Cem Karaca
O gözlüklerinin arkasından bakıp, niçin ağlıyorsun?
"Nerde o eski İstanbul" diye hayıflanıyorsun.
Vallahi zor iş, doğup büyüdüğün şehirde,
böyle dımdızlak, bir yabancı gibi kalmak.
Bir tabureye tüneyip akşamları, kadehlerde boğulmak.
Lâkerda kokmuyor artık İstanbul şehri,
paskalya yumurtası bile yok. "Şart mı ki?"
O eski bostanlar ağzına kadar blok apartman şimdi.
Seninse dikili ağacın bile yok!
Kaçırılan bir trenin ardından koşup,
yetişmeye takatin yok.
Bir yeni sahibi var artık bu şehrin, anlasana,
kimselerden korkusu yok!
Duvara astığın o çorapların sahibi geldi.
Altına aldığın kilimlerin sahibi geldi.
Kıro, keko, hırbo, zonta, maganda!
Kıro, keko, hırbo, zonta, maganda!
-Ah ah nerede o eski İstanbul?
O eski Kalamış, o boğaz, o güzelim sahiller?
- Vallahi haklısın azizim.
Halk sahilleri doldurdu, vatandaş denize giremiyor.
- Kültürsüzlük canım n'olacak? Bir sürü köylü işte!
- Kızım koş! Koş! Sular geldi sular. Gözümüz aydın ayol!
Kes lan!
Sen ülkedeki halkım, savaştaki askerim,
Ekinim ve ekmeğimsin. Sen üretenimsin.
Birisi söylemişti hatta bir zamanlar. Sen! Efendimizsin.
Ve bu Bizans eskisi şehir,
ve bu Bizans eskileri utansınlar kendi kimliksizliklerinden.
Siz! Uğruna neler çektiklerimiz...
Bana göre, vallahi hoş geldiniz.
Cem Karaca
Her zamanki köşenizde
Her zamanki barınızın
Önünüzde viski ve havuç
Ve bir eliniz çenenizde
Kaşınız hafifçe yukarıda
Bakışlarınız ne kadar bilgiç
Hiçbirşey üretemeden
Sadece eleştirirsiniz
Sinemadan siz anlarsınız
Tiyatrodan, müzikten
Heykel, resim, edebiyat
Sorulmalı sizden
Ekmeğin fiyatını bilmezsiniz
Ama ekonomi, politika
Karılarınızı döverken siz
Ne kadar bilimselsiniz
Bu yaz yine güneydeydiniz
Bol rakı, güneş ve deniz
Herşey bir harikaydı
Ancak yerli halkı beğenmediniz
Burda da, orda da o aynı barlar
Hep o aynı yarım porsiyon aydınlık
Aynı çehreler, aynı laflar
Vallahi hiç değişmemişsiniz
Cem Karaca
Yalanan yutulan her lokmada
Gizlenmiş bir kirlenmiş çığlık
Hiroşima'daki bulutlar değil ama ustam
Dondurmalar bile zehirli artık
Çiçekler çiçek gibi kokmuyor artık
Ve doğa, nasıl yırtık
Bu günah dolu mirası Allahım
Çocuklarımıza nasıl bıraktık?
Sevinçlerimiz bile artık mekânik
Sevgisiz saygısız otomatik
Bu şarkı kimilerine çok geç artık
Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık!
Yaylalar ovalar
Yağmur yağar su yağar zehir yağar
Derelerde sularda balıklar kuşlar
Bizim için ölüyorlar
Yediğim et içtiğim su soluduğum hava
Önüm ardım dört yanım sobe
Bu gökyüzü bu karınca çocuklarımız
Yok etmeyelim artık dur be!
Sevinçlerimiz bile artık mekânik
Sevgisiz saygısız otomatik
Bu şarkı kimilerine çok geç artık
Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık!