, türkü ve rock'ın bir karışımı olarak da değerlendirilebilir.

Cem Karaca'nın ilk protest eseri olarak nitelenebilecek, Ünol Büyükgönenç bestesi "Oy Gülüm Oy" un sonunda, sadece dikkatli dinleyicilerin yakalayabildiği "Sol gülüm sol" nakaratı, hem gülün solması hem de politik tercihi yansıtması açısından önemliydi. Şarkının sözleri, soldaki çelişkilerden "yakınan" bir kişinin varlığını sezdiriyordu. Cem Karaca-Kardaşlar birlikteliği 1972 yılında bitti.

"Anadolu pop"

Anadolu pop akımında kendine iyi bir edinmiş Moğollar ile Cem Karaca birlikteliği 1972-74 arasındadır. O dönemdeki Moğollar Taner Öngür, Cahit Berkay, Ayzer Danga'dan kuruluydu. Sonrasında Turhan Yükseler, Mithat Danışman, Tufan Altan grubun yeni üyeleri oldular. Cem Karaca'nın Moğollar ile çalışmaları, Kardaşlar'ın devamı olarak düşünülebilir. Bu dönemde de halk türküleri yeni düzenlemelerle sunulur. Ancak artık o dönemin koşullarını yansıtan besteler de ağırlığını hissettirir. Cem Karaca'nın ilk "hit" parçalarından olan "Namus Belası" ile, "İhtarname" Moğollar döneminin ürünüdür.

Bu parçalarda, hem içerik, hem söylem açısından Karaca'nın bir "halk adamı" olarak o sürecin getirdiği imgeleri ve söyleyişteki sertliği kullandığı görülür. 1974 yılında Moğollar'ın son üyesi olan Cahit Berkay'ın da yurtdışına gitmesiyle birliktelik son bulur.

"Dervişan"

Cem Karaca'nın dört yıl birlikte çalıştığı "Dervişan" 1974'te kuruldu. CemKaraca, Ünal Büyükgönenç, Hüseyin Sultanoğlu, Uğur Dikmen, OğuzDurukan'dan oluşan gruba elemanların ayrılmaları nedeniyle daha sonraları Taner Öngür, Kılıç Danışman, Tahsin Ünüvar, Sefa Ulaştır da katıldı. Cem Karaca'nın hem müzikalite hem de politik tavır açısından en radikal, en iyi eserlerini sunduğu dönem, kuşkusuz "Dervişan"lı dönemdir. "Dervişan" bir Anadolu pop grubu olarak kurulmuş olsa da, yeniden düzenlenen eserlerde bile toplusal muhalefetin ağırlığı kendini hissettiriyordu. Bu aşık Mahzuni Şerif'in birçok eserinin repertuara alınmasından da hissediliyordu.

Ancak Dervişan'ın en önemli yanlarından biri, bestelerin kırlardan kurtulup kentlere yönelmiş olmasıdır. Artık şarkılarda, öldürülen öğrencilerden, kafası boş hayallerle doldurulan tamirci çıraklarına, taşradan büyük şehre gelen gençlerden, ay sonunu getiremeyen emekçilere kadar kentin farklı görüntüleri yer alıyordu. "Parka" , "Tamirci Çırağı" , "Mor Perşembe" , "Yoksulluk Kader Olamaz" , "Beni Siz Delirttiniz" , "İşçi Marşı" gibi eserler, '70'lerdeki yaşantının görüntülerini çizmesi açısından önemlidir.

Cem Karaca'nın bu dönemlerdeki başarılı eserlerinin büyük bir çoğunluğunda, teatral bir havanın, bir öykü anlatımının örgü mantığıyla birbirini tamamlayacak melodi ve enstrümanlarla sunulmasının rolüne dikkat edilmesi gerekiyor. Karaca, bu çalışmalarının hepsinde, bozuk düzene karşı bir kavgaya davet ediyordu dinleyenleri. Toplumsal muhalefetin yoğun olduğu '70'lerde, birçok sanatçı politik çizgiyi sürdürüyordu. Ancak bir bütünlük içerisinde düşünüldüğünde, müzikal yapıyı içeriğe kurban etmeden, politikayı müziğe taşıma başarısını gösteren müzisyenlerin başında geliyordu Cem Karaca.

"Yoksulluk Kader Olamaz" uzunçaları, her parçanın bir piyanoyla sunulan kısa bir melodiyle birbirine bağlanması yönüyle konsept olma açısından da önemlidir ve bu yöntem, Karaca'nın daha sonraki çalışmalarının da habercisidir.

"1 Mayıs" ve "Durduramayacaklar Halkın Akan Selini" 45'likleri hem Dervişan'ın hem de Cem Karaca'nın radikal söyleminin sonuydu.

"Edirdahan"

Karaca'nın son grubu olan "Edirdahan" 1978'de Fehiman Uğurdemir, Oktay Aldoğan, Ahmet Güvenç, Caner Bora'den oluştu. Daha sonra gruba Salip Bele, Bülent Orkan, Hami Barutçu, Tufan Altan, Derya Elver katıldı. Karaca'nın "Edirdahan" ile yaptığı tek uzunçalar olan "Safinaz" , bir 18 dakikalık bir "rock opera" denemesiydi. "Safinaz" da keskin, radikal bir söylemden çok, dar gelirli bir aile imgesiyle, sistemin, insan öğüten çarklarından tek başına kurtuluş olmayacağı vurgulanıyordu. Aslında Dervişan döneminde yapılmak istenen "Safinaz" ve konserlerde "Karaburun Mağlupları" adıyla yorumlanan "Şeyh Bedrettin Destanı" besteleri Edirdahan grubuyla plak haline getirilmişti.Cem Karaca'nın en üretken olduğu bu dönemlerde, müzikal arayışları, bir şarkıda birden çok ezgiyi bir "kolaj" mantığı içerisinde bir arada başarılı kullandığını da belirtmemek olmaz. Tabii, "volümü yüksek, güçlü sesini" görmezden gelmek de...

"Düşüş"ün başlangıcı

Bu albümden sonra Cem Karaca'nın müzikal serüveninde bir düşüş yaşanıyordu. Bu düşüş '70'lerin sonuna doğru yurtdışına çıkışı ve '80 sonrasında Türkiye'ye döndükten sonra da devam etti. Turgut Özal'ın elini öpmesiyle eleştiri yağmuruna tutulan Karaca, bu hareketiyle, öncekinden farklı bir bakış açısında yöneldiğinin de haberini vermişti.

Yurtdışında çeşitli albümler yapan Cem Karaca, Türkiye dönüşünde yaptığı "Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar" , "Töre" , "Nerde Kalmıştık?" , "Bindik Bir Alamete" albümleri, aynı dönemde piyasada olan birçok pop ve rock albümünden daha yüksek niteliklere sahipti. Ama eski dünya görüşünü, şarkılarına yüklediği işlevi yitiren Cem Karaca, eski Cem Karaca olmayı başaramadı. Kimi şarkılarda eleştirel denemeler yaptı, mizahi öğeleri müziğinde kullandı. Ancak artık yeni arayışlar için gruplar oluşturan, farklı melodiler ve çarpıcı sözlerle bir bütünlük sağlamaya çalışan Cem Karaca değildi.

Televizyonlarda sohbet programları da düzenleyen, "ilahiler" de okuyabilen, tasavvuf motiflerini sık sık dillendiren, başka bir deyişle "doğru yolu bulan" bir Cem Karaca'ydı. Kendisi eskisi kadar "keskin" olmasa bile, eski şarkıları hala yayınlanıyordu, üstelik bu albümler hala yeterince alıcı buluyordu. Sanatçının kendisi değişmiş olsa da şarkıların içerdiği temaların dinleyicilerle buluşması "tehlikenin geçmediğinin" işaretiydi. Böyle bir kişinin ardından yüceltici programlar yapmak, "sistem" açısından çok da yararlı görülmezdi elbette".

Toplumsal muhalefeti şarkılarıyla dillendiren, müzikalite den ödün verilmeden de politikanın şarkılarda dillendirilebileceğini, günlük yaşamdaki en küçük ayrıntının bile "sıradan insanlar"ın imgeleriyle şarkılarda yer alabileceğini kanıtlamış olan Cem Karaca, '80 sonrasındaki değişimine rağmen, bir ekol olmayı başarmış bir sanatçıydı. Bu özelliği, politik müziği dar kapsamlı şarkı sözleri ve aynı formlarda besteler olarak algılayan müzisyenlere, asıl izlenmesi gereken yolu da göstermektedir.

* * *

http://www.siyasigazete.net/sayi_08/index.php?SayfaX=42

Duvar Kâğıdı: [ 1024/768 ] [ 800/600 )

eXTReMe Tracker