Burak San ~ 11 Şubat 2004
Aah... Aah... "Bir Of Çeksem karşıki dağlar yıkılır" mı desem, "Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm, gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?" diye yollara düşüp arasam mı?
Pazar sabahı kalkıp televizyonu açtığımda ilk önce idrak edemedim alt yazıyı. "Cem Karaca öldü" yazıyordu. Nasıl yani "öldü?". Eşime seslendim "Cem Karaca ölmüş" diye... Sonrası garip. Telefonlar aldım "başın sağolsun" mukabili, sanki ailemden "Emmoğlu" ölmüş gibi anam babam, arkadaşlarım aradılar, taziyeleri kabul ettim. Bu kadar mı işlemişti Muhtar Cem Karaca hayatıma?
Sizin yazdığınız ilk yazıyı "daha iyisi asla yazılamaz" diye arşivimde saklıyordum. Sanki ben yazmışım gibi, sanki beraber oturmuşuz da kaleme almışız gibi... 33 yaşında bir 12 Eylül çocuğu olarak 80'lerin ortasından itibaren bana yoldaş olan Cem Karaca'nın varlığını, onun o nev-i şahsına münhasır çocuk tarafını, dingin duruşunu akabinde birdenbire patlayan o coşkulu yanını, el hareketlerini, davudi sesini, şusunu, busunu, her şeyini şöyle bir düşünüyorum da cevabını buluyorum sorduğum sorunun...
Kardeşimi trafik kazasında kaybettiğimde "Obur Dünya" yı dinleyip Binali Selman 'ın zurnasına da ağladım, "Bir köşeye savrulmuş, buruş buruş ceketim" dediğinde müziği kısıp "sensiz ellerim üşür, içerime kar yağar" diye ağıtta yaktım. İstanbul'a geldiğimde dilimde "Mor Perşembe" vardı, evlendiğimde "Bu Son Olsun" .
Nicesi gibi dağ gibi bir adamı kırgın, yorgun, bezgin bir şekilde o çok sevdiği anacığı ve babacığının yanına uğurladık. Şimdi artık ne dersek diyelim, hangimiz doğru düzgün sahip çıkabildik son 17 senesinde hakkınca, hak ettiği gibi? Öldüğünden beri teybe koyup da dinleyemedim. Niye bilmem. Sıra sıra duruyorlar. Bugün yaşadıklarımız, Popstarıydı püsürüydü gösteriyor ki muhtemelen 30 sene sonra şu an doğmamış çocuklarım o albümlere bakıp "Baba Cem Karaca da kim?" deyip kinayeli sorular soracaklar. Kime ne dert anlatacağız ki? Biz de "gözleri yaşlı, dudakları titrek bir hayalden arta kalan hatıra" der geçeriz belki.