Cem Karaca

Bir Cem Karaca Kitabı

Gökhan Aya ~ 1998


Darbenin haberini alan Karaca, aslında böyle bir şeyi (politik gerginliklerin içinde bulunan çoğu kişi gibi) önceden hissetmişti ve kendisinin Almanya'da olması bir avantajdı. Sol kesimin en keskin seslerinden biri olmasının yanında '1 Mayıs'tan dolayı davalı olan Karaca için Türkiye'ye dönmek, sonu belirsiz bir dehliz gibi gözüküyordu. Olaylar duruluncaya ve kendi iç huzuruna kavuşuncaya dek Almanya'da kalmaya karar verdi.

Almanya'daki konser çalışmalarını belli bir kadroyla yürütmek amacıyla 'Orient 77' adlı bir grup kurdu. Topluluk, gitarda Fehiman Uğurdemir, basta Ralph Manhoper, klavyelerde Sefa Pakelli ve davulda Saim Battaloğlu'ndan oluşuyordu.

Bu grupla konserlerini veren Karaca, Alman basınından çoğunlukla olumlu eleştiriler almasına rağmen hakkında çıkan yazıların hemen hepsinde sürgündeymiş izlenimi veriliyordu. Hatta bazıları açık seçik böyle olduğunu iddia ediyordu. Karaca bunları tekzip etmeye çalışsa da Alman basını inatla bu iddiaları sürdürmekteydi.

Bunun yanında Türk gazetelerinden bazıları da Karaca'ya karşı benzer bir olumsuz tavır takınmışlardı. Tüm bunlar cereyan ederken Almanya'da geçimini sağlamak üzere bir plakçı dükkanı açtı Karaca. Yalnız bu macerası kısa sürdü.

"Evet, hem plak, kaset hem de enstrüman ve kitap sattığım bir dükkan açmıştım." diyor Karaca, "Ama ben çoğunlukla kendi zevkimi yansıtan ve zaten Türkiye'de de kendine pazar bulabilen kitap veya kasetleri getirtmiştim ama tutmadı. Oradakilerin aradığı şeyler çoğunlukla çok başka şeylerdi. Adam geliyor Abdullah Papur falan istiyor Bende yok tabi!"

Aynı yazıda Karaca'nın Almanya'ya iltica talebinde bulunduğu yazıyor.

Karaca ise "Bu çok saçma bir şey" diyor. "Çok kısıtlı sayıda insanın alabildiği bir pasaport olan Birleşmiş Milletler pasaportu verilmişti bana."
Karaca dükkanı zar zor yürütürken Orient 77 ile konserler vermeye devam ediyordu. İşte bu sıralarda Karaca'nın 1987'ye dek süren Almanya sürgününün fitilini ateşleyen olay meydana geldi!

1981 senesinin Şubat'ında Hafta Sonu gazetesinin ilk Şubat sayısında "Cem Karaca garip hesaplar peşinde" şeklinde bir manşet göze çarpıyordu. Baştan aşağı asparagas iddialarla dolu bu haberin en saçma tarafı da, Karaca'nın Selda'yla beraber 1979'un 1 Mayıs'ında katıldığı yürüyüşte çekilen megafonlu resmin "Geçenlerde düzenlenen bir yürüyüşte, elinde mikrofon sanatçıyı göstericilere direktifler yağdırırken görenler: "Cem liderliğe oynuyor!" demişler. Ama neyin liderliği, işte düğüm noktası burada!" ifadesinde bir yazıyla anlamlandırılmış olmasıydı.

Daha birçok iddianın bulunduğu bu haberi ciddiye alan 12 Eylül yönetimi, Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı aracılığıyla bir bildiri yayınladı ve Şanar Yurdatapan, Melike Demirağ, Sema Poyraz, Selda Bağcan ve Cem Karaca'ya yurda dönüp teslim olmalarını aksi takdirde vatandaşlıktan çıkarılacaklarını ihtar etti.

Yurdatapan ve Demirağ çağrıya uymazken zaten Türkiye'de olan Selda teslim oldu. Hakkında çıkan haberler ve halen davası süren "1 Mayıs" marşı yüzünden en fazla töhmet altında olan isim, Cem Karaca'ydı. Karaca, sıkıyönetimin siyasi suçlular ve özellikle solcular üzerindeki hoşgörülü (!) uygulamalarından haberdardı.

Dolayısıyla kendini Almanya'dan aklama girişiminin daha akılcı olacağını düşündü ve katıldığının, Almanya'da yasal olarak kutlanan masum bir 1 Mayıs mitingi olduğunu ve sözkonusu fotoğrafın 12 Eylül'den önce çekildiğini belgelerle kanıtlamaya çalıştı. Sıkıyönetim ise 15 Temmuz 1981'e dek ülkeye dönmesi için vakit vermişti. Gönderilen belgeler sonuçta bir işe yaramadı ve verilen tarihte yurda dönmemiş olan Cem Karaca Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Bu acı karar da kendisine direkt bildirilmedi. "Ben Almanya'da değil Uruguay'da da olabilirdim" diyor Karaca, "Ve bunu asla öğrenemezdim. Almanya'da Türkler için her gün yayın yapan Köln'de bir Türk radyosu var. Bir de haftada bir televizyon yayını yapan bir kanal var, Türk gazeteleri var. Bunu oradan öğrendim." Bu haber Karaca için gerçekten bir yıkımdı tabii. Suların durulup bazı şeylerin yoluna girmesi için gittiği Almanya'da artık gerçek bir sürgün hayatı sürdürmesi gerekiyordu. Belli bir Anayasa ile beraber daha istikrarlı günlerin geleceği aşikârdı ama halen sıkıyönetim baştaydı. Beklemeye karar verdi.

Karaca'nın vatandaşlıktan çıkarılması Almanya'daki yaşantısını da etkiledi. Zaten zar zor giden dükkan, malum haberden sonra iyice zarara girmeye başlamıştı. Dükkanı kapatmayı düşündüğü günlerden biri senet tahsili için gelen yetkili kişiye "Şurada sıralı tüm kasetler, plaklar borcumu karşılıyor mu?" demiş Karaca. "Evet karşılar" yanıtını alınca aldım senedi "bu iş tamamdır" diyerek yırttım. Adama da "ne alırsan al" dedim; yanımdaki çocuğa da kasada kalmış yirmi-otuz mark'ı verdim, "sen de gidebilirsin" dedim. İkisi de çıktıktan sonra dükkanın içinden kapattım kapıyı, "kapalıdır" levhasını dışarı çevirdim ve sigaramı yakarak içeride öylece oturdum."

Dükkan macerası böyle biten Karaca'yı, oradan tanıştığı Türk arkadaşları da görmezden gelir, sokakta gördüklerinde yollarını değiştirir olmuşlardı. Bunun yanında eşi Feride'yle de arası halen düzelmemişti. Dükkan açıkken sırtına bağlamaları ve kitapları yüklenerek gelen ve her defasında oğluna dönmesi için ısrar eden Toto Karaca'nın ısrarları da iflah etmiyordu. 1980 senesinde vefat eden babasının cenazesine bile gidememiş olan Karaca, tam anlamıyla bir sürgün hayatı yaşamaya başlamıştı, hem de en ağırından.

1982 senesinde yerli bir albüm yapmaya karar verdi. Vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra tüm eserleri yasaklanan Karaca, bu albümü tabi ki Türkiye'de çıkaramazdı. Bu yüzden Almanya'da bulunan Fehiman Uğurdemir'in düzenlemelerini yapacağı albümü Almanya'da Türküola firmasından çıkarmak üzere anlaştı. "Hasret" albümüne benzer bir müzikal yapıyı barındıran bu albüm 1982 sonbaharında "Bekle Beni" adıyla kaset halinde Almanya'da yayınlandı.

Almanya'da Yeşiller'in çağrısıyla katılmış olduğu bir "Barış Turnesi" projesinden sonra çıkan bu albümde "Hasret" albümünün devamı niteliğinde görülen parçalarla karşılaşıyoruz. Yalnız Karaca'nın bu albümde çevresine ve Türkiye'ye "Almanya'dan baktığı" açıkça hissediliyor ve iyice durulmuş şarkı söyleme tarzını oradaki Türklere yönlendirdiği görülüyordu. Müzikalite olarak "Hasret" ayarında olan albümün en ilgi çeken parçaları "Şu Entegrasyon Dedikleri" , "Bekle Beni" , "Nem Alacak Felek Benim" ve "Oğluma" olarak sıralanabilir. Edirdahan'dan sonra Almanya'ya yerleşip orada bir stüdyo kuran Fehiman Uğurdemir'in aranjörlüğünü ve gitaristliğini üstlendiği albümdeki duygu yoğunluğunun doruğa ulaştığı parçalar da zaten bunlardı.

Bu albüm çok ilgi görmedi. Bu sıralarda Almanca'sını epey ilerletmiş olan Karaca, Almanya'daki Türklere yapılanları, televizyona, radyoya çıkarılıp Türkiye aleyhine konuşturulan solcu Türkleri de tabi ki yakından izliyordu.

