Patronsuz Medya

Zerzevatın megafonla satılmadığı yıllar

Bülent Karaköse - 9 Şubat 2014  


- Yükseliiikaa! Ben Tino'ya yemek götüreceğim, Natâlino evde yalnız kalmasın, çocukları gönder oyun oynasınlar…

İtalyan asıllı komşumuz Ninâ Teyze anneme 'Yükselika' diye seslenirdi… Kulağımıza hoş geldiği için, çocuk oluşumuzun da verdiği muziplikle, annemin de hoş görüsüne sığınarak biz de zaman zaman anneme 'Yükselika' diyorduk.

Yer Tarlabaşı.

Komşumuz Macar müzisyen Korçi Amca'nın kemanın sesiyle uyandığım, 12 Eylül Askeri Darbesi'nin olmadığı ve İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın Tarlabaşı'nı talan etmediği, zerzevatın megafonla satılmadığı yıllar… Yoğurtçuların çanlarından çıkan melodilerin sokakları neşelendirdiği yıllar; Merkep sırtında sızma zeytinyağı satıldığı yıllar…

Altmışlı yılların başlarında işsizlik ve yoksulluk Anadolu insanının iş, aş bulma umuduyla Batı'ya göç etmesini zorunlu kılmış, ailem de bu zorunlu göçten nasibini alarak Tunceli'den Tarlabaşı'na göçmüş.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Tarlabaşı'ndaki insan zenginliği, dil, din, ırk çeşitliliği hayal gücümü zorlamama neden olmuş ve Tarlabaşı'ndan bir karikatür sanatçısı olarak çıkmıştım.

Tarlabaşı'nın yoksul bir kaç Türk ailelerindendik. Annem şeker çuvallarından perdeler, babam meyve, sebze sandıklarından döşekler yapmışlardı. Koço kasap, bakkal Lambo, manav Kirkor hiçbir zaman yoksulluğumuzu hissettirmemişlerdi.

Aleko, Antranik, Natalino, Yani, Dimitro çocukluk arkadaşlarımdan birkaçıydı. Onlarla koşup, onlarla terliyordum. Onların bana öğrettikleri Rumca, Ermenice, İtalyanca küfürlerle büyüyordum. (O zamanlar Bedri Rahmi'nin 'İnsan en azından üç dil bilmeli, üç dilde ana avrat dümdüz gidebilmeli' şiirini bilmiyordum.)

Annem çarşıya pazara gittiğinde göz kulak olmaları için bizleri Madam Niça'ya ya da Ursula Teyze'ye gönül rahatlığıyla bırakırdı.

Yaz tatili için bizler köylerimize, komşularımızsa anayurtlarına giderlerdi. Komşularımızın tatil dönüşlerini kardeşlerimle dört gözle beklerdik. Çünkü döndüklerinde hiçbir zaman elleri boş dönmezler, bütün mahalle çocuklarına en güzel oyuncakları getirirlerdi. Bu oyuncaklar 'Made İn İtaly', 'Made in Grece', 'Made in Israel' etiketliydi. Yoksulluğumuz, onların sayesinde çağı yakalamamıza engel değildi.

Yoksul mahalle sakinlerinin de izleyebilmeleri için Tino Amca aldıkları televizyonu yaşadıkları evin terasına kurmuştu. Yaz akşamları, hafta sonları birçok mahalle sakini evimizin balkonunda toplanıp, karşımızdaki komşumuzun televizyonundan faydalanırdı.

Tino Amca'nın bu inceliğini çocuk yaşımda kavrayabilmiş değildim.

Macar asıllı keman virtüözü Korçi Amca ise okuduğu kitapları, dergileri bizlere vererek kültürel alanda beslenmemizi tamamlardı.

Bir gün onların buraları terk edeceklerini ve bu tatlı rüyanın kabusa dönüşerek son bulacağını hiç düşünmemiştim.

Onlar paskalyalarıyla, krismıslarıyla, renkli yumurtalarıyla ve çörekleriyle çocukluğumuzun damağında bir tat bıraktılar. Onlar bizlere nasıl Avrupalı olunacağını öğrettiler.

Onları zorunlu göçe zorlayan ne işsizlik ne de yoksulluktu. Ülkemizde geleneksel olarak on yılda bir yapılan darbeler, sindirme ve yıldırma politikaları o güzel insanları yerlerinden etti. Onları ülkemizde tutabilseydik, Avrupa Birliği'ne ve AB'ye girebilmek için uyum paketlerine ihtiyacımız olacak mıydı?

(2003, Tophane)

diYorum

 

81
Derkenar'da     Google'da   ARA