1984 senesinde de bir Alman plak şirketine, bu izlenimlerinin bazılarını aktardığı, 1980 sonrası çıkardığı albümlerin belki de en ilginci olan Almanca bir albüm yaptı: "Die Kanaken" Bu albüm, aslında aynı adı taşıyan bir müzikli oyunun albümleştirilmiş haliydi. "Oyunda ben de rol almıştım" diyor Cem Karaca, "Albümde de bu oyunun müzikleri vardı. Ama oyunda kornolarla, kemanlarla, flütlerle çalınan müziği albümde daha elektrifiye, daha rock hale getirdik." "Bekle Beni" Almanya'daki Türklere Türkler'in penceresinden bakarken "Die Kanaken"de daha çok Almanlara hitap eden bir söylemle karşılaşıyoruz.

Müzik olarak ise geniş bir yelpaze hakimdi tüm albüme. "Orient Express" ve "Ayşe, Meral, Semra" da şansonvari vokaller ve yumuşak piyano hatları, reggae havasındaki "Schrüffler" , "Total Geschlauct" ta hard rock'a yakın motifler ve açılıştaki "Mein Deutscher Freund" ın zurnamsı gitar nağmeleri, albümün oyun müziği kimliğini açık ediyordu. En ilginç parça da "Es Kamen Menschen An" dı. Kendimce Cem Karaca'nın 1980 sonrası albümleri arasında en beğendiğim albüm olan "Die Kanaken" hiç fena satmadı ve şüphesiz çok sağlam bir albümdü.

1983 senesindeki genel seçimlerden galip çıkan Anavatan Partisi" Dört eğilimi birleştirmek" parolasıyla yola çıkmış ve epey kalabalık bir takipçi kitlesi oluşturmuştu. Kandan, karmaşadan ve istikrarsızlıktan bıkan toplumun önemli bir kısmı bu yaklaşımı kabul ederken yeni kurulan hükümet 1984 gibi liberalizmden söz etmeye başlamıştı.

Nereden gelip nereye gittiğinin, kim olduğunun, 70'lerde üstlendiği rolün nedenine nasılına, kısacası varoluşuna dair bir kimlik arayışına girdi Karaca Almanya yıllarında. Kendince sağlıklı sonuçlara vardı ve 1986'da ülkeye dönmeye karar verdi. Çünkü "Türkiye'ye liberalizm geldi ve ben de yerimi artık almalıyım" diyordu. l987'nin yazında, yedi senelik bir sürgünden sonra Cem Karaca Türkiye'ye Turgut Özal'ın desteğiyle geri döndü.

"Ben dönerken sanıldığı gibi bana kimse güvence vermedi" diyor Karaca, "Türkiye Devleti prenslik mi krallık mı? Bu ülkenin arazisi, kanunları var ve 141, 142, 163'üncü Anayasa maddeleri o zaman hâlâ geçerliydi."

Cem Karaca'nın onca yıldan sonra Türkiye'ye dönmesi ve bu dönüşün (kendi kontrolü dışında da olsa) Turgut Özal'ın liberalizm şovuna dönüşmesi, özellikle yakınları arasında çok karışık duygularla karşılanmıştı.

Bir yanda onbir yaşına gelmiş ve dört yaşından beri görmemiş duğu oğlu Emrah ve annesi Feride, bir diğer yanda yıllarca Almanya-Türkiye arasında mekik dokuyan ve oğul hasreti sona eren Toto Karaca varken Cem Karaca'nın diğer çoğu arkadaşları da bambaşka duygular içindeydi. Aşık Mahsuni Şerif, "Cem'e Toto teyzeyle beraber kaç kez dil döktük, ağladık dönmesi için. Biz değil, Turgut Özal ona daha yakın geldi" diyerek kırgınlığını belirtirken Selda da 1981'de açılan davada Karaca'nın bulunmamasını kınıyor, "Gelmesi gerekirdi. O'nun hesabını burada ben verdim. Beni de aramadı" diyerek kırgınlığını belirtiyordu.

Cem Karaca'nın yurda döndükten sonra yapması gereken en önemli iş kuşkusuz vatandaşlık hakkını geri kazanmasıydı. Türkiye'ye geldiği gibi avukatı Turgut Kazan'la beraber Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi'ne giden ve başarılı geçen duruşmanın ardından aklanıp vatandaşlığını da geri alan Karaca için artık yepyeni bir başlangıç sözkonusuydu.

(sayfa: 138-144)

GÖKHAN AYA, BİR CEM KARACA KİTABI, 1.BASKI, İSTANBUL 1998, ADA YAYINCILIK

Duvar Kâğıdı: [ 1024/768 ] [ 800/600 )

eXTReMe Tracker